UMRETÜ’l-KAZÂ

عمرة القضاء
UMRETÜ’l-KAZÂ
Müellif: MUSTAFA SABRİ KÜÇÜKAŞCI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2012
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.12.2018
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/umretul-kaza
MUSTAFA SABRİ KÜÇÜKAŞCI, "UMRETÜ’l-KAZÂ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/umretul-kaza (10.12.2018).
Kopyalama metni
Umre niyetiyle yola çıkıldığı halde yerine getirilemeyen umrenin ertesi yıl yapılan kazâsı olduğu için “umretü’l-kazâ”, Hudeybiye Antlaşması’nda kararlaştırılmasından dolayı “umretü’l-kazıyye” ve “umretü’s-sulh” diye adlandırır. Bazı âlimler ise zamanında eda edilemeyen umrenin yerine yapıldığından “umretü’l-kısas” adını vermişlerdir (İbn Hacer, VII, 500-501). İbn Abbas, “Haram ay haram aya karşılıktır; hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır” meâlindeki âyetin (el-Bakara 2/194) bu umre hakkında nâzil olduğunu söylemiştir (İbn Hişâm, IV, 5-6).

Hz. Peygamber 6. yılın Zilkade ayında (Mart 628) ashabıyla beraber umre yapmak için yola çıkmış, ancak müşriklerin Mekke’ye girmelerine izin vermemesi üzerine Hudeybiye Antlaşması’nı yaparak geri dönmüştü. Antlaşmada müslümanların bir yıl sonra Kâbe’yi ziyarete gelebilecekleri, ancak üzerlerinde sadece yolcu kılıcı taşıyabilecekleri ve şehirde üç günden fazla kalmayacakları hususu hükme bağlanmıştı. Resûlullah ertesi yıl Hudeybiye’de bulunanların umre için hazırlanmalarını söyledi; isteyen diğer müminlerin de umreye katılabileceği açıklandı ve bu husus kabilelere duyuruldu. Hudeybiye’de bulunanlar ve yeni katılanlarla birlikte umreye gideceklerin sayısı kadın ve çocuklar hariç 2000’e ulaştı (Vâkıdî, II, 731). Medine’de Uveyf b. Azba ed-Dîlî’yi (yahut Ebû Rühm el-Gıfârî’yi veya Ebû Zer el-Gıfârî’yi) vekil bırakan Hz. Peygamber kurban amacıyla altmış veya yetmiş deve hazırlanmasını söyledi ve kendi kurbanlığını bizzat işaretledi. Muhtemel bir savaşı dikkate alan Resûl-i Ekrem kılıç dışında ok ve mızrak gibi diğer silâhların alınmasını da söyledi. Bu arada Nâciye b. Cündeb başkanlığındaki bir grubu kurban edilecek develeri götürmekle, Muhammed b. Mesleme’yi 100 kişilik süvari birliğinin başında silâhları taşımakla, Beşîr b. Sa‘d’ı da silâhların muhafazasıyla görevlendirdi ve bu grupları önden gönderdi. Resûlullah’ın Medine’den savaşa hazırlıklı olarak çıkması sebebiyle umretü’l-kazâ aynı zamanda onun gazvelerinden sayılmıştır (Buhârî, “Meġāzî”, 43; Şâmî, V, 298). Ancak Vâkıdî (el-Meġāzî, I, 7), İbn Hişâm (es-Sîre, IV, 255) ve İbn Sa‘d (eṭ-Ṭabaḳāt, II, 5-6) bunu gazveler arasında göstermez.

Resûl-i Ekrem bu umreye de müşriklerin umre yapmayı hoş karşılamadıkları zilkade ayında çıktı. 6 Zilkade 7 (7 Mart 629) tarihinde Medine’den hareket etti ve Fürû’ yoluyla Medineliler’in mîkāt yeri Zülhuleyfe’ye vardı. Orada ihrama girildi, telbiyeye başlanarak Mekke’ye doğru yola çıkıldı. Diğer taraftan silâhları taşıyan süvari birliğinin Merrüzzahrân’a ulaştığını gören müşrikler telâşa kapıldılar; ancak Hz. Peygamber, Kureyş elçisine antlaşmadaki şarta uyulacağını, silâhları emniyet maksadıyla aldıklarını ve Mekke’ye silâhsız gireceklerini söyledi. Merrüzzahrân’da konaklayan Resûlullah, kılıç dışındaki silâhları Mekke’ye 3 mil uzaklıkta harem sınır taşlarının yakınındaki Batn-ı Ye’cec’e gönderip Evs b. Havlî başkanlığında 200 kişiyi silâhları korumakla görevlendirdi. Kurbanlık develeri Zîtuvâ’da bekleten Resûl-i Ekrem, devesi Kasvâ’nın üzerinde telbiye getirerek Merrüzzahrân’dan Mekke’ye hareket etti ve şehrin üst tarafındaki Seniyyetülulyâ’dan şehre girdi (Buhârî, “Ḥac”, 40). Bu sırada Mekke müşrikleri antlaşmaya göre Mescid-i Harâm’ı müslümanlara bıraktılar ve onları izlemek için Kuaykıân dağının eteklerinde, Mescid-i Harâm’ın çevresindeki yüksek yerlerde ve Dârünnedve’nin önünde kurdukları çadırlarda toplandılar (Buhârî, “Meġāzî”, 43; İbn Hişâm, IV, 6-7). İslâm’a karşı kinlerini devam ettiren bir grup ise müslümanları görmemek için Mekke dışına çıktı. Şehre giriş esnasında tekbir sesleri her tarafa yayıldı. Bu arada Resûl-i Ekrem’in yakınında bulunan ve umre boyunca devesinin yularını tutan şair Abdullah b. Revâha şu şiirini okuyordu: “Ey kâfir oğulları! Resûlullah’ın yolundan çekilin! Allah Kur’an’da onun hak peygamber olduğunu bildirdi. Onun yanındaki ölüm en hayırlı ölümdür. Biz onun emir ve işaretleriyle sizi yok ederiz.” Mescid-i Harâm’a girince Hacerülesved’e yönelen Hz. Peygamber elindeki değnekle taşa dokunup istilâm etti ve değneği öptükten sonra tavafa başladı (İbn Mâce, “Menâsik”, 28). Onun Mescid-i Harâm’a yürüyerek girdiği ve tavafını yaya olarak tamamladığı da rivayet edilmiştir (İbn Hişâm, IV, 7; Şâmî, V, 292-293).

Resûlullah, tavaf sırasında ihramının üst kısmının bir ucunu sağ koltuğunun altından alıp sol omzunun üzerine atarak sağ omzunu açık bırakmış (ıztıbâ‘), ayrıca müşrikler arasında Medine havasının müslümanları zayıf düşürdüğüne dair yayılan söylentilerin asılsız olduğunu ortaya koymak için ashabına, “Bugün kuvvet gösterip müşriklere dehşet veren kişiler Allah’ın rahmetine mazhar olsun” diyerek tavafın ilk üç şavtında kısa adımlarla koşup omuzları silkerek dik ve çalımlı yürümelerini (remel), sa‘y esnasında belli bir mesafede koşar gibi gitmelerini (hervele) söyledi (Buhârî, “Ḥac”, 55; Müslim, “Ḥac”, 240). Resûl-i Ekrem tavaf sırasında her şavtın başında Hacerülesved’i selâmladı ve çeşitli dualar okuyup ashabına da bunları okumalarını tavsiye etti. Tavafın ardından Makām-ı İbrâhim’de iki rek‘at tavaf namazı kıldılar, zemzem içtiler. Daha sonra sa‘y yapmak için ashabıyla birlikte Safâ tepesine giden Hz. Peygamber devesinin üzerinde sa‘yini tamamladı. Safâ ve Merve tepelerine her ulaştığında ve sa‘y esnasında tekbir ve tehliller okudu, ashabın dua isteklerini yerine getirdi. Müslümanların remel ve hervele yapmalarının müşrikleri şaşırttığı ve, “Medine sıtması onları zayıf düşürmemiş, zinde görünüyorlar” dedikleri nakledilir (Müsned, I, 290, 306; Buhârî, “Ḥac”, 55). Tavaf ve sa‘y esnasında Mekke müşriklerinin rahatsız edici bir davranışta bulunabilecekleri endişesiyle Resûl-i Ekrem güvenlik tedbirleriyle korunuyordu (Müsned, IV, 311, 355; Buhârî, “Meġāzî”, 43). Hz. Peygamber Merve’de sa‘yini tamamlayınca, “Burası kurban kesim yeridir; Mekke’nin her sokağı da kurban kesim yeridir” diyerek kurbanını kesti, ashabına da kurbanlarını kesmelerini söyledi. Daha sonra Hırâş b. Ümeyye tarafından tıraş edildi ve ihramdan çıktı. Resûlullah’ı Ma‘mer b. Abdullah el-Adevî’nin tıraş ettiği de rivayet edilir (Vâkıdî, II, 737). Resûl-i Ekrem’le birlikte ashap da tıraş olup ihramdan çıktı. Bu arada Hz. Peygamber, umrelerini tamamlayan 200 kişinin Batn-ı Ye’cec’e gidip savaş malzemesini korumasını ve orada bulunanların Mekke’ye gelerek umrelerini yapmalarını emretti.

Öğle vakti Bilâl-i Habeşî Kâbe’nin damına çıkarak ezan okudu. Bu durum müslümanları sevindirirken onları gözetleyen müşriklere çok ağır geldi; bazıları rahatsızlıklarını açıkça dile getirdi ve babalarının bu günleri görmedikleri için şanslı olduklarını söyledi (a.g.e., II, 737-738). Üç gün boyunca Mescid-i Harâm’da ezan okundu, namaz kılındı. Müslümanlar Resûlullah’ın çevresinde onun tâlimatları doğrultusunda disiplin içerisinde hareket ediyordu. Resûl-i Ekrem, bu müddet zarfında Ebtah’ta kendisi için kurulan çadırda ikamet etti. Bu arada muhacirler eski mahallelerini, evlerini görerek sıla özlemini gidermeye, Mekke’de kalan yakınlarıyla ilgili bilgi toplamaya çalışıyorlardı. Civardaki tepelerden müslümanları takip eden müşrikler de onların arasındaki yakınlarını merak ediyorlardı. Müşriklerin bu esnada müslümanların olgun davranışlarından etkilendikleri, İslâm’a karşı düşmanlıklarının azaldığı ve İslâmiyet’e ilgi duydukları anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber’in onlardan bazılarıyla yakından ilgilenmesi de bu alâkayı arttırmıştır. Resûlullah, Mekke’de bulunduğu sırada başta Hâlid b. Velîd olmak üzere Mekke’nin kabiliyetli gençlerini sormuş, Medine’ye gelmelerini istediğini söylemişti. Umreciler arasında olan Velîd b. Velîd, Resûl-i Ekrem’le karşılaşmayı arzu etmediği için şehirden ayrılan kardeşi Hâlid b. Velîd’i bulamayınca ona verilmek üzere bir mektup bıraktı. Bu mektupta Resûlullah’ın kendisini sorduğunu ve kahramanlıklarını müslümanların yanında müşriklere karşı göstermesinin onun için çok daha hayırlı olacağını ve kendisini başkalarına tercih edeceğini söylediği bildiriliyordu. Mektubu okuyunca müslüman olmaya karar veren Hâlid b. Velîd, Osman b. Talha ve Amr b. Âs ile birlikte Medine’ye gidip Hz. Peygamber’in huzurunda İslâm’ı kabul etti. Öte yandan Resûl-i Ekrem son evliliğini bu umre sırasında amcasının baldızı Meymûne bint Hâris ile yaptı. Meymûne ile Mekke’de evlenerek vereceği düğün yemeğine müşrikleri de çağırıp onlarla konuşmayı arzu ediyordu. Ancak müşrikler umre için kendilerine verilen üç günlük sürenin dolduğunu söyleyip şehri terketmeleri gerektiğini bildirdiler. Bu yüzden evlilik Mekke-Medine yolu üzerinde bugün Nüveyriye diye anılan Serif mevkiinde gerçekleşti (Buhârî, “Meġāzî”, 41, 43; Müslim, “Nikâḥ”, 48). Umre yolculuğu yaklaşık bir ay sürdü ve zilhicce ayının başlarında Medine’ye dönüldü.

Umretü’l-kazâ hicretten sonra ilk Kâbe ziyareti, aynı zamanda umrenin ilk uygulanışı olmasının yanı sıra Hz. Peygamber’in Hudeybiye öncesinde Kâbe ziyaretiyle ilgili olarak gördüğü rüyanın aynen gerçekleşmesidir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu rüyaya ve umreye şöyle işaret edilmektedir: “Andolsun ki Allah elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz, güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak korkmadan Mescid-i Harâm’a gireceksiniz.” (el-Feth 48/27). Bu umrenin yapılması, rüya hakkında müslümanların zihinlerini bulandırmak isteyen münafıkların girişimlerini sonuçsuz bırakmış, onların fitne ve fesat teşebbüslerini boşa çıkarmıştır

BİBLİYOGRAFYA
Müsned, I, 290, 305-306; IV, 311, 355; Vâkıdî, el-Meġāzî, I, 7; II, 731-750; İbn Hişâm, es-Sîre (nşr. Ömer Abdüsselâm Tedmürî), Kahire 1987, IV, 5-9, 255; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt (nşr. M. Abdülkādir Atâ), Beyrut 1410/1990, II, 5-6, 92-94; Belâzürî, Ensâb (Zekkâr), I, 447; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), III, 23-26; İbn Kayyim el-Cevziyye, Zâdü’l-meʿâd, III, 371-379; İbn Kesîr, el-Bidâye, IV, 226-235; İbn Hacer, Fetḥu’l-bârî (nşr. M. Fuâd Abdülbâkī - Muhibbüddin el-Hatîb), Beyrut, ts. (Dârü’l-maârif), VII, 500-501; Şâmî, Sübülü’l-hüdâ, V, 288-303; L. Caetani, İslâm Tarihi (trc. Hüseyin Cahid), İstanbul 1925, V, 69; Hamîdullah, İslâm Peygamberi, I, 261-262; M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, İstanbul 1981, XIV, 329-353; Mustafa Sabri Küçükaşcı, Cahiliye’den Emevîlerin Sonuna Kadar Haremeyn, İstanbul 2003, s. 152-153.
Bu madde ilk olarak 2012 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 42. cildinde, 153-155 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
BU MADDE
HAC ve KURBAN
DOSYASINDA YER ALMIŞTIR.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.