BEŞÂİRÜ’n-NÜBÜVVE

بشائر النبوة
Müellif:
BEŞÂİRÜ’n-NÜBÜVVE
Müellif: MEHMET AYDIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1992
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 25.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/besairun-nubuvve
MEHMET AYDIN, "BEŞÂİRÜ’n-NÜBÜVVE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/besairun-nubuvve (25.08.2019).
Kopyalama metni

Beşâir, “sevinmek ve sevindirmek” anlamındaki beşr kökünden türeyen ve “sevindirici haber, müjde” mânasına gelen bişârenin çoğuludur. Beşâirü’n-nübüvve tamlamasındaki “nübüvve”den maksat da özel olarak Hz. Muhammed’in peygamberliğidir. Buna göre beşâirü’n-nübüvve, “Hz. Muhammed’in peygamberliğini haber veren, onun hak peygamber olduğunu doğrulayıp belgeleyen çeşitli olaylar, mûcizeler ve haberler” anlamına gelir. Bunlar için a‘lâmü’n-nübüvve, delâilü’n-nübüvve gibi başka tabirler de kullanılmaktadır (bk. DELÂİLÜ’n-NÜBÜVVE). Ancak beşâirü’n-nübüvve daha çok, ilk devirlerden itibaren Hz. Muhammed’in nübüvvetini reddeden Ehl-i kitap’a karşı müslüman âlimlerin ortaya koyduğu delillerin başında yer alan ve Hz. Muhammed’in nübüvvetinin önceki ilâhî kitaplarda da söz konusu edilip haber verildiğini belgeleyen metinler için kullanılagelmiştir.

Dinler tarihi araştırmaları göstermiştir ki Kuzey Amerika kıtası yerli kavimleri de dahil olmak üzere ilkel kabile dinleriyle eski Mısır, İran ve Çin dinlerinde, Hinduizm, Budizm, Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta ileride geleceği kabul edilen bir kurtarıcı (mesîh, mehdî) inancı mevcuttur. Kur’ân-ı Kerîm’de vahye dayalı oldukları açıkça bildirilenler dışındaki dinlerden her birinin ilâhî kaynakla ilişkisi, vahiy unsuru taşıyıp taşımadığı, özellikle bu dinlerdeki “kurtarıcı” inancıyla bu kurtarıcının Hz. Muhammed olduğunu güçlü bir şekilde hatırlatan bilgilerin nereden kaynaklandığı bilinmemektedir. Kur’ân-ı Kerîm’in Hz. Muhammed veya onun dini hakkında haberler bulunduğuna işaret ettiği “eskilerin kitapları” ifadesinden (eş-Şuarâ 26/196) yahudi ve hıristiyan kutsal kitapları dışındaki eski dinî metinlerin de kastedilip edilmediği belli değildir. Ancak en eski dönemlerden itibaren hemen bütün dinlerde bir kurtarıcı müjdesinin bulunduğu tarihî bir gerçektir. Nitekim Zerdüşt dininin kutsal kitabı olan Zend-Avesta’da Saoşyant adında birinin geleceği, bütün insanlara rehberlik edip onları ıslah edeceği ve putları kıracağı müjdelenmektedir (M. Hamîdullah, s. 375). Müfessirler Zerdüşt’ün müjdelediği bu kişinin Hz. Muhammed olduğunu ifade etmektedirler. Saoşyant kelimesi “âlemlere rahmet” anlamındadır. Hz. Muhammed de Kur’ân-ı Kerîm’in beyanına göre âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir (el-Enbiyâ 21/107).

Hint kutsal kitaplarından Veda ve Puranalar’da çölden “övülmüş” (Muhammed) adında bir bilgenin çıkacağı, “araba”sının semaya ulaşacağı (mi‘rac), büyük zaferlerinden birini 300 (Bedir Savaşı), birini de 10.000 kişiyle (Mekke’nin fethi) kazanacağı bildirilmektedir. Kalnki Purana’da ise babasına “Allah’ın kulu” (Abdullah), annesine “güvenilir” (Âmine) denileceği, bir kum diyarında dünyaya geleceği ve doğduğu şehrin kuzeyine sığınacağı (Medine’ye hicret) belirtilmektedir (M. Hamîdullah, s. 375).

Budizm’in kurucusu Buda Metteyya veya Maitreya adında birinin geleceğini, kendisinin başlattığı işi tamamlayacağını müjdelemiştir. Maitreya “merhamet, rahmet” ve “sevimli” demektir. Kur’ân-ı Kerîm de Hz. Muhammed’in âlemler için rahmet vesilesi ve müminlere karşı şefkatli ve merhametli olduğunu bildirmektedir (et-Tevbe 9/128).

Kur’ân-ı Kerîm Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderileceğinin Tevrat ve İncil’de yazılı olduğunu ifade etmekte (el-Bakara 2/146; el-A‘râf 7/157) ve Hz. Îsâ’nın onu müjdelediğini haber vermektedir: “Meryem oğlu Îsâ da şöyle demişti: Ey İsrâiloğulları! Ben Allah tarafından size gönderilmiş bir elçiyim; benden önce gelen Tevrat’ı doğrulamakta ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdelemekteyim” (es-Saf 61/6).

Yahudi kutsal kitabı Ahd-i Atîk’te Kur’ân-ı Kerîm’i doğrular mahiyette birçok peygamber tarafından verilen müjdeler yer almaktadır. Nitekim Hz. İbrâhim (Tekvîn, 12/1-3), Hz. Ya‘kūb (Tekvîn, 49/10), Hz. Mûsâ (Tesniye, 18/18; 33/2), Hz. Dâvûd (Mezmûrlar, 45/3-18), İşaya (İşaya, 21/6-7, 13-16; 42/9 vd.; 43/1, 6), Daniel (Daniel, 2/31-32; 7/13-14), Habakkuk (Habakkuk, 3/3) bu tür müjdeler vermişlerdir. Ahd-i Atîk külliyatının son kitabı olan Malaki’de, “İşte habercimi gönderiyorum...” (Malaki, 3/1) denilmekte ve kitap, “İşte rabbin büyük ve korkunç günü gelmeden önce ben size Peygamber İlya’yı göndereceğim” (Malaki, 4/5) vaadiyle son bulmaktadır. Yahudiler Ahd-i Atîk’te yer alan bu müjdelerin onlarca beklenilen mesîh*i ifade ettiğine inanırlar. Hıristiyanlar ise bu ifadelerin Hz. Îsâ’ya delâlet ettiğini ileri sürerler. İncil’lerde de gelecek olan peygamber müjdelenmiştir (Yuhanna, 1/21; 14/1516; 15/26-27; 16/7-16). Ancak bu hıristiyanlara göre “kutsal ruh”, müslümanlara göre ise Hz. Muhammed’dir (bk. FARAKLİT).

Müslüman âlimler, daha ilk dönemlerden itibaren, Hz. Muhammed’in geleceğinin Tevrat ve İncil’de yazılı olduğuna dair Kur’an’daki haberi (el-A‘râf 7/157) belgelendirmek amacıyla yahudi ve hıristiyan kutsal kitaplarını incelemeye başlamışlardır. Bu çalışmalar, yine Kur’ân-ı Kerîm’de verilen Ehl-i kitap’ın kutsal kitaplarını tahrif ettiklerine dair bilgilerle paralel yürütülmüş, Hz. Muhammed’in geleceğinin müjdelenmesiyle Kitâb-ı Mukaddes’in tahrifi şeklindeki iki olaydan biri diğerinin sebep veya sonucu olarak ele alınmıştır. İslâm tarihi boyunca müslüman âlimlerle Ehl-i kitap arasında cereyan eden münazara ve yazışmalarla kaleme alınan reddiyelerde üzerinde durulan en önemli konu tahrif ve beşâir meseleleri olmuştur. Müslümanlara göre Tevrat ve İncil’de Hz. Muhammed’in müjdelenmesiyle ilgili olarak yer alan pasajlardan bazıları şunlardır: Tekvîn, 17/20; 49/10; Tesniye, 18/17; 32/21; 33/2; Mezmûrlar, 45, 149; İşaya, 21/6-9; 42/9-17; 54; 60/1-7; 65/1-6; Daniel, 2/31-45; Matta, 3/2; 4/17; 6/10; 10/7; 13/31-32; 20/1-16; 21/33-44; Luka, 9/2; 10/9; Yuhanna, 14/15-16; 15/26; 16/7-8, 13-14.

Diğer taraftan ilk dönemlerde müslüman olmuş yahudilerin kendi beyanları ile ashabın onlardan duyup naklettikleri haberler de Hz. Muhammed’in vasıflarıyla ilgili olan, ancak bugünkü Tevrat’ta bulunmayan çeşitli bilgiler ihtiva etmektedir. Buhârî’nin naklettiğine göre ashaptan Abdullah b. Amr’a Allah Resulü’nün Tevrat’taki vasıfları sorulmuş, o da şöyle cevap vermiştir: “Allah’a yemin ederim ki Hz. Peygamber Kur’an’daki vasıflarıyla Tevrat’ta da anılmış ve: Ey peygamberim! Şüphesiz biz seni hakka şahit, müjdeci, korkutucu olarak gönderdik. Sen elbette benim kulum ve peygamberimsin. Ben sana ‘mütevekkil’ adını verdim buyurulmuş; bu peygamberin kaba ve kötü huylu, katı kalpli olmayacağı, çarşı pazarda çığırtkanlık etmeyeceği, kötülüğe kötülükle karşılık vermeyeceği, aksine kötülüğü af ve hoşgörüyle karşılayacağı bildirilmiştir” (Buhârî, “Büyûʿ”, 50, “Tefsîr”, 48/3; , II, 174).

Kur’ân-ı Kerîm’den önceki bütün dinî metinler Allah’ın bir elçisinin, bir kurtarıcının geleceğini müjdelemişken sadece Kur’ân-ı Kerîm’de gelecek için böyle bir haber yer almamıştır. Çünkü Kur’an, “Muhammed sizin içinizden herhangi birinin babası değildir; o yalnız Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur” (el-Ahzâb 33/40) demek suretiyle Hz. Muhammed’in son peygamber olduğunu bildirmiştir.


BİBLİYOGRAFYA

, II, 174.

Buhârî, “Büyûʿ”, 50, “Tefsîr”, 48/3.

Ali b. Rabben et-Taberî, ed-Dîn ve’d-devle (nşr. Âdil Nüveyhiz), Beyrut 1979, s. 65-76, 130-189.

Ebü’l-Fazl el-Mâlikî, Münteḫabü’l-celîl min tehcîli men ḥarrefe’l-İncîl, Süleymaniye Ktp., Reîsülküttâb, nr. 5, vr. 109a-116a.

Şehâbeddin Karâfî, el-Ecvibetü’l-fâḫire ʿani’l-esʾileti’l-fâcire (nşr. Bekir Zeki Avz), Kahire 1987, s. 415-464.

İbn Teymiyye, el-Cevâbü’ṣ-ṣaḥîḥ, Kahire 1964, III, 299; IV, 35.

İbn Kayyim el-Cevziyye, Hidâyetü’l-ḥayârâ fî ecvibeti’l-Yehûd ve’n-Naṣârâ, Kahire 1407/1987, s. 43-47, 75-84, 90-111, 149-150, 160.

Abdullah b. Abdullah et-Tercümân, Tuhfetü’l-erîb fi’r-red alâ ehli’s-salîb (trc. Mehmed Zihni), İstanbul 1304/1886, s. 100-111.

İzzeddin Efendi, Hak ve Bâtıl (trc. Osman Cilacı), Konya 1975, s. 121-126.

İbrâhim Müteferrika, Risâle-i İslâmiyye (haz. Halil Necatioğlu), Ankara 1982, s. 38-45.

Rahmetullah el-Hindî, İẓhârü’l-ḥaḳ, Kahire 1406/1986, II, 183-300.

Ahmed Midhat, Beşâir-i Sıdk-ı Nübüvvet-i Muhammediyye, İstanbul 1312.

Nebhânî, Ḥüccetullah ʿale’l-ʿâlemîn, Beyrut 1316, s. 81-216.

Abdülahad Dâvûd, İncîl ve Salîb, İstanbul 1329, s. 38-68.

a.mlf., Muhammed in the Bible, Doha 1980.

, I, 182-183.

M. H. Durrani, Muhammad (S. A. W.), the Biblical Prophet, New Delhi 1985.

Ekrem Sarıkçıoğlu, Dinlerde Mehdi İnancı ve Tasavvurları (doçentlik tezi, 1976), DİA Ktp., nr. 4013, s. 9-14.

A. H. Vidyarthi – U. Ali, Muhammad in Parsi, Hindoo and Buddhist Scriptures, New Delhi 1983.

M. Hamidullah, Le Saint Coran, Paris 1989, s. 60, 375.

İbrâhim Halil Ahmed, Muḥammed fi’t-Tevrât ve’l-İncîl ve’l-Ḳurʾân, Kahire, ts., s. 33-53.

Moise Schwab, “Les Non-Musulmans dans le monde de l’Islam”, , sy. 6 (1908), s. 625-633.

Bu madde ilk olarak 1992 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 5. cildinde, 549-550 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.