ŞEYZER

شيزر
ŞEYZER
Müellif: GÜLAY ÖĞÜN BEZER
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 07.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/seyzer
GÜLAY ÖĞÜN BEZER, "ŞEYZER", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/seyzer (07.07.2020).
Kopyalama metni
Hama’nın 20 km. kadar kuzeybatısında Âsi nehrinin sol kıyısında bu nehrin küçük bir büklümü (menderes) içinde kurulmuştur. Şehir, yüksek ve tırmanılması zor kayalık bir tepe üzerindeki kale ve kalenin alt tarafındaki surla çevrili şehir merkezinden meydana geliyordu. Firavunlar dönemi kayıtlarında rastlanan şehrin adı Câhiliye devri muallaka şairlerinden İmruülkays’ın bir şiirinde de geçmektedir. Kaleşehir, Suriye’nin kuzeyini güneyine ve Halep’i Hama-Humus üzerinden Şam’a bağlayan yola yakın olduğundan stratejik öneme sahipti. Milâttan önce IV. yüzyıl sonlarında I. Selevkos’un Larissa adıyla yeniden inşa ettiği şehir Roma döneminde Sezer (Secar, Seicar, Caesar) adını taşıyordu. 16 (637) yılında Ebû Ubeyde b. Cerrâh tarafından fethedildikten sonra Şeyzer ismi verildi. Ahalisi Kinde kabilesine mensup olan şehir idarî bakımdan Humus eyaletine bağlandı.

Stratejik konumu dolayısıyla Şeyzer IV. (X.) yüzyılda Hamdânîler, Fâtımîler ve Bizans İmparatorluğu arasındaki mücadelelere sahne oldu. 356’da (967) Bizanslılar’ın zaptettiği şehir onlarla Hamdânîler ve Fâtımîler arasında el değiştirdi. II. Basileios tarafından ikinci defa ele geçirilmesinden itibaren (389/999) seksen yıl kadar Bizans idaresinde kaldı. Halep Mirdâsî Emîri Sâlih b. Mirdâs’ın Şeyzer’i Mukalled b. Nasr b. Münkız’a iktâ olarak vermesiyle (415/1024) şehir için yeni bir dönem başladı. Sadece Kefertâb’da hâkimiyet kurabilen Mukalled’in yerine geçen oğlu Ebü’l-Hasan Sedîdülmülk Ali, Mirdâsîler ve Musul Ukaylîleri’yle iyi ilişkiler kurdu ve Kuzey Suriye’de meydana gelen olaylarda önemli rol oynadı. Bizans’a tâbi Bâre piskoposunun elindeki Şeyzer’i alıp burada Münkızoğulları Emirliği’ni kurdu (Receb 474 / Aralık 1081). Sedîdülmülk’ün oğlu Ebü’l-Mürfeh İzzüddevle Nasr’ın Suriye seferine çıkan Sultan Melikşah’a bağlılık arzetmesiyle Şeyzer ve çevresi Selçuklu hâkimiyeti altına girdi (479/1086). 481’de (1088) Halep Valisi Kasîmüddevle Aksungur tarafından kuşatılıp yağmalanan şehir 488’de (1095) Efâmiye hâkiminin saldırısına uğradı.

Şeyzer, Ebü’l-Asâkir İzzeddin Sultan b. Ali’nin elli yıldan fazla süren saltanatı esnasında (1098-1154) Bâtınîler, Bizanslılar, Haçlılar ve bölgenin Türk emîrleri tarafından birçok defa muhasara edildi. Müstahkem mevkii sayesinde bu kuşatmalara direnen şehir 502 (1108) yılında kısa bir süre, Münkızoğulları’nın hıristiyanların paskalya törenlerini seyretmek için şehirden ayrılmasını fırsat bilen Bâtınîler’in işgaline mâruz kaldı. Öte yandan Antakya Prinkepsi Tankred (Tancred), Şeyzer’in karşısına Tel İbn Ma‘şer Kalesi’ni inşa ederek şehre baskı yapmaya başladı. Sultan b. Ali, bu sırada Haçlılar’a karşı savaşan Selçuklu Emîri Mevdûd b. Altuntegin’den yardım istedi. Dımaşk Atabegi Tuğtegin ile birlikte yardıma gelen ve Şeyzerli 500 piyadeyi de ordusuna katan Mevdûd, Haçlı ordusunu Şeyzer önlerinde ağır bir yenilgiye uğrattı (505/1111). 509’da (1115) Antakya hâkiminin kuşattığı Şeyzer bu kuşatmadan da kurtuldu.

Sultan b. Ali’nin Musul Atabegi İmâdüddin Zengî’nin himayesini kabul etmesinin (522/1128) ardından Şeyzer kısa süreli bir istikrar dönemi yaşadı. Ancak tehditler yeniden başladı, Börîler’den (Tuğteginliler) Şemsülmülûk İsmâil şehri bir müddet kuşattı (527/1133). Kuzey Suriye’yi kontrol altına almak için sefere çıkan Bizans İmparatoru Ioannes Komnenos tarafından yine başarısızlıkla sonuçlanan bir kuşatmaya mâruz kaldı (29 Nisan - 21 Mayıs 1138). Şeyzer, Receb 552’de (Ağustos 1157) meydana gelen depremde büyük yıkıma uğradı, Münkızoğulları’nın tamamı ve daha birçok kişi hayatını kaybetti. Nûreddin Mahmud Zengî, Haçlılar’a karşı yürüttüğü mücadelede stratejik önem taşıyan şehri tamir ve tahkim ettirip yönetimini sütkardeşi Mecdüddin b. Dâye’ye verdi. Şevval 557 (Eylül-Ekim 1162) ve 22 Şevval 565 (9 Temmuz 1170) tarihlerinde geniş bir çevrede etkili olan iki şiddetli depreme mâruz kalan şehrin yönetimi 634 (1236) yılına kadar bu ailenin elinde kaldı. Selâhaddîn-i Eyyûbî döneminde Eyyûbî hâkimiyetine giren şehrin emîri Sâbıkuddin Osman b. Dâye, kuvvetleriyle birlikte Haçlılar’a karşı Akkâ müdafaasına katıldı. Osman’ın torunu Şehâbeddin Yûsuf, Eyyûbî hânedan mensupları arasındaki taht mücadelesi sırasında 619’da (1222) el-Melikü’l-Muazzam Îsâ’ya bağlılığını bildirdi. Ancak 629 (1232) yılı sonlarında civardaki kaleleri teftişe gelen el-Melikü’l-Azîz Gıyâseddin’i karşılamaya çıkmadı. Bu yüzden Şeyzer’i kuşatan el-Melikü’l-Azîz’in kuvvetleri karşısında direnemeyeceğini anlayınca şehri teslim etmek zorunda kaldı. Daha sonra Halep’te el-Melikü’l-Azîz’in yerine el-Melikü’l-Eşref Mûsâ’yı geçirmek isteyen muhalif grupla iş birliği yaptı. Fakat el-Melikü’l-Eşref’in kendilerine destek vermemesi üzerine diğer elebaşılarla birlikte yakalanıp Derbesâk Kalesi’nde hapsedildi ve bütün malları müsadere edildi (634/1237).

Halep Eyyûbî melikliğine bağlanan Şeyzer 638 (1241) yılında Hârizmliler’in saldırılarını bertaraf etmeye muvaffak oldu. Memlük Sultanı I. Baybars’ın 660’ta (1262) bölgede yaptığı teftiş sırasında onarılmasını emrettiği merkezler içinde bulunması, Suriye’nin 1260’ta mâruz kaldığı Moğol istilâsı sırasında Şeyzer’in de tahrip edildiğini düşündürmektedir. I. Baybars 667’deki (1268-69) teftişi esnasında Şeyzer’i de ziyaret etti. Şeyzer, Memlük idarî teşkilâtında Halep nâibliğine bağlandı ve Kalavun devrinde yaklaşık bir yıl isyancı Dımaşk nâibi Sungur el-Aşkar’ın yönetiminde kaldı (679/1280-81). Daha sonraki dönemlerde emîrler arasındaki mücadelelere sahne olan şehir bedevîler tarafından ele geçirildi ve giderek önemini kaybetti. Polonyalı Simeon’un Osmanlı fethinin hemen öncesine rastlayan seyahatinde Şeyzer’den söz etmemesi parlak günlerin geride kaldığının işareti olmalıdır.

Yavuz Sultan Selim’in Suriye’yi fethi üzerine Osmanlı topraklarına katılan bölgenin idarî yapısı yeniden tanzim edildi. Şeyzer, 926’da (1520) yapılan düzenlemede Şam beylerbeyiliği Halep sancağına bağlı yirmi bir nahiyeden birinin merkezi iken 1522’de nahiyeleri Şeyzer, Kefertâb, Efâmiye ve Masyâf olmak üzere on kazaya ayrılan Halep sancağına bağlı bir kaza merkezi haline getirildiği görülmektedir. Ardından bölgede yeni düzenlemelerin yapılmasına devam edildi. 1520’de iki nahiyesi, yirmi dört köyü, iki mezraası; 933’te (1526-27) bir nahiyesi, altmış iki köyü, 303 mezraası; 1536-1550’de bir nahiyesi, elli sekiz köyü ve 333 mezraası bulunan küçük bir kasaba idi. Bölgede çıkan salgın hastalıklar sırasında göç sebebiyle nüfusunun arttığı anlaşılan Şeyzer’in sekiz köyü elliden fazla hâneye sahip olup bir pazarı, bir boyahanesi ve sayıları üç ile yedi arasında değişen değirmeni vardı. Âsi nehrinin suladığı verimli topraklara sahipti ve çevresinde arpa, buğday, darı, mercimek, nohut, pamuk, pirinç bol miktarda yetişiyordu. Sebze ve meyveleri, özellikle narı çok meşhurdu. Şeyzer 1549 yılında Halep beylerbeyiliğinin kurulması üzerine önce Halep, ardından Hama kazasına bağlandı. 966’da (1559) Halep vilâyetinin Hama sancağına bağlı bir nahiye merkeziydi. Evliya Çelebi’nin 1059’da (1649) bölgeyi ziyareti sırasında uğradığı Hama’yı anlatmasına rağmen Şeyzer’den bahsetmemesi şehrin önemini kaybettiğini göstermektedir. XIX. yüzyılın ortalarına kadar meskûn olan şehrin kalesinin bazı bölümleri günümüze ulaşmıştır. Kale ve 2004’te tamir edilen meşhur su dolabı Suriye’nin önemli ziyaret merkezleri arasındadır. Şehrin bulunduğu yerde sadece sur duvarlarının yıkıntıları kalmıştır ve burada aynı adı taşıyan bir köy bulunmaktadır. Özellikle Münkızî emîrlerinin ilim ve edebiyata olan ilgileri ve bizzat ilimle meşgul olmaları şehirde ilmî ve edebî hareketi canlandırmıştı. Şeyzer’in mâruz kaldığı şiddetli deprem için bir mersiye yazan Münkızoğulları emîrlerinden tarihçi İbn Münkız (Dîvân, s. 304-309) ve Celâleddin eş-Şeyzerî, Şeyzer asıllı âlimlerin en meşhurlarıdır.

BİBLİYOGRAFYA
Ya‘kūbî, Kitâbü’l-Büldân, s. 324; Ḥudûdü’l-ʿâlem (Minorsky), s. 150; İbnü’l-Kalânisî, Târîḫu Dımaşḳ (Amedroz), bk. İndeks; İbn Münkız, el-İʿtibâr (nşr. Philip K. Hitti), Princeton 1930, bk. İndeks; a.mlf., Dîvân, Kahire 1953, s. 305-309; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân, III, 383; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, bk. İndeks; İbnü’l-Adîm, Zübdetü’l-ḥaleb, bk. İndeks; Ioannes Kinnamos, Historia (trc. Işın Demirkent), Ankara 2001, s. 16, 17, 18; E. Honigmann, Bizans Devletinin Doğu Sınırı (trc. Fikret Işıltan), İstanbul 1970, s. 93, 94, 96, 104, 105, 106, 121, 125, 129, 130; a.mlf., “Şeyzer”, İA, XI, 499-502; Ali Sevim, Selçuklular Tarihi, s. 80, 84, 94, 95, 138, 146, 167, 202, 209, 214, 221; Coşkun Alptekin, Dimaşk Atabegliği (Tog-teginliler), İstanbul 1985, bk. İndeks; Ramazan Şeşen, Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, İstanbul 1987, s. 32, 35, 74, 125, 144, 305, 377-378; Enver Çakar, XVI. Yüzyılda Halep Sancağı (1516-1566), Elazığ 2003, s. 18, 19, 28, 29, 33, 36-39, 49, 50, 231, 252, 253; a.mlf., “XVI. Yüzyılda Şam Beylerbeyiliği’nin İdarî Taksimatı”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, XIII/1, Elazığ 2003, s. 366-368; Hâşim Sâlih Menâ‘, “Şeyzer fi’t-türâs̱ ve’t-târîḫ”, et-Türâs̱ü’l-ʿArabî, sy. 65, Dımaşk 1996, s. 136-147; J.-M. Mouton, “S̲h̲ayzar”, EI2 (İng.), IX, 410-411; Safûh Hayr, “Şeyzer”, el-Mevsûʿatü’l-ʿArabiyye, Dımaşk 2005, XI, 873-875.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2010 yılında İstanbul'da basılan 39. cildinde, 106-107 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER