SARAY

سراى
Müellif:
SARAY
Müellif: İLYAS KEMALOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 04.06.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/saray--sehir
İLYAS KEMALOĞLU, "SARAY", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/saray--sehir (04.06.2020).
Kopyalama metni
Cengiz Han’ın oğlu Batu Han tarafından II. Kıpçak seferi dönüşünde İdil (Volga) nehrinin sol kıyısındaki bir düzlükte kurulmuştur. Şehir Altın Orda Devleti’nin ortasında ve büyük ticaret yolu üstünde bulunduğundan çok kısa zaman içerisinde gelişmiş ve İdil Bulgarları’nın başşehri Bulgar’ın yerini alarak bölgenin en önemli siyasî merkezi olmuş, aynı zamanda Türkistan, İran, Anadolu, Bizans, Rus knezlikleri, Ceneviz ve Orta Avrupa’dan gelen tüccarların buluştuğu bir yer olması sebebiyle büyük bir ticarî merkez haline gelmiştir. Dönemin kaynaklarında Batu Han’a atfen Sarây-ı Batu diye zikredilen şehir ayrıca Sarây-ı Berke ve Sarây-ı Cedîd adlarıyla da anılır. Bu husus Saray şehriyle ilgili farklı görüşlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Sarây-ı Batu ile Sarây-ı Berke’nin aynı şehir olduğu, Sarây-ı Cedîd’in ise yeni bir şehir olup Özbek Han zamanında (1313-1340) kurulduğu ileri sürüldüğü gibi (Morgan, s. 142) Sarây-ı Berke’nin Sarây-ı Cedîd olduğunu söyleyenler de vardır (Fedorov-Davıdov, s. 79; Muhamadiyev, s. 158-159; Yakubovskiy, s. 84). Bununla birlikte Sarây-ı Batu’nun zamanla Sarây-ı Berke adını almış olma ihtimali yüksektir. Zira buranın tam bir şehre dönüşmesi Berke Han zamanına (1256-1266) rastlar. Kesin bilinen nokta ise gerek Sarây-ı Batu’nun gerekse Sarây-ı Berke ve Sarây-ı Cedîd’in Altın Orda’nın başşehri olmasıdır.

Saray şehrinin adını ilk defa 1254’te Fransisken rahibi William Rubruck zikreder. Ona göre burası Batu Han tarafından yeni inşa edilmiş olup adı da buradaki saraya dayanır. Hanların oturduğu bu saraya Altuntaş denmektedir. Ömerî’ye göre bu muhteşem sarayın üzerinde 2 Mısır kantarı ağırlığında bir altın hilâl bulunmaktaydı. Saray ihata duvarları ve bazı binalarla çevriliydi. Bu binalarda kışın hanlığın ileri gelen emirleri oturur, yazın ise hanla birlikte Hanlık Ordası’na geçerlerdi (Tiesenhausen, s. 386-388). Berke Han’ın İslâmiyet’i kabul etmesi ve İslâm ülkeleriyle ilişkiler geliştirmesi üzerine şehirde cami, medrese, türbe, kervansaray, hamam vb. yapılar inşa edilmeye başlanmıştır (Yegorov, s. 74). Hârizm mimarisinin etkisi altında kalan Saray aynı zamanda ilim merkezi haline gelmiştir. Saray şehrinde Rus Ortodoks kilise ve piskoposluğu da vardı (Gumilöv, s. 485).

İbn Battûta’nın nakline göre Sarây-ı Berke’nin çarşıları ve sokakları mâmur olup evlerin arasında viran yerler yoktu. Şehir o kadar geniş sahaya yayılmıştı ki seyyah etrafını atla sabahtan akşama kadar ancak dolaşabilmişti. Etnik gruplar (Türk, Moğol, As, Çerkez, Rum, Rus) ayrı semtlerde yerleşmişti; on üç cuma camii, her semtin çarşı, pazar ve imalâthaneleri mevcuttu. Saray’da bakır eşya imal eden maden atölyeleri vardı. 1922’de Ballod ve Tereşenko’nun Saray’da yaptıkları kazıda kiremit ve kerpiç sobalar bulunmuştur. Bu da Saray’da seramik ve maden sanatının bu devirde geliştiğini göstermektedir Ayrıca şehirde terzihane ve deri işleme atölyelerinin olduğu ispatlanmıştır (Tereşenko, II [1854], s. 89-105). Yapılan kazılar sonucu şehrin 10 km2’lik bir alanı kapladığı tesbit edilmiştir.

Berke Han ile birlikte Altın Orda’da başlayan şehirciliğin gelişme süreci XIV. yüzyılın ilk yarısında Özbek ve Canbeg hanlar zamanında da sürdü. Bazı kaynaklara göre Sarây-ı Cedîd 1330’larda inşa edildi ve Canbeg Han zamanında (1342-1357) en erken 1340’lı yıllarda yeni başşehir haline geldi. Burası 75.000 nüfusu ve yayıldığı alanla XIV. yüzyılın ortalarında Avrupa’nın en büyük şehirlerinden biriydi (Yegorov, s. 74-75). 1360’ta Altın Orda’da başlayan ve yirmi yıl süren taht mücadeleleri şehirlerin gelişmesini engelledi. 1395-1396’da vuku bulan Timur’un seferi Saray dahil olmak üzere birçok Altın Orda şehrinin sonunu getirdi (Nizâmeddîn-i Şâmî, s. 199). Altın Ordalılar, Büyük Moğol İmparatorluğu ve diğer vârisleri gibi şehirleri uçsuz bucaksız bozkırların ve süvari birliklerinin koruduğuna inandıklarından şehirlerin etrafı surlarla çevrili değildi.

Timur’un seferlerinden sonra Sarây-ı Cedîd harabeye dönerken Sarây-ı Batu varlığını 1578 yılına kadar devam ettirdi. Bu tarihte Korkunç İvan’ın oğlu Fedor’un emriyle Saray şehri tamamen yıkıldı (Yegorov, s. 75). Saray şehirlerinin kalıntısı olarak Volga’dan ayrılan Aktübe (Aktepe) suyu kenarında yer alan iki şehir harabesi kabul edilmektedir ki bunlar bugünkü Tsarev ve Selitrennoye’dır (İA, X, 206-207). Bu kalıntılardan ikincisinin Astarhan’dan yaklaşık 125 km. uzaklıkta olup Eski Saray’a (Saray Batu, Sarây-ı Batu) işaret ettiği belirtilir. Sarây-ı Cedîd ise Eski Saray’ın yaklaşık 125 km. kuzeyindedir.

BİBLİYOGRAFYA
W. von Rubruk, Moğolların Büyük Hanına Seyahat: 1253-1255 (trc. Ergin Ayan), İstanbul 2001, s. 62; İbn Battûta, Seyahatnâme (trc. A. Sait Aykut), İstanbul 2004, I, 517-518; Nizâmeddîn-i Şâmî, Zafernâme (trc. Necati Lugal), Ankara 1987, s. 199; W. de Tiesenhausen, Altınordu Devleti Tarihine Ait Metinler (trc. İsmail Hakkı İzmirli), İstanbul 1941, s. 386-388; F. Ballod, Starıy i Novıy Saray, Stolitsı Zolotoy Ordı, Kazan 1923; G. A. Fedorov-Davıdov, Obşestvennıy Stroy Zolotoy Ordı, Moskva 1973, s. 79; D. Morgan, The Mongols, Oxford 1986, s. 142; A. G. Muhamadiyev, “Zolotaya Orda”, Materialı Po İstoriyi Tatarskoğo Naroda, Kazan 1995, s. 136-185; A. Yu. Yakubovskiy, Altın Ordu ve Çöküşü (trc. Hasan Eren), Ankara 2000, s. 84; L. N. Gumilöv, Drvenyaya Rusy i Velikaya Stepy, St. Petersburg 2001, s. 485; A. Tereşenko, “Okonçatelynoye İssledovaniya Mestnosti Saraya s Oçerkom Sledov Deştikıpçakskoğo Tsarstva”, Zapiski Akademiyi Nauk, II, Moskva 1854, s. 89-105; V. Yegorov, “Saray, Sarayçik, Bahçisaray”, Rodina, III-IV, Moskva 1997, s. 72-77; W. Barthold, “Batu”, İA, II, 351-353; a.mlf., “Saray”, a.e., X, 206-207; T. T. Allsen, “Saray”, EI2 (İng.), IX, 41-44.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2009 yılında İstanbul'da basılan 36. cildinde, 121-122 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER