ALİ HEREVÎ, Mîr

مير علي هروي
Müellif:
ALİ HEREVÎ, Mîr
Müellif: ALİ ALPARSLAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1989
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 04.04.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ali-herevi-mir
ALİ ALPARSLAN, "ALİ HEREVÎ, Mîr", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ali-herevi-mir (04.04.2020).
Kopyalama metni
Herat’ın tanınmış Hüseynî seyyidlerinden bir aileye mensuptur. 881’de (1476) burada doğdu. Genellikle Meşhed’de yaşadığı için yanlışlıkla Meşhedî olarak da anılmıştır. Müellifi meçhul Reyḥân-ı Nestaʿlîḳ adlı eserle İ‘timâdüssaltana’nın Maṭlaʿu’ş-şems adlı eserinde hattatın Câm kasabasından olduğunu belirten bilgiler ise gerçeğe uymamaktadır.

Ali Herevî gençliğinde Herat’ta devrin geçerli ilimlerini öğrendikten sonra hat sanatına ilgi duyarak Meşhed’de Zeynüddin Mahmûd adlı bir hattattan nesta‘lik yazıyı meşketti. Daha sonra bazan Herat’ta, bazan Meşhed’de yaşayan hattatın gençlik yılları hakkında kesin ve yeterli bilgi yoktur. Hattat Sultan Ali Meşhedî’nin Ḳavâʿid-i Ḫuṭûṭ’u ile Reyḥân-ı Nestaʿlîḳ adlı eserler onun gençliğinde Herat hâkiminin yanında Dîvân-ı İnşâ’da hükümleri yazma işleriyle meşgul olduğunu bildirmektedir. Bir süre sonra Timurlu Hükümdarı Hüseyin Mirza Baykara’nın hizmetine giren hattat bu devredeki yazılarında Sultânî ve Kâtibü’s-sultânî unvanlarını kullanmaya başladı. Şah İsmâil’in 1513’te Herat’ı alması üzerine önce Kerîmüddin Habîbullah Sâvecî’nin, ardından da Horasan Valisi Sâm Mirza’nın himayesine girdi. Mâverâünnehir’de saltanat süren Sünnî Şeybânîler 1529’da Herat’ı ele geçirince, hükümdar Ubeydullah Han tarafından bazı ileri gelenler ve sanatkârlarla birlikte Ali Herevî de Şeybânîler’in merkezi Buhara’ya götürüldü; orada Ubeydullah Han’ın oğlu Abdülaziz Han’a hat hocası tayin edildi ve onun meşkhanesinde çalıştı.

Buhara’ya zorla götürülen bu derviş yaratılışlı hattat, burada kaldığı on altı yıl içinde hocalık, kâtiplik, hattatlık yaptı ve şiirle meşgul oldu. Gördüğü iltifatlara rağmen daima evini, vatanını, orada bıraktığı yakınlarının hasretini çekti ve bu gurbet yıllarında yazdığı şiirlerinde bunları terennüm etti. Bu yıllardaki halini anlatan kendi eliyle yazdığı 944 (1537) tarihli dört beyitlik meşhur bir kıtası, bugün Tahran’da Kitâbhâne-i Saltanatî’deki Murakka-i Gülşen’de yer almaktadır. Hattat şair bu kıtasında yazısının güzelliğinden dolayı başının derde girdiğini anlatmaktadır. Bu nüshanın son beytinde bulunan “mecnûn” sözünün bazı kimseler tarafından hattatın mahlası olarak anlaşıldığını bildiren Mehdî Beyânî, Ahvâl ü Âsâr-ı Hoşnüvîsân adlı eserinde (II, 496) bu görüşü reddetmekte ve bu sözün şairin vasfını ifade eden bir sıfat olduğunu ileri sürmektedir.

Ali Herevî’nin memleketine dönmek için Şeybânî hükümdarına yazdığı bir rica mektubu da Kitâbhâne-i Saltanatî’de bulunmuştur. Mehdî Beyânî bu mektubu eserinde neşretmiş (II, 496-497) ve bunun hattatın nesrine güzel bir örnek olduğunu belirtmiştir. Bütün bu ricaların bir sonuca ulaşmadığı ve sanatkâra Buhara’dan ayrılma izni verilmediği anlaşılmaktadır. Kādî Ahmed ve Sâm Mirza hattatın ölünceye kadar Buhara’da kaldığını bildirirler. Ali Herevî, Şeybânî Hükümdarı Ubeydullah Han’ın tahta geçişi münasebetiyle olduğu gibi devletin bazı ileri gelenlerine de methiyeler yazmıştır. Kādî Ahmed, bu dönemde hattatın Meşhed’de İmam Rızâ Türbesi için bazı yazılar ve kitâbeler hazırladığını ve bunlardan birinin 938 (1532) tarihini taşıdığını, diğer bir kıtasında da İmam Rızâ’yı öven bir şiir söylediğini ve bunun celî nesta‘likle yazılmış olduğunu kaydeder. P. P. Soucek ise Meşhed’in Ubeydullah Han’ın oğlu Abdülaziz’in kontrolünde olduğu 1532-1533 yıllarında, Ali Herevî’nin de muhtemelen onunla beraber Meşhed’de bulunduğu için yazılarını burada yazmış olduğunu ileri sürmektedir. Mehdî Beyânî bu yazıların halen yerinde olup olmadığını bilmediğini belirtmekte, bunların Buhara’da hazırlanıp Meşhed’e gönderilmiş olması ihtimali üzerinde durmakta, ayrıca hattatın kendi kütüphanesindeki 935 (1528-29) tarihli bir sayfalık yazısına dayanarak onun Semerkant’ı ziyaret ettiğini de söylemektedir.

Kaynaklar Ali Herevî’nin ölüm tarihi için 924 (1518) ile 976 (1568-69) yılları arasında çeşitli tarihler kaydetmişlerse de onun imzalı ve tarihli eserlerini göz önünde bulunduran Mehdî Beyânî’ye göre hattat 951’de (1544) vefat etmiştir. Ayrıca uzun yıllar Herat’ta yaşayan ve Nisârî mahlasını kullanan Buharalı Şeyh Hasan’ın Ali Herevî’nin ölümünden yirmi üç yıl sonra yazdığı Müzekkir-i Ahbâb adlı tezkiresinde, Ali Herevî’nin çağdaşı Mirza Beg adlı birinin rüyada hattatı gördüğünü ve ona ölüm tarihini sorduğunu, onun da “Mîr Alî fevt nümûde” (Mîr Ali öldü) şeklinde cevap verdiğini ve bunun ebced hesabı ile 951 yılına tekabül ettiğini kaydeder. Cenazesi Buhara’da Fethâbâd’da Şeyh Seyfeddin el-Bâharzî’nin mezarı civarında Mevlânâ Sâlih sofa*sında toprağa verilmiştir.

Ali Herevî, daha önce yetişen ünlü nesta‘lik hattatlarından Sultan Ali Meşhedî’nin yolunda yürüyen Zeynüddin Mahmûd’dan yazı meşkederek yetişti. Bazı kaynakların onun Sultan Ali Meşhedî’den ders gördüğünü söylemeleri doğru değildir. Nitekim Ali Şîr Nevâî Mecâlisü’n-nefâis adlı eserinde ondan övgüyle bahsederken Sultan Ali Meşhedî’den ders aldığına dair herhangi bir bilgi vermemektedir.

Hoşsohbet, yakışıklı ve güzel ahlâklı bir kişi olan Ali Herevî, daha hayatta iken Ali Şîr Nevâî ve Molla Câmî gibi büyük şairler tarafından takdir edilmiş ve sevilmiştir. Devrinin mühim simalarından olan ve Emîr-i Arab unvanı ile tanınan Mîr Muhammed Bâkır-ı Yemenî de kendisine hürmet ederdi. Her nedense Kādî Ahmed gibi yazı sanatından anlayan bazı kişiler, Ali Herevî’nin kendinden önce yaşayan usta hattat Sultan Ali Meşhedî’ye üstünlüğünü açıkça söylemekten çekinmişlerdir. Gerçekte Ali Herevî Ali Meşhedî’nin takip ettiği klasik yoldan yürümüş, fakat harflerinin olgunluğu, keskinliği ve yazı kaidelerine bağlılığı dolayısıyla onu aşmıştır. Nesta‘lik yazının ortaya çıkışından sonra bu yazıyı güzelliğinin en üst noktasına ulaştıran Mîr İmâd’a (ö. 1024/1615) kadar olan devre içinde yetişen Şah Mahmûd Nîsâbûrî, Seyyid Ahmed Meşhedî, Mîr Muizzüddin Kâşânî ve Baba Şah İsfahânî bir dereceye kadar istisna edilirse, hiç kimsenin onun seviyesine ulaşamadığını söylemek mümkündür. Ali Herevî’nin esas ustalığı ince nesta‘likte yani kitâbet yazısındadır. Hattında olgunluk çağına Buhara’da ulaşmış olan Ali Herevî’nin sanat hayatının en iyi devresi 935’ten (1528-29) ölümüne kadar olan devredir.

Ali Herevî ayrıca döneminin dikkati çeken bir nesir ustası ve oldukça kuvvetli bir şairidir. Şiirlerinde Kâtib mahlasını kullanmış ve Türkçe şiirler de yazmıştır. Bu şiirlerden bir örnek Gülistân-ı Hüner’de neşredilmiştir. Ali Şîr Nevâî’nin de beğendiği şair aynı zamanda muamma* söyleme sanatında da isim yapmıştır.

Ali Herevî’nin yazılarına Tahran, Meşhed, Kâbil, Hindistan, Leningrad, Berlin, Paris, Kahire ve New York gibi birçok şehrin müze ve kütüphanelerinde rastlamak mümkündür. Ayrıca İstanbul’da Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde (nr. 1913) bulunan Sa‘dî-yi Şîrâzî’nin Bostân’ı hattatın kaleminden çıkmıştır. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi (FY, nr. 477, 1410) ile Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde de (Emanet Hazinesi, 2169 nolu murakka‘) çok güzel eserleri vardır. Burada kendisinin ve oğlu Mîr Muhammed Bâkır’ın da yazıları bulunmaktadır. Eserlerinin bir kısmı ise daha sonra Cihangir (1605-1627) için hazırlanmış olan ve halen Tahran’da Kitâbhâne-i Saltanatî’de bulunan Murakka-ı Gülşen’dedir.

Hattatın küçük fakat önemli bir eseri de yazı kaidelerinden bahseden Midâdü’l-hutût adlı risâlesidir. Risâle, Tebriz’de hicrî 1291 yılında Mirza Senglâh’ın Tezkiretü’l-hattâtîn adlı eserinin sonuna eklenerek basılmıştır. Bundan başka kaynaklar onun aruz ilminde de bilgi sahibi olduğunu yazmaktadır.

Menâkıb-ı Hünerverân hattatın yirmi talebesinin adını zikreder. Bunların çoğu bizzat kendisinden meşketmiş, bir kısmı ise onun yazılarından faydalandığı için talebesi sayılmıştır. Kendisinden meşkedenler arasında oğlu Mîr Muhammed Bâkır, ayrıca Hâce Mahmûd Şehâbî, Mîr Seyyid Ahmed, Mîr Hüseyin Buhârî ve Mîr Çeleme en tanınmışlarıdır.

Eserlerinde kullandığı imzalar şunlardır: Ali, Fakir Ali, Mîr Ali, Ali Kâtib, Ali Sultânî, Ali Hüseynî, Mîr Ali Kâtib, Mîr Ali Sultânî, Ali Herevî, Ali Hüseynî Herevî, Ali Kâtib-i Sultânî, Ali Kâtibü’s-sultânî.

BİBLİYOGRAFYA
Kādî Ahmed Kummî, Gülistân-ı Hüner (nşr. A. S. Hânsârî), Tahran 1352 hş., s. 78-83; Âlî, Menâkıb-ı Hünerverân, s. 28; Habîbullah Fezâilî, Aṭlas-ı Ḫaṭ, İsfahan 1391, s. 473-479; B. Atabay, Fihrist-i Murakkaât-ı Kitâbhâne-i Saltanatî, Tahran 1353 hş./1974, s. 334-342; Beyânî, Hoşnüvîsân, II, 493-516; “Mîr Ali Herevî Kâtib-i Sultânî”, Mecelle-i Yâdigâr, sy. 3, Tahran 1323 hş., s. 17-32; P. P. Soucek, “Alı Heravı”, EIr., I, 864-865.
Bu madde ilk olarak 1989 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2. cildinde, 397-399 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.