TEVHİD

توحيد
Müellif:
TEVHİD
Müellif: MUSTAFA UZUN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2012
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 18.06.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/tevhid--edebiyat
MUSTAFA UZUN, "TEVHİD", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/tevhid--edebiyat (18.06.2019).
Kopyalama metni
Edebiyatta tevhid Allah’ın zâtı, sıfatı ve fiillerinden söz ederek O’nun birliğini, tek ve eşsiz oluşunu, kudretinin sonsuzluğunu, zâtının yüceliğini, bütün kâinatın ve mahlûkatın, özellikle insanın aczini, yaratıcısına, O’nun lutfuna olan ihtiyacını ve yalnız O’na sığınması gerektiğini anlatan eserlere verilen addır. Manzum tevhidlerde kelâm ve akaid ilminin metotlarıyla terimlerinin kullanılması ve başarılı bir anlatım elde edilmesinde çoğunluğu medrese tahsili gören veya tekkelerden yetişen şairlerin konu hakkında yeterli birikime sahip bulunmaları etkili olmuştur. Şeyhülislâm, kazasker ve müderrisler yanında tarikat şeyhi olan birçok sanatkâr bu hususta üst düzeyde bilgiye sahipti. Nitekim tevhidleriyle Türk edebiyatında ayrı bir yeri olan Fuzûlî akaide dair Maṭlaʿu’l-iʿtiḳād adlı bir eser de telif etmiştir. Mutasavvıflar da şiirlerinde konuya tasavvuf düşüncesi açısından yaklaşmıştır. Şairler bu bilgileriyle beraber başta insanı hayretlere düşüren tabiat olayları olmak üzere çok çeşitli ve zengin bir malzemeden faydalanarak tevhid inancını şairane hayaller, ârifane duygu ve düşüncelerle anlatmayı başarmıştır. Tevhidlerde başta kaside olmak üzere gazel, müstezad, musammat, terciibend, terkibibend, mesnevi vb. uzun nazım şekilleri yanında beyit, kıta, tuyuğ, rubâî gibi nazım şekilleri de kullanılmıştır.

Mensur tevhidler çok defa ağır ve tumturaklı, bazan da sade ve samimi bir dille yazılmıştır. Envârü’l-âşıkīn, Müzekki’n-nüfûs gibi eserlerin tevhid bölümleri bu özellikleri taşır. Ancak birçok müellif konunun ciddiyet ve ihtişamına yakışır biçimde eserlerini inşa denilen ağır ve süslü bir üslûpla kaleme almıştır. Bunun bir sebebi de konu ile ifade arasında bulunması gereken mutabakatı gösteren berâat-i istihlâl sanatıdır. Ayrıca müellifler eserlerinde âyetler ve hadislerden iktibaslar yapmayı, onlara telmihte bulunmayı âdeta bir mecburiyet telakki etmişlerdir. Kelâm ilminin teşekkülünden sonra edebiyatta “mezheb-i kelâmî” denilen ispat metoduna başvurarak sözlerini güçlendirmiş ve fikirlerini, terim özelliği kazanan Arapça sözler yanında Farsça zincirleme tamlamalarla uzun cümleler halinde anlatmışlardır. Sinan Paşa’nın Tazarru‘nâme’si bu süslü üslûba örnek gösterilebilir.

İslâm telif geleneğinde mukaddimelerin hamdele bölümlerinde mensur tevhidlerin en derli toplu şekilleri bulunur. Bu mukaddimelerde yer alan tevhidle ilgili ifadeler manzum-mensur en güzel örnekleri teşkil eder. Kelâma ve akaide dair manzum eserlerdeki tevhid bahisleriyle bu konuda Arapça, Farsça, Türkçe yazılmış müstakil manzumeler ve bunların şerhleri konuyu daha da zenginleştirmiş ve tevhidlere kaynaklık etmiştir. Buna, Fâtih Sultan Mehmed devri ulemâsından Hızır Bey’in el-Ḳaṣîdetü’n-nûniyye’si ile manzum-mensur tercüme ve şerhleri örnek gösterilebilir. Ali b. Osman el-Ûşî’nin el-Emâlî’si de bu tür bir manzumedir. Otuza yaklaşan şerhi ve ondan fazla tercümesi bulunan bu manzumenin ilk bölümü ilâhiyyât (tevhid) konularına ayrılmıştır.

Tevhidler muhtevalarına göre şer‘î (kelâmî) ve tasavvufî olmak üzere ikiye ayrılabilir. Bu iki grup arasındaki esas farklılık, kelâm ve tasavvuf ekollerinin konuyu ele almadaki metot ve bakış açısından kaynaklanmaktadır. Ayrıca bu türdeki manzumelerde bütün peygamberlerin tevhid mücadelelerine yer verilir, bu mücadelenin en son ve en başarılı halkası olarak Hz. Peygamber’den mutlaka söz edilir. Bu arada Hızır tevhid sırlarının kavranmasında önemli bir isim olarak ayrıca öne çıkar. Hızırnâme adıyla anılan manzum veya mensur eserlerin ana teması tevhidin kavranmasına yönelik olayları anlatmaya dayanır. Hızır’ın Hz. Mûsâ ile olan macerası bu sırların anlaşılmasında sık sık başvurulan telmih unsurlarının başında gelir.

Genelde bir tevhid muhteva bakımından üç bölüme ayrılır. Birinci bölümde Allah’ın selbî ve sübûtî sıfatlarından bahsedilir. İkinci bölümde sübûtî sıfatlarından özellikle kudretinin kâinattaki tecellileri ortaya konur. Üçüncü bölümü teşkil eden münâcâtta Allah’ın yüceliği, kâinatı idare etmesi, bunun karşısında aczini anlayan insanın O’na sığınması, kendisinden yardım istemesi anlatılır. Tevhidlerin ilk bölümü daha ziyade didaktik olur. İkinci bölümde Allah’ın kemal ve kudretinden söz edilirken hayretten doğan bir heyecan görülür ve şair bu duyguları ortaya koyarken tabii olarak lirizme yönelir. Üçüncü bölümde beşerin aczi, günahkârlığından kaynaklanan korku ve heyecanın ifadesi lirizme daha çok imkân verir. Şer‘î tevhidlerde fazla yorum görülmez; bunlar Kur’an ve hadisten çıkarılan esaslar, yani Ehl-i sünnet’in zâhirî akîdesini ihtiva eder. Ancak bu şiirlerde de bazı tasavvufî esaslara yer verilir. Bunun bir sebebi tevhidin zamanla tasavvuf ve felsefenin de ilgilendiği konular arasında yer almasıdır. Ayrıca tevhid içinde bulunmakla birlikte tasavvufta daha da öne çıkan “tevhîd-i zât” anlayışı önemlidir. Şer‘î tevhidlerde “tevhîd-i sıfat” kavramıyla kâinat üzerinde özellikle durulur ve bunun tam anlamıyla kavranması halinde buradan ulaşılan ve tasavvufun ana öğretisini teşkil eden Allah’ın zâtının tekliği (tevhîd-i zât) ve O’nda fâni olma (fenâ fi’z-zât) fikriyle konular iç içe girer. Ali Nihat Tarlan şer‘î tevhidlerde yer alan bu tür tasavvufî hususları şöyle anlatır: Kâinat, “küntü kenzen mahfiyyen” hadîs-i kudsîsinde ifadesini bulduğu üzere ulûhiyyetin zuhur ve tecellisinden ibarettir. Bu husus gizliliğinin kemalindendir; akıldan çok aşk ile kavranır. Aşk mâsivâdan kurtulmayı gerektirir. Mâsivâdan kurtulunca seven, sevilen ve sevgi birleşir. Bu sırra ulaşan insan “nüsha-i kübrâ” özelliği kazanır. Ahmedî’nin, “Âmil ü ma’kūl ü akl ü âşık u ma‘şûk u aşk / Cümle sensin pes nereden geldi bunca kīl ü kāl // Cümle senindir hüviyyet dahi nesne var diyen / Senden artık sözleri bâtıldır onun lâ mahal // Sen ol ol üftâdeye iki cihanda destgîr / Çünkü sensin kamu halka ey Hak âmâl ü meâl” mısraları bu anlayışı âdeta özetlemektedir.

Tasavvufî tevhidleri de iki kısma ayırmak mümkündür. Birinci gruba giren eserler tasavvufun genel esaslarını Abdülkerîm el-Kuşeyrî, Ferîdüddin Attâr, Senâî, Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Şehâbeddin es-Sühreverdî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi mutasavvıfların görüş ve anlayışlarından hareketle onların kaleme aldıkları tevhidlerden ilham alarak vahdet-i vücûd ve aşk anlayışları çerçevesinde ele alıp işleyen eserlerdir. Mevleviyye, Nakşibendiyye, Kādiriyye, Rifâiyye ve Halvetiyye gibi Sünnî tarikatlara mensup şair ve müelliflerde bu görüş ve duyuş tarzı hâkimdir. Tasavvufî tevhidlerde konular çoğunlukla vahdet-i vücûd ve aşk anlayışı çevresinde işlenir. Alevîlik, Bektaşîlik, Hurûfîlik, Haydarîlik, Kalenderîlik gibi bâtınî inanışlarla öne çıkan mezhep ve tarikatların anlayışlarını aksettiren tevhidlerde ise vahdet-i vücûddan vahdet-i mevcûda, hatta bazan tenâsühe, hulûl ve ittihada varan bir sapmadan söz etmek mümkündür. Nitekim Bâtınî tarikatları meşrep itibariyle sonradan kendi çatısı altında birleştirip günümüze ulaştırdığı kabul edilen Bektaşî tarikatına mensup şairlerin tevhidleri bazan fazlaca ironik bir üslûpla yazılmış, lâubali sözlerle dolu metinlerdir. Bu manzumelerde Allah-Muhammed-Ali birlikteliği şeklinde ifade edilebilecek vahdet telakkisi vahdet-i vücûdun aşırı yorumundan doğmuş bir anlayışı aksettirir. Hatâî’nin “Allah bir Muhammed-Ali”; Kul Himmet’in “Allah bir Muhammed-Ali diyerek”; Kul Hasan’ın “Allah bir Muhammed-Ali aşkına” nakaratlı manzumeleri bunların en tanınmış örnekleridir. Bu anlayışın Hıristiyanlık’taki teslîsi çağrıştırması dikkat çekmektedir. Azmi Baba’nın, “Yeri göğü ins ü cinni yarattın / Sen ey mimarbaşı eyvancı mısın / Ayı günü çarhı burcu var ettin / Ey mekân sahibi rahşancı mısın” kıtasıyla başlayan manzumesi yanında Edib Harâbî’nin, “Vahdet-nâme”siyle, “Yâ rab senin mekânın yok / Yatağın yok yorganın yok / Hem dinin hem imanın yok / Her bir şeyden münezzehsin” kıtasıyla başlayan nefesi bu tür sapmalara yer veren şiir örneklerindendir. Tasavvufî tevhidlerde şer‘î tevhidlere göre daha derin bir tefekkür, ince yorumlar, ince nükteler ve şahsî te’viller mevcuttur.

Tekke ve dergâhlarda icra edilen zikirler esnasında tevhid ilâhileri denilen dinî mûsiki parçaları okunurdu. Bunların yapılan zikrin çeşidine göre seçilmiş güfteleri vardır. C. Server Revnakoğlu tevhid, darb-ı esmâ, kuud tevhidi, kıyam ism-i celâli, cihangir tevhidi, murabba tevhid gibi adlarla anılan zikirlerde özellikle tevhid manzumelerinden bestelenmiş eserler okunduğunu Yûnus Emre’nin eserlerinden örnek vererek belirtmektedir. “Seni ben severim candan içeri”; “Hak’tan gayri sevgili külli yalandır yalan”; “Yüce sultânım derde dermânım bedende cânım hû demek ister”; “Tevhid hoşça nesne olur tevhid edenler mest olur” bu ilâhilerden bazılarıdır.

Tevhidlerin divanların başında yer alması bir gelenektir; mukaddimesi bulunanlarda ise tevhidler bu kısımdan sonra yer almaktadır. Mesneviler tevhidle başladığı gibi bazan besmele manzumelerinin ardından tevhide geçilir. Ayrıca bunlarda yer yer kaside, gazel, terciibend ve terkibibend şeklinde tevhidler bulunur. Şeyhî’nin Hüsrev ü Şîrîn’deki, “Kim yok bu diyâr içinde deyyâr / Var iste ki yârdır ne kim var” vasıta beyitli terciibendiyle Fuzûlî’nin Leylâ vü Mecnûn’daki, “Hayâliyle tesellîdir gönül meyl-i visâl etmez / Gönülden taşra bir yâr olduğun âşık hayâl etmez” matla‘lı gazeli bu tür eserlerdendir. Ahmedî, Şeyhî, Fuzûlî gibi şairler birden fazla tevhid yazmışlardır. Fuzûlî’nin divanındaki gazellerin her bir harften kafiyeli ilk şiiri tevhid şeklinde yazılmıştır. Gazellerin başında yer alan, “Kad enâra’l-ışku li’l-uşşâkı minhâce’l-Hudâ / Sâlik-i râh-ı hakîkat aşka eyler iktidâ” mülemma‘ matla‘lı gazel bunların en tanınmışıdır. Rûhî-yi Bağdâdî’nin, “Dil-i sevdâ-zedemi cezbedeli hubb-i ilâh / Bir oluptur nazar-ı himmetime kûh ile kâh” matla‘lı ve vasıta beyti, “Var ümmîdim ki edem rûy-i dilârâna nigâh / Mazhar et nûr-i tecellâna beni yâ Allah” münâcâtı olan terciibendiyle Niyâzî-i Mısrî’nin, “Zihî kenz-i hafî k’andan gelir her var olur peydâ / Gehî zulmet zuhûr eder gehî envâr olur peydâ” matla‘lı kasidesi; Nâbî’nin, “Teâlallah zihî dîvan tırâz-ı sûret ü ma‘nâ / Ki cism-i lafz ile rûh-ı meâlî eylemiş peydâ” matla‘lı şiiri de tevhid türünün tanınmış örneklerindendir. Yenişehirli Avni Bey’in, “Çünkü sen âyîne-i kevne tecellâ eyledin / Öz cemâlin çeşm-i âşıktan temâşâ eyledin” beytiyle başlayan kasidesiyle Mehmed Âkif Ersoy’un Safahat’ın başındaki, “Tevhid yahud Feryad” şiiri de son dönemin dikkat çeken örnekleri arasında yer alır.

BİBLİYOGRAFYA
Sadettin Nüzhet [Ergun], Bektaşî Şairleri, İstanbul 1930, s. 2, 22-24, 82-85, 91, 145, 219, 230, 233-234; Ali Nihat Tarlan, Divan Edebiyatında Tevhidler, İstanbul 1936; Selçuk Eraydın, XVII. Asır İslâm Türk Şairlerinin Yazma Divanlarındaki Tevhid ve Na’tlarda ve Beyitlerdeki Tasavvufî Istılahlar (öğretim görevliliği tezi, İstanbul 1971); a.mlf., “Yârî ve Tevhidi: Tevhid-i Zât-ı Hüdâvend-i Kâinât”, MÜİFD, sy. 3 (1985), s. 329-337; Mustafa İsen-Muhsin Macit, Türk Edebiyatında Tevhidler, Ankara 1992, Giriş; Cemâl Kurnaz, Divan Edebiyatı Yazıları, Ankara 1997, s. 453; Abdurrahman Güzel, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, Ankara 2000, s. 522; Rifat Okudan, “Mesnevî’de Aşk ve Tevhîd İlişkisi”, Uluslararası Mevlâna ve Mevlevîlik Sempozyumu Bildirileri, Şanlıurfa 2008, s. 199-206; Mehmet Aça v.dğr., Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Tür ve Şekil Bilgisi, İstanbul 2009, s. 429-432; Meheddin İspir, “Fuzûlî’nin Tevhid Kasidesindeki Bahariye Bölümü”, Bu Alâmet ile Bulur Beni Soran: Fuzûlî Kitabı (haz. Hanife Koncu – Müjgan Çakır), İstanbul 2009, s. 221-232; a.mlf., “Fuzulî’nin Tevhîd Kasidesindeki Bahariyye Bölümü Üzerine Bir İnceleme”, EKEV Akademi Dergisi, X/28, Erzurum 2006, s. 247-256; a.mlf., “Fuzûlî’nin Türkçe Divanı’nda Edebî Tür Olarak Tevhid ve İşlenişi”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, sy. 32, Erzurum 2007, s. 99-114; Necati Elgin, “Dâvûd-i Halvetî’nin ‘Gülşen-i Tevhîd’i”, TDED, XIII (1964), s. 91-98; Cemâleddin Server Revnakoğlu, “Yûnus’un Bestelenmiş İlâhîleri Nerede ve Nasıl Okunurdu”, TY, Yunus Emre özel sayısı, V/319 (1966), s. 128-139; Neclâ Pekolcay, “İslâmî Türk Edebiyatında Tevhidler ve Münacaatlar”, İslâm Medeniyeti Mecmuası, III/30, İstanbul 1973, s. 17-19; III/33, s. 23-25; III/34, s. 15-16; Mehmet Demirci, “Tevhidden Vahdet-i Vücuda”, KAM, X/1 (1982), s. 23-32; Rıdvan Canım, “Divan Edebiyatında Tevhid Na’t ve Münâcâtlar”, İslâmî Edebiyat, II/4, İstanbul 1990, s. 9-11, 59; Abdürrahim Güzel, “Kelam ve Tasavvuf Açısından Tevhid”, EÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sy. 11, Kayseri 2001, s. 193-209; Vahit Göktaş, “Esat Efendi (1847/1931) ve Tevhid Risalesi’ndeki Vahdet-i Vücûd Görüşü”, Tasavvuf, İbnü’l-Arabî özel sayısı-1, sy. 21, Ankara 2008, s. 427-445; “Tevhid”, TDEA, VIII, 342.
Bu madde ilk olarak 2012 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 41. cildinde, 24-26 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.