SİNDÎ, Rahmetullah b. Abdullah

رحمة الله بن عبد الله السندي
Müellif:
SİNDÎ, Rahmetullah b. Abdullah
Müellif: İRFAN İNCE
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 12.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sindi-rahmetullah-b-abdullah
İRFAN İNCE, "SİNDÎ, Rahmetullah b. Abdullah", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sindi-rahmetullah-b-abdullah (12.12.2019).
Kopyalama metni
930 (1524) yılı dolaylarında Sind’de Derbîle adlı yerde doğdu. Hz. Ömer’in soyundandır. Bâbür Şah, Kâbil’den hareketle Kandehar’ı işgal edince Argunlu lideri Şah Şücâ‘ Bey 928’de (1522) Sind bölgesinin hâkimi olan Câm Fîrûz’u Tatta’yı terketmeye zorladı. Muhtemelen kadılık görevi sebebiyle idareyle sıkı bağı bulunan Rahmetullah es-Sindî’nin babası Abdullah’ın malları yağmalandı. Bunun üzerine Abdullah ailesiyle birlikte 934 (1527) yılında Hindistan bölgesinde dönemin en güçlü ve zengin ülkelerinden olan Gucerât’ın başşehri Ahmedâbâd’a gitti. Burada sarayla yakın ilişki içinde oldu ve tanınmış sûfî ve hadis âlimi Müttakī el-Hindî ile yakın dostluk kurdu. Gucerât hâkimi Sultan Bahadır Şah’ın 942’de (1536) Hümâyun’un güçlerine yenilmesi üzerine Müttakī el-Hindî ile birlikte Mekke’ye gitti ve ardından Medine’ye yerleşti. Rahmetullah es-Sindî eğitimini babasının ve Gucerât’taki ikameti esnasında burada bulunan âlimlerin yanında tamamladı. Hicaz’a yerleştikten sonra Müttakī el-Hindî ile yakın ilişkisini sürdürdü. Medine’de ders aldığı hocaları arasında Ebü’l-Hasan İbn Arrâk önemli bir yer tutar. Bir diğer tanınmış hocası da İbn Hacer el-Heytemî’dir. 977’den (1569) sonra iki defa gittiği Gucerât’ta ikinci ikameti uzun sürdü ve burada ders verip çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Vefatından kısa bir süre önce Hicaz’a dönerek Medine’ye yerleşti. Ardından gidip ikamet ettiği Mekke’de 18 Muharrem 993’te (20 Ocak 1585) vefat etti ve Cennetü’l-muallâ’da defnedildi. Ölüm tarihi 8 Muharrem 994 (30 Aralık 1585) olarak da kaydedilir.

Eserleri. 1. Cemʿu’l-menâsik ve nefʿu’n-nâsik. Müellif bu eseriyle yaygın bir şöhret kazanmıştır. Kitap, bazı kaynaklarda ve kütüphane kayıtlarında Mecmaʿu’l-menâsik (Mecâmiʿu’l-menâsik) diye anılmaktaysa da bu doğru değildir. Eserin ilk baskısının (İstanbul 1289, Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin Câmiʿu’l-menâsik’i ile birlikte) kapağında görülen bu son isim nâşir tarafından yazılmıştır. Eserde hacla ilgili konuların etraflı şekilde ele alınması amaçlandığından delillere pek yer verilmemiştir. Sindî bu eserini biri Lübâbü’l-menâsik (Kahire 1319; nşr. Abdürrahîm b. Muhammed Ebû Bekir, Beyrut 1421) adıyla olmak üzere iki ayrı çalışmada kısaltmıştır. Cemʿu’l-menâsik adlı en hacimli eseri el-Mensekü’l-kebîr, ikincisi el-Mensekü’l-mütevassıṭ (Lübâbü’l-menâsik) ve daha kısa olanı ise el-Mensekü’ṣ-ṣaġīr (yazması için bk. Brockelmann, II, 524) adıyla tanınmıştır. Bu eserleri hac farîzasını yerine getirirken sıkça karşılaşılan konuları özetlediği için büyük ilgi görmüş, Ali el-Kārî Lübâbü’l-menâsik’i el-Meslekü’l-müteḳassıṭ bi’l-Menseki’l-mütevassıṭ (Bulak 1288; Kahire 1303; Mekke 1319), üçüncü eseri Bidâyetü’s-sâlik fî nihâyeti’l-mesâlik adıyla şerhetmiştir. Bu iki eser Hanîfüddin b. Abdurrahman el-Mürşidî ve Muhammed b. Muhammed el-Ensârî el-Mekkî tarafından da ayrı ayrı şerhedilmiştir. Pîrîzâde İbrâhim’in üzerine şerh yazdığı el-Mensekü’ṣ-ṣaġīr’i Yûsuf b. Abdülkerîm el-Ensârî el-Medenî manzum hale getirmiş, Mustafa er-Rahmetî de bunu şerhetmiştir. 2. Telḥîṣu Tenzîhi’ş-şerîʿa ani’l-eḥâdîs̱i’l-mevżûʿa. Hocası Ebü’l-Hasan İbn Arrâk’ın eseri üzerine yaptığı bir ihtisardır. 3. Ġāyetü’t-taḥḳīḳ ve nihâyetü’t-tedḳīḳ fî mesâʾile übtüliye bihâ ehlü’l-Ḥaremeyni’ş-şerîfeyn (Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 2068, vr. 207-223). Sindî bu eserinde, yaşadığı dönemde özellikle Haremeyn halkı arasında farklı mezhepten bir imama uyarak namaz kılma, bir mescidde birden fazla cemaatle namaz kılınması, ikindi namazının vakti, cemaatle kılınan namazda muktedînin kıraati, cuma namazından sonra zuhr-i âhir kılınması, cenaze namazının mescid içerisinde kılınması gibi konularda ortaya çıkan tartışmaları ele alır. Hicaz ulemâsı arasında hemen her dönemde tartışılmış bir uygulama olarak Kâbe etrafında tesis edilen farklı mezheplere ait makamlar arkasında dört mezhep mensuplarının ayrı ayrı cemaatler halinde namaz kılmaları bu çalışmanın ağırlıklı konusunu teşkil eder. Daha sonra Mescid-i Nebevî’de de başlatılan bu uygulama her ne kadar son dönemlere kadar sürmüşse de önde gelen Hicaz ulemâsı tarafından hemen her zaman tenkit edilmiştir. Sindî eserinde bu uygulamayı fıkhî açıdan değerlendirir ve sonuç olarak meşruiyetini savunur. Rahmetullah es-Sindî’nin Rîsâle fî ḥükmi’l-iḳtidâʾi bi’l-muḫâlif, Risâle fî kerâheti tekrâri’s-semâʿa bi’l-mescid ve Risâle fî teʾyîdi’l-ḳavl bi’l-ʿaṣri’s̱-s̱ânî adlı çalışmaları da muhtemelen bu kitabın ayrı istinsah edilmiş bölümleridir. Ġāyetü’t-taḥḳīḳ yanlışlıkla Muhammed Hayât es-Sindî’ye (ö. 1163/1750) nisbet edilerek basılmıştır (İstanbul 2000). Muhammed Hayât, hocası Ebü’l-Hasan es-Sindî’nin çizgisini devam ettiren ve Rahmetullah es-Sindî’nin farklı mezhep mensuplarının ayrı cemaatler halinde namaz kılmaları konusundaki görüşü ve genel olarak taklit anlayışının tam karşısında yer alan bir Hanefî eğiliminin ileri gelen temsilcilerindendir. 4. Lübâbü’l-merâm fî ziyâreti ḳabri’n-nebî ʿaleyhi’s-selâm (Süleymaniye Ktp., Süleymaniye, nr. 386, vr. 92-110; Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, nr. 784).

BİBLİYOGRAFYA
Rahmetullah b. Abdullah es-Sindî, Lübâbü’l-menâsik (nşr. Abdürrahîm b. Muhammed Ebû Bekir), Beyrut 1421, neşredenin girişi, s. 13-40; Muhammed b. Ömer et-Tayyib Bâfakīh, Târîḫu’ş-Şiḥr ve aḫbârü’l-ḳarni’l-ʿâşir (nşr. Abdullah Muhammed el-Habeşî), Beyrut 1419/1999, s. 444; Abdülkādir el-Ayderûsî, en-Nûrü’s-sâfir, s. 392; Abdülhak ed-Dihlevî, Aḫbârü’l-aḫyâr (trc. Sübhân Mahmûd – Mevlânâ Muhammed Fâzıl), Delhi 1414/1994, s. 563; Gazzî, el-Kevâkibü’s-sâʾire, III, 152; Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1831; Abdülhay el-Hasenî, Nüzhetü’l-ḫavâṭır, IV, 112-113; Serkîs, Muʿcem, I, 930; II, 1793-1794; Brockelmann, GAL Suppl., II, 524; M. İshak Battî, Fuḳahâ-i Hind, Lahor 1976, III, 177-179; Abdullah Mirdâd Ebü’l-Hayr, el-Muḫtaṣar min Kitâbi Neşri’n-nevr ve’z-zeher (nşr. M. Saîd el-Âmûdî – Ahmed Ali), Cidde 1406/1986, s. 183, 184, 195-196, 278, 366, 405; Yûnus İbrâhim es-Sâmerrâî, ʿUlemâʾü’l-ʿArab fî şibhi’l-ḳārreti’l-Hindiyye, Bağdad 1986, s. 274; Zübeyd Ahmed, el-Âdâbü’l-ʿArabiyye, II, 312-313.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 37. cildinde, 247-248 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.