TEKRÛR

تكرور
Müellif:
TEKRÛR
Müellif: HATİCE UĞUR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2011
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 01.04.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/tekrur
HATİCE UĞUR, "TEKRÛR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/tekrur (01.04.2020).
Kopyalama metni
Arapça kaynaklarda Tekrûr (Walof dilinde Tocolor, Fransızca Toucouleur), Senegal’in alçak ovalarının bir bölümüyle Bundu’nun büyük kısmında yaşayan zenci halkın yanı sıra bölgede hüküm süren devletler ve bunların başşehirleri için kullanılmıştır. Daha sonra müslüman müellifler, İslâmlaşmış bütün Sudan’a Tekrûr adını verse de Tekrûr dar anlamda Senegal vadisi ve yakın çevresini ifade eder. Sudan’da Batı Afrika menşeli topluluklara Tekrûrî (Tekârîr) denilirdi. XX. yüzyılda bunlar daha çok Fellâte adıyla anılmıştır (EI2 [İng.], X, 143).

Bilinen ilk Tekrûr Krallığı IX. yüzyılda Aşağı Senegal nehri dolaylarında Tekrûr şehrinde kuruldu. Senegal ve Moritanya sınırlarında hüküm süren Tekrûr Krallığı, Batı Afrika’da özellikle altın, tuz ve tahıl ticaretinde önemli rol oynuyordu. Batı Afrika’nın diğer güçlü devleti Gana İmparatorluğu ile sürekli çekişme halinde olan Tekrûr Krallığı IX ve X. yüzyıllarda bölgede büyük bir nüfuza sahipti. Batı Afrika topraklarında ilk müslüman toplumu teşkil eden Tekrûr halkının İslâmlaşma süreci V. (XI.) yüzyılın ilk yarısının sonlarında Murâbıtlar’ın bölgeye girişiyle başladı. Tekrûr Devleti, V. (XI.) yüzyılın ilk yarısında Kral Vâr Câbî Dyâbî b. Râbîs’in İslâm’a girmesiyle büyük bir değişim yaşadı. Tekrûr toplumu kısa zamanda İslâm dinini benimseyince Tekrûr Krallığı, İslâmiyet’i yaymak için mücadele eden ilk Afrika devleti oldu. Vâr Câbî’nin oğlu Labbi 448’de (1056) Murâbıt kumandanının emrine bir askerî birlik gönderdi ve Murâbıtlar’la iş birliği halinde çevredeki putperest kabilelerle savaştı. Tekrûr birlikleri Endülüs’te Kastilya kralıyla yapılan Zellâka Savaşı’na da katıldı (479/1086). Ebû Ubeyd el-Bekrî, Tekrûr şehrinde yaşayan zencilerin diğer zenciler gibi Dakakir adındaki puta taparken bundan vazgeçip İslâm’ı benimsediklerini söyler (el-Mesâlik, II, 868). XI. yüzyılın ikinci yarısında Gana’nın düşmesiyle bölgede gücünü iyice arttıran Tekrûr Krallığı, Afrika’nın güneyine doğru yayılmaya çalışıyordu.

Eserini XII. yüzyılın ortalarında yazan Şerîf el-İdrîsî, Tekrûr’u güçlü bir devlet, yöneticisini sabırlı ve adaletli bir sultan diye niteler. Mağrib ile güçlü ticarî ilişkilerinin bulunduğunu, Mağribli tüccarların buraya yün, bakır vb. ürünler getirirken Tekrûr’dan özellikle köle ve altın satın aldıklarını zikreder (Nüzhetü’l-müştâḳ, I, 18). Yâkūt el-Hamevî, Güney Mağrib’in en uzak bölgesinde Sudanlı bir kabilenin yaşadığı topraklara Tekrûr denildiğini ve buradaki halkın zencilere benzediğini söyler (Muʿcemü’l-büldân, II, 44). İbn Saîd el-Mağribî, Tekrûr Krallığı sınırlarının Senegal ve Faleme nehirlerinin birleştiği Galambu’ya kadar uzandığını, nehir havzasındaki bütün yerleşim merkezlerinin Müslümanlığı kabul ettiğini, göçebe hayat süren açık tenli Fûlânîler ve yerleşik hayat süren koyu tenliler olmak üzere halkın iki farklı soya mensup bulunduğunu kaydeder. Ayrıca Brisa’nın Tekrûr’un büyük şehirlerinden biri olduğunu, Tekrûr sultanının güç kaybettiği dönemlerde Brisa sultanının onun adına hareket ettiğini yazar (Kitâbü Basṭi’l-arż, s. 24). Zekeriyyâ el-Kazvînî, Kuzey Afrikalı fakih Ali el-Cenehânî el-Mağribî’nin verdiği bilgilere dayanarak Tekrûr’u Sudan’da suru bulunmayan, müslümanlarla putperestlerin birlikte yaşadığı büyük bir şehir diye tanıtmaktadır (Âs̱ârü’l-bilâd, s. 26). İbn Hallikân da Tekrûr’un hem bir şehrin, hem de bir ırk veya kavmin adı olduğunu söyler (Vefeyât, VII, 15).

XIII. yüzyılda Tekrûr, Walof gibi önemli bazı kabilelerin ayrılıp bağımsızlık ilân etmesi yüzünden mühim bir güç kaybına uğradı; ardından Gana Krallığı’nın ve XIII. yüzyılın sonlarından itibaren Mali İmparatorluğu’nun himayesi altına girdi. XIV. yüzyıla gelindiğinde Tekrûr siyasî ve askerî önemini kaybetmişti. Ancak Tekrûr bölgesinin Batı Afrika’daki ilk müslüman devletin merkezi olması ve bölgeden düzenlenen hac seferleri sayesinde kazandığı şöhret sebebiyle Tekrûr, Sudan’ın batısından gelen bütün siyahî müslümanların ortak adı olarak kullanılıyordu. Nitekim İbn Fazlullah el-Ömerî, Mali Sultanı Mense Mûsâ’nın hac yolculuğunu anlatırken onun Tekrûr sultanı lakabıyla anıldığına işaret eder (Mesâlikü’l-ebṣâr, IV, 107-108). VIII. (XIV.) yüzyıldan itibaren Arap coğrafyacılarının Tekrûr ismini, kısmen veya tamamen müslüman Batı Afrika’yı ve orada yaşayan halkı ifade etmek için zikrettikleri görülmektedir. Zaman zaman bu sınırın Bornu’ya kadar uzandığı bilinmektedir. Kânim sultanına 1484 yılında Abbâsî halifesi Tekrûr Devleti’nin halifesi unvanını verdi (DİA, XXIV, 309). Askiya Muhammed zamanında (1493-1528) Tekrûr, sınırlarını batıdaki Tekrûr’a kadar genişleten Songay Sultanlığı’nın bir parçası haline geldi.

Batı Afrika’da İslâmiyet, Murâbıtlar hareketinden sonra en önemli gelişmesini XVIII ve XIX. yüzyıllarda gerçekleştirdi. Songay’ın ardından Denianke Krallığı’nın egemenliği altına giren Tekrûr bölgesi, Tekrûrlar’ın lideri Süleyman Bâl’in Denianke krallarının hâkimiyetine son vererek Senegal Futası’nda (Futa Toru) bir devlet kurmasıyla 1776’da yeniden tarih sahnesine çıktı. 1858’e kadar bağımsızlığını koruyan II. Tekrûr Krallığı eşrafın seçtiği, “imam” (almami) denilen bir din âlimi tarafından idare ediliyordu. Oldukça kısa aralıklarla tahttan uzaklaştırılan ve bazıları birkaç defa tahta çıkarılan imamların sayısı otuzu aşmaktadır. Almami Mustafa zamanında (1858-1859) Futa’dan ayrılarak bağımsız hale gelen Dimâr, Fransız mandasına girdi. Ardından diğer yerleşim merkezleri de Fransız mandasını kabul etmeye başladı ve sonunda Almami Sîre Bâbâ Lih’in ölümüyle (1890) Senegal’in Tekrûr Devleti’ni meydana getiren yedi eyaleti Fransa’nın Senegal sömürgesine ilhak edildi. Bundu Tekrûrları’nın XVIII. yüzyılda kurdukları benzer bir devlet de XIX. yüzyılın ortalarında Fransa’ya bağlandı.

Batı Afrika’da Avrupa sömürgeciliğine karşı başlatılan cihad hareketlerinin öncülerinden olan Ticâniyye tarikatına mensup el-Hâc Ömer 1852’de Futa Calon bölgesinde putperest kabilelere karşı cihad ilân etti. Kısa zamanda bölgedeki şehirlerin çoğunu ele geçirip Bambuk ve Bambara Krallığı’nı ortadan kaldırdı. Ardından Avrupa sömürgeciliğine karşı harekete geçerek bölgeyi sömürgeleştirmek isteyen Fransızlar’a karşı başarılı bir mücadele verdi. Bu arada doğuya doğru çekilmek zorunda kaldıysa da Bambara bölgesindeki birçok şehri kontrolü altına aldı ve kurduğu Tekrûr Devleti’nin sınırlarını Tinbüktü’ye kadar genişletti. el-Hâc Ömer’in bir ayaklanma sırasında öldürülmesinden (1864) sonra yerine geçen oğlu Ahmedü Seku ülkenin tamamına hâkim olamadığından siyasî birlik bozuldu ve 1870’te iki yıl süren bir iç savaş ortaya çıktı. 1880’lerde ülkedeki ayaklanmalar yüzünden zor durumda kalan Ahmedü, Fransızlar karşısında yenilmekten kurtulamadı. Böylece bölgede Fransız işgalini yaklaşık kırk yıl geciktiren Tekrûr Devleti de yıkıldı (1893).

Doğu İslâm dünyasındaki müellifler Tekrûrlu âlimler için Tekrûrî nisbesini kullanırlar. IX. (XV.) yüzyıldan itibaren yazılan biyografi kitaplarında Tekrûrî nisbesiyle tanınan çok sayıda âlime yer verildiği görülmektedir. Meselâ İbn Hacer el-Askalânî muhaddis Sabîh b. Abdullah et-Tekrûrî’den (ed-Dürerü’l-kâmine, II, 205), Sehâvî ise el-Melikü’z-Zâhir Çakmak ve Kayıtbay zamanında önemli görevlerde bulunan Hâlis et-Tekrûrî’den bahseder (eḍ-Ḍavʾü’l-lâmiʿ, III, 173). Ebû Abdullah Muhammed b. Ebû Bekir es-Sıddîk el-Burtulî, Fetḥu’ş-şükûr fî maʿrifeti aʿyâni ʿulemâʾi’t-Tekrûr adlı eserinde (nşr. Muhammed İbrâhim el-Kettânî - Muhammed Haccî, Beyrut 1401/1981) 1056-1215 (1646-1880) yılları arasında yaşayan 200 Tekrûrlu âlimi tanıtmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
Bekrî, el-Mesâlik, II, 862, 868-869; Şerîf el-İdrîsî, Nüzhetü’l-müştâḳ, Beyrut 1409/1989, I, 17-20; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân (Cündî), II, 44; İbn Hallikân, Vefeyât, VII, 15; Zekeriyyâ b. Muhammed el-Kazvînî, Âs̱ârü’l-bilâd, Beyrut, ts. (Dâru Sâdır), s. 26-27; İbn Saîd el-Mağribî, Kitâbü Basṭi’l-arż (nşr. J. V. Gines), Tıtvân 1958, s. 24-28; İbn Fazlullah el-Ömerî, Mesâlikü’l-ebṣâr (nşr. Hamza Ahmed Abbas), Ebûzabî 1424/2002, IV, 107-108; Kalkaşendî, Ṣubḥu’l-aʿşâ, V, 282-301; İbn Hacer, ed-Dürerü’l-kâmine, II, 205; Himyerî, er-Ravżü’l-miʿṭâr, I, 134; Sehâvî, eḍ-Ḍavʾü’l-lâmiʿ, III, 173; J. O. Hunwick, “Notes on a Late Fifteenth Century Document Concerning al-Takrur”, African Perspectives (ed. C. Allen - R. W. Johnson), Cambridge 1970, s. 7-33; a.mlf., “Takrūr”, EI2 (İng.), X, 142-143; Selâhaddin el-Müneccid, Memleketü Mâlî ʿinde’l-coġrâfiyyîne’l-müslimîn, Beyrut 1982, tür.yer.; M. Hiskett, The Development of Islam in West Africa, London 1984; Şâkir Mustafa, Mevsûʿatü düveli’l-ʿâlemi’l-İslâmî ve ricâlihâ, Beyrut 1993, III, 1851-1857; Umar al-Naqar, “Takrur, The History of a Name”, JAfr.H, X (1969), s. 365-374; M. Delaffosse, “Tekrûr”, İA, XII/1, s. 140-144; Ahmet Kavas, “Kânim”, DİA, XXIV, 309.
Bu madde ilk olarak 2011 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 40. cildinde, 387-388 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.