ZENCAN

زنجان
ZENCAN
Müellif: ABDÜLKERİM ÖZAYDIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2013
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.02.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/zencan
ABDÜLKERİM ÖZAYDIN, "ZENCAN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/zencan (22.02.2020).
Kopyalama metni

Tahran ve Kazvin’den Tebriz’e giden yol üzerinde Zengânerûd nehri kıyısında denizden 1625 m. yükseklikteki bir arazide kurulmuştur. Sâsânîler’den Erdeşîr-i Bâbekân tarafından Şâhin adıyla tesis edilmiş, daha sonra Zengân, Zendegân, Zendigân adlarını almış, müslüman Araplar burayı Zencan diye adlandırmıştır. Zencan eyaleti ise (Üstân-ı Zencan) kuzeyden Erdebil, kuzeydoğudan Gîlân, batıdan Azerbaycân-ı Garbî, kuzeybatıdan Azerbaycân-ı Şarkī, güneyden Hemedan, doğu ve güneydoğudan Kazvin eyaletleriyle çevrilidir. Ebher, Îcerûd, Hudâbende, Harbende, Zencan, Târım ve Mâhınişan adlı şehristanlardan meydana gelir. Zencan şehrinin nüfusu 360.347, eyaletin nüfusu 955.610’dur (2010 sayımı) (eyalete bağlı bahş, şehir, dihistan ve abâdîler için bk. Serşümarî-i ʿUmûmî, s. 35).

Ortaçağ müellifleri genelde Zencan’ı Cibâl bölgesi içinde gösterir; ancak Deylem ve Rey’e bağlı şehirler arasında sayan coğrafyacılar da vardır. İbn Havkal, aynı bölgedeki Ebher şehriyle Zencan arasındaki mesafenin 20 fersah olduğunu söyler (Ṣûretü’l-arż, s. 360). Zencan’ı bazan Cibâl’e, bazan Deylem’e bağlı yerler arasında gösteren İstahrî şehrin Ebher’den daha büyük olduğunu ve buraya iki günlük, Kazvin’e ise iki fersah uzaklıkta bulunduğunu kaydeder (Mesâlik, s. 195-196, 198). Makdisî de şehri bazan Azerbaycan, bazan da Rey bölgesinde gösterir (Aḥsenü’t-teḳāsîm, s. 386). Anonim Hudûdu’l-âlem’de (s. 90) Zencan “nimetleri bol” bir şehir diye anlatılır. Yâkūt el-Hamevî, Zencan’ı Cibâl bölgesinde yer alan büyük bir şehir olarak tanıtır ve Acemler’in buraya Zengân dediklerini kaydeder (Muʿcemü’l-büldân, III, 171-172). Müstevfî ise Zencan’ın Sultâniye’ye 5 fersah mesafede bulunduğunu belirtir (Nüzhetü’l-ḳulûb, s. 56). Zekeriyyâ b. Muhammed el-Kazvînî, Zencan’ı Ebher ile Halhal arasında havası temiz, demir madeni açısından zengin, çok güzel ve meşhur bir şehir diye tavsif eder, halkının güzellik, zarafet ve cömertlik bakımından mükemmel olduğunu söyler (Âs̱ârü’l-bilâd, s. 383-384).

Zencan, 24 (645) yılında Berâ b. Âzib kumandasındaki İslâm orduları tarafından Ebher ve Kazvin’den sonra fethedildi (Belâzürî, s. 460, 464). Bâbek, Zencan ile Erdebil arasındaki yerleri tahrip edince halife Mu‘tasım-Billâh, Afşin Haydar b. Kâvûs’u onun üzerine sevketti ve tahrip ettiği yerlere kaleler yaptırmasını istedi (Taberî, IX, 11). Şehir III. (IX.) yüzyılın ilk yarısında Tâhirîler’in egemenliğine geçti. Ali evlâdından Hüseyin b. Ahmed b. İsmâil el-Kevkebî, Rebîülevvel 251 (Nisan 865) tarihinde isyan edip Tâhirîler’in Zencan ve Kazvin’deki âmillerini uzaklaştırdı (Taberî, IX, 346; İbnü’l-Esîr, VII, 165). Halife Mu‘tez-Billâh, Mûsâ b. Boğa el-Kebîr’i Kevkebî’nin isyanını bastırmakla görevlendirdi. Mûsâ, Kevkebî’yi yenerek Zencan ve Kazvin’de tekrar Abbâsî hâkimiyetini tesis etti (253/867). Halife Mu‘temid-Alellah, 261 (874-75) yılında veliaht ilân edip Nâsır-Lidînillâh el-Muvaffak lakabını verdiği kardeşi Ahmed’i aralarında Zencan’ın da bulunduğu Meşrik valiliğine tayin etti. 281’de (894-95) Halife Mu‘tazıd-Billâh oğlu Ali’yi (Müktefî-Billâh) Zencan’ın ve diğer bazı yerlerin valiliğine getirdi (Taberî, X, 36-37). Halife Müktefî-Billâh, Sâmânî Emîri İsmâil b. Ahmed’i Horasan valiliğine tayin edince Rey, Kazvin ve Zencan’ı da onun idaresine verdi. Halife Muktedir-Billâh’ın oğlu Ali 301 (913-14) yılında Rey, Kazvin ve Zencan valiliğine getirildi (İbnü’l-Esîr, VIII, 176).

304’te (916-17) Sâcoğulları’ndan Yûsuf b. Ebü’s-Sâc, Sâmânî Valisi Muhammed b. Ali b. Su‘lûk’u Rey ve Zencan’dan uzaklaştırdı. Halife Muktedir-Billâh bu durumdan çok rahatsız oldu ve Mûnis el-Muzaffer’i onun üzerine gönderdi. Halife, Hâcib Nasr’ın tavassutuyla aralarında Zencan’ın da bulunduğu şehirlerin idaresini yıllık 160.000 dinar karşılığında Muhammed b. Ali b. Su‘lûk’a bıraktı (a.g.e., VIII, 104). Mûnis, Muharrem 307 (Haziran 919) tarihinde Yûsuf b. Ebü’s-Sâc’ı mağlûp ederek Zencan’ın da içlerinde yer aldığı şehirlere Ali b. Vehsûdân’ı vali tayin etti. Ancak Halife Muktedir, Muharrem 310’da (Mayıs 922) Yûsuf b. Ebü’s-Sâc’ı affedip yıllık 500.000 dinar vergi vermesi şartıyla Zencan’ın da bulunduğu bölgenin valiliğine getirdi (a.g.e., VIII, 136). Mâkân b. Kâkî ve Hasan b. Kāsım el-Alevî 316 (928) yılında Rey’i ele geçirdi. Sâmânî Valisi Muhammed b. Ali b. Su‘lûk bölgeden çekilmek zorunda kalınca Hasan b. Kāsım el-Alevî Ebher, Kum, Kazvin ve Zencan’ı zaptetti. Onun, aynı yıl bir karşı sefer düzenleyen Deylemliler’den Esfâr b. Şîreveyh’in kumandanı Merdâvic b. Ziyâr tarafından öldürülmesi üzerine Zencan Esfâr’ın eline geçti (a.g.e., VIII, 190). 318’de (930) Ziyârîler hânedanından Merdâvîc b. Ziyâr, Esfâr’ı mağlûp ederek Zencan’a hâkim oldu (Müstevfî, Târîḫ-i Güzîde, s. 407).

Sâmânîler’in Horasan orduları başkumandanı Muhtâcoğulları’ndan Ebû Ali Ahmed, Rey yakınlarındaki savaşta Mâkân b. Kâkî ile Veşmgîr’i yenilgiye uğratıp Rey’e hâkim oldu (21 Rebîülevvel 329 / 24 Aralık 940). Ertesi yıl Zencan, Ebher ve Kazvin’i ele geçirdi. Böylece bölge tekrar Sâmânî hâkimiyetine alındı. Zencan, 941-957 yılları arasında hüküm süren Vehsûdân b. Muhammed döneminde Müsâfirîler’in idaresindeydi. Daha sonra Büveyhî hâkimiyeti altına girdi. Rüknüddevle’nin 366’da (976) ölümünün ardından oğlu Fahrüddevle Ali’nin egemenlik kurduğu yerler arasında Zencan ve Ebher de bulunuyordu. Fahrüddevle’nin ölümünden (387/997) sonra Zencan tekrar Müsâfirîler’in eline geçti. Sultan Mahmûd-ı Gaznevî, Merzübân b. Hasan’ı Zencan ve civarındaki şehirleri zaptetmesi için sefere memur etti. Merzübân, Kazvin’i Müsâfirîler’den geri aldığı sırada Sultan Mahmud’un Gazne’ye dönmesi yüzünden şehir tekrar Müsâfirî emîri İbrâhim’in eline geçti. Sultan Mahmud bu defa oğlu Mesud’u Merzübân ile beraber İbrâhim’in üzerine sevketti. Yapılan savaşta İbrâhim yenildi ve esir düştü, böylece Zencan Gazneliler’in hâkimiyetine girdi (Ramazan 420 / Eylül 1029).

Tuğrul Bey zamanında Zencan Selçuklular’ın eline geçti. Tuğrul Bey, Dandanakan Savaşı’nın (1040) ardından Çağrı Bey’in oğlu Yâkūtî’ye Ebher, Zencan ve Azerbaycan’ın idaresini verdi (Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî, II/5, s. 20). Tuğrul Bey, 434 (1042-43) yılında Gerşasp b. Alâüddevle ile birlikte Rey’den Ebher ve Zencan’a gitti, Rey’deki Oğuzlar’ı etrafında toplamak için Zencan’da karargâh kurdu (İbnü’l-Esîr, IX, 509). Tuğrul Bey’in hanımı Altuncan Hatun Zilkade 452’de (Aralık 1060) Zencan’da vefat etti ve Rey’de defnedildi. Sultan Melikşah, Zencan’ı Emîr Kamaç’a iktâ etti. Sultan Berkyaruk 492’de (1099) Muhammed Tapar ile savaşmak üzere Zencan’a hareket ettiyse de kendisine bağlı emîrlerin saf değiştirmesi yüzünden buna cesaret edemedi. 496’da (1102-1103) Zencan’da Muhammed Tapar adına hutbe okunuyordu (a.g.e., X, 289, 359). Sultan Zencan, Âve ve Sâve’yi oğlu Tuğrul’a iktâ etti, Emîr Şîrgîr’i de ona atabeg tayin etti (a.g.e., X, 547). Sultan Muhammed Tapar’ın vefatından sonra (511/1118) Emîr Gündoğdu, Atabeg Şîrgîr’i hapsetti; ancak Sencer, Büyük Selçuklu sultanı olunca Atabeg Şîrgîr’i serbest bıraktı ve iktâı olan Zencan’a dönmesini sağladı (a.g.e., X, 597-598). Sultan Sencer, 513 (1119) yılında vuku bulan Sâve savaşının ardından Zencan civarındaki şehirleri Tuğrul b. Muhammed Tapar’ın idaresine bıraktı. 519’da (1125) Zencan, Sâve ve Âve Tuğrul’un iktâı idi.

Melik Dâvûd b. Mahmûd, Zilkade 525’te (Ekim 1131) Hemedan’dan Zencan’a geldi ve buradan amcası Sultan Mesud ile savaşmak için Tebriz’e hareket etti. Irak Selçuklu Sultanı I. Tuğrul kardeşi Mes‘ûd b. Muhammed Tapar ile yaptığı savaşta yenilince (527/1133) Zencan’a giderek Emîr Sungur’a sığındı (Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye, s. 73). Irak Selçuklu Sultanı Arslanşah, Zencan’da bulunduğu sırada ölümüne yol açan hastalığa yakalandı ve Hemedan’a dönmek zorunda kaldı (Receb 572 / Ocak 1177). İldenizliler’den Hûzistan hâkimi Kutluğ İnanç b. Pehlivan ile Mayacık kumandasındaki Hârizmşah ordusu Zencan yakınlarında savaşa tutuştu. Savaş Kutluğ İnanç’ın yenilgisiyle sonuçlandı (591/1195). İldenizli emîrlerinden Nâsıruddin Gökçe, Rey ve civarındaki şehirleri ele geçirdiğinde Halife Nâsır-Lidînillâh’a mektup yazarak Rey ve diğer bazı şehirlerin kendisine, Zencan, Kazvin ve İsfahan’ın halifeliğe bırakılmasını teklif etti. Halife bir menşurla bu teklifi onayladı (İbnü’l-Esîr, XII, 118). Irak Selçuklu Sultanı II. Tuğrul zamanında Zencan, Türkmen asıllı Kafşutoğulları’nın elinde bulunuyordu (Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye, s. 123, 128).

602 (1205-1206) yılında Hârizmli 10.000 süvari aileleriyle birlikte Zencan’a geldi. Şehrin hâkimi Aydoğmuş’un rakipleriyle uğraşmasını fırsat bilerek her tarafı tahrip etti ve yağmaladı. Geri dönen Aydoğmuş, Hârizmliler’in üzerine yürüdü ve yapılan savaşta onları mağlûp ederek kılıçtan geçirdi; kadın ve çocuklarını esir aldı (İbnü’l-Esîr, XII, 238). Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh, İldenizliler’den Atabeg Özbek ve Alamut hâkimi Celâleddin Hasan, Hârizmşahlar’a karşı ittifak yaptılar ve meydana gelen savaşta Hârizmli Nâsırüddin Mengli’yi yenilgiye uğrattıktan sonra Zencan’ın idaresini Celâleddin Hasan’a bıraktılar (607/1211). Hârizmşah Muhammed b. Tekiş 614’te (1217-18) hiçbir mukavemetle karşılaşmadan Ebher, Kazvin ve Zencan’ı topraklarına kattı. Celâleddin Hârizmşah, İldenizliler’den Atabeg Özbek ve Nâsır-Lidînillâh, yaptıkları bir anlaşmayla Ebher ve Zencan’ın yönetimini Emîr Seyfeddin Iglamış’a bıraktılar. Bu iki şehir daha sonra Celâleddin Hârizmşah’ın memurları tarafından idare edildi (Cüveynî, s. 561). 617’de (1220) şehir Moğol istilâsına mâruz kaldı. İlhanlı hâkimiyetinde bulunduğu dönemde Zencan’ın yıllık geliri 12.000 dinardı.

1382-1383 yıllarında Timur, Zencan ve civarındaki şehirleri ele geçirdi. 832’de (1428-29) Sultâniye, Ebher, Kazvin ve Zencan, Timurlular’dan İlyas Hocaoğlu Hoca Yûsuf’un idaresindeydi. Karakoyunlu İskender, Hoca Yûsuf’u esir alıp buranın idaresini Deli Ahmed ile Abdül’e verdi (Sümer, I, 127). Zencan, Safevîler devrinde Osmanlı-İran mücadelesine sahne oldu. Safevî Hükümdarı Şah II. İsmâil zamanında Gîlân’dan Osmanlı ülkesine gitmekte olan bir Türk kervanı Zencan’da baskına uğradı, malları yağma edildi ve tâcirlerin çoğu öldürüldü (Kütükoğlu, s. 16-17). 2 Şevval 1136’da (24 Haziran 1724) İstanbul Muahedesi (İran Mukāsemenâmesi) adı verilen antlaşmaya göre İran toprakları Osmanlılar ve Ruslar tarafından taksim edildi. II. Tahmasb’a sadece Hazar denizinin güneyinde Tahran, Kazvin, Reşt ve Zencan ile Kum şehirleri kaldı (Aktepe, s. 31-32). Daha sonra yapılan bir antlaşmayla Hûzistan, Zencan, Kazvin ve Sultâniye de Osmanlı idaresine geçti. Zencan 1197’de (1782-83) Kaçarlı Ağa Muhammed Şah’ın hâkimiyetine girdi. Safevîler’in sonlarına doğru Zencan, Tebriz beylerbeyi tarafından idare ediliyordu. XIII. (XIX.) yüzyılda Bahâîler’in önemli merkezlerinden biri de Zencan’dı.

Zencan şehri yünlü ve pamuklu el dokumalarıyla ünlüdür. Günümüzde mahallî sanayi kolları olarak bıçakçılık, bakırcılık ve mutfak eşyası, kumaş üzerine altın ve gümüş işlemeciliği meşhurdur. Zencan’da yetişen ve Zencânî nisbesiyle anılan çok sayıda âlim arasında muhaddis Ahmed b. Muhammed ez-Zencânî, fakih Ömer b. Ali b. Ahmed, muhaddis Şeyhu’l-harem Ebü’l-Kāsım Sa‘d b. Ali, dil âlimi İzzeddin, fıkıh âlimi Şehâbeddin, muhaddis Ebû Ubeydullah Hüseyin b. Ahmed el-Fellakî, muhaddis Ebû Muhammed Abdullah b. Mûsâ, muhaddis Ebû Abdullah Mekkî b. Bündâr, muhaddis Ebû Sehl Serî b. Mihrân ve İldenizliler’den Atabeg Özbek b. Muhammed’in hekimi Celâleddin ez-Zencânî sayılabilir (Sem‘ânî, VI, 306-308; Yâkūt, III, 171-172). Zencan’daki tarihî eserlerden İmamzâde Seyyid İbrâhim Türbesi, Buk‘a-i Kīdâr b. İsmâil, Mescid-i Câmi‘ (Mescid-i Seyyid), Künbed-i Sultâniyye (Olcaytu Han’ın Sultâniye’deki Türbesi), Molla Hüseyn-i Kâşî Türbesi, Çelebioğlu Hankah ve Türbesi (Ârâmgâh-ı Çelebioğlu), Pîr Ahmed Zehrnûş Türbesi sayılabilir.


BİBLİYOGRAFYA

, s. 460, 464.

, IX, 11, 346; X, 36-37.

, s. 195-196, 198.

, s. 357-358, 360.

Hudûdü’l-âlem (trc. Abdullah Duman – Murat Ağarı), İstanbul 2008, s. 90.

, s. 386.

Sem‘ânî, el-Ensâb (nşr. M. Emîn Demc), Beyrut 1400/1980, VI, 306-307.

, tür.yer.

, III, 171-172.

, bk. İndeks.

, tür.yer.

, s. 561.

Zekeriyyâ b. Muhammed el-Kazvînî, Âs̱ârü’l-bilâd, Beyrut, ts. (Dâru Sâdır), s. 383-384, 390, 394, 399.

Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî, Câmiʿu’t-tevârîḫ (nşr. Ahmed Ateş), Ankara 1960, II/5, s. 20, 123, 126, 143, 169, 184, 186.

, s. 328, 407, 409, 412, 525, 778.

a.mlf., Nüzhetü’l-ḳulûb (Strange), s. 56, 180, 182, 221.

Muhammad Nāzım, The Life and Times of Sulṭān Maḥmūd of Ghazna, Cambridge 1931, s. 83-84.

İbrahim Kafesoğlu, Harezmşahlar Devleti Tarihi, Ankara 1956, s. 137-138, 141, 181, 200, 204.

Bekir Kütükoğlu, Osmanlı-İran Siyâsî Münâsebetleri: 1578-1590, İstanbul 1962, s. 16-18.

G. le Strange, The Lands of the Eastern Caliphate, London 1966, s. 221-222, 239-240.

Faruk Sümer, Karakoyunlular, Ankara 1967, I, 127.

Fihrist-i Binâhâ-yi Târîhî ve Emâkîn-i Bâstânî-yi Îrân, Tahran 1345 hş., s. 131-133.

M. Münir Aktepe, 1720-1724 Osmanlı-İran Münâsebetleri ve Silâhşör Kemânî Mustafa Ağa’nın Revân Fetih-nâmesi, İstanbul 1970, s. 29-32.

Seyyid Mûsevî Zencânî, Târîḫ-i Zencân, Tahran 1351 hş..

Abdülkerim Özaydın, Sultan Muhammed Tapar Devri Selçuklu Tarihi (498-511/1105-1118), Ankara 1990, s. 14, 33.

Abdürrefî‘ Hakīkat, Ferheng-i Târîḫî ve Coġrafyâ-yi Şehristânhâ-yi Îrân, Tahran 1376 hş., s. 256-260, ayrıca bk. İndeks.

Osman G. Özgüdenli, Ortaçağ Türk-İran Tarihi Araştırmaları, İstanbul 2006, s. 54, 283, 459-460.

S. G. Agacanov, Selçuklular (trc. Ekber N. Necef – Ahmet R. Annaberdiyev), İstanbul 2006, s. 112, 213, 262.

Aydın Usta, Şamanizmden Müslümanlığa Türklerin İslamlaşma Serüveni (Sâmânîler Devleti 874-1005), İstanbul 2007, s. 40, 102, 136, 149.

Serşümarî-i ʿUmûmî Nüfûs ve Mesken 1385 Netâyic-i Külli Ustân-ı Zencân, Tahran 1388 hş..

, VIII, 11407.

Rızâ Ârtîdâr, “Zencân”, , VIII, 514-518.

Erdoğan Merçil, “Zencân”, , XIII, 522-525.

C. E. Bosworth, “Zand̲j̲ān”, , XI, 446-447.

Bu madde ilk olarak 2013 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 44. cildinde, 251-253 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.