SÜMÂME b. EŞRES

ثمامة بن أشرس
Müellif:
SÜMÂME b. EŞRES
Müellif: MUHAMMED ARUÇİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 23.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sumame-b-esres
MUHAMMED ARUÇİ, "SÜMÂME b. EŞRES", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sumame-b-esres (23.10.2019).
Kopyalama metni
Büyük ihtimalle Basra’da doğdu. Birçok kaynakta onun Basralı olduğuna ve Benî Nümeyr kabilesine mensup bulunduğuna işaret edilmekte, Abdülkāhir el-Bağdâdî ise adı geçen kabilenin köleleri arasında yer aldığını belirtmektedir (el-Farḳ beyne’l-fıraḳ, s. 157). Sümâme’nin Hârûnürreşîd ve Me’mûn dönemlerine yetiştiği, Bağdat’ta yaşadığı, Bişr b. Mu‘temir ve Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf’ın talebesi olduğu kaydedilmektedir (İbnü’n-Nedîm, s. 208; İbnü’l-Murtazâ, s. 62, 64). En başarılı öğrencilerinden sayılan Câhiz’den başka kendisinden kimlerin faydalandığı bilinmemektedir. Muhtemelen Bermekîler’le olan ilişkisi yüzünden 186 (802) yılında Hârûnürreşîd tarafından hapsedilen Sümâme daha sonra halifenin meclislerine devam etti, Me’mûn’un hocası ve danışmanı konumuna yükseldi. Halife onu vezirlik rütbesiyle taltif etmek istediyse de yazdığı bir mektupla bu görevi kabul edemeyeceğini bildirdi ve Ahmed b. Ebû Hâlid ile Yahyâ b. Eksem gibi kişileri tavsiye etti (İbnü’n-Nedîm, s. 207-208). Sümâme’nin, Halife Me’mûn döneminde halku’l-Kur’ân konusunda sorguya çekilen âlimlerden muhaddis Ahmed b. Nasr el-Huzâî’nin öldürülmesi hususunda Me’mûn’u tahrik ettiği, bu sebeple Vâsiḳ-Billâh döneminde (842-847) Safâ ile Merve arasında Ahmed b. Nasr’ın kabilesine mensup kişiler tarafından öldürüldüğü ve cesedinin Kâbe’nin dışında bırakılarak yırtıcı kuşlara yem olduğu şeklinde bir rivayet mevcutsa da (Abdülkāhir el-Bağdâdî, s. 159-160) bu rivayet muteber sayılmamıştır. Sümâme çoğunluğun kabulüne göre 213 (828) yılında vefat etti. Bu tarihten sonra kaynaklarda onunla ilgili bir olay zikredilmemekte ve özellikle Mu‘tasım-Billâh ve Vâsiḳ-Billâh devirlerindeki olaylarda ismi geçmemektedir (İlhan, sy. 5 [1989], s. 49-50).

Me’mûn’un 218 (833) yılında çıkardığı bir emirnâmeyle herkesi Mu‘tezile’nin temel görüşlerinden olan Kur’an’ın mahlûk olduğu düşüncesini benimsemeye zorlamasında, ayrıca hutbelerde Muâviye’ye lânet okunması şeklindeki düşüncesinde Sümâme’nin etkili olduğu kabul edilir (İbnü’l-Murtazâ, s. 64-65). Yaşadığı dönemde kelâm ve fıkhın yanı sıra diğer İslâmî ilimlerde de zengin birikime sahip bulunduğu kaydedilen Sümâme hâfızası, zekâsı ve Arapça’yı güzel kullanması gibi özellikleriyle devrinin seçkin kişileri tarafından takdirle karşılanmıştır. Zehebî’nin onu Mu‘tezile’nin ileri gelenlerinden ve dalâlete çağrıda bulunanların öncülerinden diye nitelendirmesi (Mîzânü’l-iʿtidâl, II, 94), Şehristânî’nin dine karşı alaycı, ayrıca zayıf karakterli olduğu şeklindeki ifadesi (el-Milel, I, 70-71), Bağdâdî’nin, görüşlerini anlattıktan sonra tarihçilerin ahlâk dışı garip düşüncelerden bahsettiğini söylemesi (el-Farḳ beyne’l-fıraḳ, s. 157-159) muhaliflerinin onun hakkında gerçekçi davranmadığı izlenimini uyandırmakta, kendisine atfedilen bazı aşağılayıcı düşüncelerin gerçekle bağdaşmadığı anlaşılmaktadır. Onun sâdık bir Mu‘tezilî olduğu Hayyât tarafından ortaya konulmuştur (el-İntiṣâr, s. 86-88, 127, 133-134, 171-172). Arap dili âlimi ve müfessir Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ’nın Halife Me’mûn’la tanışmasını sağlayan Sümâme’nin Ferrâ hakkındaki sözleri, her ikisinin çeşitli ilimlere vukufunu ve şahsiyetlerini belirtmesi bakımından önemlidir (DİA, XII, 407).

Mu‘tezile’nin Sümâmiyye kolunun kurucusu olan Sümâme b. Eşres’in kaleme aldığı eserler günümüze ulaşmadığı için görüşleri daha çok Sünnî kaynaklarından tesbit edilebilmektedir. Ona göre mütevellid fiillerin (yumruk vurulunca camın kırılması gibi vasıtalı fiiller) fâili yoktur; bu tür fiilleri bir fâile nisbet etmek ölüye nisbet etmek gibidir. Söz konusu fiiller Allah’a da izâfe edilemez, çünkü Allah bu durumda kötü fiillerin fâili olur. İnsana ait fiil iradeden ibaret olup diğerleri mütevellid durumundadır. İlâhî gerçeğe ulaşamayan kimseler, aynı durumda bulunan Ehl-i kitap, dinen mükellef sayılmayan şuursuz canlılar ve müminlerin çocukları âhirette toprak olacaktır. Çünkü bunların ne sorumlulukları ne de iman ve amelleri vardır. İstitâat, fiili meydana getirecek organların sağlıklı olması demek olup insanda fiilden önce mevcuttur. Âlem Allah’ın tabiatı icabı bir fiilidir. Bu görüş filozofların “îcâb bi’z-zât” düşüncesinin aynı olup âlemin kadîm olmasını gerektirir. Sümâme hüsün ve kubuh meselesinde Mu‘tezile’nin görüşlerini benimsemiştir (Abdülkāhir el-Bağdâdî, s. 157-160; İsferâyînî, s. 79-81; Nesefî, I, 80, 229, 261; II, 543, 681; Şehristânî, I, 70-71). Ancak onun bu düşünceleri ve diğer görüşlerinin, Bağdat’ta bir Mu‘tezilî kelâmcısı iken ilhâdı yüzünden bu mezhepten dışlanan ve Râfizîler’e katılan İbnü’r-Râvendî tarafından nakledildiği düşünülmektedir. Bu sebeple Hayyât, Sümâme’ye atfedilen görüşlerin ona ait olmadığı kanaatini taşımaktadır (el-İntiṣâr, s. 86-88, 127, 133-134, 171-172; krş. İlhan, sy. 5 [1989], s. 53-56). Nübüvvetin kanıtlanması konusunda diğerlerinden daha önemli sayılan aklî mûcizenin ilk defa Sümâme b. Eşres, öğrencisi Câhiz ve Ali b. Rabben et-Taberî tarafından kullanıldığı bilinmektedir (DİA, XXXIII, 284). Sümâme b. Eşres’in kaynaklarda adı geçen eserleri şunlardır: Kitâbü’l-Ḥücce, el-Ḫuṣûṣ ve’l-ʿumûm fi’l-vaʿîd, Kitâbü’l-Maʿârif, Kitâb ʿalâ cemîʿi men ḳāle bi’l-maḫlûḳ, Kitâbü’r-Red ʿale’l-Müşebbihe, Kitâbü’l-Maḫlûḳ ʿale’l-Mücbire, Kitâbü Naʿîmi ehli’l-cenne, Kitâbü’s-Sünen (İbnü’n-Nedîm, s. 208; Mv.AU, IV, 844).

BİBLİYOGRAFYA
et-Taʿrîfât, “S̱ümâmiyye” md.; Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn, I, 301-302; Ebü’l-Hüseyin el-Hayyât, el-İntiṣâr, Kahire 1344/1925, s. 86-88, 127, 133-134, 171-172; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 207-208; Abdülkāhir el-Bağdâdî, el-Farḳ beyne’l-fıraḳ, Beyrut 1977, s. 157-160; Hatîb, Târîḫu Baġdâd, VII, 145-148; İsferâyînî, et-Tebṣîr (Hût), s. 79-81; Nesefî, Tebṣıratü’l-edille (Salamé), I, 80, 229, 261; II, 543, 681; Şehristânî, el-Milel (Kîlânî), I, 70-71; Zehebî, Mîzânü’l-iʿtidâl (nşr. Ali M. Muavvaz v.dğr.), Beyrut 1416/1995, II, 94; İbnü’l-Murtazâ, Ṭabaḳātü’l-Muʿtezile, s. 62-67; Makrîzî, el-Ḫıṭaṭ, II, 347-348; İbn Hacer el-Askalânî, Lisânü’l-Mîzân, Beyrut 1390/1971, II, 83-84; Ahmed Emîn, Ḍuḥa’l-İslâm, Beyrut, ts. (Dârü’l-kitâbi’l-Arabî), III, 77, 80, 132, 141, 145, 149-155, 159, 160, 163, 164, 201, 202, 204; Abdürrezzâk M. Esved, Mevsûʿatü’l-edyân ve’l-meẕâhib, Beyrut 2000, II, 268-270; Avni İlhan, “Sümâme b. Eşres”, DÜİFD, sy. 5 (1989), s. 45-59; Yaşar Kutluay, “Sümâme”, İA, XI, 232; J. van Ess, “T̲h̲umāma b. As̲h̲ras”, EI2 (İng.), X, 449-450; Zülfikar Tüccar, “Ferrâ, Yahyâ b. Ziyâd”, DİA, XII, 407; Yusuf Şevki Yavuz, “Nübüvvet”, a.e., XXXIII, 284; Abdülemîr el-A‘sem, “İbn Eşres Ebû Maʿn S̱ümâme en-Nümeyrî”, Mv.AU, II, 30-33; Gānim Hâşim, “S̱ümâme b. Eşres en-Nümeyrî”, a.e., IV, 843-844.
Bu madde ilk olarak 2010 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 38. cildinde, 130-131 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.