ŞEBTÛN

شبطون
ŞEBTÛN
Müellif: ALİ HAKAN ÇAVUŞOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 25.02.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sebtun
ALİ HAKAN ÇAVUŞOĞLU, "ŞEBTÛN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sebtun (25.02.2020).
Kopyalama metni
Endülüs’te pek çok âlim yetiştiren Filistin kökenli Benî Ziyâd el-Kurtubiyyûn ailesinden olup sahâbeden Hâtıb b. Ebû Beltea’nın soyundandır. Dedesi Ziyâd, Endülüs’ün fethi sırasında Reyye (Rayyo) bölgesinin (bugün Malaga) Cartama şehrine yerleşti (İbn Hazm, s. 423; Taha, s. 147). Babası Abdurrahman, Kurtuba’ya (Cordoba) taşındı ve Şebtûn orada doğdu. Şebtûn (Tâcü’l-ʿarûs, “şbṭ” md.) ya da Şebetûn (Safedî, XV, 16; İbn Hacer el-Askalânî, I, 395) şeklinde okunan lakabı muhtemelen Filistin’de dedelerinin yaşadığı köyün adından gelmektedir (Filistin, Lübnan ve Suriye’de yer adı olarak kullanılan Şebtîn, Şibtîn ya da Şebtûn için bk. Hasan Ni‘met, s. 79, 313; Lûbânî, s. 145; Şihâbî, s. 203; krş. EI2 [İng.], IX, 165).

Ailenin Kurtuba kolunun atası ve ilme yönelen ilk üyesi olan Şebtûn, Şam bölgesinden gelip Endülüs’e yerleşen ve aynı zamanda kayınpederi olan Muâviye b. Sâlih el-Hadramî’den ilk eğitimini aldıktan sonra hac ve ilim amacıyla Doğu’ya gitti. Mâlik b. Enes ve Leys b. Sa‘d başta olmak üzere Mûsâ b. Ali b. Rebâh, Ebû Ma‘şer es-Sindî, Süleyman b. Bilâl, Abdurrahman b. Ebü’z-Zinâd, Süfyân b. Uyeyne gibi âlimlere öğrencilik yaptı. Doğu’ya Endülüs Emîri I. Hişâm döneminde (788-796) (Huşenî, Aḫbârü’l-fuḳahâʾ, s. 95) ve bir rivayete göre 173 (789) yılında (İbnü’l-Kūtıyye, s. 62) gittiği, ikincisi hocası Muâviye b. Sâlih’le birlikte olmak üzere iki defa hac yolculuğu yaptığı, her ikisinde de Mâlik’in derslerine katıldığı belirtilir (Huşenî, Kuḍâtü Ḳurṭuba, s. 34; Kādî İyâz, I, 350). Muâviye b. Sâlih ile Doğu’da ders aldığı Mûsâ b. Ali b. Rebâh (ö. 163/779) ve Ebû Ma‘şer es-Sindî’nin (ö. 170/787) vefat tarihleri göz önüne alındığında ilk yolculuğunun I. Hişâm döneminden önce gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

el-Muvaṭṭaʾın yanı sıra Mâlik b. Enes’in fıkhî görüşlerini içeren bir mesâil derlemesiyle (semâu Ziyâd) birlikte Kurtuba’ya dönen Şebtûn, kaynaklarda Evzâî mezhebinin hâkim olduğu Endülüs’e ilk defa İmam Mâlik’in fıkhını/mezhebini taşıyan kişi olarak tanıtılır (Humeydî, s. 202; Dabbî, s. 280; Makkarî, II, 45). Şebtûn’un ardından en iyi öğrencisi Yahyâ b. Yahyâ el-Leysî, onun teşviki ve sağladığı maddî imkânlarla Medine’ye giderek Mâlik’le görüştü ve el-Muvaṭṭaʾın en son şeklini Endülüs’e getirdi. el-Muvaṭṭaʾı Mâlik’ten dinleyen son öğrencilerinden olmasının yanı sıra Endülüs’te elde ettiği ilmî ve siyasî otoritenin de etkisiyle Yahyâ’nın rivayeti Endülüs ve Mağrib coğrafyasında vaktiyle kendisinin de râvisi olduğu Şebtûn nüshasını gölgede bıraktı, ardından bütün İslâm dünyasında en meşhur el-Muvaṭṭaʾ rivayeti haline geldi. Ancak Yahyâ, el-Muvaṭṭaʾın “Kitâbü’l-İʿtikâf” bölümünün büyük bir kısmını artık ölüm döşeğinde olan Mâlik’ten dinleyemediği ya da şüpheye düştüğü için Şebtûn’dan rivayet etti (İbnü’l-Faradî, I, 183; İbn Abdülber en-Nemerî, Temhîd, XI, 189-190; el-İstiẕkâr, X, 294). Kaynaklarda bu kısmın “Kitâbü’l-İʿtikâf”ın son üç babı olduğu belirtilmekle birlikte mevcut el-Muvaṭṭaʾ nüshalarında altı babdan meydana gelen bölümün son dört babının Şebtûn’dan nakledildiği görülmektedir (I, 419-431). Huşenî, Yahyâ’nın Endülüs’e dönünce hocası Şebtûn’un yanına giderek durumu arzettiğini ve hocasının kendi el-Muvaṭṭaʾ nüshasındaki ilgili sayfaları kesip ona verdiğini nakleder (Aḫbârü’l-fuḳahâʾ, s. 348-349).

Kendisinden önce Gāzî b. Kays’ın Mâlik’le görüştüğü ve ilk defa el-Muvaṭṭaʾı Endülüs’e getirdiği kabul edilmekle birlikte Şebtûn ondan yaklaşık yirmi yıl sonra Mâlik’le görüştü ve onun ekleme ve çıkarmalar yaparak sürekli geliştirdiği eserinin daha gelişmiş bir halini rivayet etti (Kādî İyâz, I, 348; Makkarî, II, 46). Mâlik’in fıkhını Endülüs’e ulaştırmada önceliğin Şebtûn’a verilmesi, el-Muvaṭṭaʾın gelişmiş halini rivayet etmesi kadar Mâlik’in ve muhtemelen diğer Medine fukahasının fıkhî görüşlerini ilk defa yazılı olarak Endülüs’e getirmesi ve bu malzemeyi esas alıp fıkhî faaliyetlerde bulunmasından kaynaklanmaktadır (Kādî İyâz, I, 349). Medine’de “Endülüs’ün fakihi” lakabıyla tanınması, Endülüs’ün onun sayesinde fıkıhla tanıştığına dair öğrencisi Yahyâ b. Yahyâ’nın abartılı değerlendirmesi ve diğer öğrencisi İbn Habîb es-Sülemî’nin tâbiîn sonrası Endülüslü fakihler listesinin başına onu koyması Şebtûn’un daha çok bir fakih diye öne çıktığını gösterir. Endülüs’ün ilk muhaddis-fakihlerinden Muhammed b. Îsâ el-A‘şâ el-Meâfirî’nin Şebtûn’un ilmini hafife alan ifadelerini (a.g.e., I, 353), ehl-i hadîsin erken dönem Endülüs Mâlikîleri’ne fıkhî meselelerde hadisten çok Mâlik ve öğrencilerinin fetvalarını (mesâil) esas almalarından dolayı yönelttiği eleştiriler kapsamında değerlendirmek mümkündür (Fierro, Estudios, V, 89; Çavuşoğlu, VII/3 [2004], s. 72).

Devlet yöneticilerine karşı mesafeli tavrı sebebiyle dönemin önde gelen zâhidlerinden sayılan Şebtûn, Emîr I. Hişâm’ın ısrarla yaptığı kadılık teklifini geri çevirdi. Kaynaklarda ısrar ve baskı sebebiyle Kurtuba’dan kaçtığı ve I. Hişâm’ın eman vermesi üzerine geri döndüğü rivayetinin yanı sıra görevi kabul etmesi halinde yöneticilerin haksız uygulamaları konusunda tâvizsiz davranacağını belirttiği için vezirlerin emîri vazgeçirdiklerine dair rivayetler de bulunmaktadır. Öte yandan I. Hişâm’ın kendisine saygı gösterdiği ve ikramda bulunduğu, görüşlerine itibar ettiği (Kādî İyâz, I, 351-352), Şebtûn’un da hocası Mâlik’e ondan övgüyle bahsettiği, bunun üzerine Mâlik’in kendilerine de böyle bir yönetici nasip etmesi için Allah’a dua ettiği nakledilir (Makkarî, I, 337). Dinî hayatı oldukça bozuk olup babası I. Hişâm’ın aksine fukahanın etkisini kırmaya çalışan I. Hakem’e karşı 189 (805) ve 202 (817-18) yıllarında Yahyâ b. Mudar el-Yahsubî, Yahyâ b. Yahyâ el-Leysî ve Îsâ b. Dînâr gibi Mâlikî fakihlerinin öncülüğünde gelişen ve siyasî nüfuzlarının daha da artmasıyla sonuçlanan isyanlarda (Fierro, The Islamic School of Law, s. 62-63; Herrûs, s. 56, 58-61) Şebtûn’un isminin geçmemesi dikkat çekicidir. En azından bunların ilkinde hayatta olduğu kesindir.

Şebtûn’un vefat tarihi kaynakların çoğuna göre 193 (808-809), Huşenî’ye göre 194, İbnü’l-Faradî ve İbn Hazm’a göre 204’tür (819-20). Hocası Muâviye b. Sâlih’in kızı Humeyde ile evlenen Şebtûn’un soyu oğulları Ahmed ve Muhammed’le devam etmiş, aileden pek çok âlim ve kadı yetişmiştir. Bunlar arasında oğlu Ahmed b. Ziyâd, yeğeni Âmir b. Muâviye b. Abdüsselâm, torunu Ziyâd b. Muhammed b. Ziyâd ile onun oğlu Ahmed b. Ziyâd sayılabilir. Endülüs’te Şebtûn’un ailesi dışında muhtemelen yine Filistin kökenli iki ayrı Benî Ziyâd ailesi daha bulunduğundan bu farklı ailelere mensup bazı meşhur âlimler zaman zaman birbirine karıştırılmaktadır (örnekler için bk. Huşenî, Ḳuḍâtü Ḳurṭuba, s. 87; İbn Saîd, I, 150; İbn Ferhûn, s. 90; Benî Ziyâd aileleri ve mensupları hakkında bk. Taha, s. 147, 242; Fierro, Estudios, V, 85-141). Karışıklığa sebep olan bir diğer husus, İmam Mâlik’in Ziyâd ya da Şebtûn isimli daha başka Endülüslü öğrencilerinin varlığıdır. Bu sebeple Ziyâd Şebtûn, Tuleytula (Toledo) kadılığı yapmış olan Şebtûn b. Abdullah el-Ensârî ile karıştırılmıştır (İbn Seyyidünnâs, II, 183).

Endülüs Mâlikîliği’nin oluşumunda belirleyici olan isimler, Şebtûn’un öğrencilerinden Yahyâ b. Yahyâ ve İbn Habîb’in yanı sıra Îsâ b. Dînâr ve Muhammed b. Ahmed el-Utbî’dir. Bunlardan İbn Habîb daha ziyade Mâlik’in Medineli öğrencisi İbnü’l-Mâcişûn’un, diğer üçü ise Mısırlı öğrencisi İbnü’l-Kāsım’ın görüş ve rivayetlerini esas almış ve Endülüs Mâlikîliği’ne hâkim rengini veren İbnü’l-Kāsım olmuştur. Dolayısıyla Mâlik’in görüşlerinin ve Medine fıkhının Endülüs’te tanınmasında önemli katkısı olduğu anlaşılan Şebtûn’u Endülüs Mâlikîliği’nin kurucularından biri olarak tanımlamak güçtür. Zira kaynaklarda Yahyâ b. Yahyâ el-Leysî, İbn Habîb es-Sülemî ve Kāsım b. Hilâl el-Kaysî’den başka öğrencisinden bahsedilmediği gibi, Şebtûn gerek el-Muvaṭṭaʾın gerekse Mâlik’in fıkhî görüş ve fetvalarının rivayeti konusunda Endülüs’te kaynak râvi durumunda değildir (Çavuşoğlu, VII/3 [2004], s. 60-61). Nitekim Utbî’nin Mâlikî fıkhının temel kaynakları (ümmühât/devâvîn) arasında yer alan el-Müstaḫrece adlı eserini büyük ölçüde günümüze taşıyan el-Beyân ve’t-taḥṣîl’de Semâʿu Ziyâd’a sadece bir defa atıfta bulunulur (İbn Rüşd, II, 227; ayrıca üç yerde Şebtûn’un görüş ya da rivayetine yer verilir: I, 51, 186; X, 214). Buna karşılık İbnü’l-Kāsım’ın Mâlik’ten rivayetleriyle (semâu İbni’l-Kāsım) Îsâ b. Dînâr ve Yahyâ b. Yahyâ’nın İbnü’l-Kāsım’dan rivayetleri (semâu Îsâ b. Dînâr ve semâu Yahyâ) söz konusu eserin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Öğrencisi İbn Habîb’in zamanımıza ulaşan eserlerinde ise Şebtûn’a hiç atıfta bulunulmaz. İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî’nin IV. (X.) yüzyıla kadar oluşmuş Mâlikî fıkıh birikimini aktarmaya çalıştığı en-Nevâdir ve’z-ziyâdât’ında sadece üç yerde kaynak verilmeksizin Şebtûn’un Mâlik’ten rivayeti nakledilir (bk. bibl.). Emîr I. Hakem döneminde kadılarca fetvaları esas alınan isimler arasında Îsâ b. Dînâr’ın yanı sıra Şebtûn’un da yer aldığına dair bir rivayet bulunmakla birlikte (İbn Saîd el-Mağribî, I, 146) Endülüs’ün fakihi unvanının Îsâ b. Dînâr için kullanılır olması Şebtûn’un sonraki nesiller üzerindeki etkisinin zayıfladığını gösterir. İbn Abdülberr’in İmam Mâlik’in önde gelen fakih öğrencileri arasında Şebtûn’a yer vermemesi de oldukça dikkat çekicidir (el-İntiḳāʾ, s. 92-113). Mâlikîliğin Endülüs’ün resmî mezhebi ve Endülüslü kimliğinin bir parçası haline gelmesini sağlayan siyasal ve sosyal gelişmelerde en önemli kişinin Yahyâ b. Yahyâ el-Leysî olduğu düşünüldüğünde Şebtûn’un Endülüs Mâlikîliği’ne en büyük katkısının Yahyâ’nın yetişmesindeki rolü olduğu söylenebilir (Fierro, Estudios, V, 114).

Şebtûn’un el-Muvaṭṭaʾ rivayeti dışında Semâʿu Ziyâd adıyla bilinen bir fetva/mesâil derlemesi vardır. Şebtûn bu derlemeyi öğrencilerine okutmuş ve muhtemelen fetvalarında esas almıştır. Yahyâ b. Yahyâ’nın bu derlemeyi Mâlik’in meşhur öğrencilerinden İbnü’l-Kāsım ve Abdullah b. Nâfi‘ ile birlikte gözden geçirip bazı düzeltmeler yaptığı anlaşılmaktadır (Huşenî, Aḫbârü’l-fuḳahâʾ, s. 366; Kādî İyâz, I, 353, 541). Semâʿu Ziyâd’ın meşhur âlim ve tarihçi Ebü’l-Arab et-Temîmî’ye (ö. 333/945) ait bir nüshasından alışveriş konularıyla ilgili dokuz sayfalık bir parça Miklos Muranyi tarafından Kayrevan’daki el-Mektebetü’l-atîka’da bulunmuş, ancak henüz neşredilmemiştir (İbn Abdülber, İḫtilâfü aḳvâli Mâlik ve aṣḥâbih, s. 95). Kaynaklardaki ifadeler Semâʿu Ziyâd’ın Şebtûn’un bizzat Mâlik’ten naklettiği fıkhî görüşlerden oluştuğunu düşündürse de (Huşenî, Aḫbârü’l-fuḳahâʾ, s. 95; Kādî İyâz, I, 349, 353) Ebü’l-Arab et-Temîmî’ye ait nüshanın günümüze ulaşan parçası incelendiğinde Mâlik’in öğrencileri arasında adı geçen Medine fukahasından Osman b. Kinâne’den rivayetlerin de yer aldığı görülür (İbn Abdülber, İḫtilâfü aḳvâli Mâlik ve aṣḥâbih, s. 95). Kādî İyâz, Şebtûn’un Kitâbü’l-Câmiʿ adında çok bilgi ihtiva ettiği söylenen bir kitabı daha olduğunu kaydeder (Tertîbü’l-medârik, I, 353). Mâlik’ten edindiği ilmi tek bir kitapta topladığına dair kayıtlar dikkate alındığında (Huşenî, Aḫbârü’l-fuḳahâʾ, s. 95) Şebtûn’un bütün ilmî birikimini yansıtan daha zengin muhtevalı başka bir eserinin olduğu düşünülebilir. Bazı kaynaklarda Endülüs tarihçisi İbn Beşküvâl’in eserleri arasında sayılan Aḫbâru Ziyâd Şebṭûn (Safedî, XIII, 370; Zehebî, Târîḫu’l-İslâm, s. 259) onun biyografisine dair bir menâkıb kitabı veya onun rivayetlerini toplayan bir eser olabilir.

BİBLİYOGRAFYA
Mâlik b. Enes, el-Muvaṭṭaʾ (nşr. Beşşâr Avvâd Ma‘rûf), Beyrut 1417/1997, I, 419-431; İbn Habîb es-Sülemî, et-Târîḫ (nşr. J. Aguadé), Madrid 1991, s. 178; Muhammed b. Hâris el-Huşenî, Ḳuḍâtü Ḳurṭuba ve ʿUlemâʾü İfrîḳıyye (nşr. İzzet Attâr el-Hüseynî), Kahire 1372, s. 14, 19, 33-34, 46, 87, 90-92, 130-133, 148-154, 160-162; a.mlf., Aḫbârü’l-fuḳahâʾ ve’l-muḥaddis̱în (nşr. M. L. Ávila – L. Molina), Madrid 1992, s. 24, 95-98, 119, 246, 279, 335, 348-349, 366; İbnü’l-Kūtıyye, Târîḫu iftitâḥi’l-Endelüs (nşr. İbrâhim el-Ebyârî), Kahire 1410/1989, s. 62; İbn Ebû Zeyd, en-Nevâdir ve’z-ziyâdât (nşr. Abdülfettâh M. el-Hulv v.dğr.), Beyrut 1420/1999, XI, 54; XII, 412; XIV, 266; İbnü’l-Faradî, Târîḫu’l-ʿulemâʾ ve’r-ruvât li’l-ʿilm bi’l-Endelüs (nşr. İzzet Attâr el-Hüseynî), Kahire 1408/1988, I, 33, 39, 43, 182-184, 248, 397; II, 6, 137-138, 175, 899; İbn Hazm, Cemhere, s. 423; İbn Abdülber en-Nemerî, et-Temhîd (nşr. Mustafa b. Ahmed el-Alevî), Tıtvân 1406/1985, XI, 189-190; a.mlf., el-İstiẕkâr (nşr. Abdülmu‘tî Emîn Kal‘acî), Beyrut 1414/1993, X, 294; a.mlf., el-İntiḳāʾ (nşr. Abdülfettâh Ebû Gudde), Beyrut 1417/1997, s. 92-113; a.mlf., İḫtilâfü aḳvâli Mâlik ve aṣḥâbih (nşr. Hâmid M. Lahmer – M. Muranyi), Beyrut 2003, s. 95; Muhammed b. Fütûh el-Humeydî, Ceẕvetü’l-muḳtebis (nşr. Muhammed b. Tâvît et-Tancî), Kahire 1372/1952, s. 52, 116, 202-203, 221, 319-320; İbn Rüşd, el-Beyân ve’t-taḥṣîl (nşr. M. Haccî), Beyrut 1404/1984, I, 51, 186; II, 227; X, 214; Kādî İyâz, Tertîbü’l-medârik, I, 26, 347-353, 355-356, 509, 535-537, 541; II, 16-20, 27, 31; Dabbî, Buġyetü’l-mültemis, s. 168, 280, 304; İbn Saîd el-Mağribî, el-Muġrib, I, 39, 44, 146, 150, 153; İbn Seyyidünnâs, ʿUyûnü’l-es̱er (nşr. Muhammed el-Îdü’l-Hatrâvî – Muhyiddin Müstû), Medine 1413/1992, II, 183; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, VI, 406; VII, 161-163; IX, 311-312; XII, 102-103; a.mlf., Târîḫu’l-İslâm: sene 571-580, s. 259; Safedî, el-Vâfî, XIII, 370; XV, 16-17; Burhâneddin İbn Ferhûn, ed-Dîbâcü’l-müẕheb (nşr. Me’mûn b. Muhyiddin el-Cennân), Beyrut 1417/1996, s. 90, 193-194; İbn Hacer el-Askalânî, Nüzhetü’l-elbâb fi’l-elḳāb (nşr. Abdülazîz b. Muhammed b. Sâlih es-Sedîdî), Riyad 1409/1989, I, 395; Makkarî, Nefḥu’ṭ-ṭîb, I, 337, 399; II, 45-46; Abdulwahid Dhanun Taha, The Muslim Conquest and Settlement of North Africa and Spain, London 1989, s. 147, 242; M. Isabel Fierro, “Tres Familias Andalusies de Epoca Omeya Apodadas Banû Ziyâd”, Estudios Onomástico-Biográficos de al-Andalus (ed. M. Marin – J. Zanon), Madrid 1992, V, 85-141; a.mlf., “Proto-Malikis, Malikis and Reformed Malikis in al-Andalus”, The Islamic School of Law: Evolution, Devolution and Progress (ed. P. Bearman v.dğr.), Cambridge 2005, s. 58-59, 61-64; a.mlf., “S̲h̲abṭūn”, EI2 (İng.), IX, 165; B. Ossendorf-Conrad, Das K. al-Wāḍiḥa des ʿAbd al-Malik b. Ḥabīb, Stuttgart 1994, s. 157-228; Hasan Ni‘met, Mevsûʿatü’l-müdün ve’l-ḳura’l-Lübnâniyye, [baskı yeri yok] 1996 (Dâru Avn), s. 79, 313; Mustafa el-Herrûs, el-Medresetü’l-Mâlikiyyetü’l-Endelüsiyye ilâ nihâyeti’l-ḳarni’s̱-s̱âlis̱i’l-hicrî, Muhammediye 1418/1997, s. 35-61; A. Carmona, “The Introduction of Malik’s Teachings in al-Andalus”, The Islamic School of Law: Evolution, Devolution and Progress, s. 44-46; Hüseyin Ali Lûbânî, Muʿcemü esmâʾi’l-müdün ve’l-ḳura’l-Filisṭîniyye, Beyrut 2006, s. 145; Kuteybe eş-Şihâbî, Muʿcemü’l-mevâḳıʿi’l-es̱eriyye fî Sûriyye, Dımaşk 2006, s. 203; Ali Hakan Çavuşoğlu, “Endülüs’te Re’y-Hadis Mücadelesi”, İslâmiyât, VII/3, Ankara 2004, s. 60-61, 72.
Bu madde ilk olarak 2010 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 38. cildinde, 398-400 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.