TENZÎHÜ’l-KUR’ÂN

تنزيه القرآن
Müellif:
TENZÎHÜ’l-KUR’ÂN
Müellif: MUSTAFA ÖZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2011
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 16.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/tenzihul-kuran
MUSTAFA ÖZ, "TENZÎHÜ’l-KUR’ÂN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/tenzihul-kuran (16.09.2019).
Kopyalama metni
Tam adı Tenzîhü’l-Ḳurʾân ʿani’l-meṭâʿin’dir. Müellif önsözde, kişinin ilim tahsili çabalarında göz önünde bulundurması gereken hedefin dini ve dünyası için faydalı şeyleri geliştirmek ve yaratıcısına kulluk etme yollarını öğrenmekten ibaret olduğunu söylemekte, bunun da ancak Kur’an’ı okuyup mânasını kavramaya çalışmak ve Allah’a yönelmekle gerçekleşebileceğini belirtmektedir. Kur’an’da öğütlerin yanı sıra yasakların ve diğer hususların bulunduğunu, kişinin bunları düşünmesi halinde Allah’ın kitabının kendisine yeterli olacağını ifade etmektedir. Nitekim Hz. Peygamber ümmetinin ihtilâfa düşmemesi için onlara içeriğinde geçmiş ve geleceğin bilgisi bulunan, hükmüne göre hareket edenlerin doğru yola ulaşacağı, onu terkedenlerin sapıklığa düşeceği, Allah’ın hidayet nurunu ve doğru yolu temsil eden (krş. İbnü’l-Esîr, I, 332) Kur’an’a sarılmasını tavsiye etmiştir. Kādî Abdülcebbâr, Kur’an’dan faydalanmanın ihtiva ettiği mânaları öğrenmek, özellikle muhkem ve müteşâbih âyetleri bilmekle sağlanabileceğini söyler. Tenzîhü’l-Ḳurʾân da tefsir türünden bir eser olmayıp hidayetinden istifade etmek amacıyla okunması sırasında Kur’an’ın doğru anlaşılmasını sağlamayı ve okuyucunun aklına gelebilecek meseleleri çözmeyi hedefleyen bir kitaptır. Müellif Kur’an’ın okunması esnasında ilk yönelişle anlaşılabilen beyanlara muhkem, anlaşılamayanlara müteşâbih demiş, ikinci grup âyetleri Arap dilinin kuralları ve ilâhî beyanın gayeleri doğrultusunda yorumlamaya çalışmıştır. Bu yönüyle Tenzîhü’l-Ḳurʾân yine Kādî Abdülcebbâr’a ait Müteşâbihü’l-Ḳurʾân’dan ayrılır. Öyle anlaşılıyor ki müellif, Müteşâbihü’l-Ḳurʾân’da Mu‘tezile mezhebine has görüşleri kanıtlamak istemiş, bu eserinde ise Kur’an’ın hidayet yönü üzerinde durmuştur.

Tenzîhü’l-Ḳurʾân’da 114 sûre için ayrı ayrı başlıklar açılmış, “Şöyle bir soru yöneltilebilir” (rubemâ kīle) şeklindeki ibare ile başlayan cümlelerde meseleler soru şeklinde ortaya konmuş, ardından bunlara cevap verilmiştir. Burada eserin adını oluşturan “Tenzîhü’l-Ḳurʾân ʿani’l-meṭâʿin” ifadesi muhtemelen, “Kur’an’ın kendisine yöneltilen eleştirilerden tenzih edilmesi” biçiminde değil “Kur’an’ın yöneltilebilecek eleştirilerden tenzih edilmesi” şeklinde düşünülerek seçilmiştir; çünkü Kur’an’a dair kaydedilen yüzlerce sorunun daha önce sorulmuş olması mümkün değildir. Eserdeki ilk soru şöyledir: Bir işe başlarken niçin “rahmân ve rahîm olan Allah’la” değil de “rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla” diyoruz? Halbuki biz yardımı Allah’ın isminden değil kendisinden istemekteyiz. Bu soruya şöyle cevap verilmiştir: Allah’ın ismi yüceltmek amacıyla anıldığında O’nun zâtı kastedilmektedir (Tenzîhü’l-Ḳurʾân, s. 8). Yine “el-hamdü lillâh” ifadesinde Allah kendini övmektedir; halbuki bize, “el-Hamdü lillâh deyin” gibi bir emir verilmeli değil miydi? Bunun cevabı da şöyledir: Söz konusu ibareden maksat şükrün emredilmesi ve bunun nasıl yapılacağının öğretilmesidir. Zira sûrenin, “Ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz” meâlindeki devamı hazfedilen “deyin” fiilini ifade etmektedir (a.g.e., s. 9).

Eserde temas edilen hususlardan biri de Ehl-i sünnet ile Mu‘tezile arasında tartışma konusu edilen rü’yetullah meselesidir. Kādî Abdülcebbâr, Kıyâme sûresinde geçen, “Rablerine bakacaklardır” meâlindeki ifadeyi (75/22-23), “Rablerinin mükâfatını umup bekleyeceklerdir” şeklinde yorumlamıştır. Çünkü ona göre Allah cisim olmadığından görülemez. Bu anlayış ölüm sonrası âlemdeki şartların dünya şartlarına benzediği kanaatinden doğmaktadır. Fakat müellif burada aynı konuyu ele aldığı Müteşâbihü’l-Ḳurʾân’da meseleyi irdelediği kadar irdelememekte ve mezhebinin üslûbunu kullanmamaktadır. Tenzîhü’l-Ḳurʾân’daki son soru Nâs sûresiyle ilgilidir. Sûrede şeytanın insana yapabileceği kötülükten Allah’a sığınmanın gereği belirtilmekte ve bunun Mu‘tezile tarafından ileri sürülen irade hürriyeti görüşüyle çeliştiği iddia edilmektedir. Müellif buna cevap olarak -sûrede cinlerin yanı sıra insanların da kişiyi vesveseye soktuğunun ifade edilmesinden hareketle- şeytanın bu tür etkilerinin insanın aklını ve şahsiyetini bozamayacağını söylemektedir. Buna göre insan iradesini kullanarak bu tür zararlı düşüncelerden kendini kurtarabilir. Şayet kulun her fiilini Cenâb-ı Hak yaratmış olsaydı vesvese telkin eden cinlerden ve insanlardan Allah’a sığınmanın bir anlamı kalmazdı (Tenzîhü’l-Ḳurʾân, s. 489).

Kādî Abdülcebbâr kitabın sonunda yirmi beş sûreden seçtiği, Tirmizî rivayetine göre (“Daʿavât”, 82) farklılık arzeden doksan dokuz ilâhî ismi çok kısa ifadelerle açıklamakta, Kur’an okumanın, dua ve niyazların makbul sayılması için bu isimlere ait muhtevanın göz önünde bulundurulmasının şart olduğunu belirtmekte, ardından dua ve niyazlarda uyulması gereken bazı hususlara temas etmektedir. Esasen kendisi el-Muġnî adlı eserinin V ve XX/2. ciltlerinde sayıları 200’e yaklaşan ilâhî isimleri şerhetmiştir. Daha çok müellifin kendine has istidlâllerine, onun bağlı bulunduğu mezhebin görüşlerine, âyetlere, az sayıdaki hadis ve haberlere dayanılarak telif edilen eser Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye’deki yazma nüshasına (Tefsîr, nr. 330) dayanılarak Râgıb el-İsfahânî’nin Muḳaddimetü’t-tefsîr’i ile birlikte basılmıştır (Kahire 1329, s. 393-431). Dârü’n-nehdati’l-hadîse tarafından da yayımlanan eser üzerine (Beyrut, ts.) Metin Bozkuş yüksek lisans tezi hazırlamıştır (1990, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).

BİBLİYOGRAFYA
Kādî Abdülcebbâr, Tenzîhü’l-Ḳurʾân, Beyrut, ts. (Dârü’n-nehdati’l-hadîse); a.mlf., Müteşâbihü’l-Ḳurʾân (nşr. Adnân M. Zerzûr), Kahire 1969, II, 673-674, 779-787; ayrıca bk. neşredenin girişi, s. 25; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, I, 332; Serkîs, Muʿcem, I, 923, 1269; Îżâḥu’l-meknûn, I, 329; Mahmûd Besyûnî Fûde, Neşʾetü’t-tefsîr ve menâhicühû fî ḍavʾi’l-meẕâhibi’l-İslâmiyye, Kahire 1406/1986, s. 251-257; Zülkarneyn Avcı, Kâdı Abdulcebbâr ve Tefsirdeki Metodu (doktora tezi, 2000), AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 50-51, 57-63; İsmail Cerrahoğlu, “Kâdi Abdülcebbâr ve Tenzîhu’l-Kur’ân ani’l-Matâin Adlı Eseri”, AÜ İlâhiyat Fakültesi İslâm İlimleri Enstitüsü Dergisi, V, Ankara 1982, s. 55-61; Metin Bozkuş, “Kâdî Abdülcebbâr ve Tenzîhü’l-Kur’ân Ani’l-Metâin Adlı Eserinin Değerlendirilmesi”, Cumhuriyet Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sy. 3, Sivas 1999, s. 357-384; Metin Yurdagür, “Müteşâbihü’l-Kur’ân”, DİA, XXXII, 207.
Bu madde ilk olarak 2011 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 40. cildinde, 472-473 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.