YANBOLU

Müellif:
YANBOLU
Müellif: MACHIEL KIEL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2013
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 18.07.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/yanbolu
MACHIEL KIEL, "YANBOLU", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/yanbolu (18.07.2019).
Kopyalama metni

Bulgaristan’ın güneydoğu kesiminde verimli bir ovada yer almaktadır; bugün Yambol adıyla anılır. Şehrin Bulgarca ve Türkçe isimleri Grekçe Diampolis’ten gelir. Tunca nehrinin kenarında deniz seviyesinden 135 m. yükseklikte, Sofya’dan Karadeniz kıyısındaki Burgaz Limanı’na giden tren yolu üzerinde bulunur. Daha önce, 90 km. güneyindeki Edirne’ye karayoluyla da bağlantılı idi. Osmanlı hâkimiyetinin son dönemlerinde yapılan ve Edirne’ye ulaşan tren yolu hattı iptal edilmiş, bir daha hayata geçirilmemiştir. Yanbolu’nun güneyindeki Hambarlı kasabasında Krum Han’a ait 813-814 tarihli bir Proto-Bulgar yazıtı, Bizans imparatoru (Nikephoros) tarafından Bulgaristan’ın “aşağı toprakları”nın nasıl tahrip edildiğini ve bundan dolayı Krum Han’ın Bizans idaresindeki topraklara yaptığı sert akını anlatır. Bu tahribat, özellikle XIV. yüzyılın ilk yarısında vuku bulanlar gibi Yanbolu’nun çevresini ıssız bir alan haline getirecek derecede birkaç defa tekrarlanmıştır. 815’te Bizans imparatoru ile Omurtag Han arasındaki antlaşmadan sonra Bulgarlar yeni kazanılmış bölgelerin muhafazası için 130 km. uzunluğunda toprak duvar inşa ettiler. Duvarın önünde derin bir hendek bulunmakta ve Burgaz yakınlarında Karadeniz kıyılarından Meriç yakınındaki Konstanteia Kalesi’ne doğru uzanmaktaydı. Yanbolu’nun 8 km. güneyinde bu surun bazı uzantıları görülmektedir. Osmanlılar’ın ilk dönemlerinden itibaren bu hat Silistre sancağı ile Edirne merkezli Paşa livâsı arasındaki sınıra da işaret eder. Erkesiya diye bilinen bu duvarın adı Türkçe “yerkesen” kelimesinin tahrif edilmiş şekli olmalıdır.

Geniş bir ova üzerinde kurulan Yanbolu şehri 587’de Avarlar’ın işgali esnasında yıkılan antik şehir Kabyle’nin devamıdır. VIII. yüzyıldan XIV. yüzyıla kadar, Yanbolu’nun 7 km. kuzeydoğusuna düşen bu antik şehrin harabeleri üzerinde Ortaçağ’dan kalma küçük bir köy bulunmaktaydı. I. Murad bir ara, Türkler tarafından Tavşantepe adıyla bilinen ve daha sonra küçük bir köy olan Kabyle’de ikamet etmişti. Yanbolu adına kayıtlarda ilk defa 1049’da Konstantinos Arianitis’in Peçenekler tarafından yenilgiye uğratıldığı yer olarak Danbuli şeklinde rastlanır. 1094’te “Dampolis” Kumanlar’a teslim oldu. 1150 civarında Şerîf el-İdrîsî Danbuli’den ovada küçük, ancak güzel bir yerleşim birimi diye bahseder. 1304’te Bulgar Çarı Teodor Svetoslav Bizanslılar’dan şehri aldı. 1328 yazında Bizans İmparatoru III. Andronikos tarafından ele geçirilerek tahrip edildi. 1331-1332’de Bizanslılar, Karadeniz kıyısındaki liman şehri Ankiyalos ile takas sonucunda şehri Bulgarlar’a verdi. Osmanlı fethine kadar şehir küçük fakat oldukça güçlü bir kale olarak Bulgarlar’ın elinde kaldı. Ortaçağ Bulgar/Bizans şehri halinde Yanbolu, Tunca nehrinin dar kavisinde yer alıyordu. 1978-1981 yıllarındaki kazılar bu şehrin temellerine ışık tutar: 100 × 100 metrelik bir meydan, 1 hektarlık bir alan, 1000 yılının öncesi ve sonrasındaki on yıllara rastlayan inşaat. 1200 yılı civarında bu kale batı tarafından genişletilmiştir. Kalenin doğusunda büyük bir mezarlık vardı, burası muhtemelen varoş kısmı idi.

Yanbolu’nun Osmanlılar tarafından ne zaman ele geçirildiği tam belli değildir. Önceleri Timurtaş Paşa kumandasındaki birliklerce 766’da (1365) fethedilmiş olduğu söylenirken daha sonra bunun 1373’te gerçekleştiği ileri sürülmüştür. İkinci tarihin daha doğru olma ihtimali yüksektir. Bu dönemde yaşayan eski imparator VI. Ioannes Kantakuzenos kaleme aldığı tarihinde bu fethi anlatır. Yanbolu baharın ilk günlerinden yaz ortasına kadar direnmiş, aşırı sıcakların yiyecek ve suların bozulmasına yol açması ve ardından ortaya çıkan salgın hastalık şehri savunanları teslim olmak mecburiyetinde bırakmıştır. Osmanlı tarihçilerinden Hoca Sâdeddin Efendi olayı kendisinden iki asır önceki Kantakuzenos’un anlattıklarına benzer şekilde tasvir etmiştir. Fetihten sonra kalenin tahrip edilmemesi de bu anlamda dikkat çekicidir. 813’te (1410) Mûsâ Çelebi Yanbolu’da ikamet etmiştir. Buradaki Eskicami’nin ilk bölümlerinin Osmanlı hâkimiyetinin başlarında inşa edilmiş olması mümkündür (1375-1385). Plan bakımından, 1330-1340 yıllarında yapılan Bilecik’teki Orhan Gazi Camii ve İnönü’deki 1374 tarihli Hoca Yâdigâr Camii ile yakın benzerlik taşımaktadır. İnşasında muhtemelen Kabyle şehrinin kalıntılarından ya da daha büyük bir ihtimalle 600 m. uzaklıktaki Diampolis Kalesi’nden getirilen antik ve Bizans’a ait devşirme taşlardan yararlanılmıştır. Osmanlı Yanbolusu eski kalenin doğusuna doğru yüksek zeminde gelişme göstererek yelpaze biçiminde yayılmış ve nehrin bentleriyle sınırları belirlenmiştir. Yanbolu’nun sosyal ve fiziksel durumuyla ilgili ilk bilgiler 861 (1457) tarihli bir tahrir kaydında yer alır (İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, MC, nr. 0.89). Buna göre kasabada 711 müslüman ve elli yedi hıristiyan hânesi mevcuttu; hıristiyanlardan on dördü Osmanlı ordusunda yarı askerî hizmette bulunan voynuklardan oluşmaktaydı. Bu rakamlara göre toplam nüfusu 4000 dolayına erişmekteydi. Bunun % 94’ünü müslümanların teşkil etmesi buraya yönelik büyük bir Türk göç akışının göstergesidir.

886’da (1481) sûfî ve âlim Şeyh Mehmed Noktacızâde Yanbolu’da, büyük oranda ortadan kalkan Ortaçağ’dan kalma kalenin sahasında büyük bir kubbeli cami ile bir tekke yaptırdı, buna bir de kütüphane ekledi. Buraya Yanbolu’da evler, dükkânlar ve bahçeler vakfetti. Caminin civarında bir müslüman mahallesi ortaya çıktı. XV. yüzyılın sonunda veya XVI. yüzyılın başında Vezir (Vezîriâzam) Atik Ali Paşa, Yanbolu’da ticareti teşvik etmek ve İstanbul’daki vakıflarına gelir sağlamak için büyük bir bedesten yaptırdı. XV. yüzyıl süresince Eskicami, sayısı gittikçe artan cemaatin ihtiyacına cevap vermek üzere altı tonozlu bölümlerle genişletildi. 936 (1530) tarihli kayıtlar ise şehrin hızlıca geri gittiğini gösterir. Bunun sebebi tam olarak anlaşılamamaktadır. Söz konusu kayıtlarda on dört mahallenin adı verilmekte, 278 müslüman ve yirmi sekiz hıristiyan hânesi tesbit edilmektedir. Buna göre toplam nüfus 1500 dolayına inmiştir (, nr. 370, s. 451). Bütün Yanbolu kazasında elli yedisi hıristiyanlara ait toplam 1499 hâne vardır. Kazadaki köy sayısı doksan beştir. Hemen hemen bütün köyler Türkçe adlar taşır ve bu adlar genelde Türk göçmenlerin geldikleri yerlere işaret eder. Avârız türü vergilerden muaf tutulan 496 müslüman hânesi içinde yörükler veya eşkinciler bulunmaktadır. XVI. yüzyıl boyunca Yanbolu’nun durumunda giderek düzelme görüldü. Bu yüzyılın sonlarına ait (1003/1595) tahrirlere göre Silistre sancağına tâbi Yanbolu kazasının merkezi olan kasabada 407 müslüman, 110 hıristiyan, yedi Çingene ve beş yahudi hânesi mevcuttur (toplam kasaba nüfusu: 2700 dolayında). Hıristiyanlar arasında hâlâ voynuklardan meydana gelen hatırı sayılır bir grup vardı (, nr. 86). Müslümanların oranı 1457’de % 94’ten, % 77’ye gerilemişti. Bu sırada Yanbolu’da üç cuma camii ile (Mustafa Ağa’nın yaptırdığı Câmi-i Atîk, Bâlî Subaşı Camii ve Şeyh Noktacı Camii) adları verilen sekiz mescid vardı. Diğer altı mahallede de mescidlerin bulunması gerekirken bunların isimleri defterde zikredilmemiştir.

1077 Zilkade (Mayıs 1667) başında Yanbolu’ya gelen Evliya Çelebi burayı 3500 hânesi, 280 dükkânı, yedi camisi, üç hamamı, üç medresesi, bedesteni, hanları olan müreffeh ve iyi inşa edilmiş bir şehir olarak tasvir eder. Şehir on yedi müslüman, bir hıristiyan ve bir yahudi mahallesine ayrılmıştır. Kırım hanlarının hassı olup Giray ailesine mensup bir prens büyük bir sarayda yaşar. Evliya Çelebi ayrıca büyük bedestene hayran kaldığını, Eskicami’nin bir dörtgen ve kuleye benzeyen minaresi olduğunu belirtir; Sofular Camii ile hamamlardan birinin kitâbesinin metnine yer verir. Bu kitâbede caminin II. Murad tarafından 838 (1435) yılında yaptırıldığı kayıtlıdır. Evliya Çelebi’nin ev sayısıyla ilgili rakamlarının abartılı olduğu açıktır. Öte yandan 1660 yılı civarında Rumeli’deki medreselerin resmî kayıtlarında Yanbolu’da sadece bir medresenin (Kara Ali Bey Medresesi) varlığından söz edilir.

XVIII. yüzyıl boyunca Yanbolu ekonomisi hızlı bir büyüme ve gelişme gösterdi. Fransız konsolosu Peysonnel her sene Kırım’a 10-12.000 parça keçe ihracatı yapıldığını zikreder. Yine şehirde önemli miktarda deri üretiliyordu ve burası kürk imali, terzilik, kalpak yapımı, bakırcılık, çanak çömlek üretimi, helvacılık, yünlü, pamuklu giyimde ve balcılıkta canlı bir ticarete sahipti. Bir çeşit kalın ve kaba kumaş olan kebe üretimi çok meşhurdu. Trakya ve Balkanlar’da dokunan bu tür kumaşlara Yanbolu kebesi deniyor ve Osmanlı pazarlarında çok rağbet görüyordu. 1830’da şehirde uzun süre kalan Rus genelkurmayı mensubu Albay G. Eneholm, şehrin Eski Yanbolu (Yampolis) ismini taşıyan kısmının büyük parçasının Tunca nehrinin sol kıyısında yüksek bir düzlükte yer aldığını, karşı taraftaki kıyıda ise geniş bir düzlükte yeni Yanbolu/Kargon’un (Kargoun) bulunduğunu belirtir. Ona göre eski şehrin on bir camisi, 1050 Türk ve 508 Bulgar hânesiyle İspanya’dan gelen yahudilere ait 148 hânesi mevcuttur. Büyük bir taş yapı olan kervansaray 500 atı barındırabilir; ayrıca her yıl 8000 hayvanın kesildiği üç mezbaha ve pastırma imalâthanesi vardır. Şehrin yeni kısmında (Kargon) iki küçük kilise, on beş Türk ve 510 Bulgar hânesi, yedi han ve 300 dükkânın yer aldığı bir çarşısı mevcuttur. Böylece şehrin tamamı 6000 Türk, 5000 Bulgar ve 600 yahudiden meydana gelen toplam 11.600 kişilik bir nüfusa ve 2229 hâneye sahiptir. Bu bilgilerden Yanbolu nüfusunun % 52’sini müslümanların, % 43’ünü ise Bulgarlar’ın teşkil ettiği anlaşılır. Eneholm ayrıca şehrin ekonomik hareketliliğine dikkat çeker. Sahtiyan, işlenmemiş pamuk ve keten giyecekler, yünlü battaniyeler, keçe, süet deri, pastırma, ham deri, yün üretim ve ithalâtı önde gelir. İstanbul’a büyük miktarlarda sığır gönderilir. Yanbolu bölgesi canlı hayvan varlığı bakımından zengindir; ayrıca bol çavdar, arpa, buğday, yulaf, darı, pirinç yetiştirilir.

1828-1829 savaşlarının öncesi ve sonrasıyla Rus işgali neticesinde pek çok müslüman ahali ya İstanbul’a ya da Anadolu’ya kaçtı yahut göç etti. 1291 (1874) tarihli Edirne Salnâmesi’nde bunların sonuçları görülebilir: Burada 1525 müslüman, 3383 gayri müslim olmak üzere toplam 4908 erkek nüfus, on dört büyük cami, bir mescid, iki kilise, beş mahzen, bir sinagog, yirmi dört han, üç hamam, 622 mağaza ve 622 dükkândan söz edilir. Müslümanlar böylece toplam nüfusun % 25’ine doğru gerilemiş, yerleri civar bölgelerden gelen Bulgarlar tarafından doldurulmuştur. Avrupa Türkiyesi’nde seyahatleriyle bilinen James Baker, Osmanlı döneminin sonuna kadar Yanbolu’yu 10.000 kişilik ahalisiyle müreffeh bir şehir olarak anlatır.

Doksanüç Harbi’nden sonra Yanbolu ve civarı Şarkîrumeli bölgesine dahil edildi. 1885’te yeni Bulgar Devleti’ne katıldı. 1888’deki Bulgar nüfus sayımında toplam 11.241 nüfusun 8825’ini Bulgarlar’ın, 1252’sini Türkler’in ve kalanını İspanya yahudileri, Yunanlılar ve Çingeneler’in teşkil ettiği görülür. Nüfusun müslüman kısmı toplam nüfusun % 11’ine düştü. Daha sonraki yıllarda Yanbolu’nun müslüman ve yahudi nüfusu aynı kalsa da Bulgar nüfusu giderek arttı ve geniş bir alana yayıldı. 1926’da 24.920 kişilik nüfusun içerisinde 1134 Türk ve 1162 yahudi bulunmaktaydı. Böylece bu tarihte Türkler toplam nüfusun % 4’üne geriledi. 1965’te nüfus 55.000 kişiydi; 2000’li yıllarda ise 100.000 kişiye yaklaştı. 1970’lerde iki Osmanlı eseri, büyük bedesten ve Eskicami çok iyi bir şekilde restore edildi. Komünizmin düşüşünden sonra cami şehirdeki küçük müslüman cemaatine geri verildi ve yeniden ibadete açıldı. Bedestenin restorasyonu ve yeniden inşası 1970’lerin en büyük ve en başarılı projelerinden biridir. Şehrin odak noktasında yer alan bedesten yine eski işlevini sürdürmektedir. Yanbolu günümüzde tekstil ürünleri ve ayakkabı yapımında kullanılan aletleri üreten fabrikaları, şarap üretimi, gıda sanayii ve tarım ürünlerinin ticaret merkezidir. 2001 Bulgar nüfus sayımında Yanbolu ilinin nüfusu 156.000, ilin merkezi olan Yanbolu’nun 2005’teki nüfusu 86.000 idi. Yanbolu ilinde bugün 3700-4400 arasında müslüman-Türk ve 3000’e yakın Çingene yaşamaktadır. Nüfusun diğer kısmı tamamen Bulgar’dır.

XVI. yüzyıl Osmanlı şairlerinden Şeyh Kemaloğlu Beyânî Yanbolu’da doğmuştur.


BİBLİYOGRAFYA

, VIII, 59-62.

G. Eneholm, Notice sur les villes situées au-delá des Balkans, occupées par les troupes russes pendant le glorieuse champagne de 1829, St. Pétersbourg 1830, tür.yer.

a.mlf., “Beležki vãrhu gradovete ottatak Balkana”, Arhiv za proselištni proučvaniya, I/1, Sofia 1938, s. 121-129.

J. Baker, Die Türken in Europa, Stuttgart 1879, s. 118-119.

Ž. Čankov, Geografski Rečnik na Balgarija, Sofia 1939, s. 530-532.

, s. 468-469.

Istoriya na grad Yambol (ed. St. Dimitrov – B. Mateev), Sofia 1976, tür.yer.

Hans-Jürgen Kornrumpf, Die Territorialverwaltung im östlichen Teil der Europäischen Türkei (1864-1878), Freiburg 1976, s. 358-359.

D. Dimitrova, “Razkopki na srednovekovnata krepost pri grad Yambol”, Arheologičeski Otkritiya i Razkopki, Sofia 1978, s. 179 vd.

a.mlf., “Razkopki na ukrepitelnata sistema na srednovekovnata krepost na grad Yambol”, Arheologiceski Otkritiya, Sofia 1981, s. 100 vd.

A. Kuzev – V. Gjuzelev, Balgarski srednovekovni gradove i kreposti, Varna 1981, s. 30-32.

P. Soustal, Tabula Imperii Byzantini VI, Thrakien, Wien 1991, s. 239-240.

Krasimira Gagova, Trakiya prez Balgarskoto Srednovekovie, Istoričeska Geografiya, Sofia 2002, s. 327-331.

J. B. Bury, “The Bulgarian Treaty of A.D. 814, and the Great Fence of Thrace”, The English Historical Review, XXV, Oxford 1910, s. 276 vd.

Dimitar Ovčarov, “Nablyudeniya i arheologičeski razkopki na pograničs̲h̲iya val ‘Erkesiya’ v Yužna Balgariya”, Godišnik na Sofiiski Universitet, Filosovsko-Istoričeski Fakultet, sy. 63 (1970), s. 445-460.

Machiel Kiel, “Some Early Ottoman Monuments in Bulgarian Thrace: Stara Zagora (Eski Zağra), Jambol and Nova Zagora”, , XXXVIII/152 (1974), s. 635-654.

N. Tančeva-Vasilieva, “Srednovekovno selište i nekropol nad anticniya Kabyle”, Vekove, sy. 6, Sofia 1981, s. 55-59.

Brockhaus Enzyklopädia, Stuttgart 1970, IX, 374.

Bu madde ilk olarak 2013 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 43. cildinde, 312-315 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.