DEŞÎŞE - TDV İslâm Ansiklopedisi

DEŞÎŞE

دشيشة
DEŞÎŞE
Müellif: SEYYİD MUHAMMED es-SEYYİD
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1994
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 05.12.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/desise
SEYYİD MUHAMMED es-SEYYİD, "DEŞÎŞE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/desise (05.12.2021).
Kopyalama metni

Kelimenin aslı, “iri parçalar halinde dövülerek öğütülen buğday ve arpa” anlamına gelen Arapça ceşîştir. Genellikle Arap yarımadasında meşhur olup öğütülmüş hububatın et veya hurma katılarak pişirilmesiyle yapılan yemeğin adı olan ceşîşe halk dilinde deşîşe şekline dönüşmüştür.

Deşîşenin yaygınlık kazanması ve sosyal bir anlam taşıması Hz. Peygamber zamanında olmuştur. Hadislerde bir kısım sahâbenin Hz. Peygamber’e deşîşe pişirdiği, bazan da onun ashabı deşîşe yemeye davet ettiği belirtilir. Böylece bu dönemden itibaren deşîşe yemeğinin hazırlanıp dağıtılması İslâm halifeleri ve sultanları tarafından bir âdet haline getirildi. Bu yemek zamanla “deşîşe-i Resûlullah” adıyla meşhur oldu ve Haremeyn fakirlerine vakfedilen en eski sadakalardan birini oluşturdu.

Hububat sadakasının Haremeyn’e ilk olarak ne zaman ve kimin tarafından gönderildiği bilinmemektedir. Bununla birlikte Abbâsî Halifesi Muktedir-Billâh devrinde (908-932) Haremeyn’e ilk defa gönderilmeye başlanan surre içerisinde hububat da yer alıyordu. Daha sonra Memlük sultanları Mısır, Şam ve Halep’te bulunan birçok nahiye ve köyü Haremeyn halkı ve fakirlerine vakfederek bu köylerden çıkan hububatı “zahîre” adıyla Haremeyn’e yolladılar. Bu arada Haremeyn fukarasına deşîşe pişirmek üzere belli bazı köyleri de vakfettiler. Bu fakirlere tahsis edilen diğer vakıf köylerinden ayırmak için deşîşeye ait köylere “deşîşe köyleri” veya “deşîşe vakfı köyleri”, hububata ise “deşîşe hububatı” veya “Haremeyn deşâyişi” denildi. Deşîşe için ayrılan sultan vakıfları çoğalınca da bunlar “Sultan Çakmak deşîşesi” veya “Sultan Kayıtbay deşîşesi” gibi adlarla anılmaya başlandı.

Yavuz Sultan Selim Mısır’ı Osmanlı Devleti’ne kattıktan sonra eski uygulamaları sürdürerek Mısır, Şam ve Halep’teki Memlükler’e ait Haremeyn zahireleri ve deşîşe buğdayları tahsisatına dokunmadı; ayrıca oraya yeni hububat sadakası da tahsis etti. Kanûnî Sultan Süleyman ise Haremeyn ahalisine Mısır’daki birkaç köyün mahsulünü vakfetti, bu köylerden bazıları “Sultan Süleyman deşîşesi” adıyla deşîşeye ayrıldı.

Sultan vakıflarından sayılan deşîşe evkafına “ed-deşîşetü’l-kübrâ” veya “ed-deşîşetü’l-kadîme” de denilirdi. 991’de (1583) bu deşîşenin hububat miktarı 10.000 erdebe ulaştı. III. Murad Mısır’ın Buhayre, Menûfiye, Kalyûbiye, Dekahliye, Feyyûm, Behnesâ ve Saîd vilâyetlerinden birkaç köyün mahsulünü Haremeyn deşîşesine vakfetmişti. XVI. yüzyılın sonlarında mahsûlâtı 420.000 paraya (105.000 altın filori) ulaşan bu deşîşeye “ed-deşîşetü’s-suğrâ”, “ed-deşîşetü’l-cedîde” veya “ed-deşîşetü’l-Murâdiyye” adı verildi. III. Mehmed’in de Mısır vilâyetlerinde bazı köyleri deşîşeye vakfettiği bilinmektedir. Ancak XVII. yüzyılın başlarından itibaren Mısır, Şam ve Halep’teki vakıfların bozulması Haremeyn deşîşesini de etkiledi. Bu dönemde deşîşe vakıflarında vakfedenin şartlarına aykırı birçok uygulama ortaya çıktı. Bazı mücâvir devlet adamlarına deşîşe mahsullerinden tahsisat ayrıldığı gibi kira yoluyla işletilen deşîşe köyleri iltizam olarak bazı kişilere verildi. Buna rağmen deşîşe buğdaylarının XX. yüzyılın başlarına kadar Haremeyn fukarasına gönderilmesine devam edilmiştir.

Osmanlılar döneminde deşîşeye vakfedilen köyler çoğalınca bütün deşîşe vakıflarını idare etmek üzere bir nâzır tayin edildi. Daha önce Mısır’ın vakıf işleriyle birlikte deşîşenin idaresi “nâzırü’n-nüzzâr” tarafından görülüyordu. Deşîşe Nâzırlığı’nın ne zaman ihdas edildiği kesin olarak bilinmemekteyse de bunun XVI. yüzyılın ikinci yarısında olduğu söylenebilir.

Deşîşe nâzırı Mısır, Şam ve Halep’te bulunan deşîşe vakıflarının reisi sayılırdı. Nâzır, genellikle Haremeyn işlerinde tecrübesi olan Mısır emîrü’l-haccı, Mekke ve Medine şeyhülharemleri gibi devlet adamlarından veya Mısır beylerinden seçilip hükümet tarafından tayin edilirdi. Bu tayin Mısır beylerbeyine de bildirilir, tayin beratı seçilen nâzıra gönderilirdi. XVI. yüzyılın sonlarında Deşîşe nâzırı iltizam yoluyla tayin edilmeye başlandı. 994’te (1586) bir Deşîşe nâzırı iki yıl içerisinde 32.600 erdeb buğdayı teslim etmek şartıyla göreve getirilmiş, beratında iltizamını yerine getirmezse mâzul sayılacağı belirtilmişti.

Deşîşe köylerinin bütün idaresi Deşîşe nâzırına bırakıldığı için Mısır beyleri (kâşif), idarî bölge ve vilâyetleri içinde bulunan deşîşe köylerinin işlerine karışamazlardı. Deşîşe köyleri borcu olmayan emin kişilere kira ile verilirdi. Bunlar nâzırın İstanbul’a arzıyla vilâyetlerinin bazı ileri gelenleri arasından tayin edilirdi. Deşişe köy eminlerinin faaliyetlerini kontrol altında tutan ve ziraata açık toprakların durumunu sürekli gözetleyen Deşîşe nâzırı, Aşağı ve Yukarı Mısır’dan Bulak Limanı’na yirmi gemiyle gelen deşîşe mahsullerini vakıf şartlarına göre ve şer‘î kararla tahsil ederdi. Dımaşk ve Halep’teki deşîşe eminleri ise mahsullerini zamanında eksiksiz olarak Mısır’a götürüp Deşîşe nâzırına kadı vasıtasıyla teslim ederlerdi. Daha sonra deşîşenin bütün buğdayları Süveyş İskelesi’ne sevkedilip Mısır beylerbeyi ve kadısının huzurunda gemi reislerine verilirdi. Bu şekilde toplanan mahsul gemilerle Cidde’ye nakledilir, Cidde beyi gemi reislerinin elindeki muhasebe defterlerini kontrol ederek mahsulü ambara koyar ve gemi reisinin eline bir belge verirdi; daha sonra da ambardaki hububatı deşîşe mutfaklarına gönderirdi. Mekke ve Medine’de bulunan bu mutfaklarda ve imaretlerde deşîşe pişirilerek fakirlere dağıtılırdı.

Deşîşe nâzırı vakıfların muhafaza ve bakımından, hububatın eksiksiz olarak tahsili ve zamanında temininden, buğdayın temiz bir şekilde tesliminden sorumluydu. Yeni bir nâzır göreve başladığında eski nâzırın hesapları tasfiye edilir, herhangi bir borç veya zimmet varsa derhal tahsiline çalışılırdı. Bu iş bir devlet görevlisi (çavuş) ve kadı nezâretinde yapılırdı. Fakat giderek deşîşe mahsulleriyle ilgili gerek nâzırların gerekse eminlerin suistimallerinin görülmesi üzerine 1581’den itibaren deşîşe muhasebelerinin, beylerbeyinin nezâreti altında Mısır vilâyeti defterdarı tarafından Mısır Divanı’nda kontrol edilmesine başlandı.

Deşîşe nâzırlarının görevleri arasında, vakıf borçlarının tahsili yanında kâşif ve devâtdârların deşîşe köylerine vâki olabilecek tecavüzlerini önleme ve diğer önemli hususlarla birlikte bunları “kazâyâ defteri”ne kaydederek doğrudan doğruya İstanbul’a gönderme işi de bulunuyordu. Böyle bir durumda mesele Dîvân-ı Hümâyun’da görüşülür, alınan kararlar Mısır beylerbeyi, kadısı ve defterdarına bildirilirdi. XVI. yüzyılın sonlarında Haremeyn’in bütün vakıflarının idaresi Dârüssaâde ağalarına bırakılınca Deşîşe nâzırı arzı gereken meseleleri onun vasıtasıyla bildirmeye başladı, böylece doğrudan merkezle irtibatı kesilmiş oldu.

Nâzırın beratı üç yıla kadar yenilenebilirdi. Hizmette kusuru görülürse azledilir, deşîşe ile bütün ilişkisi kesilirdi. Mısır’ın sancak beylerinden seçilen nâzırlar seferlere katılmaları durumunda yerlerine bir nâib bırakırlardı. Deşîşe nâzırının yanında bir kethüdâ, bir kâtip, bir hazinedar ve birkaç hademe görev yapardı. Mısır’da ve Haremeyn’de deşîşe işleriyle meşgul olanlar maaşlarını cerâyeden, hayvanlarının yemlerini ise deşîşe hâsılâtından alırlardı.


BİBLİYOGRAFYA

, “cşş” md.

Müslim, “Mesâcid”, 265.

Ebû Dâvûd, “Edeb”, 95.

, nr. 4, s. 147, 312, 485; nr. 12, s. 233; nr. 43, s. 230; nr. 46, s. 133; nr. 51, s. 14, 15; nr. 53, s. 158; nr. 58, s. 280; nr. 60, s. 293-294; nr. 61, s. 108, 109, 110; nr. 70, s. 34; nr. 72, s. 211; nr. 73, s. 8; nr. 74, s. 250; nr. 75, s. 121; nr. 78, s. 743.

, nr. 90, s. 340, 352, 986; nr. 154, s. 107; nr. 155, s. 25; nr. 246, s. 3, 21, 39; nr. 255, s. 115.

, Mühimme Zeyli, nr. 5, s. 75.

, nr. 16.182, s. 57.

Abdülkerîm el-Kutbî, İʿlâmü’l-ʿulemâʾi’l-aʿlâm bi-binâʾi’l-Mescidi’l-Ḥarâm (nşr. Ahmed Muhammed Cemâl v.dğr.), Cidde 1402/1982, s. 106, 109, 129, 146, 148, 151.

Ahmed b. Zeynî Dahlân, Ḫulâṣatü’l-kelâm fî beyâni ümerâʾi’l-Beledi’l-ḥarâm, Kahire 1305, s. 11-13.

, II, 309-311.

Uzunçarşılı, Mekke-i Mükerreme Emirleri, Ankara 1972, s. 14.

Ahmed es-Sibâî, Târîḫu Mekke, Mekke 1984, s. 462-463.

S. J. Shaw, The Financial and Administrative Organization and Development of Ottoman Egypt: 1517-1798, Princeton-New Jersey 1962, s. 269-270.

Muhammed Ahmed Dehmân, Muʿcemü’l-elfâẓi’t-târîḫiyye fi’l-ʿaṣri’l-Memlûkî, Şam 1990, s. 75.

Seyyid Muhammed es-Seyyid Mahmud, XVI. Asırda Mısır Eyâleti, İstanbul 1990, s. 238, 268.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1994 yılında İstanbul’da basılan 9. cildinde, 214-215 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER