SİND - TDV İslâm Ansiklopedisi

SİND

السند
Müellif:
SİND
Müellif: AZMİ ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 31.07.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sind
AZMİ ÖZCAN, "SİND", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sind (31.07.2021).
Kopyalama metni
Pakistan’ın güneydoğusunda İndus nehri çevresinde yayılan Sind bölgesi batı kesimleri dağlık (Kırthar dağları), orta kesimleri İndus çevresindeki alüvyonlu ovalar, doğuda kumlu çöller (büyük kısmı Hindistan sınırları içine taşan Thar çölü) olmak üzere üç farklı coğrafî üniteden oluşur. Sind adının aslı Eski Farsça’da Hindu, Grekçe’de Indos, Latince’de Indus ve Hint dillerinde Sindhu şeklinde bir nehrin adı olarak kullanılan Sanskritçe sindhu (nehir) kelimesidir. Arap coğrafyacıları Uman deniziyle Keşmir dağları arasında kalan bölgeye Sind demişlerdir. Ḥudûdü’l-ʿâlem’e göre Sind’in sınırlarını doğuda Mihrân nehri, güneyde Hint Okyanusu, batıda Kirman toprakları, kuzeyde Horasan’a (Doğu İran ve Kuzey Afganistan) bitişik çöl teşkil eder (s. 123-124). Sind’in İslâm öncesi tarihi Hindistan tarihi içerisinde ele alınmaktadır (DİA, XVIII, 75-76). Bu bölgede müslümanlar tarafından ele geçirilmeden önce Hindu Racpûtlar hâkimdi. Onlardan rahatsız olan Budistler’in müslümanları kurtarıcı gibi gördükleri ve fetihler sırasında kendilerine yardım ettikleri bilinmektedir.

Bölgenin kuzeyinde iklim yazları sıcak (kuzeydeki Ya‘kūbâbâd şehrinde sıcaklık gölgede 50 °C’ye kadar çıkabilmektedir), kışlar soğuk geçer. Doğudaki çöl kesiminde sıcaklık yazın kavurucudur. İndus vadisi çevresi buğday, pamuk, pirinç ve şeker kamışı ziraatının yaygınlaştığı bir alandır. Bu ziraî faaliyet 1932’de inşa edilen Sukkur Barajı ve sonraki yıllarda yapılan bir seri kademeli baraj sistemiyle gelişme göstermiştir. Başta tekstil sanayii olmak üzere bölgedeki sanayi faaliyeti bölgenin en büyük şehri ve limanı olan Karaçi ile (12.461.425) Sind’in ikinci büyük şehri olan Haydarâbâd’da (1.496.163) toplanmıştır. Eyaletin yüzölçümü 140.914 km2, nüfusu 35.370.365 (2008), diğer başlıca şehirleri Sukkur (460.899), Lârkâna (416.261), Nevâbşah (254.063), Mîrpûrhâs (231.278) ve Sâdıkâbâd’dır (212.653).

Araplar tarafından Sind’e ilk defa Hz. Ömer zamanında denizden yapılan sefer sonuçsuz kaldı (15/636). Müslümanların Sind’e olan ilgileri Hz. Osman ve Ali zamanında devam etti. Daha sonra Emevîler’in Irak valisi Haccâc b. Yûsuf’un başarısız birkaç girişimin ardından Muhammed b. Kāsım es-Sekafî’nin emrine verdiği 6000 kişilik ordu 92 (711) yılında Kannezbûr ve Ermâil’i fethetti ve yardıma gelen Muhammed b. Hârûn’un ordusuyla birlikte kuşattığı Deybül’ü aldı (93/712). Muhammed, aynı yıl içerisinde merkezden gönderilen 4000 kişiyi buraya yerleştirdikten sonra Raca Dâhir’in de öldürüldüğü bir savaşı kazanarak (10 Ramazan 93 / 20 Haziran 712) çok sayıda esir ve bol miktarda ganimetle birlikte Sind topraklarının tamamını ele geçirdi (a.g.e., XXX, 548-549). Raca Dâhir’le yapılan savaş dışında Sind’in önemli bir kısmı barış yoluyla fethedildi. Muhammed b. Kāsım’ın ayrılışından sonra oğlu Amr tarafından bugünkü Haydarâbâd’ın kuzeydoğusunda Mansûre adında bir şehir kurularak merkez oraya taşındı. Abbâsî Halifesi Ebû Ca‘fer el-Mansûr’un Sind’e vali olarak gönderdiği Ömer b. Hafs, Mansûre’de bir isyanla karşılaştı ve on bir ay süren kuşatmanın ardından ancak barış yoluyla şehre hâkim olabildi (142/759). Mehdî-Billâh, 159 (776) yılında Abdülmelik b. Şihâb kumandasında yaklaşık 9000 kişilik bir orduyu Basra’dan deniz yoluyla Sind’e gönderdi, Barbed fethedildi. Abbâsî Valisi Ömer b. Abdülazîz el-Hebbârî, Halife Mütevekkil-Alellah’ın öldürülmesini (247/861) takiben bağımsızlığını ilân etti. Halife Mu‘temid-Alellah zamanında Saffârî emîrleri Ya‘kūb b. Leys ve Amr b. Leys’in idaresine verilmesi dışında Sind bundan sonra Gazneliler’in gelişine kadar Hebbârîler tarafından yönetildi. Yerli halk ile Araplar’ın bir arada yaşadığı Abbâsîler’in ilk döneminde başlayan Kuzey ve Güney Arapları arasındaki rekabet İslâm dünyasının diğer yerleri gibi Sind’de de istikrarsızlığa yol açtı; özellikle Hâricî ve İsmâilî-Karmatî faaliyetlerinin yoğunlaşmasına ortam hazırladı. 985’te burayı ziyaret eden Muhammed b. Ahmed el-Makdisî, bölgede İsmâilî hâkimiyetinin olduğunu ve hutbelerde Fâtımî halifesinin adının okunduğunu söyler. Bununla birlikte X. yüzyılda gelen seyyah ve coğrafyacılar yerli halkla müslümanlar arasında herhangi bir problemin yaşanmadığını ve dostça geçindiklerini vurgulamaktadır.

X. yüzyılın sonlarında Hindistan’a yönelen Gazneli Mahmud 1010’da Sind’i tamamen ele geçirdi. Gazneliler’in zayıflamasıyla Gurlu Muizzüddin Muhammed 1175’ten itibaren bölgeye hâkim oldu ve onun yönetimi 1206’da bir İsmâilî fedaisi tarafından öldürülmesine kadar sürdü. Ardından Sind bir süre kumandanlarından Nâsırüddin Kabâce’nin idaresinde kaldıysa da Kutbüddin Aybeg’in onu ortadan kaldırması üzerine Delhi Sultanlığı’na geçti. Bu dönemde özellikle Türkistan’dan gelen âlim ve sanatkârların katkılarıyla bölge ilim ve kültürde gelişti. 618-620 (1221-1223) yılları arasında Moğollar’dan kaçan Celâleddin Hârizmşah’ın işgaline uğrayan Sind daha sonra Hindu Semmâ kabilesi tarafından zaptedildi (1351) ve XVI. yüzyıla kadar onların hâkimiyeti altında kaldı. XVI. yüzyılda Türk asıllı Argun hânedanının eline geçti. Hânedanın ikiye ayrılmasının ardından Ekber Şah tarafından önce 981’de (1573) merkezi Bakkar olan Yukarı Sind ve 1591’de merkezi Tatta (Thatta) olan Aşağı Sind zaptedilmek suretiyle Bâbürlü topraklarına katıldı. Bölge bu dönemde Portekizliler’in saldırılarına uğradı. 1153’te (1740) Avşarlı hânedanının kurucusu Nâdir Şah’ın, 1754’te Ahmed Şah Dürrânî’nin ele geçirdiği Sind’de İngiliz Doğu Hindistan Şirketi 1772’de ilk fabrikasını kurdu. 1783’te Tâlpûr sülâlesinden Mîr Feth Ali Han Sind’e hâkim olduysa da bölge giderek İngilizler’in nüfuzu altına girdi ve nihayet 1843’te imparatorluğun Bombay eyaletine bağlandı.

XX. yüzyılda özellikle Hindistan Hilâfet Hareketi, Sind bölgesinde geniş destek buldu ve Hindistan Müslümanları Birliği güç kazandı. 1936’da müstakil eyalet statüsü verilen Sind, İngiltere’nin Hindistan’dan çekilmesinin ardından kurulan Pakistan’a katıldı (1947) ve eyaletin merkezi Karaçi 1959’a kadar Pakistan’ın başşehri olarak kaldı. Hindistan ile Pakistan’ın ayrılması sırasında yaşanan trajik göç hareketleri Hindistan’ın kuzeyinden ve batısından milyonlarca insanın Sind’e gelmesine yol açtı. Bu büyük nüfus hareketi bölgenin sosyolojik yapısında yoğun değişikliklere ve huzursuzluklara sebebiyet verdi. Sind asıllılar kültürlerinin giderek zayıflayıp kaybolmasından dolayı rahatsızlıklarını dile getirirken göçmenler de yerlilerin ekonomik imtiyaz sahibi olmalarına karşı tepki gösterdiler ve aralarında günümüze kadar süregelen çatışmalar başladı.

Asya’nın geçiş alanlarından birini teşkil eden Sind’de pek çok kültür iz bırakmışsa da bunların en kalıcısı İslâm kültürü olmuştur. Müslümanlar yerleştikleri topraklarda Mahfûza, Mansûre, Beyzâ ve Cündrura gibi pek çok yeni şehir inşa ettiler, bunlar zamanla birer kültür merkezi haline geldi. Abbâsîler döneminde matematik, astronomi, astroloji, tıp, Hint edebiyatı gibi alanlardan çeşitli kitaplar Sanskritçe’den Arapça’ya tercüme edilmiş, özellikle Sindli hekimler bütün İslâm coğrafyasında tanınarak Bağdat sarayına çağrılmıştır. Matematik alanına en önemli katkı, Batı dünyasında Arap rakamları adıyla bilinen sayı sembollerinin Sind’den Bağdat’a taşınmasıdır ki bunlar Arap kültüründe Hint rakamları olarak tanınır. Sind’de yetişen ünlü sûfî, âlim, şair ve ediplerin bazıları şunlardır: Ebû Ma‘şer Necîh b. Abdurrahman es-Sindî, Mevlânâ Ebû Meâsir es-Sindî, Ebû Muhammed Halef b. Sâlim es-Sindî, Bahâeddin Zekeriyyâ, Muhammed Abdülhâdî es-Sindî, Muhammed Âbid es-Sindî, Rahmetullah b. Abdullah es-Sindî, Muhammed Hayât es-Sindî, Ubeydullah es-Sindî. Bölge genelinde Ârî dillerden Sindî konuşulur ve müslümanlar tarafından Arap alfabesiyle, Hindular tarafından diğer Hint dilleri gibi Devanagarî yazı sistemiyle yazılır; ikinci yaygın dil Urduca’dır.

Ḥudûdü’l-ʿâlem’de Sind’in ticaret açısından çok cazip bir bölge olduğu kaydedilmektedir. Arap tâcirleri İslâm öncesi dönemlerden beri Sind ticaret merkezlerinden kâfur, ödağacı, karanfil, pamuklu kumaşlar satın alıyordu. Deniz İpek Yolu da kuzeyden sahile gelerek Sind ve Gucerât limanlarından Basra körfezine ve Aden-Kızıldeniz üzerinden Akdeniz’in İskenderiye Limanı’na varıyor, oradan Batı’ya geçiyordu.

Sind’in coğrafî konumu ve topografik yapısı bölgeyi mimari üslûp bakımından Hindistan ve İran’dan ayırmıştır. Sind’in en eski camisi Deybül’de olup bugün mevcut olmayan yapının 109 (727) tarihli bir kitâbesi vardır; caminin planı Kûfe ve Vâsıt’taki kare planlı erken cami mimarisi tarzında ve revaklıdır. Karaçi-Haydarâbâd yolu üzerinde bulunan Tatta’daki 966 (1558-59) tarihli Dabgîr Camii ile 1053-1058 (1643-1648) arasında inşa edilen Cami-i Mescid ise Lûdî ve Bâbürlü etkilerini yansıtmaktadır. Sind’de tasavvufun etkisiyle türbe mimarisi dikkat çekici boyutlara ulaşmıştır. Özellikle Tatta’da bulunan Câm Nizâmeddin, Can Baba, Îsâ Han, Mirza Canbeg ve Şurfa Han türbeleri yoğun taş işçiliğiyle dikkat çekmektedir.

BİBLİYOGRAFYA
Belâzürî, Fütûh (Fayda), s. 629-651; Ḥudûdü’l-ʿâlem (Sütûde), s. 123-124, ayrıca bk. İndeks; Makdisî, Aḥsenü’t-teḳāsîm, s. 474-486; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân (Cündî), III, 303-304; Bîrûnî, Alberuni’s India (nşr. C. E. Sachau), London 1914, I, s. XXXI; Cûzcânî, Ṭabaḳāt-ı Nâṣırî, Kalküta 1864, s. 115-175; Firişte, Gülşen-i İbrâhîmî, Leknev 1867, II, 325-331; The History of India (ed. H. M. Elliot – J. Dowson), London 1867-77, I, 151, 183-187, 203, 435, 465, 471-472; J. P. Gulrajani, Sind and its Sufis, Madras 1924; A. Z. Nadvi, Tarikh-i Sind, Karachi 1947, s. 196; S. S. Nadwi, Arab wa Hind ke Ta’alluqat, Allahabad 1950, s. 127, 157-158; Mumtaz Husain Pathan, Sind Arab Period, Hyderabad 1978; P. Hiranandani, Sindhis: The Scattered Treasure, New Delhi 1980; Ansar Zahid Khan, History and Culture of Sind, Karachi 1980; K. S. Lal, “The Advent of Islam in Sind”, Studies in Religion and Change (ed. Madhu Sen), New Delhi 1983, s. 117-128; Studies on Sind (ed. M. Yakub Mughul), Karachi 1988; Recep Uslu, Sind’de İslam Fetihleri (yüksek lisans tezi, 1990), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; Sarah Ansari, Sufi Saints and State Power: The Pirs of Sind, Cambridge 1992; a.mlf., “Sind (History from 1843)”, EI2 (İng.), IX, 635-636; Sind Through the Centuries (ed. Hamida Khuhro), Karachi 1994; M. Laiq Zardari, History of Sind, Islamabad 1996, s. 19-35; Arshad Islam, Islam in Sind, Kuala Lumpur 2001; S. M. Stern, “Ismāʿīlī Propaganda and Fatimid Rule in Sind”, , XXIII/4 (1949), s. 298-307; M. Hasan Bhutto, “Role of Sind in the Awakening of Indian Muslims (1843 to 1947)”, Sind University Research Journal, III, Hyderabad 1963, s. 44-61; M. Ishtiaq Khan, “Muslim Architecture of Sind”, Journal of the Regional Cultural Institute, I/1, Tehran 1967, s. 51-60; Sahip Khan Channo, “Sind Through the Ages”, Sind Quarterly, XII/3, Karachi 1984, s. 39-45; T. W. Haig, “Sind”, İA, X, 676-678; a.mlf. – [C. E. Bosworth], “Sind”, EI2 (İng.), IX, 632-635; C. Shackle, “Sind”, a.e., IX, 636-637; Y. Crowe, “Sind”, a.e., IX, 637-638; Azmi Özcan, “Hindistan”, DİA, XVIII, 75-76; a.mlf., “Mültan”, a.e., XXXI, 548-549; Iqtidar Husain Siddiqui, “Muhammed b. Kāsım es-Sekafî”, a.e., XXX, 548-549.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2009 yılında İstanbul’da basılan 37. cildinde, 242-244 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER