ZERRÛK - TDV İslâm Ansiklopedisi

ZERRÛK

زرّوق
Müellif:
ZERRÛK
Müellif: DERYA BAŞ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2013
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.09.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/zerruk
DERYA BAŞ, "ZERRÛK", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/zerruk (21.09.2020).
Kopyalama metni

846’da (1442) Fas’ta doğdu. Fas ile Tâze arasındaki bölgede yaşayan Berânis adlı Berberî kabilesine mensuptur, Burnusî (Bernusî) nisbesi de bununla ilişkilidir. Zerrûk (mavi gözlü) lakabını gözleri mavi olan dedesinden dolayı almıştır. Daha bir haftalık iken annesi ve babası vebadan öldü. Babası adını Muhammed koyduysa da anneannesi Fâtıma Ümmü’l-Benîn onu babasının adıyla (Ahmed) anmaya başladı, Zerrûk da bu adı tercih etti. Dindar bir kadın olan anneannesi tarafından yetiştirildi. Fas’taki Karaviyyîn Camii’ni inşa ettiren Ümmü’l-Benîn, şehirde ilim ve fikir hayatına katkıları bulunan Ümmü Hânî el-Abdûsiyye ve kız kardeşi Fâtıma el-Abdûsiyye’nin yanında yetişmiş bir fakihti. On yaşında hıfzını tamamlayan Zerrûk bu sırada anneannesi vefat edince bir kunduracının yanında çalışmaya başladı. Daha sonraki yıllarda içinde okuma şevki uyandı. Önce Ali es-Sittî ve Abdullah el-Fahhâr’dan bazı risâleler okudu. Ebû Abdullah Muhammed b. Kāsım el-Kavrî ve Zerhûnî’den Kur’an ilimlerini tahsil etti. Abdurrahman el-Mecdûlî et-Tûnisî’den kelâm ve fıkıh öğrendi. Karaviyyîn Camii ve İnâniyye Medresesi’ndeki hocaların derslerine devam ettiği sırada özellikle fıkıh ve hadis ilimlerine ilgi duymaya başladı. Karaviyyîn Medresesi’nin ileri gelen hocalarından Kavrî ile samimi ilişkiler kurdu. Ardından tasavvufa yöneldi ve başta İbn Atâullah el-İskenderî olmak üzere Şâzelî meşâyihine ilgi duymaya başladı. 870’te (1466) Fas’taki Şâzelî Zâviyesi’nin şeyhi Ebû Abdullah Muhammed b. Abdullah ez-Zeytûnî’ye intisap etti.

Sert mizaçlı bir kişi olarak tanınan Zeytûnî’nin yakın çevresinde bulunan Zerrûk’un bir süre sonra şeyhiyle arası açıldı ve Fas’tan ayrılmak zorunda kaldı; Tilimsân’a gidip Ebû Medyen el-Mağribî’nin kabrini ziyaret etti. Bir buçuk ay sonra Fas’a dönüp ders okutmak ve kitap yazmakla meşgul oldu. Tilimsân’da kaldığı süre içinde Ebû Zeyd es-Seâlibî, Muhammed b. Yûsuf es-Senûsî, İbn Zekrî et-Tilimsânî gibi âlimlerden faydalandı. 873’te (1468) hacca gitmek üzere Fas’tan ayrılarak bir yıl kadar Kahire’de ikamet etti. 876’da (1472) hac dönüşü tekrar Kahire’ye uğradı. Bu seyahatleri sırasında çeşitli tarikatlara mensup sûfî ve şeyhlerle görüştü; Ezher’de derslere katıldı. eḍ-Ḍavʾü’l-lâmiʿ müellifi Sehâvî’den hadis usulü ve fıkıh okudu. İkinci şeyhi Ahmed b. Ukbe el-Hadramî ile bu dönemde tanıştı ve onun kuvvetli tesiri altında kaldı. Yemen’den hicret edip Kahire’ye yerleşen Kādirî şeyhi Hadramî’nin Şâzeliyye tarikatından da icâzeti vardı. Zerrûk seyrüsülûkünü onun yanında Kādirî tarikatı üzere sürdürdü. Şeyhinin emriyle sekiz ay sonra Mağrib’e dönmek için Kahire’den ayrıldı ve şeyhiyle irtibatını mektuplaşarak sürdürdü. Önce Trablusgarp’a uğradı, bir yıldan fazla bir süre orada kaldı; Hulûlû diye tanınan Ebü’l-Abbas Ahmed b. Abdurrahman el-Yezlitî ile Ebû Ahmed b. Yûnus el-Kostantinî’den fıkıh dersleri aldı. 878’de (1473) Tunus’ta Muhammed b. Kāsım er-Rassâ‘ın fıkıh, tefsir ve hadis derslerine devam etti. Ertesi yıl Bicâye’ye gidip Ebü’l-Hasan el-Kalesâdî’den fıkıh, hadis ve tasavvuf okudu. el-Câmiʿ li-cümelin mine’l-fevâʾid ve’l-menâfiʿ adlı eserini burada yazdı. Ardından ders okutmaya ve irşad faaliyetine başladı. Abdülazîz el-Kostantinî, Tâhir b. Ziyân el-Kostantinî, vefatına kadar yanından ayrılmayan Ebû Ali Mansûr b. Ahmed el-Bicâî, Bicâye Halifesi Ebü’l-Abbas Ahmed b. Yûsuf er-Râşidî kendisine intisap etti.

880’de (1475) Fas’a ulaşan Zerrûk, bid‘atçı tarikat ehlini ve dar görüşlü fakihleri sert bir dille eleştirdiği için dört yıl sonra Fas’ı ikinci defa terketmek zorunda kaldı. 884’te (1479) dostlarının ve müntesiplerinin bulunduğu Bicâye’ye döndü. Şeyhi Hadramî, Fas ulemâsı ile arasını düzeltemeyen, uzlaşmaz tavırları ve asabî mizacıyla dikkat çeken müridini mektuplarıyla uyardı, ona uzleti tercih etmesini öğütledi. Zerrûk aynı yılın sonlarında Kahire’ye şeyhinin yanına gitti, yedi ay onunla birlikte kaldı. İkinci defa hacca gidip yine Kahire’ye döndü. Bu sırada âlimler ve yöneticiler nezdinde itibarı arttı, şöhreti yayıldı. Ezher’de Mâlikî imâmetini de yürüttüğü bu dönemde fıkıh dersleri verdi. Müridleriyle birlikte bu derslere yaklaşık 6000 kişinin katıldığı rivayet edilir. 886’da (1481) Trablusgarp’a gitti. Hayatının son dört yılını Allah’ın kendisi için seçtiğini söylediği, bugünkü Libya şehirlerinden Mısrâte’de ilim ve irşadla geçirdi ve burada vefat etti. Müridlerinden Ahmed b. Abdurrahman kabrinin yanına bir cami yaptırdı. Ziyaretçilerin sayısı arttıkça burası Ahmed Zerrûk Zâviyesi diye anılmış, Libya ve Trablus’tan gelen talebelere İslâmî ilimlerin okutulduğu bir medreseye dönüşmüş, Libya’daki ilk medrese olarak uzun yıllar faaliyet göstermiştir. 2011 yılında Libya’da Kaddâfî yönetimine son veren halk ayaklanmasının ardından meydana gelen istikrarsızlık ortamında tasavvuf karşıtı aşırı bir grup 25 Ağustos 2012 tarihinde Şeyh Zerrûk’un türbesindeki sandukasını tahrip edip kabrini açmış ve içindeki kalıntıları alıp götürmüştür.

Zerrûk’un vefatından sonra halifesi Şemseddin Muhammed b. Hasan el-Lekānî, Mısrâte’den ayrılıp Mısır’daki köyü Lekāne’ye döndü, muhtemelen tarikat faaliyetlerini zâviyenin bânisi olan Ahmed b. Abdurrahman yürüttü. Şeyh Zerrûk’tan tasavvuf terbiyesi yanında öğrenim de gören çok sayıda âlimden bazıları şunlardır: Ahmed b. Muhammed el-Kastallânî, Şemseddin el-Lekānî’nin kardeşi Nâsırüddin el-Lekānî, Muhammed b. Ali el-Harrûbî, Muhammed b. Abdurrahman el-Hattâb er-Ruaynî, Abdülvâhid el-Venşerîsî, Abdülvehhâb ez-Zekkāk, Abdurrahman b. Ali Sükayn el-Âsımî. Şâzeliyye tarikatının Zerrûkıyye kolunun pîri kabul edilen Ahmed Zerrûk, şeyhi Hadramî yoluyla Şâzeliyye ve Kādiriyye’ye mensuptur. Ancak tarikat âlimleri, Zerrûkıyye’yi ve Zerrûkıyye’den doğan diğer tarikatları da Şâzeliyye’nin kolları arasında saymıştır. Zerrûkıyye tarikatından ayrılan kollar ve kurucuları şunlardır: Âsımiyye (Ebû Zeyd Abdurrahman b. Ali el-Âsımî, X./XVI. yüzyıl), Bekriyye (Ebü’l-Hasan el-Bekrî, ö. 909/1503), Îseviyye (Muhammed b. Îsâ el-Miknâsî), Râşidiyye/Yûsufiyye (Ahmed b. Yûsuf el-Milyânî er-Râşidî), Gāziyye/Kāsımiyye (Ebü’l-Kāsım Gāzî b. Ahmed ed-Der‘î), Süheyliyye (Muhammed b. Abdurrahman es-Süheylî), Kerzâziyye (Ahmed b. Mûsâ el-Kerzâzî), Şeyhiyye (Sîdî eş-Şeyh Abdülkādir b. Muhammed es-Semâhî), Nâsıriyye (Muhammed b. Nâsır ed-Der‘î), Ziyâniyye (Muhammed b. Abdurrahman b. Ebû Ziyân), Derkāviyye (Mevlâ Muhammed Arabî ed-Derkāvî), Medeniyye (Muhammed Hasan b. Hamza Zâfir el-Medenî), Yeşrutıyye (Ali Nûreddin el-Yeşrutî), Senûsiyye (Muhammed b. Ali es-Senûsî, ö. 1276/1859).

Tasavvufu ihsan ve istihsan (güzel sayılma, güzellik) kavramlarıyla açıklayarak güzellikle irtibatlandıran Zerrûk’a göre akaid iman makamı, fıkıh İslâm makamı, tasavvuf ihsan makamıdır ve kemale ancak ihsan makamıyla ulaşılır. “Sözü dinlerler ve en güzel şekilde ona uyarlar” meâlindeki âyet gereğince (ez-Zümer 39/18) sûfîler en güzeli bulmaya, en güzel şekilde davranmaya çalışırlar. Güzelin herkese göre farklı oluşu, güzelliğe nasıl ulaşılabileceği konusundaki çeşitli anlayışlar muhtelif tarikatların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Zerrûk bu düşünceden hareketle tarikatın tanımına bir yenilik getirmiştir. Ona göre tarikat bir grup insanın sûfî diye adlandırılmasından daha geniş bir kavramdır ve bütün insanlığı kapsar. İlmin kaynağı olan Kur’an’a bağlılık, her durumda şeriatı esas almak kaydıyla her insanın sûfî olma potansiyeli vardır. Ubûdiyyet ahkâmı diye isimlendirdiği fıkıh ilmini temel kabul etmesi Zerrûk’u diğer sûfîlerden ayırır. Zira fıkıh öğrenmeden tasavvuf ehlinin ince ilimlerini bilmek isteyen kimseyi arzuları aldatır. Tasavvufun derecesi fıkıhtan daha yüksek olsa da fıkıh daha selâmetli bir yol ve ümmetin maslahatı açısından daha geneldir. Fıkıh hükümleri umumidir ve herkesi içine alır, tasavvuf ise kul ile rabbi arasında gerçekleşen bir haldir, bundan dolayı özeldir ve has dairedeki insanlara mahsustur. Fakat tasavvuf fıkıh olmadan tek başına yeterli değildir. Fıkıhtan tasavvufa dönmek yine ancak fıkıhla mümkündür. Bu sebeple, “Fakih sûfî ol, fakat sûfî fakih olma” denilmiştir. Ahmed Zerrûk bu görüşlerinde tasavvufu eleştiren fukahanın / zâhir ehlinin safında yer almayı göze alacak derecede kararlıdır. Sahih tasavvufun özüne ulaşmak için fıkıh bilgisiyle donanmak gerektiğini düşünür. Onu bu şekilde düşünmeye yönelten etken Mâlikî mezhebinin sedd-i zerâi‘ kaidesini işletmesidir. Tasavvufa asıl düşmanlığın kendi mensuplarından geldiğini, devrindeki insanların tasavvufî bilgiyi kötüye kullandıklarını gören Zerrûk şeriat ve hakikat makamlarının anlamını ve değerini zayıflatan tarikat anlayışına şiddetle karşı çıkmıştır.

Bid‘ata karşı tenkitleriyle öne çıkan, tasavvufî hayatta ve tarikatlarda yaygın olan âdet ve uygulamaları da sert bir dille eleştiren Zerrûk, kavramların yozlaşmış içeriğini boşaltıp kavramı yeniden inşa eden bir yaklaşım içindedir. Eleştirilerinin gerçek hedefi tarikat çevrelerinde ve tasavvuf düşüncesinde gördüğü bozulma ve yozlaşmadır. Semâ konusuna da temkinli yaklaşır. Ona göre müzik aletleriyle yapılan semâ haramdır. Semâ zaman, mekân, hukuk, iman ve ihsan gibi şartlara bağlıdır. Bu şartlar yerine getirilmezse ondan uzaklaşmak gerekir. Fakat müridlerin tabiatı, Hakk’ı mutlak şekilde, vasıtasız olarak kabul etmeye takat yetiremediğinde semâ, verilmesi gereken bir tâvize dönüşür. Âbid ve zâhidle semâa girilmediği gibi ârifle de girilmez, çünkü onun hali tamdır. Şüphesiz semâda hakikate ulaştıran bir yol vardır, fakat bu yalnız onu bilenler içindir. Akîde ve amel bakımından sûfîleri tenkitte yoğunlaşmasına rağmen Zerrûk tasavvufun İslâmî yaşantıdan çıkarılması fikrine de bütünüyle karşıdır. Bir kimseye yarar sağlayacak amelin bir başkasına yarar sağlamayacağı fikrinden hareketle, kişinin faydalı olacak amel konusunda kendisine yol gösterecek bir şeyhe veya sâlih bir arkadaşa ihtiyacı olduğunu söyler. Zerrûk şeyhi tabibe benzetir, şeyh bilgisi yanında tecrübe sahibi de olmalıdır. Gerçek şeyh hakkındaki ölçüsü İbn Atâullah el-İskenderî’nin, “Şeyhin işittiğin değil aldığındır” sözüdür.

Eserleri. Zerrûk konu ve içerik bakımından birbirine benzeyen çok sayıda eser telif etmiş, İbn Atâullah el-İskenderî’nin Ḥikem’inin şerhi başta olmak üzere muhtelif tertip ve muhtelif isimlerle bir eseri birkaç defa yazmıştır.

1. Ḳavâʿidü’t-taṣavvuf. Tasavvufun temel ilkelerini şeriatla hakikati uzlaştıracak, fıkıh ve akaidi tarikata ulaştıracak şekilde ortaya koyan bir eserdir (nşr. İbrâhim el-Ya‘kūbî, Dımaşk 1968; nşr. Osman el-Huveymidî, Beyrut 2004; nşr. Ahmed Abdürrahîm es-Sâyih – Tevfîk Ali Vehbe, Kahire 1427/2006). Muhammet Uysal eseri Tasavvufun Esasları adıyla Türkçe’ye çevirmiştir (Ankara 2010).

2. Şerḥu Ḥikemi İbn ʿAṭâʾillâh İskenderî (nşr. Abdülhalîm Mahmûd – Mahmûd b. Şerîf, Trablus 1969; nşr. Ahmed Zekî Atıyye, Trablus 1971). Şerhin Tenbîhü ẕevi’l-himem ʿalâ meʿânî el-fâẓi’l-ḥikem, el-Fütûḥâtü’r-raḥmâniyye fî ḥalli elfâẓi’l-ʿAṭâʾiyye, Miftâḥu feżâʾili ve’n-niʿam ʿalâ baʿżı mâ yeteʿallaḳu bi’l-ḥikem, Sirâcü’l-ḥikem gibi farklı isimler altında birçok yazma nüshası mevcuttur.

3. en-Naṣîḥatü’l-kâfiye li-men ḫaṣṣahü’llāhü bi’l-ʿâfiye. Zerrûkıyye tarikatının esasları hakkında olup fıkıhla tasavvufu birleştiren yöntemin sahihliğini savunur (Kahire 1281; nşr. Kays b. Muhammed Âlü’ş-Şeyh Mübârek, Riyad 1414/1993). Müellif bu eserini şerhetmiş, ayrıca Muḫtaṣarü’n-Naṣîḥati’l-kâfiye li-men ḫaṣṣahü’llāhü bi’l-ʿâfiye adıyla kısaltmıştır (Kahire 1281, 1348; Trablus 1976).

4. ʿUddetü’l-mürîdi’ṣ-ṣâdıḳ. Sahih tasavvufun dayanaklarının tesbiti ve tasavvufun hurafe ile şâibelerden kurtarılmasının yollarına dairdir. Bazı kaynaklarda Kitâbü’l-Bidʿ ve Bidʿu’l-ḥavâdis̱ adlarıyla da anılır (nşr. İdrîs Azzûzî, eş-Şeyḫ Aḥmed Zerrûḳ: Ârâʾühü’l-ıṣlâḥiyye, taḥḳīḳ ve dirâse li-kitâbihî ʿUddeti’l-mürîdi’ṣ-ṣâdıḳ adlı eser içinde, Muhammediye 1419/1998, s. 239-607).

5. el-Vaẓîfetü’z-Zerrûḳıyye (el-Farîża, Sefînetü’n-necâ li-men ilallāhi iltecâ). Zerrûk’un kendi mensuplarına verdiği günlük virddir. Ahmed b. Abdurrahman es-Sââtî’nin Tenvîrü’l-efʾideti’z-zekiyye fî edilleti eẕkâri’l-vaẓîfeti’z-Zerrûḳıyye adlı risâlesiyle birlikte basılmıştır (Kahire 1294, 1304, 1333). Eser üzerine yazılan çok sayıda şerh arasında Muhammed b. Ali el-Harrûbî, Ahmed b. Muhammed el-Bûnî, Ali b. Sa‘d es-Sütûhî, Abdurrahman b. Muhammed el-Ayyâşî, Ahmed b. Ahmed es-Sücâî (el-Fevâʾidü’l-laṭîfe fî şerḥi elfâẓi’l-Vaẓîfe, Kahire 1316; Demenhûr 1330), İbn Acîbe ve Muhammed b. Halîl el-Kavukcî’nin şerhleri sayılabilir.

6. Şerḥu Ṣaḥîḥi’l-Buḫârî (nşr. Mûsâ Muhammed Ali – İzzet Ali Atıyye, I-V, Sayda 1973).

7. Şerḥu ʿAḳīdeti’l-İmâm el-Ġazzâlî (Kahire 1296; nşr. Cevdet Muhammed Ebü’l-Yezîd el-Mehdî, Kahire 2007; İġtinâmü’l-fevâʾid fi’t-tenbîh ʿalâ meʿânî Kavâʿidi’l-ʿaḳāʾid li’l-Ġazzâlî adıyla, nşr. M. Abdülkadir Nassâr, Kahire 2010; nşr. Şerîf el-Mürsî, Kahire 1432/2011).

8. Şerḥ ʿalâ metni’r-Risâle li’bn Ebî Zeyd el-Ḳayrevânî (I-II, Kahire 1332). Abdülhakîm Ahmed Ebû Zeyyân eserin ibadetle ilgili bölümlerinin tenkitli neşrini gerçekleştirmiştir (Şerḥu’r-rubʿi’s̱-s̱ânî min Risâleti’bn Ebî Zeyd el-Ḳayrevânî, Bingazi 1421/2000).

9. İʿânetü’l-müteveccihi’l-miskîn ilâ ṭarîḳi’l-fetḥ ve’t-temkîn (nşr. Ali Fehmî Huşeym, Kitâbü’l-İʿâne adıyla, Tunus 1979; nşr. M. Abdülkādir Nassâr, Kahire 2008). Teʾsîsü’l-ḳavâʿid adıyla da anılan eserde tövbe, takvâ ve salâh gibi kavramlar açıklanmış; kalp, Allah’a dayanma, tefekkür, zikir, fakr, zulüm vb. tasavvuf terimleri üzerinde durulmuştur (İdrîs Azzûzî, s. 129; Ali Fehmî Huşeym, s. 134).

10. Mefâtîḥu’l-ʿiz ve’n-naṣr ʿalâ mâ yetaʿallaḳu bi-Ḥizbi’l-Baḥr (Şerḥu Ḥizbi’l-Baḥr). Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’nin meşhur hizbine yazılmış bir şerhtir (Kahire 1308).

11. Şerḥu’l-Ḳurṭubiyye. İbn Sa‘dûn el-Kurtubî’nin Ḳaṣîdetü’l-Ḳurṭubiyye fî ḳavâʿidi’l-İslâm adlı eserinin şerhidir ve Şerḥu’l-Ḳurṭubiyye fî fıḳhi’l-Mâlikiyye, Şerḥu Urcûzeti’l-vildân, Şerḥu’l-muḳaddimeti’l-Ḳurṭubiyye, Şerḥu’l-manẓûmeti’l-Ḳurṭubiyye, Şerḥu’t-teẕkîre isimleriyle de tanınır (nşr. Ahmed Osman Ahmîde, Trablus, ts.; nşr. Ahsen Zakûr, Cezayir 1426/2005).

12. Şerḥu esmâʾillâhi’l-ḥüsnâ. Esmâ-i hüsnânın tasavvufî ve ahlâkî bakış açısıyla yorumunu içerir (Kahire 1294; nşr. Mahmûd el-Beyrûtî, el-Maḳṣıdü’l-esmâʾ adıyla, Dımaşk 1424/2004; nşr. Seyyid Yûsuf Ahmed, Beyrut 1428/2007).

13. Şerḥu’r-Risâle. İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî’nin er-Risâle’sine ta‘liktir (Kahire 1332).

14. Uṣûlü’ṭ-ṭarîḳa. Müellifin kendi tarikatında mevcut beşi zâhirî, beşi bâtınî on esası açıkladığı bu küçük risâleyi, Abdullah Kennûn en-Nübûġu’l-Maġribî fi’l-edebi’l-ʿArabî adlı kitabı içinde neşretmiş (Beyrut 1395/1975, II, 310-312), müstakil olarak da yayımlanmıştır (nşr. Muhammed İdrîs Tayyib, Beyrut 2010). Eser üzerine müellifin talebesi Muhammed b. Ali el-Harrûbî bir şerh yazmıştır (nşr. Muhammed Abdülkādir Nassâr, Kahire 2008).

Zerrûk’un diğer bazı eserleri de şunlardır: el-Câmiʿ li-cümelin mine’l-fevâʾid ve’l-menâfiʿ (nşr. M. Abdülkādir Nassâr, Şerḥu ġavâmizi ḥizbeyi’ş-Şâẕelî içinde, Kahire 2011, s. 47-105); el-Mevâhibü’s-seniyye fî ḫavâṣṣi naẓmi’d-Dimyâṭiyye (nşr. Seyyid Yûsuf Ahmed, Şerḥu’l-esmâʾillâhi’l-ḥüsnâ içinde, Beyrut 1428/2007, s. 175-220); Menâḳıbü’l-Ḫaḍramî (nşr. Muhammed Abdülkādir Nassâr, Kahire 2008); el-Uṣûlü’l-bedîʿa ve’l-cevâmiʿu’r-refîʿa (Zerrûk’un çeşitli kitaplarındaki sözleriyle müridlerine gönderdiği mektuplarda yer alan öğütlerinden derlenmiştir; nşr. Muhammed Abdülkādir Nassâr, Menâḳıbü’l-Ḫaḍramî’nin sonunda, Kahire 2008, s. 81-95); Şerḥu’l-Muḳaddimeti’l-Vaġlîsiyye (Ebû Zeyd Abdurrahman b. Ahmed el-Vağlisî’nin akaid, ibadet ve ahlâka dair eserinin şerhidir; nşr. Mahfûz Ebû Kürâ’ – Ammâr Besta, Cezayir 1431/2010); el-Künnâş (Zerrûk’un kendi hayatına dair verdiği bilgilerle fıkıh ve tasavvufa dair çeşitli konulara ilişkin mâlûmatı ihtiva eder; nşr. Ali Fehmî Huşeym, Trablus 1980; nşr. Muhammed İdrîs Tayyib, Fevâʾid min Künnâş li’l-ʿÂrif-billâh eş-Şeyḫ Aḥmed Zerrûḳ adıyla, Beyrut 2011); ʿUyûbü’n-nefs ve devâʾühâ (Sülemî’nin ʿUyûbü’n-nefs adlı eserinin manzum halidir; nşr. Muhammed İdrîs Tayyib, kenarında Sülemî’nin eseriyle, Beyrut 2010; esere müellifin talebesi Muhammed b. Ali el-Harrûbî el-Üns fî şerḥi ʿUyûbi’n-nefs adıyla şerh yazmıştır; nşr. Muhammed İdrîs Tayyib, Beyrut 2010; nşr. Mustafa el-Merzûkī – Mâlik b. Muhammed Kerşûş, Beyrut 2010); Tuḥfetü’l-mürîd ve ravżatü’l-ferîd ve fevâʾid li-ehli’l-fehmi’s-sedîd ve’n-naẓari’l-mezîd (nşr. Muhammed İdrîs Tayyib, Beyrut 2010). Zerrûk’un başka eserleri ve birçok risâlesiyle kasidesi de vardır (eserlerinin bir listesi ve kütüphane kayıtları için bk. Ali Fehmî Huşeym, s. 99-140).


BİBLİYOGRAFYA

, I, 222.

İbn Asker el-Mağribî, Devḥatü’n-nâşir (nşr. Muhammed Haccî), Rabat 1397/1977, s. 48-51, 124.

, I, 90-91.

a.mlf., Ceẕvetü’l-iḳtibâs, Rabat 1393/1973, s. 128-131, 240-241, 282, 322, 452, 475.

Ahmed Bâbâ et-Tinbüktî, Neylü’l-ibtihâc (nşr. Abdülhamîd Abdullah el-Herâme), Trablus 1408/1989, s. 130-135.

Ayyâşî, er-Riḥletü’l-ʿAyyâşiyye, Rabat 1397/1977, I, 98.

, IV, 100.

Hasan b. Muhammed Kûhin el-Fâsî, Ṭabaḳātü’ş-Şâẕeliyyeti’l-kübrâ (nşr. M. Edîb el-Câdir), Dımaşk 1421/2000, s. 144-147.

, I, 965-966.

, I, 136-137.

Abdullah Kennûn, en-Nübûġu’l-Maġribî fi’l-edebi’l-ʿArabî, Beyrut 1395/1975, I, 217-218, 228-229; II, 310-312.

a.mlf., Aḥmed Zerrûḳ (Mevsûʿatü meşâhîri ricâli’l-Maġrib, III içinde), Kahire 1414/1994.

, I, 455-456.

İdrîs Azzûzî, eş-Şeyḫ Aḥmed Zerrûḳ ârâʾühü’l-ıṣlâḥiyye, Muhammediye 1419/1998.

Ali Fehmî Huşeym, Aḥmed Zerrûḳ ve’z-Zerrûḳıyye, Beyrut 2002.

Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, Selvetü’l-enfâs (nşr. Abdullah Kâmil el-Kettânî), Dârülbeyzâ 1425/2004, I, 135; II, 14-15, 56, 131, 179; III, 225, 238; ayrıca bk. İndeks.

Muhammed Mahlûf, Şeceretü’n-nûri’z-zekiyye fî ṭabaḳāti’l-Mâlikiyye (nşr. Ali Ömer), Kahire 1428/2007, II, 118-119.

Muʿcemü’l-maḫṭûṭâti’l-mevcûde fî mektebâti İstânbûl ve Ânâṭûlî (haz. Ali Rıza Karabulut), [baskı yeri ve tarihi yok], I, 95-96.

Hâlid b. Nâsır el-Uteybî, eṭ-Ṭarîḳatü’ş-Şâẕeliyye, Riyad 1432/2011, I, 458-460.

Kadir Özköse, “Ahmed Zerrûk, Hayatı ve Tasavvufî Düşüncesi”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, XII/2, Sivas 2008, s. 141-177.

Muhammed el-Ezherbây – Muhammed Hişâm en-Na‘sân, “Zerrûḳ”, , XI, 145-150.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2013 yılında İstanbul'da basılan 44. cildinde, 297-300 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER