EBÛ SAÎD el-HUDRÎ

أبو سعيد الخدري
Müellif:
EBÛ SAÎD el-HUDRÎ
Müellif: RAŞİT KÜÇÜK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1994
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 26.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-said-el-hudri
RAŞİT KÜÇÜK, "EBÛ SAÎD el-HUDRÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-said-el-hudri (26.08.2019).
Kopyalama metni
Medine’nin Hazrec kabilesinden olup daha çok künyesiyle tanınır. Hudrî nisbesini dedelerinden Hudre’ye nisbetle almıştır. Annesi Üneyse bint Ebû Hârise, Adî b. Neccâr oğullarından olup Resûl-i Ekrem’e biat eden hanımlardandır. Meşhur sahâbî Katâde b. Nu‘mân onun anne bir kardeşidir. Ebû Saîd, Uhud Gazvesi’ne katılmak için Hz. Peygamber’in huzuruna çıktığı zaman on üç yaşındaydı. Babası Mâlik, gelişmiş olduğunu söyleyerek onun savaşa katılmasını istemesine rağmen Hz. Peygamber buna izin vermedi. Mâlik bu gazvede ailesine bir gelir bırakmadan şehid düşünce annesi Ebû Saîd’i yardım talep etmek üzere Hz. Peygamber’e gönderdi. Resûl-i Ekrem ona, istemekten sakınanı Allah’ın iffetli kılacağını, halktan bir şey beklemeden elinde olanla yetineni zengin edeceğini, sabretmek isteyene de sabır vereceğini söyledi. O günden sonra Ebû Saîd kimseden bir şey talep etmedi. Hz. Peygamber’le birlikte ilk defa Hendek Gazvesi’ne, daha sonra on iki gazveye katıldı. Bey‘atürrıdvân’da bulundu; Resûl-i Ekrem’e biat eden sahâbîler arasında ilk sırada yer aldı.

Ebû Saîd, vefatından bir süre önce oğlu Abdurrahman’ı Cennetü’l-bakī‘a götürerek öldüğü zaman gömülmeyi istediği uzak bir köşeyi gösterdi; üzerine türbe yapılmamasını, arkasından yas tutulmamasını vasiyet etti. 74 (693-94) yılında Medine’de vefat etti ve istediği yere gömüldü. 63 (682-83), 64 (683-84) ve 65 (684-85) yıllarında öldüğüne dair rivayetler isabetli değildir. Diğer bazı sahâbîler gibi Ebû Saîd el-Hudrî’nin de İstanbul’da Kariye Camii yakınında bir makam-kabri bulunmaktadır. İstanbul’un kuşatılması sırasında şehid düştüğü ve buradaki türbede medfun olduğuna dair çeşitli eserlerde kaydedilen bilginin ise (Ünver, s. 23-24; İst.A, IX, 4857-4858) gerçekle ilgisi yoktur.

Genç sahâbîlerin en fakihi olarak bilinen Ebû Saîd el-Hudrî “imam” ve “Medine müftüsü” lakaplarıyla anılmış, pek çok ictihadı ve fetvası kaynaklarda yer almıştır. Rivayet ettiği 1170 hadisle, 1000’den fazla hadis rivayet eden yedi sahâbî arasına girmiştir. Hz. Peygamber’in, hadislerin yazılmasını yasaklamasıyla ilgili en yaygın ve sahih rivayet Ebû Saîd’den nakledilmiştir. Kendisinden hadis öğrenenlerden bazıları ezberledikleri hadisleri yazmak isteyince buna izin vermemiş, hadislerin Kur’an haline getirilmemesini söyleyerek onları ezberlemelerini tavsiye etmiştir. Ebû Saîd, Resûl-i Ekrem’den başka Hz. Ebû Bekir ve Ömer gibi önde gelen sahâbîlerden hadis rivayet etmiş, kendisinden de Abdullah b. Ömer, Câbir b. Abdullah, Enes b. Mâlik gibi sahâbîler, oğulları Âmir ve Abdurrahman, karısı Zeyneb bint Kâ‘b b. Ucre ile Ebû Seleme b. Abdurrahman, İbn Ömer’in âzatlısı Nâfi‘, Saîd b. Müseyyeb, Atâ b. Yesâr, Saîd b. Cübeyr ve Hasan-ı Basrî gibi tanınmış tâbiîler rivayette bulunmuşlardır. Ebû Saîd el-Hudrî talebelerini, “Merhaba Resûlullah’ın bize vasiyet ettiği kimseler!” diyerek karşılar, Hz. Peygamber’in, İslâmiyet’i öğrenmek üzere dünyanın dört bir yanından insanların geleceğini haber verdiğini ve ashaba onlara iyi davranmalarını tavsiye ettiğini söylerdi (Tirmizî, “ʿİlim”, 4).

Ebû Saîd’in, Bakī b. Mahled’in el-Müsned’inde mükerrerleriyle birlikte 1170, Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde 955, Sahîhayn’da 111 rivayeti bulunmaktadır. Bunlardan kırk üçü Sahîh-i Buhârî ile Sahîh-i Müslim’de, on altısı sadece Buhârî’nin, elli ikisi de sadece Müslim’in el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’inde yer almaktadır. Onun rivayetleri, Hz. Peygamber ve ashap dönemine açıklık getiren söz ve yorumlar ihtiva etmesi bakımından dikkat çekicidir. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî, Halife Ömer’in kapısını üç defa çalıp cevap alamayınca geri dönmüş, niçin öyle yaptığını soran halifeye Hz. Peygamber’in böyle dediğini söylemişti. Kendisinin Resûl-i Ekrem’den böyle bir şey duymadığını belirten Hz. Ömer ondan iddiasının ispatını isteyince Ebû Mûsâ şahit olarak genç sahâbî Ebû Saîd el-Hudrî’yi göstermişti. Muâviye b. Hakem’in bayram hutbesini bayram namazından önceye almasına karşı çıkan Ebû Saîd bunun sünnete uymadığını hatırlatmıştı. Aynı şekilde Dımaşk’ta Muâviye’nin huzuruna çıkarak beğenmediği tavırlarını tenkit etmiş, Hz. Peygamber’in, doğruyu bilenin onu söylemekten geri durmaması hususundaki buyruğu üzerine bu uyarıyı yaptığını belirtmişti.

Ebû Saîd’in kendisinden öğüt isteyen birine şunları söylediği rivayet edilir: “Allah’tan kork, çünkü her işin başı Allah korkusudur. Cihada sarıl, çünkü cihad İslâm’ın ruhbaniyeti, dünya zevk ve lezzetlerine kapılmama hissidir. Allah’ı zikretmeye ve Kur’an okumaya devam et ki seni gökte melekler, yerde insanlar arasında yaşatacak olan budur. Doğruyu söyle, bunun dışında da sükûtu tercih et. Bunları yaparsan şeytanı yenersin.”

Muhammed Sabrân Efendi el-Endenûsî, Mekke Ümmülkurâ Üniversitesi’nde Merviyyâtü’s-sahâbiyyi’l-celîl Ebî Saʿîd el-Hudrî fî Müsnedi’l-İmâm Ahmed b. Hanbel adlı bir doktora çalışması yapmıştır (Mekke 1401/1981).

BİBLİYOGRAFYA
Tirmizî, “ʿİlim”, 4; İbn Hibbân, Meşâhîr, s. 11; Ebû Nuaym, Ḥilye, I, 369-371; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, IV, 89; Hatîb el-Bağdâdî, Takyîdü’l-ʿilm (nşr. Yûsuf el-Iş), Dımaşk 1974, s. 36-38, ayrıca bk. İndeks; a.mlf., Târîḫu Baġdâd, I, 180; İbnü’l-Kayserânî, el-Cemʿ beyne ricâli’s-Sahîhayn, Beyrut 1405, I, 158-159; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe, II, 365; VI, 142; Zehebî, Teẕkiretü’l-ḥuffâẓ, I, 44; a.mlf., Aʿlâmü’n-nübelâʾ, III, 168-172; Safedî, el-Vâfî, XV, 148; İbn Kesîr, el-Bidâye, IV, 3-4; İbn Hacer, el-İṣâbe, II, 35; III, 85-86; a.mlf., Tehẕîbü’t-Tehẕîb, III, 479-480; Abdülvehhâb Abdüllatîf, el-Muḫtaṣar, Kahire 1386/1966, s. 114-115; Süheyl Ünver, İstanbul’da Sahâbe Kabirleri, İstanbul 1953, s. 23-24; a.mlf., “Ebû Saîd el-Hudrî”, İst.A, IX, 4857-4858; Fâtih Câmileri ve Diğer Târihî Eserler (haz. Fatih Müftülüğü), İstanbul 1991, s. 143, 334, 353.
Bu madde ilk olarak 1994 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 10. cildinde, 223-224 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.