AHMED AZMÎ EFENDİ

Müellif:
AHMED AZMÎ EFENDİ
Müellif: FATİH YEŞİL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 14.08.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ahmed-azmi-efendi
FATİH YEŞİL, "AHMED AZMÎ EFENDİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ahmed-azmi-efendi (14.08.2020).
Kopyalama metni
XVIII. yüzyılda Osmanlı idaresine damgasını vuran pek çok devlet adamı gibi Dîvân-ı Hümâyun kalemlerinde yetişti. Bazı kaynaklarda, XVIII. yüzyılın en önemli siyasî hizbinin önde gelen üyesi Reîsülküttâb Tavukçubaşı Damadı Mustafa Efendi’nin oğlu olarak gösterilirse de bu doğru değildir. Daha sonra Halil Hamîd Paşa’nın liderliğini üstleneceği bu siyasî aile grubuna katılması, Ahmed Resmî Efendi’nin kız kardeşiyle evlenmesi dolayısıyladır. Gustav B. Volz’un Azmî Efendi’yi Ahmed Resmî Efendi’nin yeğeni olarak göstermesi de hatalı olmalıdır.

Ahmed Azmî Efendi, Bâbıâli’nin çeşitli kalemlerinde görev yaptıktan sonra 1763’te Prusya sefiri olarak tayin edilen Ahmed Resmî Efendi’nin sefâret heyetinde yer aldı. Berlin’den dönüşünün ardından muhtemelen Küçük Kaynarca Antlaşması’nı imzalayan Ahmed Resmî Efendi’nin gözden düşmesi sebebiyle geri plana çekildi. 1786’da Şahin Ali Paşa’nın azliyle Rusya’ya savaş açılmasından yana olan Koca Yûsuf Paşa’nın sadârete gelişi ona yeniden görev yolunu açtı. Zira bu sırada Ahmed Azmî Efendi gibi elçilik deneyimi bulunan ve Avrupa diplomasisine vâkıf olan kâtiplere duyulan ihtiyaç artmıştı. II. Katerina’nın Grek projesini hayata geçirme planları ve Kırım üzerindeki emelleri savaşı kaçınılmaz hale getirmişti. 1770’te İngiltere’nin de yardımıyla gerçekleşen, Çeşme’de demirlemiş Osmanlı donanmasının yakılması ve Mora İsyanı’nın başlamasıyla sonuçlanan harekâta benzer bir sürprizle karşılaşmak istemeyen Osmanlı hükümeti, Baltık’tan denize açılacak Rus donanmasının Akdeniz’e girişini önleyebilmek için savaş ilânından hemen önce Sebte Boğazı’na komşu iki devlet olan Fas ve İspanya nezdinde diplomatik girişimlerde bulunmuş ve Fas elçisi olarak Azmî Efendi’yi tayin etmişti. Ondan beklenen görev, Rus donanmasının Akdeniz’e girişini engelleyecek tedbirlerin alınmasını ve Rusya’ya açılacak savaş için Fas idaresinin Osmanlı Devleti’ne malî yardımda bulunmasını sağlamaktı. 1785’te Osmanlı elçisi sıfatıyla Fas’a gönderilen Seyyid İsmâil Efendi’den itibaren bölgeye yönelik Osmanlı ilgisinin bir sonucu olarak da görülebilecek bu girişim, Fas ile Cezayir arasındaki ilişkilerin gerginleştiği ve her iki devletin sorunun çözümü için İstanbul’a başvurduğu bir döneme rastladı. Ancak Fas hâkimi III. Mevlây Muhammed’in Cezayir’le yaşadığı problemler konusunda Osmanlı Devleti’nden ümit ettiği cevabı alamaması, cihad iânesi olarak İstanbul’a göndermeyi planladığı yardımı Cezayir’de yürüttüğü savaş için kullanma kararıyla sonuçlandı. Azmî Efendi de Fas’ın Cebelitârık’ı kontrol edebilecek bir donanmaya sahip olmadığı için Rus donanmasının Akdeniz’e geçişini engelleyebilecek imkânlardan yoksun olduğuna vurgu yapmıştı. Bu durum Osmanlılar’ın Fas-Cezayir çatışmasında takip ettiği siyasette rol oynadı. Yine Azmî Efendi’nin takririnde belirttiği üzere Cebelitârık’ın kontrolü için muhatap ne Fas ne de İspanya idi. İspanya Veraset Savaşı’nın ardından imzalanan Utrecht Antlaşması’ndan (1713) beri Sebte Boğazı ve bölge açısından büyük stratejik öneme sahip Minorka İngiltere’nin kontrolündeydi.

Fas’tan dönüşünde Ahmed Azmî Efendi cephede değil rikâb-ı hümâyun mektupçusu olarak İstanbul’da görev aldı. Bu tayin kısa bir süre sonra ittifak antlaşması imzalanacak olan Prusya’nın “hâl ü şânına vâkıf” kâtiplere duyulan ihtiyaçla ilgiliydi. Savaş sürerken İsveç’le imzalanan antlaşma ve bundan altı ay kadar sonra Prusya ile yapılan ittifak diplomatik teşebbüslere hız kazandırdı. Fransa’da patlayan ihtilâl sebebiyle İsveç’in Osmanlılar’dan bağımsız olarak Rusya ile Värälä barışını imzalaması (1790) İstanbul’un kurmaya çalıştığı ittifak sisteminin bir ayağının kırılması anlamına geldiğinden İsveç’ten ümidini kesen Osmanlı hükümeti, Rusya’nın Balkanlar’daki ilerleyişinden hiç de memnun olmayan müttefiki Prusya’nın sınır harekâtlarının ötesinde fiilen savaşa girmesini sağlayabilmek için çaba sarfetmeye başladı. Bu çerçevede Azmî Efendi, Haremeyn muhasebecisi pâyesiyle muvakkat orta elçi olarak tayin edildi. Azmî Efendi, 11 Kasım 1790’da Berlin’e hareket etmeden önce Prusya, İngiltere ve İspanya’nın İstanbul elçileriyle savaşın gidişi ve ittifaklar konusunda görüşmeler yaptı. Berlin’e hareket ettiği sırada, Fransız İhtilâli’nin ve Belçika isyanının da etkisiyle Avusturya’nın savaş öncesi duruma göre Osmanlılar’la anlaşmaya yanaşması Osmanlı hükümetinin lehine olsa da savaşın çıkış sebebi olan Kırım’ı Rusya’nın iadeyi kabul etmemesi Prusya’ya duyduğu ihtiyacı arttırmaktaydı. 21 Şubat 1791’de II. Friedrich Wilhelm tarafından kabul edilen Azmî Efendi, devam eden savaş ve Prusya’nın Osmanlı Devleti tarafında savaşa girmesi konusundaki müzakereleri von Dietz ile yürüttü. Savaşa girmek için müttefiki İngiltere’nin Baltık denizindeki donanmasına ihtiyaç duyan Prusya’nın Londra nezdinde yaptığı girişimleri netice vermeyince Azmî Efendi’nin Berlin’deki temasları da başarısız kaldı. Prusya Başvekili Schulenburg ile yaptığı görüşmenin ardından Prusya’nın savaşa girmeyeceğinin anlaşılması Kırım konusundaki Osmanlı siyasetinin değiştirilmesi zorunluluğunu gündeme getirdi. Bu bağlamda Sadrazam Koca Yûsuf Paşa, Azmî Efendi’ye 1791 Temmuzunda gönderdiği takrirde Kırım için Küçük Kaynarca Antlaşması’nda belirlenen statünün esas alındığı bir barışın kabul edilebileceğini bildirdi.

Prusya’nın devam eden savaşa Osmanlı Devleti’nin yanında girmeyeceğinin anlaşılmasıyla Azmî Efendi İstanbul’dan gönderilen yeni bir tâlimnâme ile, Berlin yönetimini Ziştovi’de devam eden görüşmelerde Avusturya temsilcileri üzerinde baskı kurmaya davet etmekle görevlendirildi. Prusya’nın kararsızlığından tedirgin olan Azmî Efendi’nin bu konudaki endişesi, Reichenbach Konvansiyonu’na uygun olarak düzenlenen Ziştovi Antlaşması’nın imzalanmasından yaklaşık bir ay önce II. Friedrich Wilhelm’le yaptığı bir görüşmeyle son buldu. Savaşın bitimine kadar Berlin’de kalması planlanan Azmî Efendi, bu süreçte İstanbul-Berlin arasındaki diplomatik ilişkiyi yürütmenin yanı sıra Avrupa’daki siyasî gelişmeleri de İstanbul’a bildiriyordu. Fransa’daki yeni düzenin ve bu süreçte Bourbon hânedanının başına gelenlerin tasviri Azmî Efendi’nin İstanbul’a gönderdiği takrirlerde önemli bir yer işgal eder.

Avusturya ve Rusya ile barışın sağlanmasının ardından 11 Ocak 1792’de İstanbul’a dönmek üzere Berlin’den ayrılan Azmî Efendi 1792 Martında Osmanlı başşehrine ulaştı ve sadâret mektupçuluğuna asaleten tayin edildi. Bu sırada Büyük Friedrich’in kaleme aldığı siyasî vasiyetnâmelerden birini özetleyen, bu mânada Nizâm-ı Cedîd projesinin geliştirilmesine katkı sağlayan ve etkisi II. Mahmud devrinde de süren bir sefâretnâme kaleme aldı. Ancak Prusya sefâretinin ardından dönemin karar alma mekanizmasında yer alan etkili kâtiplerinden biri olamadı. Aralık 1794’te iki yıldan beri sürdürdüğü sadâret mektupçuluğundan sonra başmuhasebeciliğe getirildi. 24 Ocak 1795’te muhâsebe-i evvelliğine ilâveten Karadeniz kalelerinin tamir ve yeniden inşasına nezaretle görevlendirildi. Yabancı mühendis ve uzmanlarla birlikte İstanbul Boğazı surlarının tahkimi konusunda gösterdiği çaba III. Selim tarafından takdir edildi. Yaklaşık bir buçuk yıl sonra 1796 Martında şıkk-ı sâlis defterdarı olarak erzak hazinesinin başına getirildi. Ebûbekir Râtib Efendi’nin aynı yılın ağustos ayındaki azlini müteakip ismi reîsülküttâb adayları arasında geçtiyse de muhtemelen önceki reîsülküttâba olan yakınlığı sebebiyle bu makama tayin edilmedi. 5 Ağustos 1798’de artık iyice yaşlandığı düşünüldüğünden başarıları bir defa daha III. Selim tarafından takdir edilmesine rağmen erzak nâzırlığı görevinden azledildi. Fakat Napolyon’un Mısır saldırısı bir defa daha Azmî Efendi’nin göreve çağrılmasına yol açtı. Osmanlı müttefiki İngiltere’nin Mısır’a gönderdiği ordunun levazım ve iâşesini tedarikle vazifelendirilen Çavuşbaşı Seyyid Mustafa Bey’in yerine çavuşbaşı vekilliğine getirildi. Ordunun İstanbul’a dönüşüne kadar bu görevi sürdürdü. Daha sonra herhangi bir görev almadı. Bu dönemde devlet işlerinden, Nizâm-ı Cedîd grubundan ve siyasetten uzak kalması III. Selim’in tahttan indirilmesi esnasında hayatta kalmasını sağladı. 9 Temmuz 1807’de devrik padişahın kız kardeşi Beyhan Sultan’ın kethüdâlığına getirilmesi tahttan indirilen III. Selim’in çevresine yakın olduğuna işaret eder. Bu sırada arka arkaya gelen isyan, idam ve tasfiyeler kaçınılmaz olarak bürokratik ve diplomatik meselelere vâkıf, yetişmiş kâtip sıkıntısı ortaya çıkardı. Azmî Efendi bu sebeple oldukça ilerlemiş yaşına rağmen II. Mahmud devrinde yeniden göreve çağrıldı. Her ne kadar sağlık sorunlarını gerekçe göstererek affını istediyse de 1809 Ağustosunda rikâb-ı hümâyun kethüdâlığına tayin edildi. 1810 Haziranındaki azli üzerine yine geri plana çekildi. Bir süre sonra imparatorluğun en problemli bölgelerinden biri olan Mora’ya nâzır olarak gönderildi. Mora için kaleme alınan yeni nizamnâmeyi bölge valisiyle birlikte uygulamakla görevlendirildi. Mora’daki kalelerin tahkimiyle uğraşırken bir taraftan da “ihtilâli mûcip hareket edenler”i Mora valisiyle birlikte sürgüne gönderme işiyle uğraştı. Bu makamda uzun müddet kalamadı, 10 Nisan 1821’de Mora’da vefat etti. Naaşı İstanbul’a getirilerek Bostan İskelesi’ndeki kabrine defnedildi.

Azmî Efendi’nin kaleme aldığı Prusya Sefâretnâmesi Osmanlı siyaset kültürü açısından hayli önemlidir. Sefâretnâmenin ilk bölümü XVIII. yüzyılın diğer sefâretnâmelerinde görüldüğü gibi Azmî Efendi’nin Berlin’e yaptığı seyahat esnasında vuku bulan olaylara, yolu üzerindeki kasaba ve şehirlerin tasvirine, Prusya kralı ve başvekili tarafından kabul törenlerinin anlatımına ayrılmıştır. Sefâretnâmeye eklenen “Tezyîl” bölümü ise Osmanlı siyaset literatüründe yeni bir yaklaşımı ortaya koymaktadır. Daha önce Osmanlı sefâretnâme müelliflerinin ilgi alanına girmeyen Avrupa devletlerinin malî ve askerî durumu, genel olarak ülkenin sosyoekonomik ve sosyopolitik vaziyeti gibi meseleler Azmî Efendi ile birlikte devrin sefâretnâme müelliflerinin gözde konuları haline gelmiştir. Nitekim bu bakış açısını, Sefâretnâme-i Azmî’den birkaç yıl sonra Ebûbekir Râtib ve Mustafa Râsih efendiler tarafından kaleme alınan “Büyük Lâyihalar”da da görmek mümkündür. Nizâm-ı devlete dair lâyihaların aksine doğrudan reform önerilerini içermeyen bu yeni sefâretnâme türü, aslında Avrupa devletlerinin karşılaştıkları benzer problemlerin çözümü için geliştirdikleri projeleri birer örnek olmak üzere Nizâm-ı Cedîd ricâline sunmuştur. Azmî Efendi’nin sefâretnâmesi yayımlanmıştır (Ahmed Azmî, Sefâretnâme-i Azmî, İstanbul 1303). Hadîka-i Vekāyi‘ ve Cevdet Paşa’nın Târih’i içinde de yer almaktadır. Fas elçiliğiyle ilgili takriri Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde bulunmaktadır (Emanet Hazinesi, nr. 4034).

BİBLİYOGRAFYA :

BA, HH, nr. 396, 8491, 10262, 13346, 14983, 15050, 15179/D, 17232, 23502, 23709, 36252, 41774, 42320, 47804, 48697, 53209, 57457, 58599; BA, Cevdet-Hariciye, nr. 301, 6481; BA, Cevdet-Maliye, nr. 3220; BA, Cevdet-Zabtiye, nr. 1455, 1788; Halil Nûri, Târih, Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi, nr. 239, vr. 14b, 22b, 169a-b, 435b-436a; Ahmed Câvid, Hadîka-i Vekāyi‘ (haz. Adnan Baycar), Ankara 1998, s. 144-147, 195 vd., 198 vd.; Mehmed Emin Edîb Efendi’nin Hayatı ve Târîhi (haz. Ali Osman Çınar, doktora tezi, 1999), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 12, 172, 292 vd.; Vâsıf, Târih (İlgürel), s. 372-373; III. Selim’in Sırkâtibi Ahmed Efendi Tarafından Tutulan Rûznâme (nşr. V. Sema Arıkan), Ankara 1993, s. 22-27; Şânîzâde Mehmed Atâullah Efendi, Târih (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 2008, I, 256; Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi, Târih (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 2000, s. 666; Cevdet, Târih, IV, 6-7, 51; V, 79, 346 vd.; IX, 117; Gümeç Karamuk, Ahmed Azmi Efendis Gesandtschaftsbericht als Zeugnis des osmanischen Machtverfalls und der beginnenden Reformära unter Selim III., Frankfurt 1975; Kemal Beydilli, 1790 Osmanlı-Prusya İttifâkı: Meydana Gelişi-Tahlili-Tatbiki, İstanbul 1984, s. 108, 111-114, 124-126, 131-132; a.mlf., Osmanlı Döneminde İmamlar ve Bir İmamın Günlüğü, İstanbul 2001, s. 124, 135-136; Faik Reşit Unat, Osmanlı Sefirleri ve Sefâretnâmeleri (nşr. Bekir Sıtkı Baykal), Ankara 1992, s. 148-153; Christoph K. Neumann, “Decision Making without Decision Makers: Ottoman Foreign Policy Circa 1780”, Decision Making and Change in the Ottoman Empire (ed. C. E. Farah), Kirksville 1993, s. 33-34; Virginia Aksan, Savaşta ve Barışta Bir Osmanlı Devlet Adamı: Ahmed Resmî Efendi: 1700-1783 (trc. Özden Arıkan), İstanbul 1997, s. 34, 75; Abdurrahman Şeref, “Berlin Hazîne-i Evrâkında Vesâik-i Kadîme-i Osmâniyye”, TOEM, sy. 44 (1333), s. 67-92; G. B. Volz, “Eine türkische Gesandschaft am Hofe Friedrichs des Grossen im Winter 1763/1764”, Hohenzollern Jahrbuch, XI, Berlin 1907, s. 17-54.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul'da basılan EK-1. cildinde, 40-42 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER