BENDER KALESİ

Müellif:
BENDER KALESİ
Müellif: SEMAVİ EYİCE
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1992
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 16.01.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/bender-kalesi
SEMAVİ EYİCE, "BENDER KALESİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/bender-kalesi (16.01.2019).
Kopyalama metni
Boğdan’ın (Moldavia) kuzeyinde Turla (Dinyestr) ırmağı kıyısındaki Bender Kalesi Osmanlı Devleti’nin son sınır kalesini teşkil ediyordu. Eski adı Tighina (Moldavca Tişno) olan Bender bu adı Türk idaresi sırasında almış olup günümüzde de Benderj adıyla haritalara geçmiştir. Bender Farsça’da “nehir kıyısında liman” anlamına gelmektedir. Arapça’da ise “pazar, ticaret yeri, mübâdele yeri” mânasındadır. “Bir geçit veya boğazı koruyan istihkâm” anlamına da gelir. XIII. yüzyılda Tatarlar buraya hâkim olmuşlar, fakat Alexandru cel Bun (1400-1432) ve Ştefan cel Mare (1457-1504) Tatarlar’ı ırmağın karşı kıyısına sürdükten sonra burada sınırı korumak üzere küçük bir kale yaptırmışlardır. Petro’nun (Petru Rareş) 1538’de Kanûnî Sultan Süleyman’a yenilmesi üzerine kale Osmanlı idaresine geçmiş ve çok kuvvetli bir biçimde yeniden inşa edilmiştir. Evliya Çelebi’nin, “Turla nehri kenarında bir tarafı alçak, cenup ve kıblesi yüksek, köfeki kayalar üzerinde kare şeklinde büyük ve yüksek bir kaledir ki her taşı fil gövdesi kadar vardır, sığır ve at karnı kadar sert kaya taşlardır” cümleleriyle tarif ettiği kalenin, “Süleyman Han’ın mimarbaşısı Sinan Ağa b. Abdülmennan bu kaleyi yaparken bütün kudretini sarfedüp günâgûn ilm-i hendese üzre kuleler, musanna‘ metin burc ü bârûlar yapmış ki vasfında lisan kasırdır” diyerek Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş olduğunu ifade eder. Mimar Sinan’ın çeşitli tezkirelerinde yaptığı her türlü eserin adları olmakla beraber kaleler yoktur. Fakat Sinan’ın Kanûnî’nin ordusu ile Kara Boğdan seferine katıldığı da bilindiğine göre bu sırada Bender Kalesi’ni de inşa etmiş olması tamamen ihtimal dışı sayılamaz.

Kalenin kapısı üstünde yerden 7 m. yükseklikte, 0,70 × 0,54 m. ölçüsünde bir mermer levhaya işlenmiş, Evliya Çelebi’nin çok yüksekte olduğu için okuyamadığını söylediği uzun bir kitâbesi vardı. Bu altı beyitlik kitâbede Kanûnî Sultan Süleyman methedilerek onun birçok yeri fethetmiş olduğu ve Boğdan Voyvodası Petro’yu da mağlûp ettikten sonra 945’te (1538-39) kaleyi inşa ettirdiği bildirilir. Kitâbe sonraları Ruslar tarafından yerinden çıkarılmıştır. N. Ivanoviç Ilminski, N. J. Veselovski, Gottwald, N. A. Marks gibi Rus tarihçileri tarafından eksik ve hatalı olarak yayımlanan bu kitâbe Romanyalı tarihçi Mihail Guboğlu (ö. 1989) tarafından etraflı bir makalede daha doğru bir biçimde incelenmiştir.

Evliya Çelebi 1656 yılında ziyaret ettiği Bender Kalesi’ni çok iyi tasvir etmiştir. Kuşatma sırasında kalede 12.000 müslüman askerin bulunduğunu bildiren Evliya Çelebi, buradaki bütün asker ve muhafız kadrosunu inceden inceye belirtir. Kale surları “20 ayak eninde” kalın bir duvardır. Kara tarafında derin bir hendeği olmasına karşılık nehir tarafında hendek yoktur. Fakat bu tarafı iki kat duvarla çevrilmiştir. Kalenin iki kapısından biri kıbleye bakan varoşa açılır. İki katlı olan bu kapının demir kanatları vardır, ayrıca hendek üzerindeki köprüsü de zincirli bir dolapla her gece yukarı alınır. Burada yukarıdan sürgü halinde inen bir de demir kafes bulunur. İkinci kapı ise ırmak kıyısına kadar uzanan dış hisara açılır. Burada da nehir kıyısında bir su kapısı olup kale içindeki evlerde yaşayanlar su ihtiyaçlarını buradan sağlarlar. Gerek yukarıdaki esas kalede gerekse aşağı hisarda Sultan Süleyman’ın iki camii vardır. Ağakapısı önünde iki şehid kabri bulunmaktadır. Kale dışında ise yüksekçe bir yerde bir namazgâh vardır. Çok derin ve temiz olan hendeğin kenarında içine çalı çırpı atılmaması için kalın direklerle bir çit uzanır. Evliya Çelebi ayrıca güzel bir İznik çanağının da süs olarak duvara gömüldüğünü bildirir.

Evliya Çelebi Bender Kalesi hakkında daha pek çok bilgi verdikten başka kalenin batı ve kıble tarafındaki kasabadan da bahsederek burada yedi müslüman, yedi hıristiyan mahallesi ve dört cami, iki sıbyan mektebi, bir hamam olduğunu da kaydeder.

Bender Kalesi’nin adı bir serhad kalesi olarak XVII ve XVIII. yüzyıllarda sık sık tarihe geçmiştir. Bender Kalesi’nin tarih içindeki talihi, daha kuzeyde ve aynı stratejik durumda olan Hotin Kalesi ile aynı seyri takip etmiştir. Burada bulunan kalenin muhafızlarından biri Muhsinzâde Abdullah Paşa idi. İsveç Kralı XII. Karl’ın (Demirbaş Şarl) Poltava Savaşı’ndan sonra (1709) Bender Kalesi dışında Varnitza adındaki bir yerde bir ev yaptırtarak 1711’e kadar bir süre burada yaşadığı bilinir. XII. Karl’ın ilticasının ardından Boğdan Beyi Mihal Rus çarına gizlice haber göndererek Bender çevresinde konaklayan İsveçliler’i yok etmesini tavsiye etmiş, bu ihaneti sonradan öğrenen muhafız Çerkez Yûsuf Paşa Mihal’i ele geçirerek İstanbul’a göndermeden bir süre Bender’de hapsetmiştir. 1712-1713’te Bender muhafızı İsmâil Paşa ile XII. Karl’ın adamları arasında “Kalabalık” olayı denilen silâhlı bir çatışma olmuş, sonunda İsveç kralı Bender Kalesi’nde Paşa Konağı’nda birkaç gün gözaltında tutulduktan sonra buradan Edirne’ye gönderilmiştir. Ruslar 1770’te iki ay devam eden bir kuşatmadan sonra Bender’i almışlar, ancak bu olay kanlı bir facia halinde cereyan etmiş, kaledeki Türkler düşman eline geçmemesi için kendi elleriyle aile fertlerini öldürmek zorunda kalmışlardır. Bender Kalesi 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile tekrar Osmanlı Devleti’ne iade edilmişse de 1788-1789’da Ruslar tarafından tekrar ele geçirilmiştir. 1792’de Yaş Muahedesi ile bir kere daha Osmanlı Devleti’ne iade edilen Bender Kalesi 1812’de Bükreş Antlaşması ile kesin olarak kaybedilmiştir. Başbakanlık Arşivi’nde bulunan keşif ve tamirat defterlerindeki (BA, Maliye, nr. M 3160, M 3162) bazı kayıtlardan öğrenildiğine göre 1178-1206 (1764-1792) yılları arasında, yani Bender Kalesi’nin el değiştirmeleri arkasından kale ve içindeki cami tamir görmüştür. Bender I. Dünya Savaşı’ndan sonra Romanya toprakları içinde Besarabya eyaletinin bir şehri olarak kalmış, fakat 1944’te Romanya’nın yenilmesi üzerine Sovyet arazisine katılmıştır. Halen Sovyet Moldavya Cumhuriyeti toprakları içinde bulunmaktadır. Romanya idaresinde iken kalede bir garnizon barınıyor ve içinde bir kiliseden başka subay lojmanları da bulunuyordu.

Bender Kalesi’nin görebildiğimiz tek fotoğrafı, dört köşesinde dört yuvarlak burç yükselen kare biçimli bu serhad kalesinin gerçekten heybetli bir yapıya sahip olduğunu belli etmektedir. Bu bakımdan aynı karakterde olan Hotin Kalesi’nin bir benzeridir. Romanya idaresinde iken esas kalenin etrafında dış hisarın kalıntıları ve toprak istihkâmları hâlâ görülebiliyordu. Bender Kalesi eğer gerçekten Mimar Sinan tarafından yapıldıysa onun sanat değeri bir kat daha artmaktadır. Bu bakımdan tam bir rölövesi çıkarılarak incelenmesi Sinan’ın askerî mimarisini tanımada yararlı olacaktır.



BİBLİYOGRAFYA
Evliya Çelebi, Seyahatnâme, V, 116-120; Silâhdar, Nusretnâme, bk. İndeks; Şem‘dânîzâde, Müri’t-tevârih (Aktepe), bk. İndeks; Voltaire, Histoire de Charles XII, Roi de Suède, Paris 1731, bl. VI; N. A. Marks, K istorji Benderskoj kreposti, Odessa 1917; St. Ciobanu, Buletinul Comisiunii Monumentelor İstorice, Bucarest 1928 (Tighina Kalesi); A. C. Pop – Z. Németh, Reiseführer durch Rumaenien, Bükreş 1932, s. 316; Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi Kılavuzu, İstanbul 1938, I, 71; Akdes Nimet Kurat, İsveç Kralı XII. Karl’ın Türkiyede Kalışı..., İstanbul 1943 (metinler ve vesikalar, bk. İndeks); Oktay Aslanapa, Kırım ve Kuzey Azerbaycan’da Türk Eserleri, İstanbul 1979, s. 119-120; Muzaffer Erdoğan, “Osmanlı Mimarisi Tarihinin Arşiv Kaynakları”, TD, sy. 5-6 (1953), s. 111-112; M. Guboglu, “L’inscription Turque de Bender relative à l’éxpédition de Soliman le Magnifique en Moldavie (1538/945)”, SAO, I (1958), s. 175-187; Cevdet Çulpan, “Moldavya’da Bender Kalesi Kitabesi”, TK, IV/46 (1966), s. 881-883; a.mlf., “Kitabenin Eksiklerinin Tamamlanarak Yeniden Neşri”, a.e., V/51 (1967), s. 197; Cl. Huart, “Bender”, İA, II, 515.
Bu madde ilk olarak 1992 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 5. cildinde, 431-432 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.