EBÛ HAFS el-KEBÎR

أبو حفص الكبير
Müellif:
EBÛ HAFS el-KEBÎR
Müellif: MURTEZA BEDİR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 03.06.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-hafs-el-kebir
MURTEZA BEDİR, "EBÛ HAFS el-KEBÎR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-hafs-el-kebir (03.06.2020).
Kopyalama metni
Hayatına dair bilgiler son derece sınırlıdır. Muhtemelen mezar taşından hareketle nesebini en ayrıntılı biçimde veren Muînülfukarâ Ahmed b. Mahmûd’un kaydına göre tam isim zinciri Hoca Ebû Hafs Ahmed b. Hafs b. Zibrikān b. Abdullah b. Bahr el-İclî el-Buhârî’dir. Buna göre Benî İcl kabilesine mensuptur ve dedeleri ilk fetihlerle Buhara’ya yerleşmiş olmalıdır. Doğum tarihini Ebû Hanîfe’nin vefat ettiği ve Şâfiî’nin doğduğu 150 (767), ölüm tarihini de 217 (832) şeklinde belirten Muînülfukarâ kabrinin Buhara’da kendi adıyla anılan tepedeki (Tell-i Hoca) mezarlıkta olduğunu, ilim silsilesinde kendisinden sonra gelen oğlu Ebû Hafs es-Sagīr ile onun öğrencisi Sebezmûnî’nin kabirlerinin de hemen yanı başında bulunduğunu kaydeder (Târîḫ-i Mollazâde, s. 17-19).

Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin (ö. 189/805) en önemli öğrencilerinden ve kitaplarının ana râvilerinden biri olan Ebû Hafs, Horasan ve Mâverâünnehirliler için cazip bir ilim muhiti olan Bağdat’a genç yaşta gitmiş olmalıdır. Ancak hangi tarihte gittiği bilinmediği gibi hocasının fıkıh meclisine devam etmesi dışında bir bilgi de yoktur. Şeybânî’nin son eseri olan es-Siyerü’l-kebîr’in telifinden önce Bağdat’tan ayrılmıştır (Serahsî, Şerḥu’s-Siyeri’l-kebîr, I, 3). Oğlu da Buhara’nın önde gelen âlimlerindendir. Onun Irak’ın fıkhî birikimini bölgesine taşımada ve temsil etmedeki öncü rolü sebebiyle ölümünden sonra menkıbevî şahsiyeti ve hâtırası Buhara halkı arasında yaşamıştır. Nerşahî, Buhara’nın Ebû Hafs sayesinde “İslâm’ın kubbesi” adını aldığını ve ilmin bu şehirde yerleşmesini onun sağladığını söyler (Târîḫu Buḫârâ, s. 86-89). Mahmûd b. Süleyman Kefevî, Ebû Hafs tepesindeki kabrinin bir ziyaretgâh olduğunu özellikle belirtir (Ketâʾibü aʿlâmi’l-aḫyâr, vr. 122a). Târîḫ-i Mollazâde der Ẕikr-i Mezârât-ı Buḫârâ adlı eserinin ilk bölümüne “Ẕikr-i Mezârât-ı Tell-i Ḫoca” adını veren Muînülfukarâ, hem önemi hem de Buhara’nın kıble istikametindeki konumu sebebiyle Ebû Hafs Mezarlığı’nı ilk sırada zikrettiğini belirtir (s. 18). Günümüzde de bu mezarlık Buhara’nın önemli ziyaret mekânlarından biridir. Ebû Hafs isminin bir dönem Buhara şehrinde dinî bilgi konusunda güvenilirliği temsil ettiğini gösteren bir fetvayı Kefevî, Tâhir b. İslâm el-Hârizmî Nemedpûş’un Cevâhirü’l-fıḳh adlı eserinden naklen kaydeder. Buna göre Kunut duasının açıktan okunup okunamayacağına dair bir soruya Buharalı fakih Muhammed b. Fazl gizli okunması gerektiği yolunda fetva verdikten sonra fetvasına şu notu eklemiştir: “Ebû Hafs Mescidi’ndeki uygulama da böyledir” (Ketâʾibü aʿlâmi’l-aḫyâr, vr. 122a). Hanefî kaynaklarında yer almakla birlikte doğruluğu tartışmalı olan bir rivayette Ebû Hafs’ın Buhârî’yi fıkıh bilgisinin yetersizliği sebebiyle Buhara’da fetva vermekten menettiği nakledilir. Bilgisinin yetersizliğine örnek olarak da bir koyundan süt emen iki bebeğin sütkardeş sayılacağı şeklindeki fetvası gösterilmiştir (Serahsî, el-Mebsûṭ, XXX, 297). Bu fetva Buhârî’nin kendi eserlerinden veya başka kaynaklardan teyit edilemediği gibi Ebû Hafs’ın vefatı sırasında (217/832) Buhârî’nin henüz yirmi üç yaşında olduğu düşünülürse böyle bir fetvanın kendisine nisbeti pek isabetli görünmemektedir. Buhârî’nin Buhara’dan çıkarılması Horasan ve Mâverâünnehir’e dönmesinden sonra 250 (864) yılında olup Ebû Hafs’ın bu olayla ilişkilendirilmesi tamamen bir hata eseri olmalıdır. Ayrıca onun Buhara’dan ayrılmak zorunda kalmasının şehrin emîri ile aralarında mevcut bir gerilimden kaynaklandığı bilinmektedir (İbn Hacer el-Askalânî, s. 172).

Ebû Hafs, hocası Şeybânî vasıtasıyla tevarüs ettiği Ebû Hanîfe ve çevresine ait ilmî birikimi Buhara’ya taşıyan ve Buhara’da o miras üzerinden inşa edilen Hanefî yaklaşımın kurucusu/başlatıcısıdır. Sem‘ânî’nin pek çok fakih yetiştirdiğini özellikle belirttiği Ebû Hafs’ın (el-Ensâb, V, 64) Buhara Hanefî birikimi üzerinden müteahhirîn Hanefîliğine etkisi iki düzlemde gözlemlenebilir. Birincisi, onun Osmanlı âlimlerinin de dahil olduğu müteahhirîn Hanefî fıkıh silsilelerindeki tartışmasız yeridir. Kefevî’nin hemen hemen bütün sonraki âlimler için tekrar ettiği bu silsilelerde Ebû Hafs’tan öncekiler ve sonrakiler şu şekilde sıralanır: Ebû Hanîfe – Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî – Ebû Hafs el-Kebîr – Ebû Hafs es-Sagīr – Abdullah b. Muhammed es-Sebezmûnî – Muhammed b. Fazl el-Buhârî. Buhara şehrinde Hanefî fıkıh silsilesi Ebû Hanîfe’den Muhammed b. Fazl el-Buhârî’ye kadar tek bir tarikten gelirken ondan sonra birçok tarikten yayılır. Ebû Hafs el-Kebîr’in rolü, bu silsilede kısmen bir fakih olarak Hanefî fıkıh doktrinini geliştirmek şeklinde olsa da esasen onu önemli kılan husus, Ebû Hanîfe’nin fıkıh öğretisini hocası Şeybânî’nin eserleri vasıtasıyla Buhara’ya getirmesidir. Şeybânî’nin temel eserleri olan ve “zâhirü’r-rivâye” diye adlandırılan beş eserden dördü (el-Aṣl/el-Mebsûṭ, el-Câmiʿu’l-kebîr, el-Câmiʿu’ṣ-ṣaġīr ve ez-Ziyâdât) Buhara’ya Ebû Hafs el-Kebîr rivayetiyle ulaşmış ve onun nüshaları daha sonra bu kitapların bölgede aktarımının temelini teşkil etmiştir. Diğer önemli bir râvi olan Ebû Süleyman el-Cûzcânî’nin nüshaları ile Ebû Hafs’ın nüshaları arasında kurucu imamların görüşlerinin tesbiti konusunda bazı farklılıklar bulunmaktadır (Serahsî’nin el-Mebsûṭ’unda bunların sayısız örneklerini görmek mümkündür; meselâ bk. I, 91, 173; IV, 44, 146-7). Bu önemli farklardan biri Kitâbü’l-Ḥiyel’in İmam Muhammed’in eserleri arasında olup olmadığı hususudur. Cûzcânî, Şeybânî’ye böyle bir kitabın nisbet edilmesine şiddetle karşı çıkarken Ebû Hafs’ın rivayetinde bu kitap mevcut olup Hâkim eş-Şehîd el-Muḫtaṣarü’l-Kâfî’sine bunu dahil etmiş ve Serahsî de el-Mebsûṭ’ta bu bölümü şerh etmiştir. Buharalı bir fakih olarak Serahsî, Ebû Hafs’ın rivayetine güvenmektedir. Onun el-Mebsûṭ’a almakla birlikte şerhettiği metinde bulunmayan bir diğer bölüm ise Kitâbü’l-Kesb’dir. Ebû Hafs ve Ebû Süleyman tarafından rivayet edilmeyen bu bölüm için Serahsî, Muhammed b. Semâa rivayetini esas almıştır. Ebû Hafs, Şeybânî’nin beş temel kitabından es-Siyerü’l-kebîr henüz telif edilmeden Bağdat’tan ayrıldığı için bu eserin rivayeti farklı kanallardan Buhara’ya ulaşmıştır.

Ebû Hafs el-Kebîr’in -daha sınırlı olsa da- etkisinin gözlemlendiği ikinci alan fetva ve fıkıh doktrinidir. Ebû Hafs, Hanefî mezhebinde “zâhirü’r-rivâye” ve “nâdirü’r-rivâye” görüşlere ilâvede bulunma ve bunlardaki birden çok görüş arasında tercih yapma yetkisine sahip olan meşâyih içinde yer aldığından onun görüşlerine çeşitli fıkıh ve fetvâ, vâkıât, nevâzil eserlerinde rastlanır. Bu görüşlerden birkaçı şunlardır (Kefevî, vr. 122a-123a): 1. Bir erkeğin namaz kılmayan bir hanımla evliliğini sürdürmesinin uygun olmadığını söyleyen Ebû Hafs, onu boşaması durumunda gerekli mehri ödeyemeyecek halde olsa bile ondan ayrılmasının daha iyi olacağı görüşündedir. 2. Gayri müslimlerin bayram merasimine kutlama amacıyla giden ve bu sırada bir iki vakit namazını kaçıran kimsenin durumuyla ilgili olarak Ebû Hafs o kişinin bayramı yüceltmek amacıyla gitmesi durumunda dinden çıkacağını, böyle bir kasıt olmaksızın giderse bir şey lâzım gelmeyeceğini söylemiştir. 3. Ebû Hafs, vakıf mallarının uzun süreli kiralanamayacağı kuralına ek olarak çiftlik arazilerinin de en fazla üç yıllığına kiraya verilebileceğine dair fetva vermekteydi (ayrıca bk. Sadrüşşehîd, vr. 190a). 4. Müselles adı verilen bir içecek türünün sarhoş etmemesi kaydıyla Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf’a göre helâl olmasına rağmen Ebû Hafs’ın bunu haram saydığı ve kendisine yöneltilen, “Onlara karşı mı çıkıyorsun?” şeklindeki soruya da, “Onlar rahatlamak amacıyla içmeyi helâl sayıyorlardı; fakat zamanımızda insanlar günah ve eğlence (lehv) için içiyorlar. Lehv için içmek bütün imamlarımıza göre haramdır” şeklinde cevap verdiği nakledilmiştir. Ebû Hafs’ın fıkıh sahasındaki etkileri ve görüşleri kısmen bilinse de kelâma dair görüşleri hakkında sadece, “İman dil ile ikrardır” (iman sözdür) dediği ve bu görüşü sebebiyle Mürciî olduğuna dair bir atıf Sem‘ânî tarafından kaydedilmiştir (el-Ensâb, VII, 74).

Ebû Hafs es-Sagīr Muhammed b. Ahmed de Buhara ilim çevrelerinin ileri gelenlerinden biri, hatta yukarıdaki silsilede görüldüğü üzere kendi döneminde Buhara Hanefîleri’nin reisidir. Bu konumu, muhtemelen hem babasının mirasını tevarüs etmesinden hem de kendisinin Sâmânî hânedanı ile kurduğu özel ilişkiden kaynaklanmıştır. Buhara’daki siyasî kargaşaya son vermek amacıyla 260’ta (874) başta Ebû Hafs es-Sagīr olmak üzere Buhara âlimleri ve ileri gelenleri Semerkant’taki Sâmânî Hükümdarı Nasr b. Ahmed’den yardım istemiş, hükümdar da küçük kardeşi İsmâil’i Buhara’ya vali tayin etmiştir. Ebû Hafs es-Sagīr, Buhara halkının temsilcisi olarak şehri, daha sonra halifenin “Horasan emîri” unvanı vereceği Sâmânî Hükümdarı İsmâil b. Ahmed’e teslim eden eşrafın lideridir. Bu olay, kısa bir süre sonra Sâmânî başşehri yapılacak olan Buhara’da Hanefîler’le Sâmânîler arasında devletin yıkılışına kadar devam edecek çok verimli ve üretken bir iş birliğinin başlangıcını teşkil etmiştir (Nerşahî, s. 113-115; Barthold, s. 222-223; Frye, s. 130-131). Ebû Hafs es-Sagīr’in kaynaklarda çokça atıf yapılan, ancak günümüze ulaşmayan er-Red ʿalâ ehli’l-ehvâʾ adlı eseri Ehl-i sünnet dışı fırkalara karşı yazılmış olmalıdır. Eserden yapılan bir alıntıda onun, şerrin Allah’ın takdiriyle meydana geldiğini inkâr etmeleri ve her fâilin kendi fiilinin yaratıcısı olduğunu söylemeleri sebebiyle Kaderiyye’yi (Mu‘tezile) ve ölülerin dünyaya döndüğüne, ruhların tenâsüh ettiğine inanmaları, Tanrı’nın imamlara hulûl ettiğini düşünmeleri, dolayısıyla imamların Tanrı olduğunu söylemeleri, bâtın (gāib) bir imamın bulunduğuna ve bu imamın hurûcuna kadar emir ve nehiylerin askıya alındığına inanmaları, ayrıca Cebrâil’in vahyi Ali b. Ebû Tâlib yerine yanlışlıkla Muhammed’e getirdiğini söylemeleri sebebiyle Râfizîler’i İslâm’ın dışında gördüğü nakledilmektedir (Kefevî, vr. 149b).

BİBLİYOGRAFYA :

Nerşahî, Târîḫu Buḫârâ (trc. ve nşr. Emîn Abdülmecîd Bedevî – Nasrullah Mübeşşir et-Tırâzî), Kahire 1385/1965, s. 86-89, 113-115; Serahsî, el-Mebsûṭ, I, 91, 173; IV, 44, 146-147; XXX, 297; a.mlf., Şerḥu’s-Siyeri’l-kebîr (nşr. M. Hasan eş-Şâfiî), Beyrut 1417/1997, I, 3; Sadrüşşehîd, el-Vâḳıʿât, Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 918, vr. 190a; Sem‘ânî, el-Ensâb (nşr. Abdurrahman b. Yahyâ el-Muallimî), Kahire 1400/1980, V, 64; VII, 74; Muînülfukarâ Ahmed b. Mahmûd, Târîḫ-i Mollazâde (nşr. Ahmed Gülçîn-i Meânî), Tahran 1339 hş., s. 17-19; Kureşî, el-Cevâhirü’l-muḍıyye, I, 166-167; İbn Hacer el-Askalânî, Hidâyetü’s-sârî li-sîreti’l-Buḫârî (nşr. Haseneyn Selmân Mehdî), Dımaşk 1432/2011, s. 172; Mahmûd b. Süleyman el-Kefevî, Ketâʾibü aʿlâmi’l-aḫyâr min fuḳahâʾi meẕhebi’n-Nuʿmâni’l-muḫtâr, TSMK, III. Ahmed, nr. 2949, vr. 122a-123a, 149b; R. N. Frye, Bukhara: The Medieval Achievement, California 1996, s. 130-131; V. V. Barthold, Turkestan down to the Mongol Invasion, London 1958, s. 222-223; Murteza Bedir, Buhara Hukuk Okulu, İstanbul 2014, tür.yer.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul'da basılan EK-1. cildinde, 366-368 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER