BATÎHA

البطيحة
BATÎHA
Müellif: HAKKI DURSUN YILDIZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1992
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.01.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/batiha
HAKKI DURSUN YILDIZ, "BATÎHA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/batiha (20.01.2020).
Kopyalama metni
Güney Mezopotamya’nın çok eski devirlerden beri bataklık olduğu Asur çivi yazılı metinlerden anlaşılmaktadır. Bu metinlerde bahsedilen bölge için “agammé” (bataklık) ve “apparaté” (kamışlık) tabirleri kullanılmaktadır. Asurlular devrinde güneyde Muhammere’den kuzeyde Kurna ve doğuda Kârûn nehrinin ötesine kadar uzanan bölgenin geniş bataklıkla kaplı olduğu anlaşılmakta ve hatta Asur krallarının bu bölge halkıyla savaştığını tasvir eden kabartmalar bulunmaktadır. Bölge Grek ve Roma kaynaklarında Batîha, Limue ve Chaldaicus Lacus şeklinde geçmektedir. Hatta bu bataklıkların genişliğinin 128 km. olduğunu ileri süren müellifler vardır. Diğer taraftan antik kaynaklarda geçen Poludes ismi yanında Diotahi ismi bulunmaktadır ki bunun Biotahi (Batâih) olması kuvvetle muhtemeldir.

Batîha’nın (çoğulu Batâih) ne zaman oluştuğu hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber Arap coğrafyacıları Sâsânîler devrinde meydana geldiğini kabul ederler. Fakat bu görüşün gerçekle bir ilgisi yoktur. Belgelerden bataklıkların çok daha önce, hatta jeolojik devirlerde oluştuğu anlaşılmaktadır.

Bataklıkların kurutularak tarım arazisi haline getirilmesi için çok eski devirlerden itibaren çalışmalar yapılmıştır. Kurulan setler şiddetli seller sebebiyle yıkılıyor ve yeniden bataklıklar meydana geliyordu. Sâsânî hükümdarları çeşitli devirlerde setler yaptırmalarına ve kanallar açtırmalarına rağmen uzun vadeli bir sonuç elde edemediler. Meselâ 627 yılında Fırat ve Dicle nehirleri aynı zamanda taşmış, setler yıkılmış ve her taraf bataklık ve göl haline gelmiştir.

Batîha Hz. Ömer devrinde Kādisiye Savaşı’ndan (636) sonra İslâm devletinin topraklarına katılmıştır. İlk halifeler zamanında bölgenin ıslahı ile ilgili bir çabanın varlığından söz edilemez. Emevî Halifesi Muâviye’nin haraç memuru olarak görevlendirdiği Abdullah b. Derrâc bataklıkların bir kısmını kurutarak tarıma elverişli arazi haline getirmiş ve kaynakların verdiği bilgiye göre bu araziden yılda 5 milyon dirhem gelir elde etmiştir.

Emevî halifelerinden Abdülmelik b. Mervân ve I. Velîd’in Irak umumi valisi olan Haccâc b. Yûsuf, iç karışıklıkların bastırılmasından sonra imar ve ziraî faaliyetlere girişmiştir. Önce Irak eyaletlerine yeni bir merkez olarak Batîha’nın kuzeydoğu ucunda Vâsıt şehrini kurdu. Bu arada sel baskınlarını önlemek ve Batâih’in kuzeyindeki araziyi sulamak gayesiyle Nil ve Zâbî kanallarını açtırdı. Hindistan’dan getirilmiş olan Zutlar’ı (Câtlar) manda sürüleriyle bu bölgeye yerleştirdi. Bataklıkların kurutularak bölgenin ziraata açılması hususunda çalışan diğer bir vali de Hâlid b. Abdullah el-Kasrî’dir. Onun zamanında, Haccâc’ın hizmetinde çalışmış olan mühendis Hassân en-Nabatî sayesinde geniş bataklık alanlar kurutuldu ve vali geniş arazilerin sahibi oldu. Hâlid’in açtırmış olduğu Rummân ve Mübârek kanalları araziyi ıslah çalışmalarının önemli parçalarıdır.

Abbâsîler döneminde Batâih bölgesinin ıslahı hususunda Emevîler devrindeki çalışmalara benzer faaliyetler pek görülmez. Bunun sonucu olarak bataklıkların genişlediği anlaşılmaktadır. İçinden kolay kolay geçilememesi sebebiyle Batîha her devirde haydutların, âsilerin sığınağı oluyor ve devletin başına büyük gaileler açıyordu. Emîn ile Me’mûn arasındaki iktidar mücadelesi, Me’mûn’un halife olmasından sonra da Merv’de kalması devlet otoritesinin zayıflamasına ve isyanların çıkmasına sebep olmuştur. Haccâc tarafından Batâih’e yerleştirilen Zutlar, zamanla nüfuslarının artması ve bazı grupların katılmasıyla iyice kuvvetlenmişler ve çapulculuğa başlamışlardı. Özellikle nehir yoluyla Bağdat’a giden zahire ve eşyayı yağmalıyorlardı. Me’mûn bunlar üzerine kuvvetler gönderdiyse de karışıklıkları ortadan kaldıramadı. Hatta bunlar Mu‘tasım halife olduğu zaman (833) Vâsıt ve Basra arasındaki sahaya tamamen hâkim olmuşlar ve Bağdat’a hiçbir şey göndermemeye başlamışlardı. Bölgede durumun kötüleştiğini gören yeni halife, Zutlar üzerine Uceyf b. Anbese kumandasında 5000 kişilik bir kuvvet gönderdi. Uceyf yedi aylık bir mücadeleden sonra Zutlar’ı teslime mecbur etti (Ocak 835). Bölge için çok daha büyük tehlike 869 yılında Zencîler’in isyanı ile ortaya çıkmıştır. Doğu Afrika’dan getirilen zenci köleler Basra civarında büyük gruplar halinde çok kötü şartlarda tarlalarda, tuzlalarda ve güherçile ocaklarında çalıştırılıyorlardı. Ali b. Muhammed adında bir kişi, kendisinin Hz. Ali soyundan geldiğini iddia ederek ve Zencîler’e zenginlik vaad ederek onları isyana sevketti. Zencîler kısa zamanda büyük bir güç haline geldiler. Bataklıklar arasında kurdukları Muhtara şehri hareket üsleri oldu. Basra ve çevresini ele geçirerek etrafa dehşet saçıyorlardı. Abbâsîler’le Zencîler arasındaki mücadeleler 883 yılına kadar sürmüş ve Ali b. Muhammed’in esir edilmesiyle sona ermiştir.

Büveyhîler’in Bağdat’ı işgallerinden (945) kısa süre sonra İmrân b. Şâhîn, işlediği cinayetin cezasından kurtulmak için bataklık bölgeye sığınmış ve etrafına topladığı eşkıya güruhu ile Basra-Bağdat yolunu tehdit etmeye başlamıştı. Büveyhîler İmrân üzerine kuvvetler gönderdiler, fakat bataklık sebebiyle onu bertaraf edemediler. Bunun üzerine İmrân’ı Batîha bölgesine vali tayin ettiler. Ancak bu tayin de işe yaramadı. İmrân ölümüne kadar (979) bölgenin hâkimi olarak kaldığı gibi oğulları da 1021 yılına kadar bölgeyi ellerinde tuttular. Bölge halkı manda sürülerinden elde ettikleri yağı, ayrıca balık ve kamış satarak büyük kazanç sağlamışlardır.

Daha sonraki yüzyıllarda Batîha ve çevresi mahallî hânedanlardan Muzafferîler, Mezyedîler ve Benî Müntefık’ın kısmen veya tamamen hâkimiyetlerine girmiştir. İlhanlılar Irak’ı zaptedince (1258) Batîha da onların hâkimiyetine geçti. Bu devirden itibaren el-Cezâir (el-Cevâzir) adını alan bölgede Arap kabileleri karışıklıklar çıkarmaya devam etmiştir. 1393 yılında Timur tarafından zaptedilen bölge 1423’te Celâyirliler’in ve 1440 yılında da Muşa‘şaalar’ın idaresine geçmiştir. Kanûnî Sultan Süleyman 1546 yılında bölgeyi Osmanlı topraklarına kattı. Ancak coğrafî yapısı sebebiyle burada sağlam bir hâkimiyet kuramadı. İktidar boşluğunu yarı müstakil hareket eden kabileler doldurmuşlardır. Bu durum Midhat Paşa’nın valiliğine (1868) kadar devam etmiştir. Midhat Paşa Batâih’i Bağdat vilâyetine bağlı bir mutasarrıflık haline getirerek büyük ölçüde asayişi sağlamıştır. I. Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı Devleti hâkimiyetinde kalan Batîha kanlı mücadelelere sahne olmuş ve savaştan sonra Irak’la birlikte İngiltere’nin mandası altına girmişti. 1921 yılında Irak Krallığı’nın kuruluşundan sonra bu devletin bir parçası oldu. Bugün de bölge halkının sağlığını tehdit eden çeşitli hastalıkların kaynağı olma özelliğini korumaktadır.


BİBLİYOGRAFYA

, s. 418-419, 501, 536-538, 544.

, II, 576.

, s. 59, 174.

, s. 93, 94, 98, 185.

, bk. İndeks.

, s. 153, 157, 158.

, I, 215, 224 vd., 288.

, s. 13, 79, 85.

, s. 18, 233, 235, 238.

, s. 32, 34, 53, 119, 125, 127, 133.

, I, 450-451.

M. Streck, Die alte Landschaft Babylonien nach der arabischen Geographen, Leiden 1900, I, 31, 39-42.

a.mlf., “Batîha”, , II, 334-339.

a.mlf. – Saleh el-Ali, “al-Baṭīḥa”, , I, 1126-1130.

G. le Strange, The Lands of the Eastern Caliphate, Cambridge 1930, s. 26-29, 40-43.

Abbas el-Azzâvî, Târîḫu’l-ʿIrâḳ beyne iḫtilâleyn, Bağdad 1937-57.

J. Wellhausen, Arap Devleti ve Sukutu (trc. Fikret Işıltan), Ankara 1963, s. 118-119, 157.

Mafizullah Kabir, The Buwayhid Dynasty of Baghdad, Calcutta 1964, s. 10-12, 25, 33, 50, 76, 81, 84, 95, 96, 125, 141, 147, 153.

G. Cornu, Atlas du Monde Arabo-Islamique à l’époque classique (IXe-Xe siècles), Leiden 1985.

Bu madde ilk olarak 1992 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 5. cildinde, 195-196 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.