es-SEVÂDÜ’l-A‘ZAM

السواد الأعظم
Müellif:
es-SEVÂDÜ’l-A‘ZAM
Müellif: MUHAMMED ARUÇİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 23.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/es-sevadul-azam
MUHAMMED ARUÇİ, "es-SEVÂDÜ’l-A‘ZAM", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/es-sevadul-azam (23.10.2019).
Kopyalama metni
Müellif kitabın adını doğrudan zikretmemişse de mukaddimede “es-sevâdü’l-a‘zam” terkibi “Hz. Peygamber ve ashabını takip eden müslüman çoğunluk” anlamında yer almaktadır. Hakîm es-Semerkandî’den bahseden erken dönem tabakat kitaplarında eserleri hakkında bilgi bulunmamaktadır. Kâtib Çelebi kitabın adını es-Sevâdü’l-aʿẓam (Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1008), Bağdatlı İsmâil Paşa es-Sevâdü’l-aʿẓam fî ʿilmi’l-kelâm (Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 199) şeklinde kaydetmiştir. İkinci isimdeki ilâvenin eserin alanını belirtmek amacıyla eklenmiş olması muhtemeldir. Son dönem kaynaklarında eser er-Red ʿalâ aṣḥâbi’l-hevâʾ el-müsemmâ Kitâbü’s-sevâdi’l-aʿẓam ʿalâ meẕhebi’l-İmâmi’l-Aʿẓam ismiyle de zikredilmiştir (Brockelmann, GAL, I, 182-183; Suppl., I, 295; Sezgin, I, 606).

III. (IX.) yüzyılın sonlarına doğru Mâverâünnehir ve Horasan’da bid‘at ve hurafelerin yaygınlaşması üzerine Sâmânî Emîri İsmâil b. Ahmed, Semerkant ve Buhara âlimlerini davet ederek müslümanları sağlam bir akîde etrafında toplayacak ve Ehl-i sünnet inancını yayarak sapkın anlayışları ortadan kaldıracak bir eser yazmalarını istemiş, âlimler de bu görevi Hakîm es-Semerkandî’nin yerine getirmesini uygun bulmuştur. Kitabın telif sebebini anlatan bu rivayetin Farsça çevirisinin mukaddimesinde (Tahran 1348/1969) yer aldığı belirtilmektedir (EIr., I, 358). Ancak bu bilgiye eserin nüshalarından birinin başlangıcından önceki sayfaya düşülmüş bir kayıtta da rastlanmaktadır (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 3137, vr. 53b; ayrıca bk. Can, s. 27, 33).

Kitabın mukaddimesinde ümmetin yetmiş üç fırkaya ayrılacağı hadisi (İbn Mâce, “Fiten”, 17; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 1) aktarılmakta, Ehl-i sünnet olarak isimlendirilen ve müslümanların çoğunluğunu temsil eden (es-sevâdü’l-a‘zam) bu gruba dahil olabilmenin altmış bir şartı sıralanmaktadır. Sistematik bir yapı arzetmemekle beraber eserin muhtevasını oluşturan altmış bir mesele ilâhiyyât, nübüvvât, sem‘iyyât ve hilâfet bahisleri yanında bazı fıkhî konuları da içermektedir. Bu konuların bazıları şöylece sıralanabilir: İmanda istisna, icmâa muhalefet etmeme, günahkâr müminin arkasında namaz kılınıp kılınmayacağı, tekfir bahsi, hayır ve şerrin Allah’tan olduğu, müslümanın müslümana haksız olarak silâh çekemeyeceği, mestler üzerine meshetme, her emîrin arkasında cuma ve bayram namazlarının kılınacağı, kulların fiillerinin yaratılmış olduğu, kabir azabı, Münker ve Nekir’in sorgulaması, şefaat, mi‘rac, amel defteri, sırat, cennet ve cehennemin ebediyeti ve hesap gibi sem‘iyyât konuları, aşere-i mübeşşere, Hulefâ-yi Râşidîn, ashabın kötülenmemesi, Allah’ın gazabı ve rızâsı, rü’yetullah, peygamberlerin ve evliyanın mertebeleri, keramet, Allah’ın ezelde halk, ilim ve kudret sıfatlarının bulunduğu, kazâ ve kader, Kur’an’ın Allah’ın kelâmı olduğu, imanın hakikati, taat ve isyan konuları, imanın Allah’ın birliğini kalp ile tasdik, dil ile ikrar etmekten ibaret bulunduğu, teşbih ve tecsîm, iman-amel ilişkisi, kıyamette ölülerin yeniden diriltilmesi, vitir namazının üç rek‘at oluşu, imanın artması ve eksilmesi. Eser İblîs’in durumu, Allah’ı sevme, O’ndan sakınma ve O’nun rahmetinden ümit kesmeme gibi konularla sona ermektedir.

Hanefî-Mâtürîdî kelâmının başlangıç dönemine ait olan risâlede meseleler âyet ve hadislerle desteklenerek ele alınmış, dinî terimler olabildiğince anlaşılır hale getirilerek sade bir üslûp kullanılmıştır. Mu‘tezile, Şîa, Kerrâmiyye ve Cehmiyye’nin görüşleri sert bir dille eleştirilirken Sünnî gelenekten Hanefî çizgisi benimsenmiştir. Eserde ele alınan konularla Ebû Hanîfe’nin risâleleri arasındaki muhteva benzerliği dikkat çekicidir. Erken dönemde oluşmuş Mâtürîdiyye kelâmından bahsetmenin mümkün olmadığı görüşünü benimseyerek ilk dönem müelliflerini Hanefî âlimi diye niteleyen bazı Batılı araştırmacılar es-Sevâdü’l-aʿẓam’ı Mâtürîdî değil Hanefî akaidi olarak görür (Rudolph, s. 110-111; EIr., I, 358). Bu tesbite, Ebü’l-Muîn en-Nesefî’nin Hakîm es-Semerkandî’yi Mâtürîdiyye’nin ilk temsilcileri arasında saydığı, onun Mâtürîdî’ye hayranlığını dile getirdiği (Tebṣıratü’l-edille, I, 358) ve arkadaşlarından biri olduğu (Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1157) şeklindeki bilgilerle karşı çıkılmaktadır (bk. HAKÎM es-SEMERKANDÎ). İbn Yahyâ’nın (İbn Zekeriyyâ Yahyâ b. İshak) belirttiğine göre III. (IX.) yüzyılda Buhara’da Ebû Hafs el-Kebîr ve Belh’te Nusayr b. Yahyâ taraftarları Ehl-i sünnet diye anılırken Semerkant’ta Ehl-i sünnet, Ebû Bekir el-Cûzcânî’nin taraftarları olan Cûzcâniyye ve Ebû Nasr el-İyâzî’nin mensupları olan İyâziyye diye bilinmekteydi (Şerḥu Cümeli uṣûli’d-dîn, vr. 121a; Özen, sy. 9 [2003], s. 53). İbn Yahyâ’nın Mâtürîdiyye diye bir mezhepten bahsetmemesi, IV. (X.) yüzyılın ikinci yarısında henüz Semerkant kelâm ekolünün İmam Mâtürîdî’ye nisbet edilmediğini göstermektedir (Özen, s. 53-54). Dolayısıyla es-Sevâdü’l-aʿẓam’ı bir Hanefî akaidi olmakla beraber Mâtürîdîliğe öncülük eden eserler arasında saymak daha isabetli olacaktır.

Sâmânîler’in resmî akîdesi kabul edilen risâlenin yaygın şekilde kullanıldığı ve zamanla metnine bazı eklemelerin yapıldığı anlaşılmaktadır. Eserde müellifin isminin zâhid âlimler arasında sayılmasından hareketle (es-Sevâdü’l-aʿẓam, s. 39) risâlenin Hakîm es-Semerkandî’ye ait olmadığını iddia edenler olmuşsa da (M. Şerefeddin, sy. 23 [1932], s. 7) W. Madelung risâlenin, telifinden itibaren Hanefî Sünnîler arasında yaygınlık kazanıp okutulduğunu, gerek Arapça aslının gerekse Farsça çevirilerinin orijinal durumlarını koruyamadığını, Arapça metnin çeşitli baskılarının yapılmış olmasına rağmen farklı yazmaları esas alınarak tahkikli neşrine ihtiyaç bulunduğunu ifade eder (EIr., I, 358).

İstanbul dışında (Can, s. 21-24; Muʿcemü’l-maḫṭûṭât, I, 297) Kahire ve Paris kütüphanelerinde de (Brockelmann, GAL, I, 182-183; Suppl., I, 295; Sezgin, I, 606) nüshaları bulunan risâlenin çeşitli baskıları yapılmıştır (Bulak 1253; İstanbul 1288, 1304, 1313; Kazan 1878). Aynî Efendi Bulgārî çevirisinden başka (Bulak 1258) Fırka-i Nâciye’ye Kimler Dahil: Sevâdü’l-Azam Tercümesi (trc. İbrahim Koçaşlı, Balıkesir 1964), İslâm İnançları ve Ehl-i Sünnet Yolu: es-Sevâdü’l-azam (trc. Ali Vehbi Cengiz, Ankara 1975), es-Sevâdü’l-a‘zam (En Büyük Cemaat): Hanefî-Matürîdî Mezhebinde Temel İtikâdî Esaslar (trc. Sıdkı Gülle, İstanbul 1980), Kitabü Sevâdi’l-a‘zam Tarîk-i Müstakîm: 62 Maddede Ehl-i Sünnetin Görüşü (trc. Şahver Çelikoğlu, İstanbul 1999), es-Sevâdü’l-azam: Hak Yol Üzerindeki En Büyük Cemaat (trc. Ali Rıza Kaşeli, İstanbul, ts.) isimleriyle Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Risâlenin İbrâhim Hilmî b. Hüseyin tarafından Selâmü’l-aḥkem ʿalâ Sevâdi’l-aʿẓam adıyla yapılan şerhi de (İstanbul, ts.) Türkçe’ye çevrilmiştir (Sevâdü’l-a‘zam Şerhi Selâmü’l-ahkam, trc. Ömer Atmaca, İstanbul 1998).

W. Madelung risâlenin erken dönemden itibaren Farsça’ya tercüme edildiğini ve Muhammed Pârsâ tarafından 795 (1393) yılında gözden geçirildiğini belirtmektedir (EIr., I, 359). Süleymaniye Kütüphanesi’nde de Muhammed Pârsâ’ya nisbet edilen Risâle münteḫabe min ʿAḳīdeti Ebi’l-Ḳāsım es-Semerḳandî adlı bir risâle bulunmaktadır (Ayasofya, nr. 1663). Eserin Abdülhay Habîbî tarafından Terceme-i es-Sevâdü’l-aʿẓam adıyla yapılan Farsça çevirisi yayımlanmıştır (Tahran 1348/1969). Kâtib Çelebi’nin Hakîm es-Semerkandî’ye nisbet ettiği, ancak günümüze kadar gelmeyen ʿAḳīdetü’l-imâm adlı Farsça risâlenin (Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1157) es-Sevâdü’l-aʿẓam’ın başka bir Farsça çevirisi olması muhtemeldir. Fârûk Ömer Abdullah el-Ömer, The Doctrines of Maturidite School with Special Reference to as-Sawād al-A‘zam of Hakīm as-Samarkandī adıyla bir doktora çalışması yapmış (Edinburg University, 1974), Mustafa Can da eser ve müellif hakkında bir yüksek lisans tezi hazırlamıştır (bk. bibl.).

BİBLİYOGRAFYA
Hakîm es-Semerkandî, es-Sevâdü’l-aʿẓam, İstanbul 1304; a.e., Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 3137, vr. 53b; Nesefî, Tebṣıratü’l-edille (Salamé), I, 358; İbn Yahyâ, Şerḥu Cümeli uṣûli’d-dîn, Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 1648, vr. 121a; Kureşî, el-Cevâhirü’l-muḍıyye, I, 371-372; Mahmûd b. Süleyman el-Kefevî, Ketâʾibü aʿlâmi’l-aḫyâr min fuḳahâʾi meẕhebi’n-Nuʿmâni’l-muḫtâr, Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 1931, vr. 129b-130a; Leknevî, el-Fevâʾidü’l-behiyye (nşr. Ahmed ez-Za‘bî), Beyrut 1418/1998, s. 77-78; Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1008, 1157; Brockelmann, GAL, I, 182-183; Suppl., I, 295; Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 199; Sezgin, GAS, I, 606; Mustafa Can, Hakîm es-Semerkandî ve es-Sevâdü’l-A‘zam’ı (yüksek lisans tezi, 1986), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 16-33; U. Rudolph, al-Māturīdī und die Sunnitische Theologie in Samarkand, Leiden 1996, s. 106-131; Muʿcemü’l-maḫṭûṭâti’l-mevcûde fî mektebâti İstânbûl ve Ânâṭûlî (haz. Ali Rıza Karabulut), [baskı yeri ve tarihi yok], I, 296-297; M. Şerefeddin, “Türk Kelâmcıları”, DİFM, sy. 23 (1932), s. 7; Şükrü Özen, “IV. (X.) Yüzyılda Mâverâünnehir’de Ehl-i Sünnet-Mu‘tezile Mücadelesi ve Bir Ehl-i Sünnet Beyannamesi”, İslâm Araştırmaları Dergisi, sy. 9, İstanbul 2003, s. 53-54; W. Madelung, “Abu’l-Qāsem Esḥāq”, EIr., I, 358-359.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 36. cildinde, 578-579 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.