SELÂMÂN (Benî Selâmân) - TDV İslâm Ansiklopedisi

SELÂMÂN (Benî Selâmân)

بنو سلامان
SELÂMÂN (Benî Selâmân)
Müellif: MUSTAFA SABRİ KÜÇÜKAŞCI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.09.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/selaman-beni-selaman
MUSTAFA SABRİ KÜÇÜKAŞCI, "SELÂMÂN (Benî Selâmân)", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/selaman-beni-selaman (21.09.2020).
Kopyalama metni
Kabilenin nesebi Selâmân b. Sa‘d b. Zeyd b. Leys b. Sûd b. Eslem b. Kudâa vasıtasıyla Kahtân’a ulaşır. Kahtânîler’den Ezd, Hemdân, Mezhic ve Tay kabilelerinin de Selâmân adını taşıyan kolları vardır (Halebî, III, 277). Benî Selâmân Hayber, Vâdilkurâ ve Selâh taraflarında bir yer olan Cinâb’da oturuyordu. İslâm öncesinde Evs’in kolu Benî Zafer ve Mürre b. Avf’tan Benî Sırme ile dost oldukları ve onlarla dayanışma yemini (hilf) yaptıkları kaydedilen (İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt: el-Mütemmim, s. 128) Benî Selâmân hakkında kaynaklarda fazla bilgi yoktur. Eyyâmü’l-Arab’da yer almadığı gibi Câhiliye şiirinde de pek fazla geçmez. Aynı şekilde Kudâa’nın diğer kolları gibi Bizans etkisinde Hıristiyanlığı kabul edip etmedikleri hususu da belirgin değildir.

Hicretten sonra Gatafân kabilesinin İslâmiyet’e karşı hareketlerine destek veren Benî Selâmân’dan yedi kişilik bir heyet 10 yılının Şevval ayında (Ocak 632) Medine’ye geldi. Başlarında Habîb b. Amr’ın bulunduğu heyet cenaze için Mescid-i Nebevî’nin dışında bir yere giden Hz. Peygamber’le yolda karşılaştı. Hz. Peygamber kim olduklarını sordu; müslüman olmak için Medine’ye geldikleri cevabını alınca yanında bulunan Sevbân b. Bücdüd’den bunların diğer heyet mensupları gibi Remle bint Hâris’in evinde misafir edilmesini istedi. Öğle ezanı okununca Mescid-i Nebevî’ye giden heyet, namazdan sonra Resûl-i Ekrem ile bir araya geldi. Heyet mensupları Hz. Peygamber’e İslâmiyet ve en faziletli ameller hakkında çeşitli sorular sordular ve ikindi namazını da beraber kıldılar. Namazın ardından Resûlullah ile tekrar bir araya geldiler ve yurtlarındaki kuraklıktan şikâyet edip yardım istediler. Resûl-i Ekrem tek elini kaldırarak Benî Selâmân topraklarına yağmur yağması için dua etti. Bunun üzerine Habîb b. Amr, “Ey Allah’ın resulü! Her iki elinizi de kaldırsanız, çünkü böyle yapmanız çokluk ifade eder ve daha iyi olur” dedi. Habîb’in bu sözlerinden dolayı gülümseyen Hz. Peygamber iki elini koltuklarının altı görününceye kadar kaldırıp Benî Selâmân için dua etti (İbn Kayyim el-Cevziyye, III, 670). Heyet mensupları Medine’de üç gün kaldılar; Resûlullah’ın emriyle Bilâl-i Habeşî tarafından her birine beşer ukıyye gümüş verildikten sonra memleketlerine döndüler ve yurtlarının Hz. Peygamber’in dua ettiği anda yağmura kavuşmuş olduğunu öğrendiler (İbn Sa‘d, I, 251).

Selâmânî ve Selâmî nisbelerini alan Kudâa’dan Benî Selâmân’a mensup birçok sahâbînin adı kaynaklarda geçer (Sem‘ânî, III, 348-349). Evs’in kollarından Benî Zafer ile anlaşma yapmalarından ve ilk siyer müelliflerinden Âsım b. Ömer b. Katâde’nin annesinin Benî Selâmân’a mensup olmasından kabilenin bir kısmının Medine’de yaşadığı anlaşılmaktadır. Fetihler döneminde Benî Selâmân’dan bir grup Suriye, Mısır ve Endülüs’e giderek yerleşti. Benî Selâmân’ın mevlâsı olan şair Şükrân’ın, II. Velîd’in huzurunda Benî Selâmân ileri gelenlerinin de katıldığı bir toplantıda Emevîler devrinde nekāiz türü hicvin en önemli temsilcilerinden olan İbn Meyyâde ile atışması meşhurdur (Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, II, 300-301). Emevîler’den sonraki dönemde Benî Selâmân’ın, ana kolu olan Kudâa içerisinde yer aldığı görülür.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt (nşr. M. Abdülkādir Atâ), Beyrut 1410/1990, I, 251; IV, 263; VI, 243; a.mlf., eṭ-Ṭabaḳāt: el-Mütemmim, s. 128-129; İbn Abdülhakem, Fütûḥu Mıṣr (nşr. Muhammed el-Huceyrî), Beyrut 1416/1996, s. 215-218; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), III, 130, 141; V, 274; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, el-Eġānî, II, 300-301; XIV, 6; Vezîr el-Mağribî, el-Înâs fî ʿilmi’l-ensâb (nşr. Hamed el-Câsir), Riyad 1400/1980, s. 184; Sem‘ânî, el-Ensâb (Bârûdî), III, 348-349; İbn Asâkir, Târîḫu Dımaşḳ (Amrî), XVII, 27; XXV, 277; İbn Kayyim el-Cevziyye, Zâdü’l-meʿâd, III, 669-670; İbn Hacer, el-İṣâbe (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd v.dğr.), Beyrut 1418/1997, I, 519; II, 19-20; VI, 163; Şâmî, Sübülü’l-hüdâ, VI, 525-526; Nûreddin el-Halebî, İnsânü’l-ʿuyûn, Beyrut, ts. (Dârü’l-ma‘rife), III, 277, 278.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2009 yılında İstanbul'da basılan 36. cildinde, 344-345 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER