SİNÂN b. SÂBİT

سنان بن ثابت
Müellif:
SİNÂN b. SÂBİT
Müellif: MAHMUT KAYA
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 01.06.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sinan-b-sabit
MAHMUT KAYA, "SİNÂN b. SÂBİT", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sinan-b-sabit (01.06.2020).
Kopyalama metni
Doğum tarihi hakkında kesin bilgi yoksa da Abbâsî halifelerinden Muktedir-Billâh 295 (908) yılında hilâfete geldiğinde on üç yaşlarında idi (Siyâsetü’n-nüfûs, s. 39); buna göre 282’de (895) doğduğu söylenebilir. Aslen Harranlı tanınmış bir aileden olup Halife Me’mûn’un kurduğu Beytülhikme’nin bilgin kadrosu içinde yer alan mütercim ve matematikçi Sâbit b. Kurre’nin oğludur. Babasından tahsil gören Sinân daha çok tıp, matematik, astronomi ve tarih alanlarında yoğunlaşmış ve tercüme işiyle de ilgilenmiştir.

Sinân Muktedir-Billâh, Kāhir-Billâh ve Râzî-Billâh’ın halifelik dönemlerinde sağlık hizmetlerinin yaygınlaşmasını ve hekimlerin sınava tâbi tutularak bu meslek mensuplarının belli bir disiplin içinde çalışmalarını sağladı. Halife Muktedir-Billâh onu sağlık hizmetlerinin başına getirerek kendisinden Bağdat’taki bîmâristanların sıkı bir şekilde denetlenmesini, 319 (931) yılında da yanlış tedavi sonucu bir hastanın ölmesi üzerine yazılı bir emirle Bağdat ve çevresinde hizmet veren hekimlerin sınavdan geçirilmesini, başarılı olamayanların meslekten menedilmesini istedi. Meşhur hekimlerin dışında sınava alınan hekim sayısının 860’ı geçtiği görülmüştür; bu durum, o dönemde İslâm medeniyetinin seviyesini ve insan sağlığına verilen önemi göstermesi bakımından dikkat çekicidir (İbnü’l-Kıftî, s. 191). Veba ve diğer salgın hastalıkların çoğalması üzerine Vezir Ali b. Îsâ İbnü’l-Cerrâh, Sinân b. Sâbit’e yazılı bir emir göndererek Bağdat ve çevresindeki hapishanelerde hastalanan mahkûmlar için hekimlerden oluşturulacak bir heyetin görevlendirilmesi ve her gün muayene ve tedavilerin yapılması yönünde tâlimat verdi. Bu emrin yerine getirilmesinden sonra da ikinci bir emirle köylere gidecek ve sonuç alıncaya kadar oralarda kalacak seyyar sağlık ekiplerinin oluşturulmasını, hizmetin müslüman ve zimmî ayırımı yapılmaksızın bütün insanlara ulaştırılmasını, hatta hasta hayvanların da tedavi edilmesini istedi. Sağlık alanında büyük yararlıklar gösteren Sinân 306 (918) yılında bir hastahane yaptırması için Halife Muktedir-Billâh’ı teşvik etti, o da Bâbüşşâm semtinde Bîmâristânü’l-Muktedirî’yi inşa ettirdi. Yine Bağdat’ta aynı yıl içerisinde Sinân, Halife Mütevekkil-Alellah’ın annesinin vakfı olan bir hastahaneyi Bîmâristânü’s-seyyide adıyla yeniden tam teşekküllü bir hastahaneye çevirdi. Aylık gideri 600 dinar olan bu kurumun başhekimliğine de kendisi getirildi (a.g.e., s. 194-195; İbn Ebû Usaybia, s. 301-302).

Ailesinde ilk müslüman olan kişi Sinân b. Sâbit’tir. Kaynaklarda anlatıldığına göre Halife Kāhir-Billâh ondan İslâm’a girmesini istemiş, fakat Sinân kabul etmemiştir. Ardından halifenin gazabından korkarak Horasan bölgesine gitmiş, bir müddet sonra da Bağdat’a dönerek kendi iradesiyle İslâm’ı kabul etmiştir. Sinân’ın Horasan’da büyük sıkıntılar çektiği tahmin edilmektedir. Çünkü çocuk yaşta eser vermeye başlayan oğlu ünlü astronom-matematikçi Ebû İshak İbrâhim, bir eserinin önsözünde halifenin baskısından dolayı kaçmak zorunda kaldığını ve büyük sıkıntılar çektiğini anlatmakta ve bu durum onun o sırada babasıyla birlikte olduğunu düşündürmektedir. Kāhir-Billâh’ın ölümünden sonra Türk kumandanlarından Ebü’l-Hüseyin Beckem, Sinân’ı özel hekimliğine getirmek için sarayına davet etti; kendisinin çok asabi biri olduğunu, öfkesini tutamadığından dolayı çok haksızlıklar yaptığını ve çok kan döktüğünü söyleyerek ondan yardım istedi. Bunun üzerine Sinân’ın Beckem’e ahlâkî reçete mahiyetinde bir mektup gönderdiği bilinmekte ve İbn Ebû Usaybia’nın yazdıklarından Sinân’ın mektubundaki tavsiyelerin etkisini gösterdiği ve Beckem’in mâkul ve âdil bir devlet adamı haline geldiği, hayır işlerine yönelerek Vâsıt’ta fakir ve düşkünler için bir misafirhane ve Bağdat’ta bir bîmâristan yaptırdığı öğrenilmektedir (ʿUyûnü’l-enbâʾ, s. 303-304). Adı geçen matematikçi Ebû İshak İbrâhim’den başka diğer oğlu Sâbit b. Sinân tarihçi olarak tanınmıştır.

Yaşadığı dönemde ünlü bir hekim olarak tanındığı halde kaynakların Sinân b. Sâbit’in tıpla ilgili herhangi bir eserinden söz etmemesi dikkat çekicidir. Ali b. Hüseyin el-Mes‘ûdî, Sinân b. Sâbit’in bazı dostları için yazdığı ahlâk, siyaset ve siyasî tarihle ilgili yanlış bilgiler içeren bir eserini gördüğünü belirterek onun kendi uzmanlık alanlarının dışına çıkmakla hata ettiğini ve eğer astronomi, geometri, meteoroloji ve felsefeye ilişkin konularda yazsaydı daha başarılı olacağını söylemektedir (Mürûcü’ẕ-ẕeheb, I, 16-17). Burada dikkat çeken husus söz konusu müellifin, kendisiyle aynı dönemde yaşadığı halde Sinân’ın hekimliğinden söz etmemesidir. Aynı şekilde Sinân b. Sâbit’in günümüze ulaşan iki risâlesi de tıpla ilgili olmayıp biri ahlâk, diğeri astronomi üzerinedir. Bunlardan Siyâsetü’n-nüfûs (bk. bibl.) adını taşıyanı ahlâkla ilgili küçük bir risâledir. Bu eserinde insanın ruh hallerini ve davranışlarını başarılı bir şekilde tahlil eden müellif, hayatı iyi değerlendirebilmek için ömrün iyi bir muhasebesini yapmayı, kendi eğilimlerini inceleyerek kusur ve zaaflarını görmeyi, sonra da bunları gidermeye çalışmayı önerir ve her şeyin geçici olduğuna inanarak ölüm ve ölümden sonrası için hazırlanmanın önemini hatırlatır. Ona göre tek değer akleden nefistir (en-nefsü’n-nâtıka); her ne kadar bu nefis sayıca çoksa da insanların ortak paydasını meydana getiren cevher tektir. Özde birlik bulunduğuna göre insanların birbirini sevmesi gerekir. Sevgiyi engelleyen ise öfkeli nefistir. Lider olma arzusu, kibir, gurur, haset ve yoksulu küçümseme gibi ahlâka aykırı huyların tamamı öfke gücünden kaynaklanır. İnsan aklı sayesinde bu gücü etkisiz kılarsa bütün insanlarla dost ve kardeş haline gelir. Nitekim insanlar ya faziletli ya da kusurludur. Buna göre faziletlileri sevmeli, kusurlulara da şefkat ve merhametle davranmalıdır (s. 61). Yine insan kemale ermek için öz eleştiri yaparak kusurlarının farkına varmalıdır. Devlet büyüklerinin bunu başarmalarının çok zor olduğunu söyleyen Sinân, onlara çevrelerindeki insanlardan zekâsına güvendikleri birini kendi davranışlarını kontrol etmek ve gereken uyarılarda bulunmak üzere görevlendirmelerini tavsiye eder ve bu görevi üstlenen kişiye karşı da minnet ve şükran duymaları gerektiğini belirtir (s. 65-66). Müellifin Kitâbü’l-Envâʾ adındaki diğer risâlesi, halk astronomisi ve meteorolojisi üzerinedir ve Julio Samso ile Blas Rodriguez tarafından bir makale çerçevesinde tanıtılmıştır (Al-Andalus, XLI/1 [Madrid 1976], s. 15-48). Sinân b. Sâbit’in bunlardan başka adı bilinen eserleri de şunlardır: Risâle fî târîḫi mülûki’s-Süryâniyyîn, Risâle fi’l-farḳ beyne’l-müteressil ve’ş-şâʿir, Nevâmîsu Hermes ve’s-Süver ve’ṣ-ṣalât elletî yuṣallî biha’ṣ-Ṣâbiʾûn, Risâle fî aḫbâri âbâʾihî ve ecdâdih, Maḳāle fi’l-eşkâl ẕevâti’l-ḫuṭûṭi’l-müstaḳīme, Risâle fi’n-nücûm, Risâle fî ḳısmeti eyyâmi’l-cümuʿa ʿale’l-kevâkibi’s-sebʿa, Risâle fî meẕhebi’ṣ-Ṣâbiʾîn, er-Resâʾilü’s-sulṭâniyyât ve’l-iḫvâniyyât (İbnü’l-Kıftî, s. 195; İbn Ebû Usaybia, s. 304).

BİBLİYOGRAFYA
Sinân b. Sâbit, Siyâsetü’n-nüfûs (nşr. Abdülfettâh Ahmed el-Fâvî), Kahire 1992, s. 39, 61, 65-66; Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), I, 16-17; İbnü’l-Kıftî, İḫbârü’l-ʿulemâʾ (Lippert), s. 190-195; İbn Ebû Usaybia, ʿUyûnü’l-enbâʾ, s. 300-304; Brockelmann, GAL, I, 244-245; Suppl., I, 386; Sarton, Introduction, I, 641; Sezgin, GAS, II, 105; V, 291; VII, 331; Yvonne Dold-Samplonius, “Sinān ibn Thābit”, DSB, XII, 447-448; a.mlf., “Sinān ibn Thābit”, Encyclopaedia of the History of Science, Technology and Medicine in Non-Western Cultures (ed. H. Selin), Dordrecht 1997, s. 902; Kemâl es-Sâmerrâî, Muḫtaṣaru târîḫi’ṭ-ṭıbbi’l-ʿArabî, Bağdad 1404/1984, s. 491-494; Ekmeleddin İhsanoğlu – B. A. Rosenfeld, Mathematicians, Astronomers and Other Scholars of Islamic Civilization and Their Works (7th-19th c.), Istanbul 2003, s. 72; Ali Hüseyin eş-Şatşât, “Ḥarrânî, Ebû Saʿîd Sinân b. S̱âbit”, Mv.AU, VI, 324-327.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2009 yılında İstanbul'da basılan 37. cildinde, 239-240 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER