el-MELİKÜ’l-EŞREF, İnal

الملك الأشرف اينال
Müellif:
el-MELİKÜ’l-EŞREF, İnal
Müellif: CENGİZ TOMAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2004
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 15.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/el-melikul-esref-inal
CENGİZ TOMAR, "el-MELİKÜ’l-EŞREF, İnal", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/el-melikul-esref-inal (15.12.2019).
Kopyalama metni
785 (1383) yılı civarında doğdu. Bir Memlük tâciri tarafından ağabeyiyle birlikte Kafkasya’dan Kahire’ye getirilerek Sultan Berkuk’a satıldı. Tabakātü’z-zimâmiyye’de ilk öğrenimini tamamladıktan sonra Sultan Ferec kendisini âzat etti. Ferec’in son döneminde hasekiliğe yükseldi, ardından devâdâriyye arasına girdi. el-Melikü’l-Muzaffer Ahmed b. el-Melikü’l-Müeyyed Şeyh devrinde atabekü’l-asâkir (el-emîrü’l-kebîr) Tatar tarafından emîr-i aşere tayin edildi (824/1421). Barsbay zamanında tablhâne emîri oldu, bir süre sonra hassa askerlerinin ikinci kumandanlığına getirildi. 831’den (1428) itibaren beş yıl Gazze nâibi olarak görev yaptı. 836’da (1433) Barsbay’ın Akkoyunlular üzerine yaptığı Âmid seferine katıldı. Başarısızlıkla sonuçlanan bu seferin ardından Ruha (Urfa) nâibi olarak tayin edildiyse de bu görevi kabul etmedi. Sultanın rütbesini yüzler emirliğine (emîr-i mie ve mukaddemü’l-elf) yükseltince Urfa nâibi oldu. 840’ta (1436-37) Safed nâibliğine gönderildi. 843’te (1439-40) Kahire’ye çağrıldı. Sultan el-Melikü’z-Zâhir Çakmak tarafından 846’da (1442) devâdâr-ı kebîr olarak tayin edilen İnal 846 (1442) ve 848 (1444) yıllarında yapılan Rodos seferlerine katıldı. 850’de (1446) sultanlıktan sonra en önemli makam olan atabekü’l-asâkirliğe yükseltildi ve Sultan Çakmak’ın ölümüne kadar bu görevde kaldı. Çakmak’ın oğlu el-Melikü’l-Mansûr Osman’ın kısa süren saltanatı döneminde memlüklerin çıkardığı isyan neticesinde sultan ilân edildi (Rebîülevvel 857 / Mart 1453).

el-Melikü’l-Eşref, diğer Memlük sultanları gibi öncelikle önemli görevlere güvendiği memlükleri getirdi ve bazı vergileri kaldırdı. Ancak geleneğe aykırı olarak atabekü’l-asâkirliğe bir memlük emîri yerine oğlu Ahmed’i tayin etmesi tepki çekti ve oğlunu bu görevden almak zorunda kaldı. 859 (1455) yılında kendi memlükleriyle (memâlîkü’l-eclâb) selefi Çakmak’ın memlükleri arasında çıkan çatışmalar sırasında Çakmak’ın memlüklerinden bir kısmını tutukladı, bir kısmını sürgüne gönderdi ve kadrolarda önemli değişiklikler yaptı. İsyana karışan Abbâsî Halifesi Kāim-Biemrillâh azledilerek yerine kardeşi Müstencid-Billâh getirildi. Bu döneme İnal’ın kendi memlüklerinin çıkardığı isyanlar damgasını vurmuştur. Bunlar 860’ta (1456) Kahire’de bazı evleri yağmalamışlar ve sultanın gücü yağmayı önlemeye yetmemiştir. Ertesi yıl sultandan aylıklarının arttırılmasını isteyen memlükler isteklerini reddeden sultanı taşladılar; İnal da isteklerini kabul etmek zorunda kaldı. 863 (1459) yılından itibaren sultanın memlüklerinin Kahire’deki zulümleri daha da çoğaldı. Sürekli olarak aylıklarının arttırılmasını talep ediyor, kendileriyle ters düşen kadı, vezir, hâcib gibi devlet görevlilerine saldırıyor, Kahire’de ev ve dükkânları yağmalayıp tüccarların mallarına el koyuyorlardı.

Memlükler’le Osmanlılar arasındaki iyi ilişkiler İnal döneminde de devam etmiştir. 29 Şevval 857’de (2 Kasım 1453) İstanbul’un fethini müjdelemek ve İnal’ın cülûsunu tebrik etmek üzere yanlarında Bizanslı esirler ve hediyelerle gelen Osmanlı elçilik heyeti Kahire’de çok iyi karşılandı ve çeşitli kutlamalar yapıldı. İnal, Fâtih Sultan Mehmed’in İstanbul’un fethini müjdeleyen mektubuna cevabını bir elçilik heyetiyle gönderdi. 860’ta (1456) Fâtih’in elçilik heyeti Cemâleddin Abdullah el-Kâbûnî başkanlığında tekrar Kahire’ye gelerek Balkanlar’da yapılan yeni fetihleri müjdeledi, İnal da Osmanlı elçisini kendi elçisi Kanıbay el-Yûsufî ile birlikte İstanbul’a gönderdi. Bu ilişkiler, Fâtih Sultan Mehmed’in hac yolundaki su havuzlarının çoğaltılmasıyla ilgili teklifinin Akkoyunlular ve Dulkadıroğulları ile iyi ilişkiler içinde bulunan İnal tarafından reddi üzerine bozulmuştur.

Karamanoğlu İbrâhim Bey’in 860 (1456) yılında Memlükler’in elindeki Tarsus, Adana ve yöresini ele geçirmesi İnal’ın tepkisini çekti. Ertesi yıl Emîr Hoşkadem kumandasında Kahire’den sefere çıkan Memlük ordusu Karamanoğulları’na ait dört kaleyi aldı, Lârende’yi (Karaman) ve bazı köyleri yağmaladı. Karamanoğlu İbrâhim’in elçilerinin Kahire’ye gelerek itaat arzetmesi üzerine Memlük-Karamanoğulları ilişkileri düzeldi.

İnal dönemi Memlük dış politikasının en önemli ayağı Kıbrıs’tır. Sultan Barsbay zamanında 829’da (1426) fethedilen Kıbrıs bu tarihten itibaren Memlük Devleti’ne tâbi oldu. Kıbrıs Kralı II. John’un 1458’de ölümünün ardından kızı Charlotte tahta çıkınca üvey kardeşi James 863 (1459) yılında bir heyetle Kahire’ye geldi ve tahtı ele geçirmek için İnal’dan yardım istedi. James’i Kıbrıs nâibi olarak tayin eden İnal ona yardım sözü verdi ve durumu yerinde incelemek üzere Tağrîberdî et-Tayyârî el-Hasekî’yi Kıbrıs’a gönderdi. Kıbrıs’tan Franklar’dan bir grupla birlikte dönen Tağrîberdî’nin yanındakilerin bir kısmı Charlotte’u, bir kısmı James’i destekliyordu. Durumu değerlendiren İnal, Charlotte’un tahtta kalmasını uygun gördü. Ancak memlük emîrleri buna tepki gösterip Charlotte’u destekleyenlere saldırdılar. Bunun üzerine sultan James’i desteklemek için Kıbrıs’a ordu göndermek zorunda kaldı (864/1460). Kıbrıs’ta kısmî başarı elde eden Memlük donanması hem çarpışmalar sırasında hem dönüş yolunda yakalandığı fırtına sebebiyle ağır kayıplar verdi. Memlükler’den bir kısmı James’e destek vermek üzere adada kaldı.

Bu sırada, bir süreden beri hasta olan el-Melikü’l-Eşref, hastalığının ağırlaşması üzerine yerine oğlu el-Melikü’l-Müeyyed Ahmed’i tahta çıkardı ve emîrlerden onun için biat aldı. Bir gün sonra da 15 Cemâziyelevvel 865’te (26 Şubat 1461) vefat etti. Kaynaklarda esmer, uzun boylu ve köse (ecrûd) olarak tasvir edilen İnal’ın okuma yazma bilmediği, kan dökmekten sakındığı, zeki ve sabırlı, savaş oyunlarına vâkıf, cesur bir hükümdar olduğu kaydedilmektedir. Birçok Memlük sultanı gibi o da sağlığında kendisine Kahire dışında bir türbe, bu türbenin yakınında da bir medrese inşa ettirmiştir.

el-Melikü’l-Eşref İnal’ın dönemindeki en önemli malî reform para sisteminin iyileştirilmesidir. İnal, kendisinden önceki sultanlar tarafından tedavüle çıkarılan ayarı düşük paraları tedrîcî olarak piyasadan kaldırmak için mücadele etmiş ve bunda başarılı olmuştur. Sultan, ilk olarak 861’de (1457) Şam’da darbedilen düşük ayarlı dirhemlerin kullanımını yasaklamak istemiş, ancak bundan zarar edeceklerini düşünen memlüklerle halkın bu konuda kendisine karşı geleceğini haber alarak bu teşebbüsünden vazgeçmişti. Ertesi yıl kendi adına darbettirdiği dinar ve dirhemlerdeki altın ve gümüş oranlarını belirleyerek sabitlemiş, ayarı bozuk paraları tedavülden kaldırmış, halkın bundan zarar görmesini engellemek için de fiyatları üçte bir oranında düşürmüştür.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire (nşr. M. Hüseyin Şemseddin), Beyrut 1413/1992, XVI, 3-137; a.mlf., el-Menhelü’ṣ-ṣâfî, III, 209-212; a.mlf., Ḥavâdis̱ü’d-dühûr (nşr. M. Kemâleddin İzzeddin), Beyrut 1410/1990, II, 414-610; Sehâvî, eḍ-Ḍavʾü’l-lâmiʿ, II, 328-329; a.mlf., Vecîzü’l-kelâm fi’ẕ-ẕeyl ʿalâ Düveli’l-İslâm (nşr. Beşşâr Avvâd Ma‘rûf v.dğr.), Beyrut 1416/1995, II, 674-738; İbn İyâs, Bedâʾiʿu’z-zühûr, II, 307-369; Feridun Bey, Münşeât, I, 288; İbnü’l-İmâd, Şeẕerât (Arnaût), IX, 449; İsmail Yiğit, Siyasî-Dinî-Kültürel-Sosyal İslâm Tarihi: Memlûkler, İstanbul 1991, s. 117-118; J. Sauvaget, “Noms et surnoms de mamelouks”, JA, CCXXXVIII (1950), s. 40; Ahmet Ateş, “İstanbul’un Fethine Dâir Fatih Sultan Mehmed Tarafından Gönderilen Mektublar ve Bunlara Gelen Cevablar”, TD, IV/7 (1953), s. 11-50; M. C. Şehâbeddin Tekindağ, “Fatih’le Çağdaş Bir Memlüklü Sultanı Aynal el-Ecrûd”, a.e., XXIII (1969), s. 35-50; a.mlf., “Fatih Devrinde Osmanlı-Memlüklü Münâsebetleri”, a.e., XXX (1976), s. 73-98; a.mlf., “Ināl (Aynāl) al-Adjrūd”, EI2 (İng.), III, 1198; M. Sobernheim, “İnal”, İA, V/2, s. 989-990.

Cengiz Tomar
Bu madde ilk olarak 2004 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 29. cildinde, 63-64 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.