DUBROVNİK

Müellif:
DUBROVNİK
Müellif: ŞERAFETTİN TURAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1994
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/dubrovnik
ŞERAFETTİN TURAN, "DUBROVNİK", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/dubrovnik (21.11.2019).
Kopyalama metni

1365’ten itibaren Osmanlı Devleti’nin himayesinde bulunan ve 1806’ya kadar aynı adı taşıyan küçük bir Slav cumhuriyetinin merkezi durumunda olan şehir, VIII. yüzyılda Avarlar’dan kaçan Mora’daki Epidauroslular tarafından kayalık bir ada üzerinde Raguza (Rangia, Rausia, Raguzi) adıyla kuruldu. Etrafı kalın surlarla çevrilen ada, sonraları karaya bağlandığından bir yarımadaya dönüştü. Raguza buraya yerleşen Slavlar’ın etkisiyle giderek Slavlaştı ve yeni bir ad aldı. Çevresindeki ormanlar sebebiyle Sırpça’da “ağaçlı” mânasına gelen “Dobrava”dan kaynaklanan Dobravnik veya Dubrovnik diye anılmaya başlandı. Bu ikinci ad bazı Osmanlı kaynaklarında Venedik ile ilişkili sanılarak Dobrovenedik biçiminde kaydedilmiştir. Pîrî Reis, Kitâb-ı Bahriyye’sinde burasını Dubrevunik, Dobrovnik şeklinde zikrettiği gibi şehre Raguza dendiğini de belirtir.

Dubrovnik uzun süre Bizans, Venedik, Macaristan gibi Adriyatik’te üstünlük kuran devletlerin hâkimiyeti altında kalmıştır. Şehir IX. yüzyılda Bizans’a bağlandı. Sicilya’ya hâkim olan Ağlebîler’e ait bir filo 867’de burasını kuşattı ve Dubrovnik on beş ay süren bu kuşatmadan Bizans donanmasının yardımı sayesinde kurtulabildi. X. yüzyıl sonlarında da Venedik’e bağlandı (998). 1204 paylaşmasında Venedik Bizans’ın Balkanlar’daki topraklarını ele geçirince Dubrovnik üzerindeki hâkimiyeti daha da artarak 1358’e kadar sürdü. Fakat şehir Venedik’in gölgesinde ve izinde ticarî bir devlet halini aldı. 1282’de düzenlenen anayasa ile aristokrat bir cumhuriyet oluşturuldu ve buna Saint Blaise unvanı verildi.

Dubrovnik, coğrafî konumu sayesinde sadece Adriyatik ticaretinde değil Asya-Avrupa ticaretinde de önemli bir merkez olma özelliği kazandı. Şehir, Levante ticaretinde hâkim güç olan Venedik’ten Akdeniz’e ve Karadeniz’e giden ticaret gemilerinin kolaylıkla uğradıkları güvenli bir liman olduğu gibi İpek yolunun İstanbul-Edirne-Sofya-Niş üzerinden Adriyatik’e ulaşan uzantısının hem son hem de başlangıç noktalarından biri sayılıyordu. Buradan kalkan kervanlar Taşlıca’dan kuzeye yönelerek Avrupa içlerine kadar gidiyorlardı. Bu sebeple Dubrovnik, Asya ve Avrupa ürünlerinin taşındığı ve pazarlandığı önemli bir ticaret merkezi haline gelmişti. Şehir, özellikle Adriyatik sahillerinin ürünü olan tuzun ve çeşitli yörelerden getirilen kölelerin alınıp satıldığı bir pazar olarak tanınmaktadır. Gümüş ticaretiyle de yakından ilgilenen Raguzalılar Üsküp, Pirlepe, Prizren gibi Sırbistan’daki merkezlerden aldıkları gümüşten mâmul eşyaları doğuda pazarlıyorlardı. Venedik hâkimiyeti altındaki dönemde ticaretlerini canlı tutabilmek için yabancı malların ithali karşılığında cumhuriyete bir vergi vermeyi bile kabul etmişlerdi. Dubrovnik tüccarları Bizans İmparatorluğu topraklarına yayılıp Karadeniz’e çıktıkları gibi İskenderiye pazarına da girmişlerdi. Bu canlılık küçük cumhuriyetin küçümsenemeyecek bir ticaret filosuna sahip olmasına yol açtı. XVI. yüzyıl sonlarında 5000 kişinin çalıştığı 55.000 tonilatoluk bir ticaret filosu oluşan Dubrovnik’in ticaretten elde ettiği yıllık gelir 180-270.000 dukayı bulmuştu.

Dubrovnik Cumhuriyeti ile Osmanlılar arasındaki ilişkiler Edirne’nin alınmasından hemen sonra başladı. Çanakkale Boğazı’nın ve Balkanlar’dan İstanbul’a giden karayolunun Türkler’in eline geçmesi üzerine cumhuriyet I. Murad’a elçiler göndererek Osmanlı topraklarında ticaret izni verilmesini istemek zorunda kaldı. I. Murad da mûtat vergiler dışında yılda 500 altın duka ödenmesi şartıyla Dubrovnikliler’e ticaret serbestliği tanıyan bir ahidnâme verdi. Dubrovnik kaynaklarına göre 1365 tarihli olan bu ahidnâme ile Dubrovnik Osmanlılar’ın haraçgüzâr*ı oluyor ve dolayısıyla onun himayesi altına giriyordu. Söz konusu ahidnâme Yıldırım Bayezid’in cülûsunda (1390) yenilenmiş, Emîr Süleyman (1408) ve Çelebi Sultan Mehmed de (1414) aynı mahiyette ahidnâmeler vermişlerdi. II. Murad Dubrovnik beylerine gönderdiği 10 Temmuz 1430 tarihli fermanda, kendi ülkesinde ticaret yaptıkları halde “görüşüp tanışmak ve dostluk kurmak için” elçi göndermediklerini belirtip bazı şikâyetlerde bulunmuştu. Bunun üzerine Dubrovnik Cumhuriyeti Osmanlı Devleti’ne iki elçi gönderdi. II. Murad da 6 Aralık 1430 tarihli mektubunda gerekli vergileri ödemeleri şartıyla serbestçe alım satım yapabileceklerini bildirdi. Ticaret serbestliği dışında Dubrovnikliler’in tâbi olacakları kurallar ve kendilerine tanınan imtiyazlar Şubat 1442 tarihli fermanda daha ayrıntılı olarak belirtildi. Buna göre Dubrovnik tüccarları ancak mallarını sattıklarında Edirne, Filibe ve Kratovo’da % 2 gümrük vereceklerdi. Borçlu kalan birinin yerine bir başkası rehin tutulmayacak, Osmanlı topraklarında ölen Dubrovnikliler’in mallarına ve servetlerine el konulmayacaktı. Cumhuriyet tebaası olanlar arasındaki anlaşmazlıklar kendilerince çözülecek, bir Dubrovnikli ile bir müslüman arasındaki anlaşmazlıklarda ise Osmanlı kadısına başvurulacaktı. Bu imtiyazlara karşılık cumhuriyetin 500 duka olan vergisi yükseltilerek 1000 altın filori değerinde gümüş bir kap olarak belirlendi.

Ancak Dubrovnik’in Varna Haçlıları’na katılıp iki kadırga göndermesi dostluk ilişkilerinin bozulmasına yol açtı. Türkler’e karşı olan bu ittifaktan cesaret alan cumhuriyet yöneticileri, haraçgüzârlıktan kurtulmak ve Avlonya, Yanya gibi Osmanlı toprağı olan limanları ele geçirmek hevesine kapıldılar. Fakat Haçlılar’ın Varna’da yenilmeleri Dubrovnik’i II. Murad’a elçi gönderip eski ahidnâmenin yenilenmesini dilemek zorunda bıraktı. 1445’te verilen ahidnâmede yıllık vergi yine 1000 filori olarak belirlendi; Fâtih Sultan Mehmed’in cülûsundan sonra 1452’de 1500 filoriye yükseltildi. Cumhuriyetin Arnavutluk beyi İskender’i desteklemesi bir ara ilişkileri bozmuşsa da Dubrovnik yöneticilerinin elçilerle 1500 filori gönderip bağışlanmalarını istemeleri üzerine talepleri kabul edilerek 7 Mart 1459’da verilen yeni bir ahidnâme ile gümrük resmi % 2, yıllık haraç 1500 filori olarak hükme bağlandı.

Fâtih Sultan Mehmed döneminde imparatorluk gücünün artmasına paralel olarak Dubrovnik vergisinin sürekli arttırıldığı ve gümrük resmiyle birleştirilip 12.500 filori altına çıkarıldığı dikkati çekmektedir. Fâtih’in 13 Nisan 1469 tarihli beratına göre Dubrovnik elçileri o yıl “hediye” (haraç) olarak 5000 filori getirmişlerdi. Fakat 1471’de bu vergi 9000 filoriye çıkarılmış ve 1472 yılı için de 10.000 filori ödenmesi istenmişti. 1478’de ise yıllık haraç gümrük resmiyle birleştirilip 12.500 filoriye yükseltildi. Ancak Fâtih Sultan Mehmed’in 28 Şubat 1478 tarihli fermanına göre Dubrovnikliler’den bundan böyle gümrük alınmayacak ve 1 Aralık 1477’den sonra alınan resimler geri verilecekti.

Dubrovnik vergisi uzun süre 12.500 filori olarak kaldı. Yavuz Sultan Selim’in verdiği Şubat 1513 tarihli ahidnâmede yıllık vergiye ilâve olarak Raguzalı tüccarların eskiden olduğu gibi gümrük ödemeleri şart koşuldu. Kanûnî Sultan Süleyman’ın cülûsunda, Dubrovnik’in eskiden Mısır’da elde etmiş olduğu hakları tanıyan bir berat verildiği gibi Osmanlı topraklarında alınan gümrük de % 2,5’e indirilmişti. Fakat çok geçmeden bu oran % 5’e çıkarıldı. Cumhuriyetin gümrük resminin indirilmesi için yaptığı girişimler sonunda 1564’te Raguzalılar’ın İstanbul’a getirip sattıkları mallardan % 5, Bursa’da ve Edirne’de sattıklarından % 3, öteki yerlerde ise % 2 gümrük alınması kabul edildi. Anlaşmaya göre % 2 oranındaki resim iltizama verilecek ve Osmanlı hazinesine her altı ayda bir 50.000 akçe olarak ödenecekti.

Yıllık haraç genelde her yıl İstanbul’a gönderilen elçiler aracılığı ile hazineye teslim ediliyordu. Osmanlı başşehrine karadan giden elçilere Hersek sancak beylerince görevlendirilen bir çavuş eşlik ediyordu. Bazan da haraç oraya giden yetkili Osmanlı yöneticilerine veriliyordu. Malta seferi sırasında (1566) Dubrovnik’e uğrayan Piyâle Paşa cumhuriyetin o yılki vergisini tahsil etmişti.

Ticarî ilişkiler çerçevesinde Dubrovnikli tüccarlar Balkan yarımadasının ve Tuna boylarının önemli pazarlarına kadar uzanmışlar ve başta Üsküp olmak üzere bazı yerlerde de küçük koloniler oluşturmuşlardı. Bazı tüccarlar da İstanbul’a yerleşmişlerdi. Uğradıkları pazarlarda en çok Venedik, Floransa ve İngiliz kumaşları satıyorlar, buralardan daha ziyade bakır ile yapağı satın alıp götürüyorlardı. Öte yandan bazı Türk tüccarları da Raguza’da yerleşip iş yerleri açmışlardı.

Bunun dışında Dubrovnik Cumhuriyeti Osmanlılar’a tâbi bir ileri karakol, bir gözetleme kulesi olarak Avrupa’da olup bitenleri, özellikle de Venedik veya Haçlı donanmalarının hareketlerini öğrenmek açısından bir haber alma kaynağı idi. Padişahlar Dubrovnik beylerine sık sık mektup yazarak “südde-i saâdete olan ubûdiyetleri” gereğince o tarafları gözetleyip öğrendikleri haberleri geciktirmeden bildirmelerini istiyorlardı. Ayrıca Osmanlı yöneticileri para, savaş malzemesi, gümüş ve altın kap ya da yetenekli hekim ve hekimliğe ilişkin kitaplar gönderilmesi için de Dubrovnik’e başvuruyorlardı. Fâtih Sultan Mehmed döneminde Sadrazam Mahmud Paşa 1463 Bosna seferinde Dubrovnik beylerinden acele olarak 9000 dinar ile ikişer kantar güherçile ve kükürt gönderilmesini istemişti. Yine Mahmud Paşa, Fâtih’in beğendiği bakır, gümüş ve altın kap için Dubrovnik’e sipariş vermiş, hekimbaşı Yâkub (Jacobo) için gönderilen üç tıp kitabının alındığını belirterek yeni bir kitap daha istemişti.

Osmanlı yönetimi kendisine tâbi saydığı Dubrovnik’i bazan uyarmaktan da geri kalmıyordu. Katolik olan cumhuriyette yahudi aleyhtarı bir akım başlayıp yahudiler şehirden çıkarıldığında Kanûnî Sultan Süleyman Türk hoşgörüsünden kaynaklanan bir girişimle 1545’te Raguzalılar’dan karışıklığa son vermelerini istemişti.

Dubrovnik Cumhuriyeti’nin varlığını ve gücünü sürdürmesinde bir yandan Osmanlılar’a tâbi olması, öte yandan da papalığın koruması altında bulunması çok büyük rol oynuyordu. Ancak Akdeniz üzerinden yapılan Asya-Avrupa ticaretinin XVI. yüzyıldan başlayarak gerilemesi, cumhuriyette gelirlerin azalmasına ve refah seviyesinin düşmesine yol açtı. Karlofça Antlaşması ile (1699) Avusturya Dalmaçya’yı ele geçirince Dubrovnik, Osmanlılar’a tâbiiyet bağlarını gevşeterek Avusturya’yı gücendirmeyecek bir siyaset takip etmeye yöneldi. Fransız ihtilâl savaşlarında Napolyon Bonapart kumandasındaki ordunun Adriyatik’e yayılması ise cumhuriyetin sonu oldu. Campo Formio Antlaşması ile (1797) Dalmaçya kıyılarına yerleşen Fransızlar, 27 Mayıs 1806’da Dubrovnik’i zaptederek bu küçük devlete son verdiler. 1815 Viyana Kongresi’nde Avusturya topraklarına katılan şehir, I. Dünya Savaşı sonunda oluşturulan Yugoslavya’ya bırakıldı (1918). Yugoslavya Sosyalist Cumhuriyeti’nin Hırvatistan Özerk Bölgesi’nde bir il merkezi haline gelen Dubrovnik, 1991’de Yugoslavya’nın dağılması sırasında Sırplar’ın işgaline uğradı. Bugün Hırvatistan Cumhuriyeti sınırları içinde kalan Dubrovnik ilinin nüfusu 71.419’dur (1991).

Tarihî önemi bulunan şehirde Rönesans devrinden kalma saraylar, barok üslûbunda katedral, kilise ve çeşme gibi ünlü mimari eserler bulunmaktadır. Şehir Yugoslavya’nın dağılması sırasında Sırp saldırılarından önemli ölçüde etkilendi ve pek çok tarihî eser tahrip edildi.


BİBLİYOGRAFYA

Pîrî Reis, Kitâb-ı Bahriye, İstanbul 1935, s. 343-354.

S. Razzi, La storia di Raugia, Lucca 1595.

Luccari, Copioso ristretto degli annali di Rausa, Venedik 1605.

, VI, 445-453.

Appendini, Notizie sulle antichità storia e letteratture dei Ragusei, Ragusa 1802-1803.

Iorjo Tadič, “Le port de Raguse et sa flotte au XVIe siècle”, Le navire et l’économie maritime du Moyen Age au XVIIIe siècle, (1959).

J. Luetic, O pomortsvup Dubrovačke Republike u XVIII stoljécu, Dubrovnik 1959.

N. H. Biegman, The Turco-Ragusan Relationship, According to the Firmáns of Murad III (1575-1595) Extant in the State Archives of Dubrovnik, The Hague 1967.

a.mlf., “Ragusan spying for the ottoman Empire. Some 16th century documents from the State Archive at Dubrovnik”, , XXVII/106 (1963), s. 237-249.

, I, 222-223; III/1, s. 12; III/2, s. 114-115; IV/2, s. 116-120.

W. Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi (trc. Enver Ziya Karal), Ankara 1975, I, 128, 340-342, 469.

G. Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi (trc. Fikret Işıltan), Ankara 1981, s. 220, 290, 332, 391, 521.

F. Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası (trc. Mehmet Ali Kılıçbay), İstanbul 1989-90, I-II, bk. İndeks.

Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I, İstanbul 1990, s. 205, 305-306.

Safvet, “Raguza (Dubrovnik) Cumhurluğu”, , III/17 (1331), s. 1061-1070.

Ciro Truhelka, “Dubrovnik Arşivinde Türk-İslâv Vesikaları”, İstanbul Enstitüsü Dergisi, I, İstanbul 1955, s. 39-65.

Hazım Şabanoviç, “Dubrovnik Devlet Arşivindeki Türk Vesikaları” (trc. İsmail Eren), , XXX/119 (1966), s. 391-437.

Boško Bojović, “Dubrovnik et les Ottomans (1430-1472) 20 actes de Murâd et de Mehmed II en médio-serbe”, Turcica, XIX, Paris 1987, s. 119-173.

a.mlf., “Dubrovnik (Raguse) et les Ottomans II Onze Actes de Mehmed II en Vieux-Serbe 1473-1476”, a.e., XXIV, Paris 1992, s. 153-182.

Bu madde ilk olarak 1994 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 9. cildinde, 542-544 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.