AHMED PAŞA, Kavanoz

AHMED PAŞA, Kavanoz
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 09.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ahmed-pasa-kavanoz
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "AHMED PAŞA, Kavanoz", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ahmed-pasa-kavanoz (09.12.2019).
Kopyalama metni
Vezir Silâhdar Hüseyin Paşa’nın âzatlı kölelerinden olup Rus asıllı olduğu rivayet edilir (Dilâverzâde Ömer, s. 2). Hüseyin Hüsâmeddin’e göre ise Amasyalı Hacı Ahmed Paşa’nın kölesi ve bu şehir âyanından Hacı Efendizâde Sarı Mehmed Ağa’nın damadı Rus asıllı maktul Rıdvan Ağa’nın oğludur. Biraz şişman ve kısa boylu olmasından dolayı Kavanoz lakabıyla anılır. Söhrap Mehmed Paşa’nın yetiştirmelerindendir, bu sebeple Söhraplı olarak da bilinir. Birçok kaynakta ise uzunca bir süre kaldığı nişancılık görevinden dolayı Nişancı unvanıyla da zikredilir. 1069 (1658) yılında çıkan Abaza Hasan isyanında babasının öldürülmesi üzerine Sivas Valisi Söhrap Mehmed Paşa tarafından himaye edildi; 1075’te (1664-65) Vezir Hüseyin Paşa’ya takdim edildi. Ertesi yıl Enderun’a girdi ve bir süre burada eğitim gördü. Sır kâtipliği, has odabaşılık ve güğümcübaşılıktan sonra 1090’da (1679) hazine kethüdâsı oldu. II. Süleyman’ın cülûsunu müteakip vezâretle Basra ve Musul valiliği yaptı. Bu arada Amcazâde Hüseyin Paşa’nın kızıyla evlendi. 1101’de (1689-90) Halep valiliğinden Boğaz muhafızlığına getirildi. Ardından Sakız muhafızlığına ve Sayda valiliğine tayin edildi. 1106 (1694-95) yılında Bozcaada’da ve Diyarbekir’de görev yaptı. Elmas Mehmed Paşa’nın sadrazamlığı döneminde emekliye ayrıldı. 1697’de kayınpederi Amcazâde Hüseyin Paşa sadrazam olunca bir süre Girit’te (Hanya) görev yaptıktan sonra 1110’da (1698-99) eşinin devreye girmesiyle merkeze çağrılıp nişancılık görevi verildi. Amcazâde’nin vefatı üzerine emekliye sevkedilip mallarına el konuldu. Bir süre kayınpederinin Anadoluhisarı’ndaki yalısında oturdu, bu sırada kendisine İstanbul Gümrüğü’nden 400 akçe yevmiye bağlandı.

Temmuz 1703’te çıkan Edirne Vak‘ası sırasında isyancılar tarafından önce sadâret kaymakamlığına, bir ay kadar sonra da sadrazamlığa getirildi ve âsilerle birlikte İstanbul’dan Edirne’ye hareket etti. Silivri ve Çorlu’da yapılan istişare toplantısında II. Mustafa’nın tahttan indirilmesi kararlaştırıldı, fakat kimin padişah olacağı konusunda tartışma çıktı. Bir ara Sokulluzâdeler’den birinin tahta çıkarılması bile gündeme geldi, fakat Şehzade Ahmed üzerinde ittifak edildi. Alınan bu kararlarda etkili olan Ahmed Paşa, Edirne Muhafızı Moralı Hasan Paşa’ya gönderdiği haberde Şehzade Ahmed’e biat edilmesini söyledi, ardından da kendisi biat etti (Silâhdar Mehmed Ağa, s. 629-630). O sırada meşrû sadrazam Râmi Mehmed Paşa kaçarak ortadan kayboldu. III. Ahmed’in cülûsundan sonra Ahmed Paşa’ya mühür gönderilerek sadrazamlığı resmîleştirildi (9 Rebîülâhir 1115 / 22 Ağustos 1703).

Kavanoz Ahmed Paşa’nın sadâreti sırasında yaptığı ilk icraatları çağdaşı tarihçi Silâhdar Mehmed Ağa tarafından İstanbul’daki saray mutfağının yiyecek ve içeceğini kesmesi, rüşvet kapısını açıp iki ayda bir mansıbı üç kişiye satması ve âdeta “firavunlaşması” şeklinde anlatılır (Nusretnâme, s. 652). Bu arada İstanbul’a gelen Rus elçisini kabul eden Ahmed Paşa’nın, “Sizin dostluğunuza itimat yoktur. Zira sulh şartlarına aykırı bazı kaleler inşasına başladığınız bunun şahididir” diyerek onu sert bir şekilde azarladığı nakledilir (Defterdar Sarı Mehmed Paşa, s. 828). Her şeyin farkında olan III. Ahmed, Ahmed Paşa’yı görevden almanın yollarını aramaya başladı. Gönderdiği bazı telhisleri hakkında açıklama yapmak üzere onu saraya davet etti. Bu sırada ulemânın da devreye girmesi, özellikle Şeyhülislâm İmâm-ı Sultânî Mehmed Efendi’nin padişaha vezîriâzamlık görevinin hakkını veremediğini söylemesi üzerine (Râşid Mehmed Efendi – Çelebizâde Âsım Efendi, II, 708) elinden sadâret mührü alındı (8 Receb 1115 / 17 Kasım 1703), yerine Damad (Enişte) Hasan Paşa getirildi. Silâhdar Fındıklılı Mehmed Ağa azil sebebi olarak ayrıca, cahil ve sefih diye nitelediği Ahmed Paşa’nın divan günlerinde haça benzer çeşitli ipek kumaşlardan kallâvîler, diğer günlerde rengârenk kavuklar, telli-pullu hatâyî elbiselerle süslenme gibi gerekçeleri de gösterir (Nusretnâme, s. 671). Azledilince şaşkına dönen Ahmed Paşa’nın kendisini, “Ben olmasaydım fitne sönmez ve cülûs vuku bulmazdı” şeklinde savunduğu ifade edilir. Bu arada âsi ileri gelenlerinden yeniçeri ağası Çalık Ahmed Paşa da azledilenler arasındaydı. Kavanoz Ahmed Paşa’ya yeni sadrazam Damad Hasan Paşa’nın, “İhtilâl zamanında ele geçen malları saklamayıp hazineye teslim edersen zarar görmezsin” dediği nakledilir (a.g.e., s. 653; Râşid Mehmed Efendi – Çelebizâde Âsım Efendi, II, 710). Sadrazamlık müddeti üç ay kadardır.

Ahmed Paşa vezirliği kaldırılarak 9 Receb 1115’te (18 Kasım 1703) Sakız adasına sürüldü, geçimi için kendisine bir miktar has tayin edildi. Ahmed Paşa’nın, 15 Şâban 1116’da (13 Aralık 1704) vezir rütbesiyle tayin edildiği İnebahtı muhafızlığı sırasında yaşı elliyi geçmiş olarak öldüğü haberi geldi (9 Cemâziyelevvel 1117 / 29 Ağustos 1705). Şefiknâme ve şerhinde bu haberin 1117 Recebinde (Ekim-Kasım 1705) geldiği belirtilir (Mahmud Celâleddin Paşa, s. 291). Silâhdar Mehmed Ağa tarafından birçok olumsuz sıfatla anılan (Nusretnâme, s. 652) Kavanoz Ahmed Paşa’yı Hammer de rüşvet almakla itham eder (Büyük Osmanlı Tarihi, VII, 94).

BİBLİYOGRAFYA

BA, MD, nr. 111-114, tür.yer.; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayiât (haz. Abdülkadir Özcan), Ankara 1995, s. 797, 808, 810, 814, 824, 828, 831, 832; Silâhdar Mehmed Ağa, Nusretnâme: Tahlil ve Metin (haz. Mehmet Topal, doktora tezi, 2001), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 587, 610, 629-630, 652-653, 670-671; Râşid Mehmed Efendi – Çelebizâde Âsım Efendi, Târîh-i Râşid ve Zeyli (haz. Abdülkadir Özcan v.dğr.), İstanbul 2013, I, 615; II, 663, 679-681, 686, 700, 703-705, 708-711, 739, 754; Ahmed Hasîb Efendi, Ravzatü’l-küberâ (haz. Mesut Aydıner), Ankara 2003, s. 31-32, 34-35, 70; Dilâverzâde Ömer, Zeyl-i Hadîkatü’l-vüzerâ, İstanbul 1271 ⟶ Freiburg 1969, s. 2-3; Mahmud Celâleddin Paşa, Ravzatü’l-kâmilîn, İstanbul 1290, s. 98, 99, 107, 110, 111, 169, 187, 188, 277-278, 280, 282, 286, 287, 289, 290-291, 292; Sicill-i Osmânî, I, 235; Hüseyin Hüsâmeddin, Nişancılar Durağı, İSAM Ktp., nr. 63810, s. 127-130; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, IV/1, s. 28, 31, 34-35, 42, 44; IV/2, s. 271-273; Danişmend, Kronoloji2, III, 488-489; IV, 1; V, 51; J. von Hammer-Purgstall, Büyük Osmanlı Tarihi (haz. Erol Kılıç – Mümin Çevik), İstanbul 1992, VII, 93-94.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-1. cildinde, 49-50 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.