ŞEHİR KETHÜDÂSI - TDV İslâm Ansiklopedisi

ŞEHİR KETHÜDÂSI

Müellif:
ŞEHİR KETHÜDÂSI
Müellif: ŞENOL ÇELİK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 07.05.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sehir-kethudasi
ŞENOL ÇELİK, "ŞEHİR KETHÜDÂSI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sehir-kethudasi (07.05.2021).
Kopyalama metni
Osmanlı Devleti’nde şehir veya kasaba diye adlandırılan kaza merkezi konumundaki yerleşim birimlerinde daha çok malî konularda devletle halk arasındaki ilişkileri sağlayıp vergilerin ve çeşitli harcamaların halka tevzi, ayrıca tahsil işlerini gören, genelde seçim yoluyla iş başına gelmiş yönetici olan şehir kethüdâları arşiv belgelerinde ve kadı sicil kayıtlarında “şehir kâhyası, kasaba kethüdâsı / kâhyası, falanca şehrin / kasabanın kethüdâsı, vilâyet kethüdâsı, şehir vekili” olarak da geçer. Konya’da bir dönem “şehir emini”, Urfa, Ergani gibi şehirlerde “melik”, Mısır bölgesinde “şeyhü’l-beled”, Tunus’ta “medine ve varoş şeyhleri”, Karaferye’de “varoş kethüdâsı” adlarıyla da anılmıştır. Şehir kethüdâları İstanbul şehremininden menşe, tayin ve yetki açısından farklı olduğu gibi Bağdat, Budin, Denizli, Edirne, Halep, Kahire ve Konya’daki eminliklerden de ayrı bir kurumdur. Bununla birlikte 1728 ve 1755-1756 yıllarında Manisa örneğinde görüldüğü gibi aynı kişinin iki görevi üstlendiği dikkati çeker.

Şehir kethüdâlığı görevine benzer memuriyetler daha önceki Türk ve İslâm devletlerinde de mevcuttur. Anadolu Selçukluları döneminde iğdişbaşılar (emîr-i iğdişân) XII ve XIII. yüzyıllarda özellikle büyük şehirlerdeki maliye memurlarını nitelemektedir. Devlet görevlilerinin yanı sıra şehir halkını da temsil eden iğdişbaşıların vergi yazma ve toplama başlıca görevleridir. Osmanlılar’da şehir kethüdâlığının ne zamandan beri var olduğu konusunda açık bilgiler yoktur. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri mevcut bulunduğu birçok araştırmacı tarafından kabul edilmekle birlikte sınırlı ve yetersiz olan kuruluş dönemi kaynakları bunu doğrulamaktan uzaktır. Öte yandan bazı çalışmalarda bu görevin Kanûnî Sultan Süleyman döneminde başladığı ileri sürülür. Ancak 21 Ramazan 893 (29 Ağustos 1488) tarihli Gediz Şaphânesi Yasaknâmesi ile 906 (1501) tarihli Ahkâm Defteri’nde geçmesi bunun doğru olmadığını gösterir. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında ahî teşkilatının şehirlerde üretim, muhafaza ve yönetim gibi birçok alanda söz sahibi olduğu dikkate alınırsa şehir kethüdâlarının XIV. yüzyılda Ahîliğin zayıflayıp etkinliğini kaybetmesiyle birlikte zamanla teşkilâtlandığı ve güçlendiği söylenebilir.

Şehir kethüdâları eşraf ve âyan denilen, devletle reâyâ arasında hem ahalinin temsilcisi, hem de padişah emirlerinin reâyâya ulaşmasında ve uygulanmasında resmî görevlilerin yardımcısı konumunda olan grup içerisinde yer almıştır. Şehrin ileri gelenleri diye tanımlanan bu grup aralarından birini şehir kethüdâsı seçer. Ehl-i örf zümresi içinde bulunan şehir kethüdâlarının ağa, çelebi, efendi, hacı, hoca, molla, beşe, seyyid, hâfız, şeyh gibi lakap ve unvanlar aldıklarına bakılırsa her meslek grubundan ve toplumun farklı kesimlerine mensup kişilerin şehir kethüdâlığı yaptığı ileri sürülebilir. Fakat daha çok ağa, çelebi gibi tüccar kökenlilerinin bu göreve getirildiği görülür. Bunlar, şehir ve kasabalarda halk ile devlet arasında aracı hizmeti gördüklerinden bir bakıma halkın vekili diye nitelendirilmişlerdir. Nitekim birçok berat kaydında şehir halkının ilgili kişiyi kendilerine vekil kıldığı belirtilmiştir. Seçimle iş başına geldikleri için bugünkü belediye başkanlarına benzetildikleri gibi şehir yöneticilerine yerellik kattıkları da iddia edilmiştir.

Şehir küthüdâlarının tayini için nasıl bir seçim yapıldığı bilinmemekle beraber daha çok şehir ileri gelenlerinin ve halkın isteği ön plandadır. Bu şekilde belirlenen kişinin resmen tayini kadının ve bazan sancak beyinin arzı üzerine merkezden berat alındıktan sonra gerçekleşirdi. Nâdiren hassa harç emini ya da voyvoda arzı ile de tayin edilirdi. Kethüdâlık için özel bir şartın aranmadığı anlaşılmaktadır. Şehir ileri gelenleriyle halkın onu istemesi ve ondan memnun olması yeterlidir. Birçok tayin beratında şehir kethüdâsının “ehl-i vukūf ve müstakim ve dindar ve kethüdâlık uhdesinden gelir kimesne” olduğuna, halkın kendisinden “hoşnut ve razı ve şükranlığı”na ya da kısaca kethüdâlığa lâyık olduğuna vurgu yapılmıştır. İki kişinin şehir kethüdâlığına başvurması halinde eğer ortada yolsuzluk gibi bir suç yoksa daha önceki şehir kethüdâsının yerinde kalması, sebepsiz yere değişikliğe gidilmemesi öngörülmüştür. Ancak bunun uygulanması her zaman kolay olmamıştır. İki kişi arasındaki çekişme şehrin yönetici kesimini ve halkını ikiye bölüp sık sık yapılan şikâyetler sebebiyle biri diğeri lehine görevi bırakmak zorunda kalmıştır. Fakat sakin geçen mücadelede şehir halkının tercihi her zaman merkezce kabul görmüştür. Şehir kethüdâlarının görev süreleri konusunda herhangi bir sınırlama yoktur. Hizmetlerinde ihmalin görülmesi, iş yapamayacak derecede yaşlanmaları, şehir âyan ve halkının istememesi, en önemlisi de yolsuzluğa karışmaları, şehir halkı ve ileri gelenlerinin talepleri doğrultusunda görevden alınmalarına yol açabilir. Şehir kethüdâlarının yaşlılıkları ya da ölümleri halinde görevlerinin çok defa oğullarına intikal ettiği, feragat halinde kardeşlerine de geçtiği belirtilir.

Şehir kethüdâları aslen vergi yükümlüsü halktan (reâyâ) olmakla birlikte resmî görevli haline geldikleri için hizmetlerinden dolayı kanunnâmelerde doğancı, derbend, köprücü, çeltikçi, tuzcu ve ortakçılar gibi askerî zümreden sayılır. Genellikle bu zümreler gibi avârız vergisinden muaf tutulmuşlar, görevden ayrılmaları durumunda yeniden avârız yükümlüsü olmuşlardır. XV ve XVI. yüzyıllarda şehir kethüdâsı tayinlerinde kethüdâların hizmetleri karşılığında hiçbir ücret almamaları gerektiği belirtilmiştir. Ancak daha sonraki dönemlerde bunlara aylık, altı aylık ve yıllık ücret ödendiği ve bunun tevzi defterlerine işlendiği görülür. Bu ücret şehirlere göre değişmektedir.

Her ne kadar şehir kethüdâlarının bütün şehirlerde var olduğu genel kabul görmüşse de bu yargıyı kesinleştirecek tutarlı kaynaklar bulunmaz. Ancak ticarî hacmi gelişmiş, vergilendirilebilir nüfusu artmış, buna bağlı olarak mükellefler arasında karışıklığın çıkması muhtemel kaza merkezlerinde şehir kethüdâlarının mevcut bulunduğu ileri sürülebilir. Bunun yanında te’dib seferleri ve teftişler dolayısıyla devlet görevlilerinin sıkça uğradığı, elçilerin geçtiği kaza merkezlerinde de şehir kethüdâlarının var olduğu görülür. XVII. yüzyıl ortalarına ait önemli bilgiler aktaran Evliya Çelebi uğradığı şehir ve kasabalardaki dizdar, subaşı, muhtesip, voyvoda, bâcdâr ve haraç emini gibi görevlileri sayarken birçok defa şehir kethüdâsını da belirtmiştir. İncelenen çok sayıdaki arşiv belgesi ve şer‘iyye sicilinde kaza merkezlerinde şehir kethüdâsı olarak bir kişinin görev yaptığı görülmektedir. Atina, Kayseri ve Mardin gibi bazı şehirlerde “kefere kethüdâsı” diye adlandırılan ve şehir kethüdâsı gibi görev yapan ikinci bir kethüdâya daha rastlanmaktadır. İki kethüdânın bulunduğu şehirlerdeki masraf defterlerinde giderler nüfusa taksim edilip ödeme yapılırken şehrin müslüman ve hıristiyan hissesi şeklinde iki eşit dilime bölünmüş, bunların ücretleri ayrı ayrı hesaplanıp ödenmiştir. Şehir kethüdâlarının bilinen yardımcıları yoktur. Kendileri, benzer görevleri mahallelerde yerine getiren ve yine seçimle belirlenen mahalle kethüdâlarının başı konumunda olduklarından birçok defa onlarla ve mahalle imamlarıyla birlikte çalışırlardı. Bilhassa resmî görevlilerin ve konukların ağırlanmasında pazarcıbaşının çok yardımı olurdu. Bunların yanı sıra nâdir de olsa şehir kethüdâlarına bağlı olarak kolcuların varlığı dikkati çeker.

Şehir kethüdâlarının görev alanlarına gelince, XV ve XVI. yüzyıl arşiv kayıtlarından kethüdâların görev alanlarının şehir ve kasabalarla sınırlı olduğu, nahiye ve köylere karışmayacakları anlaşılmaktadır. Şehir kethüdâlarının ilk dönemden itibaren temel görevleri örfî vergilerin tahsilinde halk ile devlet arasında aracılık olduğundan hükümetin toptan istediği vergi şehir halkının servetlerine ve statülerine göre dağıtılıp toplanırdı. Şehir kethüdâları bu görevi kadı ve esnaf temsilcilerinden oluşan bir heyetle veya daha geniş katılımlarla yaptıkları gibi vergilerin esnafa ve mahallelere dağıtımını bizzat kendileri yapar, kimlerin vergiden muaf tutulacağını belirlerdi. Devlet tarafından talep edilen yükümlülüklerin şehirliye adaletli şekilde dağıtımının yanı sıra işlerin sıraya konması, bu yükümlülüklerle ilgili halkın dileklerinin merkeze iletilmesi, şehirde darlık ve sıkıntı çekilmemesi gibi görevler de şehir kethüdâsına ait görünmektedir.

Özellikle XVII. yüzyıldan itibaren ve ağırlıklı olarak XVIII. yüzyılda şehir kethüdâlarının vergi tevzi ve tahsilinin yanında başlıca görevleri ulak ve mübâşir gibi şehre uğrayan kamu görevleriyle sefere çıkan, eşkıya takibi yapan askerî birliklerin, göreve gidip gelen vali, mutasarrıf, mütesellim ve bunların kethüdâlarının barınma ve beslenmelerini sağlamak, menzil veya ulak beygiri tedarik etmek olmuştur. Şehirde mütesellimin ikamet ettiği sarayın bakım ve onarımı, mütesellimin çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması ile şehirden geçen elçilerin ağırlanması da şehir kethüdâsının vazifesiydi. Kethüdâlar ağırladıkları görevlilere yapacakları harcamaları ya kendi keselerinden hemen öder ve daha sonra bu meblağı taksitle halktan alırlar ya da bakkal ve kasap gibi esnafa borçlanırlardı. Kethüdâların masrafların defterini tutup bunları kadı sicillerine kaydettirmeleri gerekirdi. Altı aylık sancak giderleri belirlenirken kadı önünde şehir kethüdâsının karşıladığı masraflar yeniden gözden geçirilerek vergi dağıtım defterlerine eklenirdi.

Şehir kethüdâları asıl görevleri dışında başka işler de yaparlardı. 21 Ramazan 893 (29 Ağustos 1488) tarihli Gediz Şaphânesi Yasaknâmesi’nde kadı nezâretinde Bursa şehir kethüdâsının muhtesiple birlikte Bursa’ya gelen Gediz ve Karahisar şapının satış yasağını denetlediği görülür. Bu yasaknâme, şer‘iyye siciline yazıldıktan sonra onunla muamele etmesi için şehir kethüdâsının elinde bırakılmıştır. XVI. yüzyılın ortalarında Antalya İskelesi emininin Antalya şehir kethüdâsı olduğu ve kendisine iskele gelirlerini bir kâtiple defterlere kaydettirip toplanan paraları gönderme görevi verildiği dikkati çeker. Devlet iltizama veremediği iskele mukātaasını emin olarak şehir kethüdâsı mârifetiyle işletmektedir. Şehir kethüdâları, zorunlu durumlarda şehir halkını ilgilendiren meseleleri merkeze bildirdikleri gibi asayişin sağlanmasında da görev üstlenmişlerdir. Bunların yanı sıra daha erken dönemden itibaren esnafla ilgili görevlerinin olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca şehirdeki üretim ve ticaret mallarının fiyatlandırılmasında söz sahibiydiler. Yılda iki defa yapılan, ürün ve mal fiyatlarının belirlendiği, kadı huzurunda esnaf kethüdâları, muhtesip ve âyanla şehrin ileri gelenlerinin hazır bulunduğu toplantılara katılır, narhın belirlenmesinde yardımcı olurlardı.

Kaza merkezlerinde kadı, mütesellim, esnaf temsilcileri ve ileri gelenlerin toplanarak şehrin sorunlarını görüşüp kararlar aldıkları meclislerde şehir kethüdâları da bulunur ve aktif görev alırlardı. Mahkemelerde sık sık şehir kethüdâlarının bilgisine ve şahitliğine başvurulurdu. Diğer âyan ve eşrafla birlikte şehir kethüdâlarının isimlerine şer‘iyye sicillerindeki tutanakların altında, “şühûdü’l-hâl” kısmında sıkça yer verilmiştir. XVII. yüzyıl Ankara’sına ait üç şer‘iyye sicili üzerinde şehir görevlilerinin belgelerde yer alma sıklığıyla ilgili yapılan bir araştırmada şehir kethüdâsı 124 kayıtla subaşı, dizdar, muhtesip, kethüdâ yeri, voyvoda ve çeşitli mukātaa mültezimleri arasında birinci sırada yer almıştır. Şehir kethüdâlarının âyan sıfatıyla vazife yaptıkları 1785-1790 yılları arasında en önemli görevleri topladıkları askerlerle sefere katılıp kale savunmalarında bulunmaktı. Teçhiz etmek zorunda oldukları asker sayısı 250 ile 500 arasında değişiyordu. Kethüdâlar beldenin tanınmış varlıklı ailelerinden oldukları için şehirdeki ekonomik faaliyetlerden de uzak kalmamışlardır.

Şehir kethüdâları, XVII. yüzyıl sonlarından itibaren âyanların hızlı bir şekilde güç kazanmasına paralel şekilde etkinliklerini kaybetmişlerdir. XVIII. yüzyıl boyunca bazı şehirlerde resmî âyanların nüfuzu altına girmişler ve onlar tarafından seçilir olmuşlardır. Halkı âyanların baskısından kurtarmak isteyen I. Abdülhamid gücü iyice azalan şehir kethüdâlarını âyan olarak görevlendirmeye çalışmıştır. 1786’da yayımlanan fermanla, âyanlık lafzını kaldırıp vilâyet işlerinin görülmesiyle vergi tevzii ve tahsilinde halk tarafından seçilecek şehir kethüdâlarının görevlendirileceği, seçilecek kethüdâların herhangi bir belgeye ihtiyaç duymadıkları, kendileri için halktan hiçbir ücret almamaları gerektiği bildirilmiştir. Böylece âyanların yaptığı işler şehir kethüdâlarına havale edilmiştir. Ancak şehir kethüdâları halk üzerinde hükümlerini icra edebilecek güce sahip olmadıkları ve âyanlar hâlâ varlıklarını sürdürdükleri için bundan bir sonuç çıkmamış, 1790’da işler yerine getirilemediğinden tekrar eski düzene geçilmiştir. Bazı kethüdâlar, Gelibolu ve Petric gibi kaza merkezlerinde olduğu gibi bu değişikliği kabullenmeyip asker toplamış ve isyan etmişlerdir. Fakat genel olarak hem âyan hem şehir kethüdâları bu tarihten sonra da şehir ve kasabalarda birlikte görev yapmayı sürdürmüşlerdir.

Bu görevin ne zaman ortadan kalktığı konusunda kesin bilgi yoktur. XIX. yüzyıl ortalarına kadar az da olsa şehir kethüdâlarına rastlanmaktadır. 1813-1822, 1824, 1828, 1833, 1840, 1844, 1846, 1852, 1854 yıllarında imparatorluğun değişik yerlerinde birçok şehir kethüdâsının hâlâ görev yaptığı kaynaklardan tesbit edilmektedir. Bulunan en geç tarihli kayıtlar 1859 ve 1866 yıllarına aittir. Esasen XIX. yüzyıl ortalarına gelindiğinde şehir kethüdâlarının görevlerinin önemli bir kısmı ellerinden alınmıştı. 1826’da ihtisap nâzırlıklarının, 1836’da Evkaf Nezâreti’nin kurulmasıyla kaza merkezlerinde birçok yeni idareci ortaya çıkmış, vergilerin toplanması doğrudan kaza müdürlüklerine bırakılmıştır. İstanbul dışında Batılı anlamda belediye teşkilâtının kurulmasına 1870’ten sonra başlanmıştır. Şehir kethüdâları, Tanzimat öncesinde başlayan ve 1870’lere gelen bu süreç içerisinde fonksiyonlarını aşamalı olarak kaybetmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
BA, Cevdet-Adliye, nr. 607, 1201, 1626, 2663, 4823, 5133; BA, Cevdet-Askerî, nr. 5014, 7130, 7747, 13860, 14336, 16076, 20624, 24233, 25714, 29118, 42349, 49106, 52868, 52876; BA, Cevdet-Belediye, nr. 346, 2215, 2479; BA, Cevdet-Dahiliye, nr. 1409, 1894, 3661, 4211, 4761, 11320, 12370, 13188, 13825, 15496, 16093; BA, Cevdet-Maliye, nr. 17850, 18593, 25163; BA, Cevdet-Nâfia, nr. 1485; BA, Cevdet-Zabtiye, nr. 887, 1293, 2402, 3316; BA, HAT, nr. 702, 13018; BA, İE-Dahiliye, nr. 20; BA, KK, nr. 63, s. 398; nr. 79, s. 468, 471, 473; nr. 88, s. 253; nr. 208, s. 179; nr. 209, s. 12, 17, 36, 74, 78; nr. 213, s. 230; nr. 215, s. 157; nr. 220, s. 7; nr. 224, s. 120, 123; nr. 2475, s. 104; BA, MAD, nr. 2775, s. 23, 228, 277, 426; nr. 2933, s. 49; nr. 3241, s. 101; nr. 7534, s. 188; BA, MD, nr. 1, s. 290, hk. 1644; nr. 41, s. 234, hk. 516; nr. 45, s. 28, hk. 338, s. 344, hk. 4141; nr. 87, s. 70, hk. 173; nr. 111, s. 207, hk. 321; II. Bâyezid Dönemine Ait 906/1501 Tarihli Ahkâm Defteri (nşr. İlhan Şahin – Feridun Emecen), İstanbul 1994, s. 18, 114; Topkapı Sarayı Arşivi H. 951-952 Tarihli ve E-12321 Numaralı Mühimme Defteri (nşr. Halil Sahillioğlu), İstanbul 2002, s. 78, 394; Kanunnâme Mecmûası, Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 1970, vr. 117b, 120b; M. Çağatay Uluçay, 17 inci Yüz Yılda Manisa’da Ziraat, Ticaret ve Esnaf Teşkilâtı, İstanbul 1942, s. 183; a.mlf., 18 ve 19. Yüzyıllarda Saruhan’da Eşkıyalık ve Halk Hareketleri, İstanbul 1955, s. 33-34, 198, 252, 382; Mustafa Akdağ, Türkiye’nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi, İstanbul 1974-79, I, 22-24, 408; II, 28; Enver Ziya Karal, Selim III’ün Hatt-ı Hümayunları: Nizam-ı Cedit, 1789-1807, Ankara 1988, s. 111-115; Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnâmeleri ve Hukukî Tahlilleri, İstanbul 1990-92, II, 252-253; IV, 675; Tuncer Baykara, Osmanlı Taşra Teşkilatında XVIII. Yüzyılda Görev ve Görevliler (Anadolu), Ankara 1990, s. 219, 268; R. Mantran, 17. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul (trc. Mehmet Ali Kılıçbay – Enver Özcan), Ankara 1990, I, 153-154; Musa Çadırcı, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Yapıları, Ankara 1991, s. 20, 41-44, 107, 126, 128-149, 165-166; Bilal Eryılmaz, Tanzimat ve Yönetimde Modernleşme, İstanbul 1992, s. 211-212; Chirstoph K. Neumann, “18. Yüzyıl Osmanlı Taşra Kentlerini Kent Yapan Unsurlar Hakkında Bazı Spekülasyonlar”, Kent Tarihçiliği (haz. Ferzan Bayramoğlu Yıldırım), İstanbul 1994, s. 93; Vehbi Günay, “XVIII. Yüzyıl İzmir Tarihi Kaynağı Olarak Tevzî Defterleri ve 1776 Tarihli Tevzî Defteri”, Prof. Dr. İsmail Aka Armağanı, İzmir 1999, s. 353; Arif Bilgin, Osmanlı Taşrasında Bir Maliye Kurumu: Bursa Hassa Harç Eminliği, İstanbul 2006, s. 11-16; Halil İnalcık, “15. Asır Türkiye İktisadî ve İçtimaî Tarihi Kaynakları”, İFM, XV/1-4 (1955), s. 53; Özer Ergenç, “Osmanlı Şehirlerindeki Yönetim Kurumlarının Niteliği Üzerine Bazı Düşünceler”, TTK Bildiriler, VIII (1981), II, 1272-1273; a.mlf., “Osmanlı Klasik Dönemindeki ‘Eşraf ve A‘yan’ Üzerine Bazı Bilgiler”, Osm.Ar., III (1982), s. 107-108; Yusuf Oğuzoğlu, “Osmanlı Şehirlerindeki Halkın Vergi Yükü Üzerine Bir Araştırma (1680-1700)”, a.e., XV (1995), s. 166-167.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2010 yılında İstanbul’da basılan 38. cildinde, 451-453 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER