SECCADE - TDV İslâm Ansiklopedisi

SECCADE

السجّادة
Müellif:
SECCADE
Müellif: NEBİ BOZKURT
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.09.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/seccade
NEBİ BOZKURT, "SECCADE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/seccade (19.09.2021).
Kopyalama metni
İlk dönem kaynaklarında, Türkiye’de namazlağ veya namazlık da denilen yaygının Arapça adı seccâdeye (secdeden) rastlanmaz. Ancak bazı muahhar kaynaklar, ilk dönemlerde üzerinde namaz kılınan halı-kilim türü yaygılardan seccade olarak söz eder. Hz. Peygamber’in, üzerinde namaz kıldığı hurma lifinden dokunmuş küçük hasır kaynaklarda humre (örtü) adıyla geçmektedir (Buhârî, “Ṣalât”, 21; Müslim, “Mesâcid”, 270). Abdullah b. Ömer’in bir halı seccadesi (tınfise) olduğu rivayet edilir (Müsned, II, 56). İbn Teymiyye, İmam Mâlik’in, Abdurrahman b. Mehdî’nin Medine’ye geldiğinde mescide bir seccade sermesini hoş görmediğini ve onu bid‘at saydığını söyler (el-Fetâva’l-kübrâ, II, 33). Abbâsî Veziri Hâmid b. Abbas’ın yolculuğa çıktığında beraberindekilerle birlikte namaz kılmak için yanında 400 seccade bulundurduğu bilinmektedir (İbnü’l-Cevzî, VI, 180). İbn Kesîr’in nakline göre 583’te (1187) Kudüs fethedilince Mescid-i Aksâ temizlenip kandiller asılmış ve seccadeler (büsût) serilmiştir (el-Bidâye, XII, 324).

En yaygın seccade tipi halı seccadedir ve günümüze ulaşan en eski örnekleri, 1905’te F. R. Martin tarafından Konya Alâeddin, 1930’da R. M. Riefstahl tarafından Beyşehir Eşrefoğlu camilerinde keşfedilen ve “Konya grubu” denilen Anadolu Selçuklu halılarıdır (DİA, XV, 255). Üçü bütüne yakın, diğerleri parça halinde olan bu halılar (TİEM, nr. 681, 683, 685, 688, 689, 692, 693; Konya Müzesi, nr. 1034) XIII. yüzyıla tarihlenmektedir. Daha sonraki yüzyıllarda seccadeler halı grupları içinde farklı bir sınıf oluşturmuştur. Bunlar Uşak, Gördes, Ladik, Kula gibi dokundukları yerin farklı özelliklerini yansıtmakla beraber (bk. HALI) boyutları ve halının diğer motifleriyle bütünlük arzeden mihrap, kandil, Kâbe resmi, yazı gibi süslemeleriyle ayrılırlar ve ait oldukları yöreye göre de “mihraplı Gördes”, “kandilli Gördes” gibi adlar alırlar. Bazı seccadelerde mihrapların yanlarında sütunçeler bulunur ve bu seccadelere halk arasında, sütunçeler nargile marpucuna benzetilerek “marpuçlu seccade” denilir. Bazı örneklerde de alnın secdeye geldiği yere yerleştirilerek içine âyetler yazılan dikdörtgen bölüm “âyetlik”, ayak kısmına düşen benzer bölüm ise “tabanlık” olarak adlandırılır. Seccadeler bir kişinin namaz kılacağı şekilde planlandığı gibi benzer desenlerin tekrarıyla elde edilen, camiler için dokunmuş tek veya çift sıralı saf seccadesi şeklinde de yapılmaktadır.

Mevcut en eski seccade örneklerinden biri XV. yüzyıla aittir ve Sivrihisar Şeyh Baba Yûsuf Tekkesi’nde bulunmuştur. 1,28 × 3,11 m. ölçülerinde olan bu saf seccadesinde koyu mavi zemin üzerine iki sıra, uçları ok başı biçiminde sonuçlanan üçgenlerden oluşturulmuş on altı mihrap yer alır. Mihraplar yan yana dizilmiş sandukaların cepheden görünüşünü hatırlatmaktadır. Bordür kûfîli olup köşeli “S” motiflerinin tekrarlandığı zincir şeklinde ince sularla çevrilidir. XV. yüzyıla ait diğer bir seccade Konya Kılıcarslan Kümbeti’nden alınmıştır. Kahverengi tabii yünden zemin üzerinde, araları birbirine bağlı üçer uzun altıgenle doldurulan şeritler birleşerek mihrabı meydana getirmiştir. 1,29 × 0,86 m. boyutlarındaki seccadeyi sarı üzerine yeşil ince kûfîli bir bordür çevreler.

XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı saray halılarına dayanan saf seccadelerinin çeşitli örnekler halinde bol miktarda yapıldığı görülmektedir. Bunlar konturlu mihrapları, değişik renk ve motifleriyle çok cazip kompozisyonlar meydana getirmiştir. Mihrap zemini çoğunlukla zengin dolgu motifleriyle süslenmiştir. Bazı örneklerde ayağın geleceği yerlere simetrik rûmîlerin süslediği ikişer taban, mihraba da ince zarif zincirlerle asılmış işlemeli kandil motifi yerleştirildiği görülür. Bazan bahar dalları, lâle, karanfil, gül ve sümbül motifleri zemini doldurur ve insanda bir çiçek bahçesinde namaz kılıyormuş duygusu uyandırır (Aslanapa, s. 152).

Kurt Erdman saray halılarının en güzel örneklerini seccadelerin teşkil ettiğini ve lâle, karanfil, sümbül gibi üç karakteristik Türk çiçeğinin verilişindeki natüralizm ile tabiattan uzak palmet ve rozet çiçeklerinin usta bir desen ve kompozisyon sayesinde ortaya koyduğu birliğin yüksek bir sanat seviyesini gösterdiğini söyler. Yavuz Sultan Selim tarafından Tebriz’den getirilen ustaların katkılarını kastederek bunların kökte İran’a dayanmasına rağmen tamamen kendine özgü olduğunu belirtir (15. Asır Türk Halısı, s. 112).

Sarayda dokunan seccadelerin bir kısmı yazılı saray halısı türündedir. Kanûnî Sultan Süleyman’ın Mevlânâ Türbesi’ne hediye ettiği ince yün iplikle dokunmuş, 180 × 116 cm. ebadındaki seccade bunlar hakkında genel bir kanaat vermektedir (DİA, XV, 257). Bu seccadelerin en önemli farkları üst bordürlerinde Âyetü’l-kürsî, Nûr sûresinin 35. âyeti, namazla ilgili âyetler, lafza-i celâl, esmâ-i hüsnâ, besmele, kelime-i tevhid ve tekbir gibi yazıların yer almasıdır. XVII. yüzyıldan itibaren saray seccadeleri eski zarifliğini kaybetmiş, desenlere eski özen gösterilmemiştir. Ancak daha sonra yaklaşık bir buçuk asırlık bir geçmişi bulunan Hereke fabrikalarında yenilenen teknik, desen ve inceliklerle bu tür halıların çok kaliteli örnekleri üretilmiştir. Topkapı Sarayı’nda yer alan Hereke seccadeleri mihrap zemini madalyonlu, madalyonlu Uşak kompozisyonlu, mihrap zemini geometrik, mihrap zemini ince kıvrık dallı, kandilli, mihrap zemini rûmîli, bulut motifli ve vazolu gibi gruplara ayrılabilir. Bordürlerine sülüs ve ta‘likle âyetler yazılıp köşelerine kûfî madalyonlar yerleştirilenlerin yanında yazısı çok az olanlar da vardır.

Anadolu’da seccadeleriyle ünlü merkezlerin başında yer alan Uşak’ta XVI. yüzyıldan XIX. yüzyılın sonuna kadar değişik türde seccadeler dokunmuştur. Gördes düğümlü bu seccadeler genelde kırmızı, kareye yakın büyük boyda ve uzun saçaklıdır. Bu yüzyıllar içinde motifler gelişerek devam etmiş ve Batılı ressamların ilgisini çekmiştir. Sade mihrap nişi zemini bazan bir madalyon ve kandil motifi ile süslenmiş, bazan kıvrık dallar, çiçek, yaprak, ibrik gibi dolgularla zenginleştirilmiştir. Mihrap ve bordür zemini çok defa aynı renklerin kullanıldığı örnekler de vardır; zeminleri beyaz Uşak seccadelerine de rastlanır. Gördes seccadeleri saray halılarından geliştirilmiştir ve en zengin grubu oluşturur. Belirgin kontürlü mihrap kemeri yüksek ve ince kademeli, mihrap zemini lâcivert, mavi, kırmızı veya yeşildir. İki yanda mihrap şamdanlarına işaret eden çiçekli birer marpuç motifi yer alır. Hepsinde mutlaka âyetlik ve tabanlık bulunmaktadır. İnce çizgiler halindeki mihrap nişinin kenarları ince dişli zikzaklarla çevrili olup içinden genellikle sümbüller ve küçük çiçekler sarkar. Çift mihraplı olanlara muhtemelen daha çok çeyiz için hazırlandıklarından “kız Gördes” denir. Kula seccadelerinde mihrap daha sade olup üçgen şeklinde, düz veya ince kademelidir. Üstte âyetlik yer alır; bordürler ince şeritler halindedir. Ladik seccadeleri Osmanlı saray seccadelerinin özellikleri ile kendi bölge karakterini en iyi kaynaştıran seccadelerdir. Bunlarda tabanlık veya âyetlik yerlerinde bazan uzun saplı lâle, çiçek yahut ağaç motifleri sıralanır. Anadolu’da Milas, Bergama, Kırşehir, Mucur, Sivas, Yağcıbedir gibi daha birçok yörenin kendine has yöresel halı motiflerini yansıtan çok değerli seccadeleri vardır ve bunların yer yer birbirlerinden etkilendiği görülmektedir.

Dağıstan, Kazak ve Şirvan gruplarına ayrılan Kafkas seccadeleri daha çok geometrik süslemelidir. Bunların arasında Dağıstan seccadeleri işçiliği ve diğer özellikleri itibariyle öne çıkar. Orta Asya’da Buhara, Semerkant, Hindistan’da Agra, Fetihpûr, Lahor ve Afganistan-Belûcistan bölgesi önemli seccade yapım merkezleridir. Hindistan bölgesi seccadelerinde bitkisel motifler önemli bir yer işgal eder. İran’da seccade çeşitleri fazla değildir. Bunlardan XVI. yüzyıla ait önemli bir saf seccadesi örneği parçası Museum für Islamische Kunst Berlin’dedir (Envanter nr. I, 66/62; bk. Spuhler, s. 83, 84, lv. 81).

Seccadeler kilim, cicim, sumak türü dokuma veya kemhâ, saten yahut etamin gibi kumaş türünden dokuma desenli veya nakış işlemeli de olmaktadır. Kilim seccadeler daha çok iliklidir ve yörelerinin motif özelliklerini yansıtır. Bunların da tekli, iki mihraplı ve saf seccadesi türleri vardır. Erzurum veya Kars’ta dokunmuş Kafkas kökenli üçlü bir kilim saf seccadesi Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde muhafaza edilmektedir (Envanter, nr. 1747). Günümüze ulaşan en değerli kumaş seccadeler saray seccadeleridir. Bunlar da Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki örneklerinde görüldüğü gibi (nr. 13/1537, 13/1543) saray halı ve kilim seccadelerinin desen özelliklerini taşır. Anadolu seccadeleri içinde post motifi işlenmiş olanlara da rastlanmaktadır. Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde bulunan bir XVII. yüzyıl Konya seccadesinde (Envanter, nr. 352) lâle, rûmî ve çengel motifleriyle süslenmiş bordürlerin ortasındaki zemini küçük baklava beneklerle süslü bir post motifi kaplamaktadır (bk. Türk El Dokuması Halılar: Katalog, I, nr. 61).

BİBLİYOGRAFYA
el-Muvaṭṭaʾ, “Vuḳūtü’ṣ-ṣalât”, 13; , I, 169, 394, 395, 396; İbn Ebû Şeybe, el-Muṣannef (nşr. Kemâl Yûsuf el-Hût), Beyrut 1409/1989, I, 352; Müsned, I, 269, 308, 320, 358; II, 56; III, 132, 149, 164; IV, 254; Belâzürî, Fütûh (Fayda), s. 396; İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, VI, 180; İbn Teymiyye, el-Fetâva’l-kübrâ, Beyrut, ts. (Dârü’l-ma‘rife), II, 33; İbn Hacer el-Askalânî, Fetḥu’l-bârî (nşr. Abdülazîz b. Abdullah b. Bâz), Beyrut, ts. (Dârü’l-ma‘rife), I, 430; İbn Kesîr, el-Bidâye, XII, 324; Azîmâbâdî, ʿAvnü’l-maʿbûd, Beyrut 1415, I, 303; II, 252; Kurt Erdmann, 15. Asır Türk Halısı (trc. H. Taner), İstanbul, ts. (İÜ Edebiyat Fakültesi Yayınları), s. 85, 87, 93, 112; F. Spuhler, Die Orientteppiche im Museum für Islamische Kunst Berlin, München 1987, s. 37, 38, 83, 84, lv. 16, 18, 81; Oktay Aslanapa, Türk Halı Sanatı’nın Bin Yılı, İstanbul 1987, s. 145 vd., 152, 153 vd., 179 vd., 193 vd.; a.mlf. – Ayşe Fazlıoğlu, Düğümün Son Halkası: Osmanlı Sarayı Halıları, İstanbul 2007, s. 104 vd.; Oktay Aslanapa, “Seccâde”, İA, X, 305-306; Nazan Ölçer, Türk ve İslam Eserleri Müzesi: Kilimler, İstanbul 1988, s. 146, 147; Zeki Sönmez, “Prayer Rug Weaving Tradition in Turkey and Prayer Rugs of Milas”, Traditional Carpets and Kilims in the Muslim World Past, Present and Future Prospects (ed. Nazeih Taleb Maarouf), İstanbul 2002, s. 437, 438, 439, 440, 441, 442, 443, 444; Türk El Dokuması Halılar: Katalog, Ankara 2006, I, nr. 4, 61, 99; II, nr. 108; III, nr. 303, 307, 309; IV, nr. 315; Ülkü Bilgin, “XIX. Yüzyıl Seccadeleri”, Sanat Dünyamız, sy. 17, İstanbul 1979, s. 18 vd.; Hülya Tezcan, “Topkapı Sarayındaki Halı Seccadeler”, Türkiyemiz, XIII/38, İstanbul 1982, s. 20 vd.; a.mlf., “Osmanlı Saray Yaygıları; Nihaliler, Seccadeler, Yolluk ve Duvar Askıları”, Kültür ve Sanat, I/1, Ankara 1988, s. 50 vd.; A. J. Wensinck – [Margaret Hall], “Sad̲j̲d̲j̲āda”, EI2 (İng.), VIII, 740-742; A. Knysh, “Sad̲j̲d̲j̲āda”, a.e., VIII, 742-745; Nebi Bozkurt, “Halı”, DİA, XV, 255, 257; a.mlf., “Kilim”, a.e., XXVI, 3, 4, 5.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2009 yılında İstanbul’da basılan 36. cildinde, 269-271 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER