SÎSTAN

سيستان
SÎSTAN
Müellif: OSMAN GAZİ ÖZGÜDENLİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 16.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sistan
OSMAN GAZİ ÖZGÜDENLİ, "SÎSTAN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sistan (16.09.2019).
Kopyalama metni
Orta Farsça’da “sakaların ülkesi” anlamındaki sakastân kelimesinden gelen Sîstan Arapça’ya Sicistan şeklinde geçmiştir. Bölge Horasan’ın güneyinde yer almasından dolayı başta Şâhnâme olmak üzere bazı eski metinlerde Nîmrûz (gün ortası, öğle) adıyla zikredilmiştir. Sîstan’ın doğu sınırı Ortaçağ’da zaman zaman Kandehar’a kadar uzanmıştır. Şehrisuhte ve Kûhihâce’de bulunan harabeler Sîstan’da yerleşik hayatın oldukça eskilere dayandığını göstermektedir. Bölge daha sonra sırasıyla Pers, Part, Sâsânî devletlerine bağlanmış ve İran’ın doğu sınırını oluşturmuştur. İslâm fetihleri sırasında Arap ordularının önünden kaçan son Sâsânî hükümdarı III. Yezdicerd, Kirman’dan Sîstan’a gitmiş, ancak burada tutunamayıp Horasan’a geçmek zorunda kalmıştır.

Sîstan’ın idarî merkezi Zerenc (Zereng) 23’te (644) Âsım b. Amr ve Abdullah b. Umeyr kumandasındaki İslâm orduları tarafından kuşatıldı, ancak kuşatma yüklü bir haraç karşılığında kaldırıldı. Abdurrahman b. Semüre’nin 29 (649-50) yılında Büst’ü ele geçirmesinin ardından bölgenin diğer önemli yerleşim merkezleri ertesi yıl Rebî‘ b. Ziyâd el-Hârisî kumandasındaki ordu tarafından fethedildi. Zerenc hâkimi Pervîz’e 2000 köle vermesi karşılığında eman tanındı. Zerenc halkı iki yıl sonra Araplar’a baş kaldırınca, Basra umumi valisi Abdullah b. Âmir tarafından Sîstan’a vali tayin edilen Abdurrahman b. Semüre şehri kuşattı (33/653-54). Pervîz bu defa 2 milyon dirhem haraç ve 2000 köle vermek şartıyla Abdurrahman ile anlaştı. Bölge halkı Abdurrahman’ın azledilmesinin ardından bir defa daha isyan etti. Daha sonra yeniden Sîstan valiliğine tayin edilen Abdurrahman b. Semüre bölgedeki İslâm hâkimiyetini güçlendirerek Kâbil’e kadar yaydı. Bu sırada Hasan-ı Basrî Zerenc’e gelip ders verdi. Muâviye b. Ebû Süfyan’ın Rebî‘ b. Ziyâd el-Hârisî’yi 46 (666) yılında Sîstan valisi tayin etmesine kadar görevde kalan Abdurrahman’ın bölgeden ayrılması üzerine Rutbîl unvanlı mahallî Türk hükümdarı müslümanları bölgeden uzaklaştırmaya çalıştı; ancak Rebî‘ b. Ziyâd karşısında mağlûp oldu ve Rebî‘den sonraki vali Rutbîl ile barış antlaşması imzaladı.

78’de (697) Hâricîler’in isyanını bastırmasının ardından Horasan ve Sîstan’ı da hâkimiyeti altına alan Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî, Mühelleb b. Ebû Sufre’yi Horasan’a, Ubeydullah b. Ebû Bekre’yi Sîstan’a vali tayin etti. İbn Ebû Bekre bölgeden perişan vaziyette geri dönünce Abdurrahman b. Muhammed b. Eş‘as’ı Basra ve Kûfeliler’den oluşan bir ordunun başında Sîstan’a gönderdi (80/699). Bölgenin büyük bir kısmını fetheden İbnü’l-Eş‘as daha sonra Haccâc ile anlaşmazlığa düşüp isyan etti ve Haccâc karşısında mağlûp olunca Rutbîl’e sığındı. Haccâc, Kuteybe b. Müslim’i Sîstan üzerine gönderdi. Kuteybe 92 (711) yılında çıktığı seferde Türk hükümdarı Rutbîl’in barış isteğini kabul etti ve bölgeyi hâkimiyet altına aldıktan sonra geri döndü. Fakat Sîstan’da Araplar’la mahallî hâkimler arasındaki mücadeleler devam etti.

Emevîler zamanında bazan doğrudan halifeler, bazan da Irak umumi valileri tarafından tayin edilen valilerce yönetilen bölge Abbâsîler devrinde de sık sık karışıklıklara sahne oldu. Halife Mansûr döneminde (754-775) mahallî hükümdarlara karşı sert tedbirler alındı. Buna rağmen vergiler düzenli biçimde tahsil edilemedi. Me’mûn devrinde (813-833) vergiler iki kat arttırıldı. Sîstan daha sonra aslen bu bölgeden olan Saffârîler’in eline geçti. Saffârîler önce Sâmânîler’e, ardından Gazneliler’e tâbi olarak bölgede hüküm sürdüler. Sîstan bu dönemde zenginliğe ve refaha kavuştu (Târîḫ-i Sîstân, s. 354). Bölgenin en büyük şehri olan Zerenc’de önemli imaretler ve pazarlarla birlikte bir hastahane kuruldu. Saffârî Emîri Amr b. Leys, Sîstan’da bir saray ve sûk-ı Amr diye anılan bir çarşı yaptırdı.

Sîstan bölgesini 393 (1003) yılında Gazneli Mahmud Gazneli topraklarına kattı. Sîstan’da hem Sebük Tegin hem Gazneli Mahmud adına basılmış sikkeler günümüze ulaşmıştır. Leşker-i Bâzâr şehrinin Sebük Tegin (977-997) tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Bölge, Selçuklular’ın Gazneliler’e karşı kazandığı Dandanakan zaferinin ardından Selçuklu hânedanından Ertaş tarafından zaptedildi (432/1040-41). Ertaş hutbeyi Selçuk Bey’in oğlu Mûsâ Yabgu adına okuttu. Sîstan hâkimiyeti, Selçuklular arasında hânedanın Mûsâ Yabgu kolu ile Çağrı Bey kolu arasında anlaşmazlığa sebep oldu. Bu anlaşmazlık Sultan Tuğrul Bey’in Mûsâ Yabgu lehine müdahalesiyle çözülebildi. Çağrı Bey’in oğlu Alparslan, Mûsâ Yabgu’nun buradaki hâkimiyetine son verdi (455/1063).

Sîstan bölgesi daha sonraki Selçuklu hükümdarları zamanında Nasrî Melikleri veya Nîmrûz Melikleri denilen mahallî bir hânedan tarafından yönetildi. Hânedanın en dikkate değer siması, kendisine Sultan Sencer’in “kardeş” diye hitap ettiği II. Tâceddin Ebü’l-Fazl Nasr b. Halef (1106-1164), Sultan Melikşah’ın kızı Safiye Hatun ile evliydi. Cesur ve mücadeleci bir kişiliğe sahip olan II. Tâceddin Ebü’l-Fazl, Sultan Sencer’in sadık bir tâbii olarak onun bütün askerî seferlerine katıldı ve Selçuklu Devleti’nin yıkılması üzerine bölgede ortaya çıkan hâkimiyet mücadelelerinde önemli rol oynadı.

XII. yüzyılın ikinci yarısında önce Gurlular, ardından Hârizmşahlar Devleti’nin hâkimiyetine giren bölge Moğol istilâsı sırasında tahribata uğradı (10 Zilhicce 619 / 15 Ocak 1223). Moğollar bütün halkı kılıçtan geçirdiler. Katliamdan kurtulabilenler birkaç yıl sonra Emîr Tâceddin Yinal Tegin’in etrafında toplandılar. Sîstan kısa süre içinde bir defa daha Moğol ordusu tarafından kuşatıldı. Halk uzun süre kahramanca direnerek Moğollar’a büyük kayıplar verdirdiyse de şiddetli veba salgınının etkisiyle Moğollar 14 Cemâziyelevvel 632 (4 Şubat 1235) tarihinde bölgeyi ele geçirmeyi başardılar. Halkı bir defa daha katliama tâbi tutuldu (Târîḫ-i Sîstân, s. 395-396; Cûzcânî, II, 128, 159-162).

Hülâgû’nun İlhanlı Devleti’ni kurmasının ardından Sîstan ve çevresi bu devletin sınırları içinde yer aldı. İlhanlı hâkimiyetini tanıyan Mihribânîler mahallî hâkimler olarak varlıklarını uzun süre devam ettirmeyi başardılar. Bu dönemde bölgenin vergileri Horasan eyaletinin vergi gelirleri içerisinde hesaplanmaktaydı (Müstevfî, s. 142). Bölge, İlhanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra Horasan’ın bir kısmına hâkim olan Kert hânedanına bağlandı. Timur, 785 (1383) yılında çetin bir muhasaranın ardından Zerenc şehrini ele geçirip üç gün yağmaya izin verdi. Halktan pek çok kişi katledildi (Melikşah Hüseyn-i Sîstânî, s. 104-105). Bu sırada su bendleri ve sulama kanallarının tahrip edilmesinden dolayı bölge ekonomik bir çöküş içine girdi.

Sîstan 914’te (1509) Şah İsmâil tarafından Safevî Devleti sınırlarına dahil edildi. Mihribânîler’den Sultan Mahmûd b. Yahyâ’nın 949 (1543) yılında ölümünden sonra Şah I. Tahmasb’ın tayin ettiği valiler tarafından yönetilen Sîstan Afgan istilâsı ve Safevî Devleti’nin yıkılışı esnasında bir ara Afgan hâkimiyetine girdi. Ancak Avşarlılar hânedanının kurucusu Nâdir Şah tarafından yeniden İran’a bağlandı. Nâdir Şah’ın 1160’ta (1747) ölümü üzerine Afgan asıllı Ahmed Şah Dürrânî’nin eline geçti. XIX. yüzyılda İran ile Batı Afganistan’daki mahallî hâkimler arasında ihtilâf konusu olan Sîstan, İngilizler’in hakem tayin edilmesinden sonra Sir Frederick J. Goldsmid başkanlığında kurulan bir komisyon tarafından İran ile Afganistan arasında taksim edildi (1872). Sınır, Arthur McMahon başkanlığında kurulan yeni bir heyetin çalışmaları ile kesin şeklini aldı (1903-1905). Bugün Sîstan bölgesinin bir kısmı İran, bir kısmı Afganistan sınırları içinde kalmıştır. İran’da kalan kısmı 8117 km2 yüzölçümüne sahiptir. Bu bölge, güneyinde bulunan Belûcistan bölgesiyle birlikte Sîstan ve Belûcistan eyaletini (Ustân) oluşturur. Eyaletin idarî merkezi Zâhidân’dır. Bölgenin Afganistan içerisinde kalan kısmı bu ülkenin Nîmrûz idarî bölümünü teşkil etmektedir.

Sîstan, İran millî destanı Şâhnâme’de destanın en önemli kahramanı Rüstem-i Zâl’in vatanı olarak gösterilir. Tarihî kaynaklardaki bilgiler bu konudaki rivayetlerin halk arasında bütün Ortaçağ boyunca canlı bir şekilde yaşadığını göstermektedir (Belâzürî, s. 572; İbn Hurdâzbih, s. 40; Melikşah Hüseyn-i Sîstânî, s. 104). Sîstanlı olan veya burada yetişen şahsiyetler kaynaklarda Siczî, Sicistânî ve Sîstânî nisbeleriyle anılır. Saffârîler hânedanının kurucusu Ya‘kūb b. Leys es-Saffâr ve halefleri, Kerrâmiyye fırkasının kurucusu Muhammed b. Kerrâm, muhaddis Ebû Dâvûd es-Sicistânî ve oğlu Abdullah (İbn Ebû Dâvûd), Osman b. Saîd ed-Dârimî, Ebû Nasr es-Siczî, müfessir Muhammed b. Uzeyz es-Sicistânî, kelâmcı Ebû Ya‘kūb es-Sicistânî, mutasavvıf Ebû Abdullah es-Siczî, edip Ebû Hâtim es-Sicistânî, Ebû Süleyman es-Sicistânî ve Melikşah Hüseyn-i Sîstânî bunlar arasında sayılabilir.

BİBLİYOGRAFYA
Belâzürî, Fütûh (Fayda), s. 452, 570-584; Ya‘kūbî, Kitâbü’l-Büldân (trc. M. İbrâhim Âyetî), Tahran 2536 şş./1978, s. 56-61; İbn Hurdâzbih, Mesâlik ve Memâlik (trc. Saîd Hâkrind), Tahran 1371 hş., s. 39-42; İbn A‘sem el-Kûfî, el-Fütûḥ (trc. Muhammed b. Ahmed Müstevfî-yi Herevî, nşr. Gulâm Rızâ Tabâtabâî), Tahran 1374 hş., s. 280, 284-285; Târîḫ-i Sîstân (nşr. Bahâr), Tahran 1366 hş., tür.yer.; Sem‘ânî, el-Ensâb, VII, 43-47; Cûzcânî, Ṭabaḳāt-ı Nâṣırî, II, 128, 159-162; Müstevfî, Nüzhetü’l-ḳulûb (Strange), s. 142-147; Melikşah Hüseyn-i Sîstânî, İḥyâʾü’l-mülûk (nşr. Menûçihr-i Sütûde), Tahran 1344 hş., tür.yer.; Zülfikār-i Kirmânî, Coġrâfyâ-yi Nîmrûz (nşr. Azîzullah el-Utâridî), Tahran 1374 hş., tür.yer.; V. V. Barthold, Teẕkire-yi Coġrâfyâ-yi Târîḫî-yi Îrân (trc. Hamza Serdâdver), Tahran 1308 hş., s. 116-139; J. Wellhausen, Arap Devleti ve Sukutu (trc. Fikret Işıltan), Ankara 1963, bk. İndeks; C. E. Bosworth, Sīstān under the Arabs, from the Islamic Conquest to the Rise of the Saffarids (30-250/651-864), Rome 1968, tür.yer.; a.mlf., The History of the Saffarids of Sīstān and the Maliks of Nimruz (247/861 to 949/1542-3), Costa Mesa 1994, tür.yer.; a.mlf., “Sīstān”, EI2 (İng.), IX, 681-685; Hüseyin Dâvûdî, “Esnâd-ı Ḫânedân-ı Kelânterî-yi Sîstân”, Berresîhâ-yi Târîḫî, IV/5-6, Tahran 1970, s. 1-20; B. Finster, “Sīstān zur Zeit der Tīmūridischer Herrschaft”, Archeologische Mitteilungen aus Iran, IX, Berlin 1976, s. 207-215; Hüseyin Mîr Ca‘ferî, “Sîstân der-ʿAṣr-ı Ṣafevî”, Berresîhâ-yi Târîḫî, XII/4 (1977), s. 49-76; G. le Strange, The Lands of the Eastern Caliphate (ed. Fuat Sezgin), Frankfurt 1993, s. 334-351; V. F. Büchner, “Sîstan”, İA, X, 715-721.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 37. cildinde, 274-276 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.