el-MELİKÜ’l-EŞREF, Mûsâ

الملك الأشرف موسى
Müellif:
el-MELİKÜ’l-EŞREF, Mûsâ
Müellif: ÖNDER KAYA
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2004
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.01.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/el-melikul-esref-musa
ÖNDER KAYA, "el-MELİKÜ’l-EŞREF, Mûsâ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/el-melikul-esref-musa (19.01.2020).
Kopyalama metni
576’da (1180) Kahire’de veya 578’de (1182) Kerek’te doğdu. Babası I. el-Melikü’l-Âdil tarafından Emîr Fahreddin b. Osman ez-Zencebîlî’nin nezâretinde Kudüs’e gönderildi. 598’de (1201-1202) Urfa’nın (Ruha) yönetimiyle görevlendirildi, daha sonra Harran’ın idaresi de ona verildi (İbn Hallikân, V, 330).

el-Melikü’l-Eşref, kendisine verilen el-Cezîre (Meyyâfârikīn) bölgesinde Eyyûbî nüfuzunu güçlendirmek amacıyla 599 (1202-1203) yılında babasının emriyle Mardin Artukluları’nın merkezi Mardin’i kuşattı. Mardin hâkimi bu olayın ardından Eyyûbîler’i metbû olarak tanımak zorunda kaldı. el-Cezîre’de Eyyûbî-Zengî hânedanları arasındaki nüfuz mücadelesinin bir sonucu olarak Musul hâkimi Nûreddin Arslanşah ile 19 Şevval 600’de (20 Haziran 1204) Beynennehreyn denilen yerde yaptığı savaşı kazanarak bölgede etkili bir güç haline gelen el-Melikü’l-Eşref, Şâban 601 (Nisan 1205) tarihinde Harput’u muhasara etti. Ancak bu defa I. Gıyâseddin Keyhusrev’in devreye girmesi sebebiyle bir netice alamadı. el-Melikü’l-Âdil 604 (1207-1208) yılında ülkeyi oğulları arasında taksim ettiği zaman el-Cezîre’yi el-Melikü’l-Eşref’e verdi. Ahlat hâkimi olan ağabeyi el-Melikü’l-Evhad ölünce babasının rızası ile bu şehri de hâkimiyeti altına alan el-Melikü’l-Eşref (607/1210) böylece el-Cezîre’deki hâkimiyet alanını Doğu Anadolu’ya kadar uzatma imkânı buldu.

Anadolu Selçuklu Hükümdarı I. İzzeddin Keykâvus, Kuzey Suriye’nin en önemli şehri olan Halep’in hâkimi el-Melikü’z-Zâhir Gāzî’nin ölümü ve tahta henüz üç yaşındaki oğlu el-Melikü’l-Azîz’in geçmesi üzerine (613/1216) Halep seferine çıktı. el-Melikü’l-Azîz’in annesi Dayfa Hatun el-Melikü’l-Eşref’in kız kardeşiydi. el-Melikü’l-Eşref, Dayfa Hatun ve Atabeg Şehâbeddin Tuğrul’un yardım çağrısı üzerine Halep’e gelerek ordunun kumandasını ele aldı ve İzzeddin Keykâvus’u hileyle de olsa Halep önlerinden uzaklaştırmayı başardı (615/1218). Bu olayın ardından el-Melikü’l-Eşref’in nüfuzu Kuzey Suriye ve asıl hâkimiyet sahası olan el-Cezîre bölgesinde oldukça güçlendi. Musul’u elinde bulunduran Bedreddin Lü’lü’, el-Melikü’l-Eşref’i metbû tanıdığını ilân etti. Bu gelişmeden endişe duyan Erbil hâkimi Muzafferüddin Kökböri, Sincar hâkimi II. İmâdüddin Zengî ve Hısnıkeyfâ Artuklu Hükümdarı Nâsırüddin Mahmûd aralarında bir ittifak kurarak el-Melikü’l-Eşref’e karşı cephe aldılar. İttifaka sonradan Anadolu Selçuklu Hükümdarı I. İzzeddin Keykâvus da katıldı. Ancak Keykâvus’un el-Melikü’l-Eşref’e karşı düzenlediği sefer sırasında rahatsızlanarak Sivas’a dönmesi ve ardından ölümü ittifakın başarıya ulaşmasını engelledi. Bu durum karşısında Kökböri, el-Melikü’l-Eşref’e tâbi olan Hakkâriye bölgesi hâkimi el-Hakkârî’yi (İmâdüddin Ebü’l-Abbas Ahmed b. Ali İbnü’l-Meştûb) ona isyan etmesi için kışkırttı. Bu isyanı bastırmayı başaran el-Melikü’l-Eşref, Zengîler’in Sincar’daki hâkimiyetine de son verdi. Zengîler’den Ferruhşah, Rakka karşılığında Sincar’ı el-Melikü’l-Eşref’e teslim etti (617/1220).

Aynı yıl içinde Azerbaycan ve çevresinde beliren Moğol tehlikesi karşısında Gürcüler ve ardından Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh, el-Melikü’l-Eşref’e elçi göndererek asker talebinde bulundu. el-Melikü’l-Eşref, Dimyat’ta Haçlılar tarafından muhasara edilmekte olan ağabeyi el-Melikü’l-Kâmil’in yardımına gitmek için hazırlık yaptığını söyleyerek her iki taraftan da özür diledi. Eşref bu olayın ardından, Dımaşk hâkimi olan kardeşi el-Melikü’l-Muazzam Îsâ’nın ısrarıyla el-Melikü’l-Kâmil’e yardım için harekete geçti. Bu iki Eyyûbî melikinin yardıma gelmesi sonucu kuvvet dengeleri değişti ve varılan anlaşma sonucunda Haçlılar Dimyat’tan kayıtsız şartsız çekildiler (618/1221).

Haçlılar’ın bertaraf edilmesinin ardından el-Melikü’l-Eşref ile el-Melikü’l-Kâmil, Dımaşk’ı elinde tutan kardeşleri el-Melikü’l-Muazzam aleyhine gizli bir ittifak kurdular. Halep hâkimi el-Melikü’l-Azîz ve Musul hâkimi Bedreddin Lü’lü’ de kısa bir süre sonra bu ittifaka katıldılar. el-Melikü’l-Kâmil’in Eyyûbî ülkesinin tamamında hatırı sayılır bir otorite tesis etmek istemesi ve el-Melikü’l-Muazzam’ın da Suriye’de yayılmacı bir politika izlemesi iki kardeşi karşı karşıya getirdi. Kardeşlerinin kendisine karşı ittifakını haber alan el-Melikü’l-Muazzam, Erbil hâkimi Kökböri ile ittifak yaptığı gibi el-Melikü’l-Eşref’in Ahlat nâibi olan kardeşi el-Melikü’l-Muzaffer Şehâbeddin Gāzî’yi de isyana teşvik etti. el-Melikü’l-Eşref’in isyanı bastırmak üzere Ahlat’a yönelmesinden yararlanan Kökböri Musul’u kuşattı; el-Melikü’l-Muazzam da el-Melikü’l-Eşref’in kontrolündeki el-Cezîre bölgesine girmek için hazırlık yaptı. Ancak ağabeyi el-Melikü’l-Kâmil’in tehdidi karşısında hazırlığını durdurmak zorunda kaldı. Müttefiklerinden yardım alamayan el-Melikü’l-Muzaffer Şehâbeddin Ahlat’ı ağabeyi el-Melikü’l-Eşref’e teslim etti (621/1224). el-Melikü’l-Eşref Meyyâfârikīn dışındaki bütün bölgeleri onun elinden aldı.

Kardeşlerine karşı ittifak girişimi başarısızlığa uğrayan el-Melikü’l-Muazzam bu defa Celâleddin Hârizmşah ile ittifak yaptı (622/1225). Bu ittifakın sonucunda el-Melikü’l-Eşref’e ait olan Ahlat Celâleddin Hârizmşah tarafından kuşatıldı (15 Zilkade 623 / 7 Kasım 1226). Fakat kuşatma devam ederken Azerbaycan’da çıkan karışıklıklar ve kış mevsiminin bastırması Celâleddin Hârizmşah’ın Ahlat’ı işgalini engelledi.

el-Melikü’l-Eşref, Dımaşk’ta kardeşi el-Melikü’l-Muazzam tarafından on ay kadar ikamete mecbur edildikten sonra aleyhine ittifak yapmayacağına dair söz alınıp serbest bırakıldı ve ilk iş olarak Celâleddin Hârizmşah’a karşı I. Alâeddin Keykubad’la ittifak yapma yoluna gitti. İki hükümdar arasındaki yakınlaşma I. Alâeddin Keykubad’ın el-Melikü’l-Eşref’in kız kardeşiyle evlenmesiyle daha da güçlendi.

el-Melikü’l-Muazzam’ın ölümünün ardından Dımaşk, el-Melikü’l-Eşref ve el-Melikü’l-Kâmil tarafından kuşatıldı (624/1227). Kaleyi savunan el-Melikü’l-Muazzam’ın oğlu el-Melikü’n-Nâsır Dâvûd Kerek, Salt ve Nablus’un kendisine verilmesi şartıyla kaleyi teslim etmek zorunda kaldı (Şâban 626 / Temmuz 1229). el-Melikü’l-Eşref ve el-Melikü’l-Kâmil arasında önceden varılan anlaşma gereği Dımaşk el-Melikü’l-Eşref’e teslim edilirken el-Melikü’l-Eşref de el-Cezîre’deki bazı yerleri (Rakka, Ruha [Urfa], Suruç, Harran, Re’sül‘ayn) el-Melikü’l-Kâmil’e bıraktı.

Celâleddin Hârizmşah, Suriye’deki buhrandan istifade ederek el-Melikü’l-Eşref’e ait olan Ahlat’ı tekrar kuşatarak ele geçirdi (627/1230). Fakat bu harekât Eyyûbî ailesini olduğu kadar Anadolu Selçukluları’nı da rahatsız etti. Hârizmşah’a karşı ittifak kuran iki hânedanla Celâleddin Hârizmşah arasında meydana gelen Yassıçimen savaşında (627/1230) el-Melikü’l-Eşref, 5000 kişilik seçme bir Eyyûbî kuvvetinin başında savaşın kazanılmasında etkili oldu ve Hârizmşah tarafından işgal edilen yerleri geri aldı.

el-Melikü’l-Eşref, ağabeyi el-Melikü’l-Kâmil ile beraber Âmid Artuklular’ı üzerine yapılan sefere katıldı ve Âmid Kalesi’ni ele geçirdi (630/1232). Ertesi yıl Hasankeyf’i kuşatıp alarak Artuklular’ın Hısnıkeyfâ-Âmid koluna son verdi. Bu gelişmelerden rahatsız olan Alâeddin Keykubad’ın Moğol istilâsına karşı tedbir alınmadığı gerekçesiyle el-Melikü’l-Eşref’e ait Ahlat’ı ele geçirmesi iki hânedan arasında çatışmayı kaçınılmaz hale getirdi (630/1232).

631 (1233-34) yılında yanındaki on altı Eyyûbî meliki ve kardeşi el-Melikü’l-Eşref’le beraber Anadolu’ya giren el-Melikü’l-Kâmil bu sefer sırasında Keykubad’ın akıllıca savunma politikası sebebiyle başarılı olamadı. Seferin başarısızlıkla sonuçlanmasının bir sebebi de el-Melikü’l-Eşref’in başarılı olunması halinde Dımaşk’ın elinden alınarak kendisine Anadolu’dan beldeler verilmesinden endişe etmesidir.

Bu seferin ardından el-Melikü’l-Kâmil ile el-Melikü’l-Eşref’in arası açıldı. Eşref Hama, Humus, Halep Eyyûbî meliklerinin yanı sıra Anadolu Selçukluları’nın da katılımıyla ağabeyi el-Melikü’l-Kâmil’e karşı yeni bir ittifak kurdu. Midesinden rahatsızlanan el-Melikü’l-Eşref 4 Muharrem 635 (27 Ağustos 1237) tarihinde Dımaşk’ta vefat etti. Önce Dımaşk Kalesi’nde toprağa verildi, daha sonra Kellâse’de yapılan türbeye nakledildi (İbn Hallikân, V, 333). Türbede bir kütüphane tesis edilmiş ve bir çeşit türbedârülkurrâ haline getirilen türbesinde kıraat âlimi Ebû Şâme meşîhatü’l-kırâa görevinde bulunmuştur. Şerefeddin İbn Uneyn, İbn Ebü’l-İsba‘ ve Bahâeddin Es‘ad b. Yahyâ es-Sincârî gibi devrin ünlü edip ve şairlerinden birçoğu onu öven şiirler yazmıştır. el-Cezîre ve Suriye’yi en iyi tanıyan hükümdarlardan biri olan el-Melikü’l-Eşref’in Anadolu Selçuklu Hükümdarı I. Alâeddin Keykubad’ın ve el-Melikü’l-Kâmil’in birbirine yakın tarihlerde ölümleriyle bölgede güçlü ve tecrübeli bir yönetici kalmamış, bu sayede Moğollar Anadolu’ya girerek Suriye’ye kolayca uzanmışlardır.

el-Melikü’l-Eşref hadis ve fıkıh âlimlerine büyük saygı göstermiş, mantık ve kelâmla uğraşan âlimlere ise açıkça cephe almıştır. 631’de (1233-34) zamanın ünlü kelâmcılarından Seyfeddin el-Âmidî’nin eski hükümdarla gizlice mektuplaştığı iddiasıyla ders vermesini yasaklamış ve ölümüne kadar onu göz hapsinde tutmuştur. Buna karşılık devrin büyük hadisçilerinden İbnü’z-Zebîdî diye tanınan fakih, dil ve kıraat âlimi Ebû Abdullah Sirâcüddin Hüseyin b. Mübârek ez-Zebîdî’yi Dımaşk’a davet edip ondan hadis dinlemiş, yine Dımaşk’ta yaptırdığı Dârü’l-hadîsi’l-Eşrefiyye’ye dönemin bir başka ünlü hadis ve fıkıh âlimi İbnü’s-Salâh eş-Şehrezûrî’yi getirterek yönetimini ona vermiştir. Dönemin kaynaklarının son derece dindar bir hükümdar olarak tanıttığı el-Melikü’l-Eşref’in içkiye aşırı düşkün olduğu kaydedilmektedir. Urfa’da Halîlürrahman, Dımaşk’ta Cerrâh ve Tövbe camilerini yaptırmıştır. Gaziantep’te Eşrefiyye Medresesi muhtemelen onun tarafından inşa ettirilmiş, İbnü’l-Adîm Kitâbü Ḍavʾi’ṣ-ṣabâḥ’ı onun adına telif etmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
Ebü’l-Ferec, Târîh, II, 472-475, 484-487, 490-491, 502-509, 523-530, 532-535; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, bk. İndeks; İbn Nazîf, et-Târîḫu’l-Manṣûrî (nşr. Ebü’l-Îd Dûdû), Dımaşk 1401/1981, 24, 38-43, 65, 74-79, 92-97, 104-166, 173-181, 197-261; Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân, VIII/2, s. 518, 526, 561-562, 592-593, 597, 602-603, 608-609, 618-625, 644, 654-667, 671-673, 675-676, 684-685, 699-700, 704-705; İbnü’l-Adîm, Zübdetü’l-ḥaleb, III, 169-170, 181-190, 193, 197-201, 205-209; İbn Bîbî, el-Evâmirü’l-Alâiyye: Selçukname (trc. Mürsel Öztürk), Ankara 1996, I, 201-218, 309-315, 374-418, 425-428, 439-448; İbn Hallikân, Vefeyât, V, 330-341; İbn Vâsıl, Müferricü’l-kürûb, III, 155-159, 175-179, 263-270; IV, 22-31, 48-49, 70-77, 90-107, 126-132, 137-142, 175-181, 186-191, 203-209, 228-241, 256-268, 280-281, 294-302, 314-320; V, 74-88, 98-99, 109-110, 121-128, 137-153; İbnü’l-Furât, Târîḫ (nşr. Hasan Muhammed eş-Şemmâ‘), Basra 1970, V/1, 7, 11, 106-107, 130, 243-244; H. L. Gottschalk, al-Malik al-Kāmil von Egypten und seine Zeit, Wiesbaden 1958, bk. İndeks; Zambaur, Manuel, s. 97-98; R. Stephen Humphreys, From Saladin to the Mongols, Albany 1977, s. 127-131, 156-185, 193-238; G. Vath, Die Geschichte der Artuqudishen Fürstentümer in Syrien und der Gazira’l-Furatiya, Berlin 1987, s. 129, 132-133, 148-149; Süleyman Özbek, Türkiye Selçukluları-Eyyûbî İlişkileri (doktora tezi, 1995), AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, tür.yer.; C. E. Bosworth, The New Islamic Dynasties, Edinburgh 1996, s. 70, 72; Önder Kaya, Eyyubî Devleti Meliklerinden I. el-Eşref Muzaffereddin Musa Döneminin Siyasî Tarihi: 597/1200-635/1237 (yüksek lisans tezi, 2000), MÜ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü; Remzi Ataoğlu, “Artuklu-Eyyubi İlişkileri”, TİD, sy. 10 (1995), s. 71-90.

Önder Kaya
Bu madde ilk olarak 2004 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 29. cildinde, 64-66 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.