ÂRİFÎ FETHULLAH ÇELEBİ

Müellif:
ÂRİFÎ FETHULLAH ÇELEBİ
Müellif: TAHSİN YAZICI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1991
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 26.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/arifi-fethullah-celebi
TAHSİN YAZICI, "ÂRİFÎ FETHULLAH ÇELEBİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/arifi-fethullah-celebi (26.08.2019).
Kopyalama metni
Asıl adı Fethullah olup şiirlerinde Ârif ve Ârifî mahlasını kullanmıştır. Çağdaş kaynaklarda babası Derviş Mehmed Çelebi Acem, annesi ise Arap olarak gösterilir. Ancak “Acem’den geldim”, “Arap’tan geldim” ifadelerinde olduğu gibi buradaki Acem ve Arap kelimeleri kavim olarak değil birer ülke anlamında kullanılmıştır. Ayrıca, Arapça konuşulduğu için Mısır da Arabistan’a dahil edilmiş olmalıdır. Kendisini Oğuz Ata’nın soyundan getirecek kadar Türklüğünü göstermeye çalışan şeyh İbrâhim Gülşenî’nin kızı olan annesinin de Arap olması mümkün değildir. Kaynaklarda “Elkas Mirza’nın nişancısı olmuştur” (Âlî, vr. 403a) veya “oldu” (Âşık Çelebi, vr. 165a) ifadelerine bakılarak Ârifî’nin Elkas Mirza ile birlikte İstanbul’a geldiği ileri sürülürse de bu da doğru değildir. Zira onun, Elkas Mirza’nın geldiği 1547 tarihinden önce İstanbul’da bulunduğunu gösteren kayıtlar vardır. Nitekim Muhyî-yi Gülşenî (Menâkıb-ı İbrâhim-i Gülşenî, s. 413) 1546 yılında, davetli bulunduğu, sonradan vezir de olan kapı ağası Haydar Ağa’nın evinde Ârif Çelebi’yi gördüğünü kaydetmektedir. Aynı şekilde 24 Şâban 952 (31 Ekim 1545) tarihli bir arşiv vesikasında da (BA, MAD, nr. 1788) kendilerine para ödenenler arasında Ârifî’nin adı geçmektedir. Babasının da yine devlet hizmetinde çalışan bir kişi olduğu, elçi olarak Elkas Mirza’ya gönderilmiş olmasından anlaşılmaktadır (Ârifî Fethullah Çelebi, vr. 504a). Babası Derviş Mehmed Çelebi’nin İbrâhim Gülşenî’nin kızı ile Tebriz veya Mısır’da evlendiğine dair kesin bir kayıt bulunmamakla birlikte, baba ve oğulun Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethinden hemen sonra İstanbul’a gelmedikleri söylenebilir. Çünkü Muhyî-yi Gülşenî (Menâkıb-ı İbrâhim-i Gülşenî, s. 345-348), I. Selim’in arkasından Mısır’dan İstanbul’a gönderilenler arasında Ârifî Çelebi’nin bulunduğuna dair bir açıklamada bulunmaz. İstanbul’a gönderilmemeleri konusunda şefaatte bulunması için İbrâhim Gülşenî’ye başvuranlardan söz edilirken de Ârifî Çelebi’nin adı geçmez. Bütün bunlardan, Ârifî Çelebi’nin babası ile birlikte sonradan İstanbul’a geldiği, yazdığı kasideler sayesinde Kanûnî Sultan Süleyman’la tanışma fırsatı bulduğu ve onun tarafından Osmanlı hânedanı hakkında şehnâme yazmakla görevlendirildikten başka, bir süre de İstanbul’a gelen Elkas Mirza’nın nişancılığına tayin edildiği anlaşılmaktadır.

25 akçe ile şehnâme yazma görevine başlayan Ârifî Çelebi’nin günlüğü, eserinin 20 veya 30.000 beyti tamamlanınca 70 akçeye çıkarıldı ve yazılanları resimlendirmek için de evinde bir minyatür atölyesi (nakkaşhâne) kuruldu; burada çalışmak üzere nakkaşlar tayin edildi.

Ârifî Çelebi, şimdilik, Osmanlılar hakkında tam bir Farsça şehnâme yazan şair olarak gözükmektedir. Daha önce Fâtih Sultan Mehmed tarafından bu işi yapmakla görevlendirilen Şehdî, ömrü vefa etmediği için Farsça şehnâmesinden ancak 4000 beyitlik bir bölümü tamamlayabilmişti.

Ârifî’nin, beş cilt olarak planlanan ve hepsi de son derecede güzel minyatürlerle süslenen Şehnâme-i Âl-i ʿOsmân’ının I. cildi peygamberlere, II. cildi İslâmiyet’in doğuşuna, III. cildi eski Türk devletleri ve Selçuklular’a, IV. cildi Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna, V. cildi ise Kanûnî döneminin bir kısmına (1520-1555) ayrılmıştır. Bunlardan günümüze I ve V. ciltlerin tamamı, diğerlerinden sadece son bölümü eksik IV. ile II. ciltten birkaç minyatür gelebilmiş, III. cilt ise bütünüyle kaybolmuştur. 60.000 beyit tuttuğundan söz edilen Şehnâme’nin en büyük bölümünü (yaklaşık 36.000 beyit) “Süleymânnâme” adını taşıyan V. cilt oluşturmaktadır. On beşer satırlık dört sütun halinde güzel bir nesta‘likle yazılmış ve altmış dokuz minyatürle süslenmiş olan bu eser Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır (Hazine, nr. 1517).

Bölüm bölüm yazarak hükümdara gönderdiğinde bol ihsana da kavuşan Ârifî, başta, sonradan halefi olacak Eflâtûn-i Şirvânî olmak üzere Nakkaşbaşı Şahkulu tarafından kıskanıldı ve hükümdara kötü bir şair olarak tanıtılmaya çalışıldı ise de bir sonuç elde edilemedi. Çünkü Âşık Çelebi’nin de dediği gibi, bu 60.000 beytin 10.000 hatta 20.000 beyti kötü de olsa geri kalan 50.000 veya 40.000 beyit Ârifî’nin iyi bir sanatkâr olduğunu göstermeye kâfidir. Ârifî’nin, şehnâmesini yazarken özellikle Arapça kelimeler kullanmamaya dikkat ettiği de görülmektedir. Nitekim Âşık Çelebi’ye okuduğu 2000 beyitlik bir kısımda sadece birkaç Arapça kelimenin bulunması da bunu göstermektedir.

Ârifî’nin Şehnâme-i Âl-i ʿOsmân dışında, aynı vezin ve dilde yazılmış, biri 20 Şâban 966’da (28 Mayıs 1559) II. Selim ile kardeşi Bayezid arasındaki savaştan, diğeri vezir Sokullu Mehmed ve Ahmed paşaların 1543’te Peç, 1551’de Lipva, 1552’de Tımışvar ve Eğri kalelerinin fetih ve kuşatmalarından bahseden iki eseri daha vardır. Bunlardan ilki Vekayiʿ-i Sultân Bâyezîd maʿa Selîm Hân adını taşıdığı halde ikincisinin adı (Fütûhât-ı Cemîle), bundan bahseden müellifler tarafından cümle içinde (vr. 1a) geçen “fütûhât-ı cemîle” terkibinden alınmıştır. Bu ikinci eserde Ârifî’nin adı herhangi bir şekilde geçmemektedir. Ancak kitabın konusunun “Süleymânnâme”nin ilgili bölümü ile benzerliği ve bunun da “Süleymânnâme”yi süsleyen Ebû Türâb el-Hasan el-Hüseynî tarafından resimlenmiş olması, Fütûhât-ı Cemîle’nin de Ârifî’ye ait olduğu hususunda herhangi bir şüpheye yer bırakmamaktadır. Vekayiʿ-i Sultân Bâyezîd maʿa Selîm Hân’ın bir nüshası Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi’nde (Muzaffer Ozak koleksiyonu, nr. 84), bir diğeri Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndedir (Revan Köşkü, nr. 1540), Fütûhât-ı Cemîle’nin şimdilik bilinen tek nüshası ise aynı kütüphanede bulunmaktadır (Hazine, nr. 1592).

Ârifî’nin destanî nitelikteki bu eserleri dışında, daha çok edebiyatla ilgili, Âşık Çelebi’ye göre Hâkānî’ye, Âlî’ye göre ise İmam Râzî’nin bir kasidesine nazîresi; insanın organları ile ilgili Sanemü’l-hayâl, atın organları ile ilgili Feresü’l-hayâl adlarında iki manzumesi ve muamma sanatına dair Risâle fi’l-muʿammâ adlı bir eseri daha vardır. Ancak hepsinin de Farsça olması muhtemel olan bu eserlerin hiçbiri günümüze kadar ulaşmamıştır. Farsça kadar Türkçe ile de kolay şiir yazan Ârifî’nin, Kanûnî dönemi kumandanlarından Hadım Süleyman Paşa’nın Hint Seferi’ni anlatan 2000 beyitlik bir eser daha kaleme aldığı rivayet edilmekteyse de bu eser günümüze kadar gelmemiştir.

Muhtemelen II. Selim’den babası Kanûnî’den gördüğü ilgiyi görmeyen Ârifî’nin 966’da (1558-59) sıla için Mısır’a gittiği ve üç yıl sonra orada öldüğü anlaşılmaktadır.

BİBLİYOGRAFYA
Ârifî Fethullah Çelebi, Şehnâme-i Âl-i ʿOsmân, TSMK, Hazine, nr. 1517, vr. 504a; BA, MAD, nr. 1788; Âlî, Künhü’l-ahbâr, İÜ Ktp., TY, nr. 5959, vr. 403a; Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb-ı İbrâhîm-i Gülşenî (nşr. Tahsin Yazıcı), Ankara 1982, s. 345-348, 413; Âşık Çelebi, Meşâirü’ş-şuarâ, vr. 165a-166b; Ahdî, Gülşen-i Şuarâ, İÜ Ktp., TY, nr. 2604, vr. 84a-85b; Kınalızâde, Tezkire, II, 596-598; Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1026; Cemâleddin, Osmanlı Târih ve Müverrihleri (Âyîne-i Zurefâ), İstanbul 1314, s. 40; Sicill-i Osmânî, IV, 8; Osmanlı Müellifleri, III, 116-117; Hediyyetü’l-ʿârifîn, II, 815; Agâh Sırrı Levend, Gazavat-nameler ve Mihaloğlu Ali Bey’in Gazavat-namesi, Ankara 1956, s. 31-32; a.mlf., Türk Edebiyatı Tarihi, s. 112; Karatay, Farsça Yazmalar, s. 60-61, 62; Babinger (Üçok), s. 97-98; Esin Atıl, Süleymannâme (The Illustrated History of Süleyman the Magnificent), Washington 1986, s. 47, 55 vd.; Cornell H. Fleischer, Bureaucrat and Intellectual in Ottoman Empire the Historian Mustafa Âli (1541-1600), Princeton 1986, s. 30, not 46; Necib Âsım, “Osmanlı Tarihnüvisleri ve Müverrihleri”, TOEM, II/7 (1327), s. 428-429; Von Hanna Sohrweide, “Dichter und Gelehrte aus dem Osten im Osmanischen Reich (1453-1600)”, Isl., sy. 46 (1970), s. 269.
Bu madde ilk olarak 1991 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 3. cildinde, 371-373 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.