BEDR el-CEMÂLÎ

بدر الجمالي
BEDR el-CEMÂLÎ
Müellif: ABDÜLKERİM ÖZAYDIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1992
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/bedr-el-cemali
ABDÜLKERİM ÖZAYDIN, "BEDR el-CEMÂLÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/bedr-el-cemali (19.11.2019).
Kopyalama metni

Suriyeli emîr Cemâlüddevle b. Ammâr’ın Ermeni asıllı bir kölesi olduğu için el-Cemâlî nisbesiyle anılır. 1063 yılında Halife Müstansır-Billâh el-Fâtımî tarafından Dımaşk valiliğine tayin edildi. Fakat halk ve askerlerin tepkisi karşısında ertesi yıl şehri terketmek zorunda kaldı. 1066’da tekrar aynı göreve getirilen ve Dımaşk’a gelip Bâbülhadîd’de birkaç gün kalan Bedr el-Cemâlî, askerler ve halkın başlattığı olaylar yatışıncaya kadar bekledi. Daha sonra Akkâ’ya gidince askerler sarayını tahrip ve yağma ettiler. Halife 1070 yılında onu Sûr şehri üzerine gönderdi. Bedr el-Cemâlî Sûr şehrini muhasaraya başlayınca şehrin hâkimi Kadı Aynüddevle, Suriye’deki Türk Emîri Kurlu Bey’den yardım istedi. Kurlu hemen Aynüddevle’nin yardımına koştu ve Bedr el-Cemâlî’nin hâkimiyetindeki Sayda’yı kuşattı. Bunu öğrenen Bedr el-Cemâlî muhasarayı kaldırıp oradan ayrılmak zorunda kaldı.

Emîr İldeniz’in, Vezir Nâsırüddevle Hasan b. Hüseyin b. Hamdân’ı öldürmesiyle başlayan karışıklıklar ve kıtlık sebebiyle Halife Müstansır o sırada Akkâ nâibi olan Bedr el-Cemâlî’yi idareyi ele almak üzere Mısır’a çağırdı. 1073 yılı Ocak ayında 100 parça gemiyle Akkâ’dan yola çıkan Bedr el-Cemâlî kendine bağlı Ermeni muhafız kuvvetlerini de yanında götürdü ve halifeye İldeniz’i tevkif etmedikçe Kahire’ye girmeyeceğini bildirdi. Bunun üzerine Müstansır İldeniz’i tevkif etmek zorunda kaldı. Ancak bundan sonra şehre giren Bedr el-Cemâlî vezir, başkumandan, başkadı ve başdâî tayin edildi. Halife tarafından kendisine “emîrü’l-cüyûş” ve “seyfü’l-İslâm” gibi pek çok unvan ve lakaplar tevcih edilen Bedr el-Cemâlî Türk, Arap, Zenci ve Berberîler’den oluşan anarşi unsurlarını bir gecede imha ederek devlet idaresine tamamen hâkim oldu. Bu tarihten sonra Halife Müstansır’ın bayram ve törenlere katılmaktan başka hiçbir yetki ve nüfuzu kalmadı. Ancak onun vezirliği sırasında Dımaşk Selçuklular’ın eline geçti (1076). Selçuklu Emîri Atsız b. Uvak Fâtımî kuvvetlerini mağlûp edip Kahire üzerine yürüyünce Müstansır ve Bedr el-Cemâlî endişeye kapılıp gerektiğinde kaçmak üzere gemiler hazırlattılar. Bu da halkın büyük tepkisine sebep oldu. Fakat daha sonraki meydan savaşında (1077) Atsız’ı mağlûp eden Bedr el-Cemâlî, bu zaferden sonra Nâsırüddevle kumandasında gönderdiği orduyla Dımaşk’ı muhasara etti, ancak netice alamadı. 1084’te âsiler tarafından ele geçirilen İskenderiye’yi kuşatıp zaptetti ve isyana katılanları kılıçtan geçirdi. Yukarı Mısır’a gidip burada da huzuru sağladı. 1085 yılında Selçuklu hâkimiyetindeki Dımaşk’ı muhasara etti, fakat şehri ele geçiremeden geri döndü. 1089’da Nasrüddevle el-Cüyûşî kumandasında gönderdiği orduyla Sûr, Sayda, Cübeyl ve Akkâ’yı zaptetti. Oğullarından birinin tahrikiyle Mısır’da başlayan olaylar Bedr el-Cemâlî’nin Suriye’deki nüfuzunu azalttı. Bu sebeple sadece Güney Suriye’deki birkaç şehir Fâtımîler’in elinde kaldı. Bedr el-Cemâlî yaklaşık seksen yaşında iken Mısır’da öldü ve Bâbü’n-Nasr’ın dışında defnedilip üzerine görkemli bir türbe yaptırıldı. Yerine oğlu Efdal geçti.

Fâtımî Devleti’nin yedi yıl süren kıtlık, anarşi ve karışıklıklar içinde çökmeye yüz tuttuğu bir sırada vezâret makamına getirilen ve kısa sürede huzur ve asayişi sağlayarak devleti çökmekten kurtaran Bedr el-Cemâlî, halifeleri tahakkümü altına alan vezirlerin ilki oldu. O heybetli, saygı telkin eden ve kendisinden çekinilen cesur bir devlet adamıydı. Ülkeyi her yönüyle mâmur hale getirmeye çalıştı. Çiftçilere büyük kolaylıklar sağlayarak ziraatın gelişmesine yardımcı oldu. Üç yıl boyunca onlardan hiç haraç almadı. Daha önce anarşi ve huzursuzluk sebebiyle Mısır’ı terkeden çok sayıda tüccar yurduna geri döndü. Ülkenin refah seviyesi yükseldi. Mısır’ın yıllık geliri 2 milyon dinardan 3.100.000 dinara çıktı. Bedr el-Cemâlî şair ve ediplere ilgi gösterir, onlara ihsan ve bağışta bulunurdu. Bunun yanında asayişi sağlamak amacıyla binlerce insan öldürttüğü gibi ezana Şiîler’ce benimsenen “hayye alâ hayri’l-amel” ibaresini ilâve ettirmiş ve duvarlara ashâb-ı kirâmı kınayan yazılar yazdırmıştır.

İmar faaliyetleriyle de yakından ilgilenen Bedr el-Cemâlî İskenderiye’deki Attâr Camii’ni yaptırdı ve Kahire surlarını tamir ettirdi. Askalân’daki Meşhedü’r-Re’s’i, Bâbüzüveyle, Bâbü’l-Fütûh, Bâbü’n-Nasr ve vezâret konağı olarak kullanılan Dârü’l-Muzaffer’i de o inşa ettirdi. 1085’te üzerinde bir türbe-cami yaptırdığı Kahire yakınlarındaki Mukattam tepesi hâlâ ona nisbetle el-Cebelü’l-Cüyûşî adıyla anılmaktadır.


BİBLİYOGRAFYA

İbnü’l-Kalânisî, Târîḫu Dımaşḳ (nşr. Süheyl Zekkâr), Dımaşk 1403/1983, s. 135, 154, 157, 158, 159, 165, 176, 332.

, X, 30, 60, 87, 103, 145, 176, 223, 235, 236.

, II, 448-450.

, XIX, 81, 82, 83.

, X, 95.

, IV, 64, 65, 66.

, I, 380, 381, 382.

, V, 79, 139-141.

, II, 204.

Ali Paşa Mübârek, el-Ḫıṭaṭü’t-Tevfîḳıyye, Kahire 1305/1886, I, 54; II, 195-198.

Suhayl Zakkar, The Emirate of Aleppo, Beyrut 1391/1971, s. 171.

B. Lewis, Islam, London 1974, I, 202-203.

Kemal S. Salibi, Syria Under Islam, New York 1977, s. 117, 118, 119, 120, 125, 126, 127, 129, 133, 143, 146, 149.

H. İbrâhim Hasan, Târîḫu’d-devleti’l-Fâṭımiyye, Kahire 1981, s. 171, 225, 244.

, IV, 999, 1013.

Ali Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, Ankara 1983, s. 67, 74, 77, 82, 115, 133, 134.

, II, 45.

De Lacy O’Leary, A Short History of the Fatimid Khalifate, Delhi 1987, s. 206, 208.

Yûsuf Dervîş Gavânime, “el-Efdal b. Bedrü’l-Cemâlî ve Birinci Haçlı Seferindeki Rolü” (trc. Abdülkerim Özaydın), , XIII (1987), s. 139-142.

C. H. Becker, “Bedrülcemâlî”, , II, 447.

a.mlf., “Badr al-D̲j̲amālī”, , I, 869-870.

, I, 369-370.

Bu madde ilk olarak 1992 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 5. cildinde, 330 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.