EBÛ NÜVÂS

أبو نواس
EBÛ NÜVÂS
Müellif: NASUHİ ÜNAL KARAARSLAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1994
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-nuvas
NASUHİ ÜNAL KARAARSLAN, "EBÛ NÜVÂS", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-nuvas (22.09.2019).
Kopyalama metni

139’da (756-57) Ahvaz’da doğdu. 130-145 (747-762) yılları arasında doğduğuna dair farklı tarihler de verilmektedir. Babası Hâni ve annesi Cüllebân (Gülbân) Fars asıllıdır. Babası, Horasan Valisi Cerrâh b. Abdullah el-Hakemî’nin âzatlısı olduğu için kendisine Hakemî nisbesi verilmiştir. Asıl künyesi Ebû Ali olmakla birlikte Ebû Nüvâs diye tanınmıştır. Bu konuda farklı rivayetler mevcuttur. Bunlara göre, saçlarının omuzlarına kadar sarkması sebebiyle kendisine “uzun saçlı ve perçemli” anlamında Ebû Nüvâs denmiş veya Yemenli Hakemoğulları’ndan olduğu için Yemen krallarından Zûnüvâs’a izâfeten bu künyeyi almıştır.

Ebû Nüvâs küçük yaşta iken ailesi Basra’ya yerleşti; altı yaşında babasının ölümü üzerine onu annesi büyüttü. İlk eğitimi sırasında Ya‘kūb el-Hadramî’den Kur’an, annesinden Farsça öğrendi. Ayrıca bazı şiirler de ezberledi. Şiire karşı ilgisi ve kabiliyeti bu yaşlarda görülmeye başlanmıştır. Camilerdeki ilim ve edebiyat meclislerine devam etti; Ebû Ubeyde Ma‘mer b. Müsennâ’dan eyyâmü’l-Arab*la, Ebû Zeyd el-Ensârî’den de Arapça’daki garîb kelimelerle ilgili dersler aldı. Yanında çalıştığı bir attar vasıtasıyla Kûfeli şair Vâlibe b. Hubâb ile tanışarak ondan şiir sanatıyla ilgili temel bilgileri öğrendi. Ahlâk dışı söz ve tavırlarıyla tanınan bu şair onu Kûfe’ye götürdü. Basra’dan ayrılışına sebep olarak Vâlibe’nin sanatına duyduğu hayranlık gösterilmekteyse de annesinin uygunsuz davranışları yüzünden çevreden uzaklaşmak istediği görüşü ağır basmaktadır. Ancak bu çevreden uzaklaşması, onun alkole bağımlı bir hayat sürmesine ve ahlâk dışı her şeyin mubah sayıldığı bir çevreye itilmesine sebep oldu. Bu arada Kûfe’de meşhur şair Halef el-Ahmer ile tanışarak ondan faydalandı; 1000 adet urcûze ve kasideyi ezberlemek şartıyla ondan icâzet aldı. Halef el-Ahmer’in tavsiyesiyle fasih Arapça’yı kaynağından öğrenmek üzere çöle gidip bir süre bedevîler arasında kaldığı rivayet edilir. Kendi ifadesine göre aralarında Leylâ el-Ahyeliyye’nin de bulunduğu altmışı kadın çok sayıda şairden şiir rivayet etmiştir.

Ebû Nüvâs’ın üstün zekâsı ve mükemmel fizyonomisi Abbâsî sarayına girmesini kolaylaştırmış, Bağdat’a gittiği zaman Herseme b. A‘yen onu Hârûnürreşîd’e takdim etmiş, hatta söylendiğine göre İshak el-Mevsılî de halifeye ondan bahsetmiştir (Brockelmann, II, 25). Halife için yazdığı kaside üzerine ödüllendirilen şair, sarayda kazandığı mevkiini unutarak Bağdat’taki meyhâne ve batakhaneleri dolaşmaya başladı. Bunun üzerine Hârûnürreşîd ıslah maksadıyla onu bir süre hapsettirdi, olumlu sonuç alınca da kendisini bağışladı. Ancak Yemen’e mensubiyeti sebebiyle Kahtânîler’i övüp Adnânîler’i hicvedince tekrar hapse atıldı. Bu defa muhtemelen kendilerini övdüğü ve maddî desteklerini gördüğü Bermekîler’in yardımıyla affedildi. Bermekî ailesinin görevden uzaklaştırılmasıyla Bağdat’tan ayrılarak Mısır’a gitti. Kendisini çok iyi karşılayan Mısır defterdarı Hasîb b. Abdülhamîd’e kasideler yazdı (Dîvân, s. 325, 331). Hârûnürreşîd’in ölümü üzerine oğlu Emîn (809-813) tahta geçince Bağdat’a dönen şair, hilâfet sarayını bir eğlence yerine dönüştüren bu hafifmeşrep ve zevkine düşkün halifenin yanında arzuladığı ortamı buldu. Ancak içkiye aşırı düşkünlüğü veya dine karşı saygısız bir beyti sebebiyle (, I, 148) Emîn de onu hapsettirdi.

Ebû Nüvâs’ın, dostu İsmâil b. Ebû Sehl b. Nevbaht’ın veya bir meyhânecinin evinde öldüğü kaydedilmektedir. Hapiste öldüğü, hatta Nevbaht ailesini hicvettiği için bunlar tarafından öldürüldüğüne dair rivayetler ise pek doğru görünmemektedir. Ölüm yılı hakkında 195-200 (810-815) arasında değişen tarihler verilmekteyse de Emîn’in vefatından (198/813) sonra ona yazdığı mersiye (Dîvân, s. 342) şairin bu tarihte hayatta olduğunu göstermektedir. Ayrıca Me’mûn döneminde de (813-833) saraya çağrılıp bu halifenin isteği üzerine veliahtını övdüğü bilinmektedir (Muhammed Rızâ el-Hakîmî, s. 200). Annesinden önce vefat eden Ebû Nüvâs Bağdat’ta Tellülyehûd denen tepeye defnedilmiştir.

Ebû Nüvâs tefsir, hadis, fıkıh ve kelâm gibi dinî ilimlerle de meşgul olmuş, tabii ilimler, felsefe ve tıbba da ilgi duymuştur. Câhiz, dili Ebû Nüvâs’tan daha iyi bilen bir kimseye rastlamadığını kaydetmiş (bk. Hatîb, VII, 437), Vezir İsmâil b. Nevbaht ise kitapları az olmakla birlikte ondan daha bilgilisini görmediğini söylemiştir (bk. Muhammed Rızâ el-Hakîmî, s. 193).

Hiç evlenmeyen Ebû Nüvâs’ın şiirlerinde birçok kadının adı geçmektedir. Özellikle Basra’daki ilim meclislerine devam eden güzel câriye Cenân için yazdığı şiirlere Ebü’l-Ferec el-İsfahânî ayrı bir bölüm tahsis etmiştir (el-Egānî, XVII, 2; bunların en meşhuru için bk. Dîvân, s. 53). İbnü’l-Mu‘tez’e göre her türlü sapık ilişkide bulunan Ebû Nüvâs bunları örtbas etmek için şiirlerinde adları geçen kadınları paravan olarak kullanmıştır.

Ehl-i beyt’e sempatiyle bakan şair, aynı zamanda Abbâsîler’in hilâfetini meşrû kabul etmiş ve Hârûnürreşîd’i, kendisini hapse attıktan sonra bile gönüllerde taht kuran bir hükümdar diye övmüştür (Dîvân, s. 643). Şiirlerinin Arap tarihi kadar İran tarihinden de birtakım unsurlar ihtiva etmesine bakarak, Abbâsî dönemi kültür yapısında Fars kültürünün büyük payı da düşünülecek olursa, onun İran yanlısı bir Şuûbî olduğunu iddia etmek zordur. Nitekim aşırı İran yanlısı olan Ebân b. Abdülhamîd el-Lâhikī’yi hicvetmesi de bu hususu teyit etmektedir. Abbâsî dönemi hayatını İslâm öncesi bedevî hayatına tercih edişi ve bu tercihin şiirinin şekil ve muhtevasını etkileyişi, sadece yaşadığı hayattan memnuniyetinin ifadesi olarak kabul edilmelidir.

Dil ve edebiyatın yanı sıra Kur’ân-ı Kerîm ve dinî ilimlerle de ilgilendiği bilinen şairin dinî inançları, alışkanlıklarının oluşturduğu ahlâkî yapısının etkisiyle olumsuz yönde gelişmiştir. Bu olumsuz gelişme felsefî bir temele dayanmayıp onun anladığı tarzdaki zevklerin din tarafından yasaklanmış olmasına bir tepki şeklinde tezahür etmektedir. Yaşadığı bayağı hayat tarzını dost ve yakınlarının tenkit etmesi onun üzerinde olumlu etki yapmamıştır. Hârûnürreşîd ve Emîn’in kendisini hapsetmeleri bile işe yaramamıştır. Esasen bu çeşit tenkit ve teşebbüslerin onun üzerinde bir etkisi olmayacağını ve ölene kadar böyle yaşamaya kararlı olduğunu kendisi de ifade etmiştir (, I, 148). 190 (806) yılında hacca giden Ebû Nüvâs, yaşı ilerleyince filozof şair Maarrî gibi zâhidâne şiirler söylemiştir (Dîvân, s. 587). Bu durumu dikkate alınarak onun inanç ve davranışlarında bazı iyileşmelerin görüldüğü ileri sürülmüşse de şairin alışkanlıklarından pek vazgeçmediği kaydedilmektedir.

Esasen Ebû Nüvâs dini önemli bir mesele olarak görmemiştir. Annesinin durumuyla başlayıp gittikçe artan bunalımı onu içkiye ve kaba zevklere düşkün hale getirmiş, sonunda tam bir hedonist olarak başka şeyle ilgilenmeye ayıracak vakit bulamamıştır. Ebû Nüvâs müstehcen (mücûn) şiirlerine rağmen sanatında bir zirve ve zamanının İmruülkays’ı sayılmaktadır. Onu Beşşâr b. Bürd ile karşılaştıran Câhiz, Beşşâr’ın çok kolay şiir nazmedebilecek kabiliyette, Ebû Nüvâs’ın ise son derece lirik ve duygulu şiirler söyleyecek güçte yaratıldığını belirtmektedir.

Ebû Nüvâs, başlangıçta yadırganmasına rağmen kasidenin iç yapısını istediği şekilde değiştiren ve bunu kabul ettiren bir şairdir. Şiirin klasik temalarının hepsini işlemiş olmakla birlikte daha ziyade şarap ve mücûn şairi sayılır. En güzel aşk şiirlerini terennüm eden bu şen şakrak şair, “talel” denilen eski yurt yıkıntılarına ağlama geleneğine şiirinde çok az yer vermiştir. Ayrıca sanatkâra realist olmayı ve hayatın gerçeklerini terennüm etmeyi tavsiye eder. Ebû Nüvâs’ta şiir hem kelimelerin seçimi hem de anlam yönünden büyük bir gelişme göstermiştir. İbn Reşîḳ el-Kayrevânî’ye göre de Ebû Nüvâs önceki şairlerin kullandığı üslûbu aşmış, belli lafızlara bağlı kalmamıştır. Bu sebeple şiirinde halk dilinden sözlere, bazı nâdir kelimelere ve çok sayıda Farsça tabire yer verdiği görülmektedir. Klasik üslûp ve kalıpları türün özelliği olarak bilhassa av şiirlerinde kullanmıştır. İnce bir duygu ve üstün zevke sahip olan şair zarif, net, anlaşılması kolay ve mûsikisi olan kelimeleri seçmekte çok başarılıdır. Methiyelerinde bile eski üslûptan kaçınmış olmasına rağmen (Şevkī Dayf, Târîhu’l-edeb, III, 229) nahivciler yine de onun şiirleriyle istişhâd etmişlerdir.

Usta ve titiz bir şair olan, bu sebeple de günde ancak bir iki beyit söyleyebilen Ebû Nüvâs’ın mükemmel şiirleri yanında sarhoşken ulu orta söylediği zayıf şiirleri de bulunmaktadır. Şarap şiirleri genel olarak sapık ilişkilere ve birtakım edep dışı konulara dair mücûnî beyitlerle karışıktır. Bu şiirlerinde mânevî ve ahlâkî değerleri önemsemez, hatta onlarla alay ederek fuhşu ve umursamazlığı özendirir. Kendisi gibi müstehcen şiirler söyleyen Ömer el-Verrâk, Hüseyin b. Dahhâk el-Hâlî, Vâlibe vb. şairlerle bu tür atışmaları özel bir divanda toplanmıştır.

Şairin geçim kaynağını teşkil eden methiyeleri pek çoktur. Bunlar daha ziyade Abbâsî halife ve emîrleriyle Bermekîler ve Mısır Defterdarı Hasîb için söylenmiştir. Keskin hicivleri yer yer alaycı ve iğneleyici olup eleştirdiği kimsenin şahsına ve onun değerlerine saldırılarla doludur. Az sayıdaki kısa mersiyeleri ise samimi ve etkileyicidir.

Av şiirlerinde eski üslûp ve kalıpları tercih etmekle beraber mâna ve lafız yönünden bazı yeniliklere yer vermiştir. Av, av eşyası ve çeşitli hayvanları tasvir ederken çokça kullandığı edebî sanatlarla da dikkat çekmektedir. Ebû Nüvâs bu hususta eski Arap şiirinin hayvan tasvirlerini örnek almıştır; ancak kendisinin de bu tür şiire bir özellik kazandırdığı görülmektedir (, I, 148; Dîvân, s. 101-110).

Ebû Nüvâs’ın divanının başlıca özelliklerinden biri, eski şiirin ve ilk İslâmî asırlara ait ürünlerin ana temaları hakkında fikir vermesidir. İlk defa bu divanda av şiirlerine ayrı bir bab tahsis edilmiştir. Ayrıca hamriyyâta ait bab da daha önceki eserlerde yer almamıştır. Ancak şiirleri kendisi hayatta iken derlenmediğinden birçoğu kaybolduğu gibi kendisine ait olmayan birçok hamriyyât ve gılman gazeli de ona nisbet edilmiştir.

Ebû Nüvâs’ın şiirleri, biri anonim olmak üzere üç ana rivayetle günümüze intikal etmiştir. Râvilerden Ebû Bekir es-Sûlî, sahih görünmeyen hiçbir şiiri divana almamaya aşırı bir özen göstermiş ve şiirleri alfabetik sıraya dizmiştir (, I, 148; yazma nüshaları ve basımları için bk. Sezgin, II, 546-550). Diğer râvi Hamza el-İsfahânî’nin konu olarak on bir baba ayrılan derlemesinde ise bu dikkat gösterilmemiş, ona nisbet edilen veya en azından ona ait olduğu şüpheli şiirlere de yer verilmiştir. İsfahânî, 13.000 beyitten oluşan 1500 şiiri derlediği bu divanda Ebû Nüvâs’la ilgili birçok tarihî mâlûmat toplamış ve Ebû Nüvâs’ın Mühelhil b. Yemût b. Müzerra‘ tarafından tesbit edilen serikatıyla ilgili (bk. SERİKA) bir risâleyi de el-Egānî’ye eklemiştir. Bu serikat Muhammed Mustafa Heddâre tarafından neşredilmiştir (Kahire 1957). Divanın anonim nüshasının ise İbrâhim b. Ahmed et-Taberî’ye ait olabileceğine ihtimal verilmektedir (Hatîb, VI, 16; Brockelmann, II, 31).

Divanın çok sayıdaki neşirlerinden bazıları şunlardır: W. Ahlwardt (“Hamriyyât” bölümü, Greifswald 1861, Kahire 1277); el-Mektebetü’l-vataniyye (Beyrut 1301/1884); A. von Kremer (Almanca tercüme, Dīvān des Abū Nuwās, Vienne 1885); İskender Âsaf (Kahire 1898, 1905); Nebhânî (Kahire 1322-1323); Mahmûd Kâmil Ferîd (Kahire 1932, 1964); Ahmed İbrâhim Celîl (Kahire 1933); Ahmed Abdülmecîd el-Gazzâlî (Kahire 1953); Abbas Mahmûd el-Akkād (Kahire 1960, Beyrut 1962); Dârü Sâdır (Beyrut 1962); Fevzî Atavî (Beyrut 1971); E. Wagner (I, Wiesbaden-Kahire 1958, II, Wiesbaden-Beyrut 1972, III, Stuttgart 1988); Gregor Schoeler (I-IV, Beyrut 1982); Ali Fâûr (Beyrut 1987).

Ebû Nüvâs’a nisbet edilen bir urcûze İbn Cinnî tarafından şerhedilmiş ve bu şerhi Muhammed Behcet el-Eserî Tefsîru urcûzeti Ebî Nüvâs adıyla neşretmiştir (Dımaşk 1966, 1979). Ayrıca Süleyman Sûdî’nin de Himmetzâde imzasıyla Ebû Nüvâs’tan yaptığı Letâif-i Ebû Nüvâs adlı bir tercümesi vardır (İstanbul 1921).

Behcet Abdülgafûr Muhammed’in Dîvânü Ebî Nüvâs bi-rivâyeti’s-Sûlî adıyla Bağdat Üniversitesi’nde hazırladığı doktora tezi yayımlanmıştır (Bağdad 1980).

Arap folklorunda efsanevî bir şahsiyet haline gelen Ebû Nüvâs daha yaşadığı devirden itibaren müstakil eserlere konu olmuş, ilk olarak arkadaşı Ebû Hiffân Ahbâru Ebî Nüvâs’ı yazmıştır. İstanbul’da Hekimoğlu Ali Paşa Kütüphanesi’nde iken 1948’de Kahire’ye götürülen bu eserin yazma nüshası açıklamalar, diğer bazı eserlerden yapılan bir ek ve girişle birlikte Abdüssettâr Ahmed Ferrâc tarafından neşredilmiştir (Kahire 1954). İbn Manzûr’un aynı adı taşıyan eseri ise önce Muhammed Abdürresûl’ün şerhiyle basılmış (Kahire 1924), daha sonra Şükrî Muhammed Ahmed (Bağdad 1952) ve Ömer Ebü’n-Nasr tarafından yayımlanmıştır (Ebû Nüvâs, Beyrut 1987). Bugüne ulaşmayan aynı isimdeki bazı eserler yanında (Sezgin, II, 544-545) Ebû Nüvâs’la ilgili birçok yeni çalışma yapılmış olup bazıları şunlardır: Abbas Mustafa Ammâr, Ebû Nüvâs: hayâtüh ve şiʿruh (Kahire 1929); Abdülhalîm Abbas, Ebû Nüvâs (Kahire 1944, 1966, 1986); Cemîl Saîd, Teṭavvürü’l-ḫamriyyât fi’ş-şiʿri’l-ʿArabî mine’l-Câhiliyye ilâ Ebî Nüvâs (Kahire 1945); Muhsin el-Emîn, Ebû Nüvâs el-Hasan b. Hâniʾ (Dımaşk 1947); Abdurrahman Sıdkī, Ebû Nüvâs: kıssatü hayâtih (Kahire 1953); Kusay Sâlim Ulvân, el-Hareketü’n-nakdiyye havle şiʿri Ebî Nüvâs fi’t-türâsi’n-nakdî ve’l-belâgī (Kahire 1977, Kahire Üniversitesi’nde yapılmış doktora tezi); Vincent Monteil, Abū-Nüwās le vin, le vent, la vie (Paris 1979); Corc Abdû Ma‘tûk, Ebû Nüvâs fî Şiʿrihi’l-hamrî (Beyrut 1981); Muhammed en-Nüveyrî, eş-Şiʿrü’l-hissî ʿinde Ebî Nüvâs (Tunus 1982); Ahlâm ez-Zaîm, Ebû Nüvâs beyne’l-ʿabes ve’l-iġtirâb ve’t-temerrüd (Beyrut 1986); el-Arabî Hasan Dervîş, Ebû Nüvâs: kadıyyetü’l-hadâse fi’ş-şiʿr (Kahire 1987); Fârûk Ahmed el-Mîhî, el-Gazel fî şiʿri Ebî Nüvâs (Kahire 1988); Ömer Ferruh, Ebû Nüvâs: şâʿiru Hârûn er-Reşîd ve Muhammed el-Emîn (Beyrut 1988); Salâh Abdülhâfız, es-Sihriyye ve bidâyâtü’t-tahavvül fi’ş-şiʿri’l-ʿAbbâsî ʿinde Beşşâr b. Bürd ve Ebî Nüvâs (İskenderiye 1989) (ayrıca bk. bibl.; diğer bazı çalışmalar ve Batı dillerindeki araştırmalar için de bk. Sezgin, II, 544-550).


BİBLİYOGRAFYA

Ebû Nüvâs, Dîvân, Beyrut 1962.

İbn Kuteybe, eş-Şiʿr ve’ş-şuʿarâʾ, Kahire 1966, s. 770.

İbnü’l-Mu‘tez, Ṭabaḳātü’ş-şuʿarâʾ (nşr. Abbas İkbal), London 1939, s. 93.

, XVI, 48-151; XVII, 2-8.

İbn Cinnî, Tefsîru urcûzeti Ebî Nüvâs (nşr. Muhammed Behcet el-Eserî), Dımaşk 1400/1979; ayrıca bk. nâşirin mukaddimesi, s. 52-71.

, VI, 16; VII, 436-457.

İbn Reşîḳ el-Kayrevânî, el-ʿUmde (nşr. M. Karkazân), Beyrut 1408/1988, II, 978-979, ayrıca bk. tür.yer.

İbnü’l-Enbârî, Nüzhetü’l-elibbâʾ, Kahire 1386/1967, s. 77-80.

, I, 240-243.

İbn Manzûr, Ebû Nüvâs (nşr. Ömer Ebü’n-Nasr), Beyrut 1987.

, I, 345-347.

, I, 347-348.

Abdülmüteâl Mansûr, el-Fuḳahâʾ ve’l-iʾtinâs fî mücûni Ebî Nüvâs, Kahire 1316/1899.

, IV, 254-282.

Ahmed Ferîd Rifâî, ʿAṣrü’l-Meʾmûn, Kahire 1927, III, 206-248.

Abbas Mustafa Ammâr, Ebû Nüvâs: ḥayâtüh ve şiʿruh, Kahire 1929.

Mahmûd Kâmil Ferîd, Dîvânü Ebî Nüvâs, Kahire 1932.

, II, 158-166.

a.mlf., Ebû Nüvâs: dirâse ve’n-naḳd, Beyrut 1932.

a.mlf., Ebû Nüvâs ve muḥtârât, Beyrut 1932-33.

a.mlf., Ebû Nüvâs: şâʿiru Hârûn er-Reşîd ve Muḥammed el-Emîn, Beyrut 1933.

Abdülhalîm Abbas, Ebû Nüvâs, Kahire 1944.

Muhammed Nüveyhî, Nefsiyyetü Ebî Nüvâs, Kahire 1953.

Abbas Mahmûd el-Akkād, Ebû Nüvâs el-Ḥasan b. Hâniʾ, Kahire 1954.

, II, 60-64.

Ali Ahmed Zübeydî, Zühdiyyâtü Ebî Nüvâs, Kahire 1959.

Mârûn Abbûd, Edebü’l-ʿArab, Beyrut 1960, s. 191-195.

Haydar Râmiz, Rubâʿiyyâtü Ebî Nüvâs, Beyrut 1965.

Ebü’l-Kāsım Muhammed – Abdullah Şerît, eş-Şahsiyyâtü’l-edebiyye, Beyrut 1966, s. 219-227.

, II, 543-550.

Nihad M. Çetin, Eski Arap Şiiri, İstanbul 1973, s. 74, 76, 85-86.

, III, 220-237.

a.mlf., el-Fen ve meẕâhibüh, Kahire 1976, s. 157-164.

Abdülvehhâb es-Sâbûnî, Şuʿarâʾ ve devâvîn, Beyrut 1978, s. 145-150.

, II, 24-32.

Muhammed Rızâ el-Hakîmî, Târîḫu’l-ʿulemâʾ ʿabre’l-ʿuṣûri’l-muḫtelife, Beyrut 1983, s. 193-202.

Mustafa eş-Şek‘a, eş-Şiʿr ve’ş-şuʿarâʾ fi’l-ʿaṣri’l-ʿAbbâsî, Beyrut 1986, s. 271-316.

Halîl Merdem Bek, Ebû Nüvâs el-Ḥasan b. Hâniʾ, Dımaşk 1406/1986.

Andras Hamori, “Abū Nuwās”, Dictionary of the Middle Ages, New York 1989, I, 27-28.

Şâkir Fehhâm, “et-Taʿrîf ve’n-naḳd dîvânü Ebî Nüvâs”, , LXVI/2 (1991), s. 286-315.

H. Ritter, “Ebû Nuvâs”, , IV, 41-43.

E. Wagner, “Abū Nuvās”, , I, 147-149.

Bu madde ilk olarak 1994 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 10. cildinde, 205-207 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.