SERHAD KULU

SERHAD KULU
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 12.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/serhad-kulu
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "SERHAD KULU", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/serhad-kulu (12.12.2019).
Kopyalama metni
Stratejik önemine, büyüklük ve küçüklüğüne göre kalelerde nöbetleşe hizmette bulunan gönüllü, beşlü, azeb, fârisân (atlı ulûfeci) denilen muhafız askerlerini kapsar. Serhad kulu askerleri kalelerde görev yapan kapıkullarından farklı bir yapılanmanın sonucunda ortaya çıkmıştır. Yörenin halkından toplandıkları, ayrıca kapıkulları ile karıştırılmamaları için “yerli kulu” da denilen bu askerlerin istihdamı özellikle XVII. yüzyıl başlarından itibaren artmış ve çeşitlenmiştir. Daha önceki dönemlerde sınır boylarında akıncı denilen hafif süvari birlikleri hizmet görürdü. Ancak sınırların giderek daha çok tehdit altında kalması ve akıncılığın XVI. yüzyılın sonlarından itibaren zayıflaması başka askerî tedbirler alınması gereğini ortaya çıkarmış olmalıdır. Bu amaçla serhad boylarında değişik isimler altında askerî birlikler oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu birliklerin başlıca görevi dışarıdan gelecek saldırılara karşı koymak, içeride de asayiş ve güvenliği sağlamaktı.

Mahallî serhad kulları o yörenin yöneticisi olan beylerbeyine bağlı olur ve azeb, hisarlı (hisar eri, hisar ereni), sekban, lağımcı, müsellem gibi isimlerle anılırdı. Yine sancak veya beylerbeyinin maiyetinde deli, gönüllü, beşlü ve fârisân gibi adlar altında başka mahallî serhad kuvvetleri de bulunurdu. Daha sonra bunlara levent ve hayta adlarıyla yeni sınıflar eklenmiştir. Kendi içinde daha alt birimlere ayrılan serhad kuvvetlerinin mevcudu mevkiin stratejik önemine göre değişirdi. Bulundukları kalenin muhafızlığını yapan, burada ikamet eden genç ve bekâr yiğitlerden olan, “evvel” ve “sâni” diye bölüklere ayrılan kale azebleri dışındaki serhad kulu askerleri atlı idi. 1663 yılında Uyvar Kalesi fethedilince Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa kaleyi tahkim ettirip içine kapı kullarından başka fârisân, azeb, cebeci, topçu, martolos gibi yerli kulu askerlerini bırakmıştır (Silâhdar, I, 282).

XV. yüzyılın sonlarından itibaren yerli halktan teşkil edilen serhad kulu askerlerinden olan gönüllüler ve beşlüler ağalarının kumandası altında hizmet verirlerdi. Beşlü isimlendirmesi bunların beş hânede bir olmak üzere toplanmasından veya daha doğru bir tesbitle 5’er akçe olan yevmiyelerinden dolayıdır. Beşlülerin başlıca görevleri muhafızlık yapmak, kale inşaatlarında çalışmak, asıl ordunun geçeceği yolları açmak ve düşman ülkelerine küçük çaplı akınlara çıkarak orduya kılavuzluk etmek, ihtiyaç halinde erzak tedarikinde bulunmak ve kale tamiratı yapmaktı. Zaman zaman bazı eyalet valileri tarafından özel hizmetlerde ve vergi tahsili işlerinde kullanılan beşlülerin şikâyeti üzerine bu tür işlerde çalıştırılmamaları hususunda merkezden beylerbeyilere emirler gönderilmiştir. Bağlı oldukları kumandana beşlü ağası deniliyordu. Beşlülük gedik olup ancak boşalınca bir başkasına verilirdi. Gerek gönüllüler gerekse beşlüler bölükbaşıların emrinde sağ ve sol diye bölüklere ayrılırdı. Beşlüler için ayrıca cemaat tabiri de kullanılırdı. Yapılan yoklamalarda mevcut olmayanların ve çocuk yaştaki beşlülerin kayıtları silinirdi. Ölüm, yaşlılık veya iş görememe gibi sebeplerle boşalan beşlü gedikleri haraçgüzâr zimmîye değil müslümanlardan hak edenlere tevcih edilirdi (BA, MD, nr. 83, hk. 30).

Serhad boylarında istihdam edilen azeblerin atlı olanlarına fârisân denirdi. Bunların da başlıca görevi sınır muhafızlığı idi. Bu sebeple bazı kaynaklarda kendilerinden atlı ulûfeli şeklinde söz edilmektedir. Bazı kayıtlardan beşlülerle fârisânın aynı olduğu sonucu çıkmaktaysa da bu adlandırmaların bulundukları yöreye göre değiştiği anlaşılmaktadır. Diğer serhad kulları gibi fârisân da yoklamaya tâbi tutulur, mevcut olmayanların kayıtları silinirdi. Bulundukları kalenin önemine göre evvel, sâni, sâlis gibi bölüklere ayrılan fârisân gönüllü ve beşlüler gibi teşkilâtlanmıştı. Bu arada serhad kulu askerleri arasında yerli halktan alınmış topçu, cebeci, lağımcı, humbaracı ve martolos gibi muhafızlar da olurdu. Hayta terimi ise eyalet askerlerinin bir kısmı için kullanılırdı. Sınır boylarında göstermiş oldukları cesaret ve yiğitlikle bilinen haytalar zaman zaman düşman bölgesine akınlarda bulunurdu. Ancak düzenleri bozulunca eşkıyalık yapmaya başladıklarından bu kelime son zamanlarda başı boş, işsiz güçsüz serseri takımı için kullanılır olmuştur. Dâimî kale muhafızları dizdar denilen kale muhafızının emri altında görev yapardı.

Serhad kuvvetleri maaşlarını bulundukları eyalet maliyesinden alır veya kendilerine bir yerin geliri tahsis edilirdi. Ancak uzun süren savaşlar yüzünden bazan ulûfelerinin merkezden gönderildiği de olurdu (Defterdar Sarı Mehmed Paşa, s. 192). Yerli kulları genellikle bulundukları yerlerde istihdam edilirler, ihtiyaç durumunda yakın yerleşim yerlerini de korurlar, uzak seferlere pek götürülmezlerdi. Hisar eri denilen kale muhafızları ile bazı beşlüler daha ziyade yaşlı, yaralı ve ocakta tutulması câiz görülmeyen yeniçerilerden tayin edilirdi. Serhad kulları cizye ve diğer vergilerden muaf tutuldukları için haraçgüzâr reâyânın azeb veya beşlü olmalarının yasaklanmasına, hisar erlerinin de yükümlülüklerini yerine getirmesine ihtimam gösterilirdi. Reâyânın serhad kulu olması vakıfları da zor durumda bırakınca vakıf reâyâsının beşlü yapılmaması istenmiştir. Serhad kullarıyla ilgili bir başka mesele de ulûfelerin zamanında verilmemesidir.

Yerli kulu askerleriyle kapı kulları arasında zaman zaman kanlı çarpışmalar meydana gelirdi. Bazan yerli kulu askerlerinin başı durumunda olanların isyan ederek büyük olaylara yol açtığı bilinmektedir. Nitekim Bağdat yerli kullarının kumandanı olan Bekir Subaşı’nın 1623-1639 yılları arasında cereyan eden Osmanlı-Safevî savaşlarının çıkmasında payı olmuştu. Şam’da da çok sayıda yerli kulu vardı. Bunlar XVII. yüzyılda şehir idaresine karışmaya, beylerbeyini dinlememeye, hatta onu şehre sokmayıp maaşına el koymaya kadar işi ileri götürmeye başlamışlardı. Bunun üzerine Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa buraya yeniçeri göndererek yerli kullarını dağıtmış ve onlara sadece kale muhafızlığı hizmeti vermişti (Naîmâ, VI, 396 vd.). Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra serhad kuvvetleri dağıtılmış ve eyaletlerde yenileşme çerçevesi içerisinde doğrudan merkeze bağlı birlikler teşkiline başlanmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
BA, MD, nr. 3, hk. 118, 592, 593, 897, 903, 1064, 1321, 1333; nr. 5, hk. 887, 1094, 1103, 1579, ayrıca bk. tür.yer.; nr. 6, hk. 1224, ayrıca bk. tür.yer.; nr. 7, hk. 170, 626, 1697, ayrıca bk. tür.yer.; nr. 83, hk. 2, 7, 16, 23, 33, 50, 78, 81; II. Bâyezid Dönemine Ait 906/1501 Tarihli Ahkâm Defteri (nşr. İlhan Şahin - Feridun Emecen), İstanbul 1994, s. 15, hk. 52, s. 67, hk. 239, ayrıca bk. tür.yer.; Topkapı Sarayı Arşivi H. 951-952 Tarihli ve E-12321 Numaralı Mühimme Defteri (nşr. Halil Sahillioğlu), İstanbul 2002, hk. 89, 120, 213, 220, 304, 311, 369, 432, 446, 505, 559; Kitâb-ı Müstetâb (nşr. Yaşar Yücel), Ankara 1974, s. 18; Topçular Kâtibi Abdülkadir (Kadrî) Efendi Târihi (haz. Ziya Yılmazer), Ankara 2003, I-II, tür.yer.; Eyyûbî Efendi Kānûnnâmesi (haz. Abdülkadir Özcan), İstanbul 1994, s. 34; Hezârfen Hüseyin Efendi, Telhîsü’l-beyân fî Kavânîn-i Âl-i Osmân (haz. Sevim İlgürel), Ankara 1998, s. 92, 116, 141; Ricaut, Türklerin Siyasi Düsturları (haz. M. Reşat Uzmen), İstanbul, ts. (Tercüman 1001 Temel Eser), s. 312-313; Naîmâ, Târih, II, 266 vd.; VI, 396 vd.; Anonim Osmanlı Tarihi: 1099-1116/1688-1704 (haz. Abdülkadir Özcan), Ankara 2000, s. 4, 76, 90, 157, 208, 211; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayiât (haz. Abdülkadir Özcan), Ankara 1995, s. 93, 190, 192, 290, 685, 713, 769; Silâhdar, Târih, I, 282; Marsigli, Osmanlı İmparatorluğunun Askeri Vaziyeti, s. 91-96, 108-110, 157-158, 280; D’Ohsson, Tableau général, VII, 309, 316; Uzunçarşılı, Kapukulu Ocakları, I, 3-4, 319; II, 15, 52; Kenan İnan, “Kadı Sicillerine Göre Trabzon’da Beşlü Taifesi (1648-1658)”, TTK Bildiriler, XIV (2005), II/1, s. 397-411.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 36. cildinde, 560-561 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.