ALİ VEFÂ eş-ŞÂZELÎ - TDV İslâm Ansiklopedisi
Sitemize erişimde kesintiler yaşanabilmektedir. Sorunun çözümü için çalışmalar devam etmektedir.

ALİ VEFÂ eş-ŞÂZELÎ

علي وفا الشاذلي
ALİ VEFÂ eş-ŞÂZELÎ
Müellif: ABDULLAH TAHA ORHAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 28.02.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ali-vefa-es-sazeli
ABDULLAH TAHA ORHAN, "ALİ VEFÂ eş-ŞÂZELÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ali-vefa-es-sazeli (28.02.2021).
Kopyalama metni
759 (1358) yılında Kahire’de doğdu. Şâzeliyye’nin Vefâiyye kolunun kurucusu Muhammed Vefâ’nın oğludur. Hayatına dair bilgiler kısıtlı olmakla birlikte özellikle Şa‘rânî, eṭ-Ṭabâḳātü’l-kübrâ’sında birçok menkıbesini nakletmektedir. Hayatıyla ilgili ikinci önemli kaynak çağdaşı İbn Hacer el-Askalânî’nin İnbâʾü’l-ġumr’udur. Ölüm tarihi her iki kaynakta farklı ise de İbn Hacer’in verdiği 807 yılı, hem kendisiyle görüşmüş olması hem diğer tarihî olaylar açısından gerçeğe daha yakın görünmektedir. Ailesinin Mağrib kökenli olduğu ve babasının İskenderiye’de doğduğu anlaşılmaktadır. Babası ümmî olmakla birlikte başta divanı olmak üzere çok sayıda tasavvufî eserin sahibidir. Onun Şâzelî şeyhlerinden Dâvûd b. Ömer el-Bâhilî’ye intisap ettiği ve seyrüsülûkünü tamamladıktan sonra İhmîm’e giderek büyük bir zâviye kurduğu, ardından Kahire’nin Ravza bölgesine yerleşip irşad faaliyetlerine devam ettiği nakledilir. Ailenin ve tarikatın ismi haline gelen Vefâ adı kendisine Nil sularının iyice alçaldığı bir dönemde onun duasıyla suyun yeniden “vefâ seviyesi”ne yükselmesi üzerine halk tarafından verilmiştir. Yine ailenin şerif olarak tanınması ve sonradan nakîbüleşraflığı uhdelerine alması Hz. Hasan soyundan geldiğini göstermektedir.

Altı yaşlarındayken babası vefat eden Ali Vefâ ağabeyi Şehâbeddin Ahmed Vefâ ile birlikte Muhammed ez-Zeylaî’nin himayesine girdi. On yedi yaşına geldiğinde babasının ölmeden önce işaret ettiği gibi onun yerini aldı ve etkili vaazlar vermeye başladı. Şa‘rânî’nin, Ṭabaḳāt’ında en geniş biyografiyi Ali Vefâ’ya ayırmasında kendisinin de Şâzeliyye mensubu olmasının yanı sıra, Ekberî geleneğini Şâzeliyye’ye has yeni bir üslûpla bu tarikata sokan ve yeni bir metot geliştiren Ali Vefâ’ya özel bir ilgi duymasının önemli rolü vardır (McGregor, Sanctity and Mysticism, s. 72). Şa‘rânî ve İbn Hacer mensur eserlerine rağmen ilk planda onu şair olarak tanıtmışlardır. Şa‘rânî’nin, “Eğer şiirleri tefsir edilse kelleler gider” şeklindeki ifadesi Ali Vefâ’nın şiirlerini vahdet-i vücûd neşvesiyle yazmasından dolayı söylenmiş olmalıdır. Bazı şiirlerinin İbnü’l-Fârız ile dahi kıyas edilebilecek kadar güçlü olduğunu söyleyenler de vardır. Kahire’de vefat eden Ali Vefâ’nın kabri Karâfe Mezarlığı’ndaki aile kabristanındadır. Ali Vefâ hayatının son döneminde Kahire’de Ravza’daki evini tarikatın merkezi haline getirmiş, cuma günleri müridlerine cuma namazını burada kıldırmış ve onlara özel hutbeler okumuştur. Daha önce benzerine pek rastlanmayan bu uygulama toplumsal baskı ve kabul görmeme endişesinden kaynaklanabileceği gibi Ali Vefâ’nın, dolayısıyla da tarikatının bir içe kapanma refleksi olarak da algılanabilir.

Ekberî geleneğin Mısır’a ve Şâzeliyye’ye taşınmasında Ali Vefâ’nın önemli rolü olmuştur. Hızır-Mûsâ kıssası ve sembolizmi Ali Vefâ’nın tasavvuf düşüncesinde önemli bir yere sahiptir. Kendisi, bu kıssa üzerinden tasavvufta çokça tartışılan velâyet-nübüvvet ilişkisine yeni bir boyut kazandırmıştır. Hakîm et-Tirmizî’nin “hatmü’l-velâye” görüşünü yorumlayan Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Hakîm et-Tirmizî gibi kendisini hâtemü’l-enbiyâdan sonra gelecek evliyanın hâtemi olarak görmüştür. Ali Vefâ ise İbnü’l-Arabî’nin üstünlüğünü kabul etmekle birlikte teoriyi biraz daha genişleterek hâtemü’l-evliyâyı belirli aralıklarla devreden bir daire şeklinde algılamıştır. Ali Vefâ ile babası Muhammed Vefâ’nın geliştirdikleri devir teorisi ve hâtemü’l-evliyâyı mücedditlikle, mehdîlikle ve kıyametle ilişkilendirmeleri Ekberî geleneğinde yeni bir dönüm noktasıdır. Bu aynı zamanda Vefâiyye’nin Şâzeliyye’den ayrıldığı en önemli husustur. İbn Hacer, Ali Vefâ’nın iyi bir mürşid ve iyi bir şair olduğunu söylemekle birlikte tekkesini ziyareti esnasında müridlerinin ona doğru secde ettiklerini görünce bunu şiddetle eleştirmiştir. Vefâiyye’nin faaliyet alanı Kahire ile sınırlı kalmıştır. Bunda tarikatın bir aile tarikatı olarak gelişmesi ve silsilesinin Vefâ ailesiyle devam etmesinin yanı sıra yayılmacı olmayan kendilerine özgü bir tasavvufî anlayışa sahip bulunmalarının da etkisi vardır. Vefâiyye’nin silsilesi 1907 yılına kadar takip edilebilmektedir ve Ali Vefâ’dan itibaren silsilede geçen yirmi iki şeyhin hepsi Vefâ ailesine mensuptur. Ali Vefâ’nın ardından tarikat ağabeyi Şehâbeddin Ahmed Vefâ ile devam etmiştir. Ali Vefâ ile Vefâiyye üzerine en kapsamlı çalışmalardan biri, Richard McGregor’un McGill Üniversitesi’nde 2001 yılında tamamladığı A Study of Sainthood in Medieval Islamic Egypt: Muhammad and Ali Wafa başlıklı doktora tezidir. Ali Vefâ ve babası Muhammed Vefâ’da velâyet düşüncesi üzerine odaklanan bu tez Sanctity and Mysticism in Medieval Egypt: The Wafā’ Sufi Order and the Legacy of Ibn ʿArabī adıyla yayımlanmıştır (Albany 2004).

Eserleri. 1. Dîvân (nşr. Enes Atıyye el-Fakī, Kahire, ts.). 2. el-Veṣâyâ / Mecmûʿu’l-vâridât (el-Vâridâtü’l-ilâhiyye adıyla nşr. Muhammed İbrâhim Muhammed Sâlim, Kahire 2004). Ali Vefâ’nın, kendisi de bir Vefâî şeyhi olan Nâsırüddin Muhammed b. Nûreddin Ali el-Buhûtî tarafından derlenen sözlerinden oluşmaktadır. 3. Mefâtîḥu’l-ḫazâʾini’l-ʿAliyye. McGregor’un kaydına göre müellifin vücûd ve velâyet gibi kavramları ayrıntılı biçimde incelediği eseridir (a.g.e., s. 85; Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Tasavvuf, nr. 152, 33564). 4. Libâsü’l-fütüvve (a.g.e., s. 85; Mektebetü’l-Ezheriyye, Mecâmî‘, nr. 1076; Zekî, nr. 41313). Dört varaktan ibaret bir risâledir. el-Mesâmî er-rabbâniyye adlı risâlenin (İÜ Ktp., AY, nr. 1412) Ali Vefâ’ya aidiyeti ise şüphelidir ve babasının bir eseriyle karıştırılmış olması muhtemeldir. el-Bâʾis̱ ʿale’l-ḫalâṣ min sûʾi’ẓ-ẓan bi’l-ḫavâṣ adlı eserin de (British Library, Or., nr. 4275) müellife aidiyeti şüphelidir (a.g.e., s. 219).

Ali Vefâ’nın fıkıh, tefsir, kelâm ve tıp gibi alanlarda eser telif ettiği bilinmektedir. Bir fıkıh kitabı olan el-Kevs̱er el-mutra fi’l-ebḥuri’l-erbaʿa ve kendisine atfedilen tefsir büyük ihtimalle kaybolmuştur (a.g.e., s. 99). Kataloglarda Meʿâric-i Sebʿa adlı bir eser Ali b. Vefâ adına kayıtlı ise de eserin ona ait olması şüphelidir. Hüseyin Acet’in lisans tezi olarak hazırladığı eser Ahmed Muhtar isimli bir kişi tarafından tercüme edilmiştir (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 4485). Bu tezde eser Zeyniyye’nin Vefâiyye kolunun kurucusu Şeyh Vefâ’ya nisbet edilse de eserin ona da ait olmadığı anlaşılmaktadır. Bu tercüme, Muhammed Bedirhan tarafından yayıma hazırlanan Hakk’ın Nuruna Mirac adlı kitabın içinde günümüz Türkçe’siyle yayımlanmıştır (“Yedi Mirac”, İstanbul 2011, s. 113-156).

BİBLİYOGRAFYA :

İbn Hacer, İnbâʾü’l-ġumr, V, 253-256; Şa‘rânî, eṭ-Ṭabaḳātü’l-kübrâ (nşr. Abdurrahman Hasan Mahmûd), Kahire 1421/2001, II, 478-569; M. Abdürraûf el-Münâvî, el-Kevâkibü’d-dürriyye (nşr. Abdülhamîd Sâlih Hamdân), Kahire, ts. (el-Mektebetü’l-Ezheriyye), II, 145-157; J. S. Trimingham, The Sufi Orders in Islam, New York 1973, s. 49, 159, 185, 213; Hocazâde Ahmed Hilmi, Hadîkatü’l-evliyâ: Veliler Bahçesi, İstanbul 1979, s. 312-314; Hüseyin Acet, Seyyid Ali b. Vefâ’nın Meâric-i Seb’a Adlı Eseri ve Değerlendirmesi (mezuniyet tezi, 1991), AÜ İlâhiyat Fakültesi; Mustafa Salim Güven, Ebu’l-Hasan Şâzilî ve Şâziliyye (doktora tezi, 1999), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 308-310; Hasan b. Muhammed Kûhin el-Fâsî, Ṭabaḳātü’ş-Şâẕeliyyeti’l-kübrâ (nşr. M. Edîb el-Câdir), Dımaşk 1421/2000, s. 68, 69, 126, 127, 130, 131, 238, 239; R. J. A. McGregor, Sanctity and Mysticism in Medieval Egypt: The Wafā’ Sufi Order and the Legacy of Ibn ‘Arabī, Albany 2004, tür.yer.; a.mlf., “ʿAlī b. Muḥammad Wafāʾ”, The Encyclopaedia of Islam Three, Leiden 2007, fas. 2, s. 98-100; Hâlid b. Nâsır el-Uteybî, eṭ-Ṭarîḳatü’ş-Şâẕeliyye, Riyad 1432/2011, I, 474-475.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul’da basılan (gözden geçirilmiş 2. basım) EK-1. cildinde, 82-83 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER