EBÛ NÜMEY

أبو نمي
Müellif:
EBÛ NÜMEY
Müellif: FERİDUN EMECEN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1994
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 12.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-numey
FERİDUN EMECEN, "EBÛ NÜMEY", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-numey (12.07.2020).
Kopyalama metni

Şerif II. Berekât’ın oğlu olup 9 Zilhicce 911’de (3 Mayıs 1506) doğdu. Sekiz yaşında iken babası tarafından Mısır’a gönderildi. Memlük Sultanı Kansu Gavri onu Hicaz ve Yenbu‘ hâkimi olarak tanıyıp babası ile müşterek emirlik yapmak üzere kendisine şeriflik beratı verdi. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethinden sonra emirliklerini tasdik ettirmek ve itaatlerini bildirmek üzere Kahire’ye gitti. Bazı kaynaklara göre Yavuz Sultan Selim Kahire’de iken Mekke ve civarının zaptı için asker yollamayı düşünmüştü. O sırada Kahire’de sürgünde bulunan eski Mekke kadısı Selâhaddin İbnü’s-Suûd bunu duyunca padişaha, Mekke şerifinin zaten bağlılık arzedeceğini, bu sebeple asker sevkine lüzum olmadığını bildirmiş, sultandan gerekli teminatı aldıktan sonra da Mekke Emîri Berekât’a haber yollayarak oğlunu itaat ve bağlılık sunmak üzere Yavuz Sultan Selim’e göndermesini istemişti (Seyyid Ahmed b. Zeynî, s. 50).

İbn İyâs’a göre 15 Cemâziyelâhir 923’te (5 Temmuz 1517; Haydar Çelebi’ye göre 13 Cemâziyelâhir / 3 Temmuz) Kahire’ye gelen Ebû Nümey 6 Temmuz’da divana davet edildi; burada babasının hediyelerini, Kâbe’nin anahtarlarını ve bazı mukaddes emanetleri sunarak padişaha bağlılık bildirdi. Kendisine büyük hürmet gösterildi. 12 Temmuz’da tekrar padişahın huzuruna çıkıp el öptükten ve hil‘at giydirildikten sonra Mekke’ye dönmesine izin verildi. Yavuz Sultan Selim emirlik sembolü olarak Şerif Berekât’a götürülmek üzere berat ve hil‘at vermiş, Haremeyn ahalisine dağıtılmak için de 200.000 altın ve bol miktarda zahire yollamış, ayrıca Kansu Gavri tarafından Kahire’de hapsedilen bazı Mekke ileri gelenlerini serbest bırakıp Ebû Nümey ile birlikte geri dönmelerini sağlamıştı. Böylece Hicaz Osmanlı idaresine girdiği gibi Osmanlı padişahları da “hâdimü’l-Haremeyn” sıfatıyla anılmaya başlandılar (Kutbüddin Mekkî, s. 24-26; Hacı Âlî b. Halîl, vr. 9a-b).

Ebû Nümey, müşterek emirlik yaptığı babasının ölümü üzerine 1525’te tek başına emîr oldu ve kendisine Kanûnî Sultan Süleyman tarafından emirlik beratı gönderildi. Onun uzun süren emirlik dönemi bazı meselelere rağmen Osmanlı idaresinin yerleşme devresini teşkil etti. Emirliği döneminde çıkan olaylar Yemen meselesi, çeşitli isyanlar, hac kafileleriyle ilgili hususlar, bölgedeki bazı Osmanlı idarecileri ve askerleriyle olan anlaşmazlıklar çerçevesinde şekillendiyse de ciddi bir tırmanma eğilimi göstermeden yatıştırıldı. Ebû Nümey, önce bölgede büyük şöhrete sahip Selman Reis ile Cidde İskelesi gelirleri yüzünden anlaşmazlığa düştü. Daha sonra 944’te (1537) Yemen’de Kızıldeniz kıyısındaki Câzan’a yürüyüp burayı kendisine bağladı. Fakat o sırada Hint Seferi’nden dönen Hadım Süleyman Paşa Yemen’in zaptı sırasında Câzan’ı kendi kontrolü altına aldı ve emîrin adamını buradan uzaklaştırdı.

Hac için Mekke’ye gelen Süleyman Paşa ile iyi geçinmeye dikkat eden Ebû Nümey, oğlu Ahmed’i İstanbul’a götürmesi için ona ricada bulundu. Şerif Ahmed İstanbul’da büyük ilgi gördü; bizzat padişah tarafından kabul edildi ve kendisine babası ile müşterek olarak Mekke emirliği beratı verildi. Ebû Nümey 1540’ta Şam emîr-i haccı Hüseyin Bey ile Şam hacılarının bazı eşyalarının Mekke’de çalınması üzerine çıkan olaylar yüzünden anlaşmazlığa düştüyse de, Süleyman Paşa’nın raporuna göre, Ebû Nümey ve oğlu Emîr Ahmed, bu anlaşmazlığı ve olayları şahsî gayretleriyle yatıştırmışlardı (TSMA, nr. E. 6607/2). 1541’de, Süveyş’te bulunan Osmanlı donanmasını hedef alarak Kızıldeniz’e giren ve başarı gösteremeyen Portekizliler’in Cidde yakınlarında Ebiddevâir’e asker çıkarmaları üzerine Ebû Nümey Cidde beyi ile birlikte onlarla yapılan savaşa katıldı. Burada gösterdiği gayret sebebiyle Cidde gümrük gelirlerinden aldığı pay artırıldı.

1551’de Mısır emîr-i haccı Mahmud Paşa ile araları açıldı; onun şikâyetiyle, o sırada Mısır beylerbeyi olan Semiz Ali Paşa tarafından oğlu Ahmed’le birlikte görevden alınıp yerine Muhrimoğulları’ndan Zâir’in getirilmesine dair bir emir çıkartıldıysa da (1552) bu gerçekleşmedi. İstanbul’a gönderdiği raporlardan anlaşıldığına göre Ali Paşa, Cidde ve Mekke’yi tam olarak Osmanlı idaresi altına alma, hatta buraya bir sancak beyi tayin etme düşüncesindeydi (TSMA, nr. E. 5962/1-2). Fakat Osmanlı hükümet merkezinin bu fikri benimsemediği, Ebû Nümey ile oğlunun göreve devam etmesini kararlaştırdığı anlaşılmaktadır (Mühimme Defteri, TSMK, nr. K 888, vr. 249a). Ebû Nümey, emirliği birlikte yürüttükleri oğlu Ahmed’in 1554’te vefatı üzerine onun yerine diğer oğlu Hasan’ın tayini için İstanbul’a başvurdu. 22 Şevval 961 (20 Eylül 1554) tarihli beratla emirliğe getirilen oğlu Hasan’a yardımcı olmak üzere bir süre daha görev yaptı. İstanbul’a gönderdiği ve Türkçe olarak kaleme aldırdığı bir arzında, hac kafilelerinin güvenlik içinde hac farîzasını yapıp geri döndüklerini, oğlu Hasan’ın Haremeyn muhafazası için büyük hizmetleri geçtiğini bildirmişti (TSMA, nr. E. 11701/42).

Ebû Nümey, 1557’de Medine’deki Osmanlı askerleri ve bunların kumandanı Pîrî ile aralarında anlaşmazlık çıkınca kendi adamı Kutbüddin Mekkî’yi şikâyet için İstanbul’a yolladı, fakat bir sonuç alamadı. Bundan sonra bütün işleri oğluna bıraktığı anlaşılan Ebû Nümey, gönderilen nâme ve emirlerde oğlu Hasan’la birlikte anılmaya devam etti. Oğluna gönderilen tâlimatların bir sûreti de ona yollanıyordu (, nr. 6, s. 190, hk. 409). Bazı Osmanlı kaynaklarında Ebû Nümey’in adı, Koca Sinan Paşa’nın Yemen seferi sırasında hac için Mekke’ye gelişiyle tekrar zikredilmektedir (1571). Selânikî, Sinan Paşa’nın kalabalık maiyetiyle Mekke’ye gelişi üzerine Ebû Nümey’in korkuya kapıldığını, tertip ettirdiği ziyafete gitmediğini, buna kızan Sinan Paşa’nın sofrayı atlara çiğnettirip yağmalattığını, ancak daha sonra bu meselenin tatlıya bağlandığını yazmaktadır (Selânikî, I, 74; Peçuylu İbrâhim, I, 484). Muhtemelen bu olaydan sonra Ebû Nümey idarî işlerden tamamen çekilerek Yemen’de münzevi bir hayat sürmeye başladı. 9 veya 10 Muharrem 992’de (22 veya 23 Ocak 1584) burada Vâdilibâr’da vefat etti; cenazesi Mekke’ye getirilerek Muallâ Kabristanı’na defnedildi. Vefatı sırasında yetmiş sekiz yaşında olan Ebû Nümey’in bazı risâleler ve şiirler kaleme aldığı, başarılı bir idareci olduğu, Hicaz bölgesindeki halkın onun idaresi altında rahat ve huzur içinde yaşadığı devrin kaynaklarında belirtilmektedir. Suudîler’in yönetimi ele geçirmelerine kadar kendisinden sonra gelen bütün Mekke emîrleri onun soyuna mensuptur.


BİBLİYOGRAFYA

TSMA, nr. E. 5962/1-2, 6607/2, 11701/42.

, nr. 3, s. 504, hk. 1499.

, nr. 6, s. 190, hk. 409.

Mühimme Defteri, TSMK, nr. K 888, vr. 220b, 229a-b, 231a, 232b, 249a, 250a, 252a, 255b, 260b.

, V, 190.

Kutbüddin Mekkî, el-Berḳu’l-Yemânî fi’l-fetḥi’l-ʿOs̱mânî, Riyad 1967, s. 24-26, 43, 45, 87-90.

, I, 455, 500-501, 613-614.

Haydar Çelebi, Rûznâme (Münşeât içinde), s. 491.

, I, 74, 106.

, II, 371-372.

, I, 484.

Hacı Âlî b. Halîl, Telhîsü Berkü’l-Yemânî (Ahbârü’l-Yemânî), Süleymaniye Ktp., Hamidiye, nr. 886, vr. 9a-b, 24b, 25a, 43a.

Seyyid Ahmed b. Zeynî, Ḫulâṣatü’l-kelâm fî beyâni ümerâʾi’l-Beledi’l-Ḥarâm, Kahire 1305, s. 49-55.

, III, 75-76, 182.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Mekke-i Mükerreme Emirleri, Ankara 1972, s. 73-77.

Ekrem Kâmil, “Hicrî Onuncu-Miladî On Altıncı Asırda Yurdumuzu Dolaşan Arab Seyyahlarından Gazzî-Mekkî Seyahatnâmesi”, Tarih Semineri Dergisi, I/2, İstanbul 1937, s. 64-66, 7880.

S. Tansel, “Silâhşor’un Fetihnâme-i Diyâr-ı Arab Adlı Eseri”, (yeni seri), I/3 (18) (1961), s. 451-452.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1994 yılında İstanbul'da basılan 10. cildinde, 204-205 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER