ESKİ ŞİİRİN RÜZGÂRIYLE

Müellif:
ESKİ ŞİİRİN RÜZGÂRIYLE
Müellif: M. ORHAN OKAY
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1995
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 13.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/eski-siirin-ruzgariyle
M. ORHAN OKAY, "ESKİ ŞİİRİN RÜZGÂRIYLE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/eski-siirin-ruzgariyle (13.11.2019).
Kopyalama metni

Yahya Kemal Beyatlı’nın divan şiiri geleneğini yenileştirerek Türk neo-klasiği denilen tarzda yazdığı şiirlerini ihtiva eden eser, ölümünden sonra kurulan Yahya Kemal Enstitüsü tarafından külliyatın ikinci kitabı olarak 1962 yılında yayımlanmıştır. Şiirlerinin kitap haline getirilmesinden uzun yıllar ısrarla kaçınan şair, enstitü müdürü Nihad Sâmi Banarlı’nın ifadesine göre son yıllarında buna rıza göstermiş, böylece diğer şiir kitapları gibi bu eseri de adı, tertip tarzı ve imlâsı ile kendi arzusu dikkate alınarak neşredilmiştir. Kitaptaki altı bölüm “Selimnâme” (yedi bentli bir terkibibend), “Gazeller” (otuz dokuz adet), “Musammatlar” (yedi adet), “Şarkılar” (altı adet), “İthaf (iki adet) ve “Kıtalar-Beyitler” (dokuz kıta, iki beyit) başlıklarını taşımaktadır.

Yahya Kemal’de şiir estetiğinin teşekkülü hikâyesi Edebiyâta Dâir; Çocukluğum, Gençliğim, Siyasî ve Edebî Hâtıralarım; Yahya Kemal Yaşarken (bk. bibl.) adlı eserlerde kendi anlattıklarından takip edilebilmektedir. Çocukluk ve gençlik yıllarında bulunduğu çevreler dolayısıyla İslâmî bir atmosferle, değişen, başkalaşan, Batılılaşan, giderek geleneklerden uzaklaşan nesiller arasında şiir zevki de bu ikileme paralel olarak bocalamalar gösteriyordu. Yahya Kemal bir taraftan eski divanları ve Tanzimat devrinde geleneğe bağlı şairleri okurken diğer taraftan Servet-i Fünûn şiirine bağlanıyordu. 1903’te Paris’e gittiği zaman dinle beraber birçok millî ve kültürel değerden uzaklaşmış bir anarşist ruhu taşıyordu. Sokak hareketlerine ve mitinglere katılmakla geçen ilk birkaç yılın sonunda düzenli olarak takip ettiği Albert Sorel, Camille Jullian, Maurice Barres gibi milliyetçi Fransız yazar ve tarihçileri onda “tarih ortasında Türklüğü aramak” şuurunu uyandırdı. Anadolu ve Rumeli topraklarında bir şehir medeniyeti kuran Selçuklu ve Osmanlı Türkleri’nin tarihî macerası onu cezbediyordu. Bu fikrî gelişmenin yanında okuduğu romantik ve sembolist şairlerden sonra José Maria de Hérédia’yı keşfetti. Parnas şiirinin ustalarından olan Hérédia kelimelere hacimli (plastik) bir değer veriyor, şiirini bir minyatür gibi teferruatta kusursuz bir ses ve şekil armonisi haline getiriyordu. Yahya Kemal de millî tarih şuuruyla bu tarz bîr şiiri telif yolunu aradı. Sembolistlerden alıp “halis şiir, öz şiir” diye çevirdiği “poésie pure”ü divan şiirindeki “mısra-ı berceste”lerde aramaya başladı. Böylece her mısraı mısra-ı berceste olan yeni bir divan şiiri zevkine yöneldi. Türkiye’ye döndükten sonra (1912) bu tarzda yazdığı şiirlerinin bazılarını 1918’den itibaren dergilerde yayımlamaya başladı.

Titiz bir şair olan Yahya Kemal’in, bir şiiri ancak uzun yıllar olgunlaştırdıktan sonra ve çok geç olarak yayımladığı bilindiğinden bu şiirlerin yazılış ve çıkış tarihleri arasında bir ilişki olmadığına kolayca hükmedilebilir. Mehmet Kaplan, onun divan tarzı şiirlerinden “Bir Sâki”, “Mâhurdan Gazel”, “Sene 1140” ve “Mükerrer Gazel”in birçok mısraının Paris’te yazılmış olduğunu kaydeder.

Yahya Kemal’in tarih anlayışının genel olarak şiirlerine, özellikle de eski tarz şiirlerine aksetmesi, yine Paris’te iken sembolist şair Verlaine’in şiirleriyle karşılaşması vesilesine bağlanmaktadır. Verlaine’in Fêtes Galantes (Âşıkane Ziyafetler) adlı küçük bir şiir kitabında Versay bahçeleri, şatoları, asil ve zarif tavırlı insanlarıyla bütün bir XVIII. yüzyıl Fransa’sı yaşamakta, şiirler de o yüzyılın dilini ve teşrifatını yansıtmaktadır. “Tarih ortasında Türklüğü arayan” Yahya Kemal için bu şiirler yeni estetik ufuklar açar: “Ben de arzu ettim ki İstanbul’un fethi sabahından son hârâbat şairimiz Leskofçalı Galib Bey’e kadar geçen asırlarımızı, zevk ve haz hususiyetlerini parça parça, birer gazel çerçevesine sığdırarak tegannî edeyim” (Edebiyâta Dâir, s. 275). Yahya Kemal’in bu cümlesinde Eski Şiirin Rüzgârıyle kitabındaki şiirlerin programı ve estetiği ana hatlarıyla takip edilebilir. Şiirlerinin muhtevasını tayin eden tarih olacaktır ve estetik ölçünün kaynağı da divan şiiridir. Tasavvuru bu tarihi, İstanbul’un fethiyle XIX. yüzyılın son büyük divan şairi Leskofçalı Galib arasında sınırlamaktır. Bu, benimsediği tarih ölçüsüyle millî tarihimizin içinde zengin ve ihtişamlı bir devre idi. Böylece Eski Şiirin Rüzgârıyle kitabındaki “İstanbul’u Fetheden Yeniçeriye Gazel” ile Leskofçalı Galib Bey’in ruhuna ithaf ettiği “Tûr’dan Mülhem” gazeli bu tarihî devrenin çerçevesini teşkil ediyordu. Ancak millî tarihimizin başlangıcı olarak kabul ettiği Malazgirt’in hâtırası için kitapta bir de “Alparslan’ın Rûhuna Gazel” bulunmaktadır.

Eski Şiirin Rüzgârıyle kitabında zeminini doğrudan doğruya tarihî olay ve şahsiyetlerin teşkil ettiği şiirler vardır. Kitap yedi bentlik klasik bir terkibibend olan “Selimnâme” ile başlar. “Başlayış”, “Sefer”, “Çaldıran”, “Toplayış”, “Mercidâbık”, “Ridâniyye” ve “Rıhlet” başlıklarını taşıyan bu yedi bendde şair, Yavuz Sultan Selim’in kısa fakat kesif hükümdarlığı yıllarına sığan zaferleri tebcil eder. Son bent, Yahya Kemal’in şiirleri arasında mersiye karakteri taşıyan tek şiiridir. Hacim olarak bu kadar geniş yer ayırdığı Yavuz Sultan Selim bu şiirde devletin ilk büyük ihtişam hamlesinin yanı sıra doğu seferleriyle İslâmî birliğin temininin de sembolü olur. Yeniçeriye ve Gedik Ahmed Paşa’ya ithaf ettiği gazellerinde olduğu gibi nâdiren hamâsî ifadelere başvuran Yahya Kemal, bu tarz şiirlerinde yalnız bir tarih olayına değil onun arkasında devletin millî ve dinî bütünlüğünü ve sürekliliğini de çağrıştırmak ister. Tevhid ve i‘lâ bu şiirlerin esas temasını oluşturur. Tarihî şiirlerin dışında da dinî duygu açıkça veya dîdâr-ı kibriyâ, Tûr, erbâb-ı neşve, bezm-i ezel, hüsn-i ilâhî, cemâlullah gibi tasavvufî remizlerle sezdirilmiştir.

Kadın bu şiirlerde mâna olarak, bazan mistik duygulara bürünen ebedî bir aşkın sembolü halinde görünür. Madde olarak ise 900 yıllık tarihten, kültür ve sanat mirasından süzülmüş bir zarafet gösterisidir. “Perestiş”, “Şerefâbâd”, “Bir Sâkî”, “Mükerrer Gazel”, “Söz Meydanı”, “Mâhurdan Gazel”de kadın bir aşk ve güzellik çağının rafine şiir diliyle anlatılmıştır. Yalnız Ahmet Hamdi Tanpınar, “Mahurdan Gazel”de kadının divan şiirinde alışılmamış bir tarzda hayatta ve şehrin içinde göründüğüne dikkati çeker.

Hemen bütün şiirlerde zikredilerek veya zikredilmese de ima ile temel bir felsefe halinde varlığını sezdiren motif rindliktir. Doğu şiirinin bu çok yaygın hayat görüşü Yahya Kemal’de gelecek endişesi olmaksızın, hali bütün hazlarıyla yaşamak şeklinde tezahür eder.

Eski Şiirin Rüzgârıyle kitabındaki şiirler arasında yer yer şairin sanat ve şiir hakkındaki telakkilerini dile getiren mısralar da vardır. Kitapta özel bir adı olmayıp sadece “Gazel” başlığı ile görünen, belki bu sebepten bir çeşit poetika özelliği gösteren şiirin her beyti bu sanatın kurallarını ortaya koyar: “Her mısraı en güzel mısra (mısra-ı berceste) olan bir şiir olmalıdır. Baştan başa âhenk (armoni) bütünlüğü göstermelidir. Eğer ses yoksa sadece belâgat şiir için kusurdur. Bir şiir, en güzel beyti (beytülgazel) seçilemeyecek kadar mükemmel olmalıdır. Güzel şiir hikmetli söz demek değildir.” Böylece Yahya Kemal’in yazılarında da sık sık tekrarladığı gibi “şiir söylenmeyecek, tegannî edilecektir.”

Yahya Kemal’in gazelleri hakkında tenkitçiler, bunların hemen tamamıyla klasik yapıya ve kültüre bağlı olduğunda birleşirler. Yalnız Ahmet Hamdi Tanpınar, Cem-Dyoniysos gibi mitoloji veya Batı kaynaklı birtakım çağrışımlara dikkati çeker. Bu hükme, onun mazmun sistemine uzak kaldığı görüşünü önemli bir istisna olarak ilâve etmek gerekir. “Şiirde lisan, zevk, fikir, mazmun, her şey eskir, yalnız aşk eskimez, her dem tazedir” diyen Yahya Kemal’in bu cümlesinde aşkı bir taraftan şiirde lirizme, diğer taraftan rindlik düşüncesine bağlamalıdır. Birkaç yazısında asıl şiir, öz şiir, halis şiir diye bahsettiği şeyin neo-klasik şiirlerine yansıması ise divan kültüründeki bir yığın teferruatı olan mazmunları tasfiye ettikten sonra geride kalan tasavvufî-mistik, rindâne, zevke, lezzete, bu dünyaya, öteki dünyaya, kadere ve tevekküle bağlı temaların terkibi suretiyle olacaktır. Bunlara yeni olan ve hemen her şiirinde hissedilen vatan, tarih, medeniyet, sanat gibi muhtevaları da eklemek gerekir.

Eski Şiirin Rüzgârıyle’de vezin daima aruzdur (bütün şiirleri arasında yalnız “Ok” şiiri başarısız tek hece denemesi olarak kalır). Otuz dokuz gazelden yirmi biri muzâri bahrinde (mef‘ûlü fâilâtü mefâîlü fâilün) yazılmıştır. Yahya Kemal’in Türk aruzunun yeknesaklıktan en uzak olan bu veznini tercihi tesadüfî değildir. Ayrıca yine bu otuz dokuz gazelden otuz altısının beş beyitte tamamlandığı görülmektedir. Bu sayı klasik gazelin alt sınırıdır. Yahya Kemal’in bu tercihi de ses ve mâna bütünlüğü yanında yalın ifadeyi ve kesafeti aradığını gösterir.

Kitaptaki tahmîs ve taştîrler modelleri olan gazellerle her bakımdan ustalıklı bir armoni teşkil eder. Şairin tamamlanmış, müsvedde ve notlar halinde kalmış şiir parçalarını ihtiva eden Bitmemiş Şiirler’de de eski tarz denemeleri bulunmaktadır.

 Eski Şiirin Rüzgârıyle kitabındaki gazel ve şarkıların çoğu, bazıları ayrı bestekârlar tarafından birkaç defa olmak üzere bestelenmiş bulunmaktadır.


BİBLİYOGRAFYA

Yahya Kemal Beyatlı, Eski Şiirin Rüzgârıyle, İstanbul 1962.

a.mlf., Edebiyata Dâir, İstanbul 1971.

a.mlf., Çocukluğum, Gençliğim, Siyasî ve Edebî Hâtıralarım, İstanbul 1973.

Abdülhak Şinasi Hisar, “Eski Şiirin Rüzgârıyle”, Yahya Kemal’e Vedâ, İstanbul 1959, s. 79-84.

Nihad Sâmi Banarlı, Yahya Kemal Yaşarken, İstanbul 1959, tür.yer.

a.mlf., Yahya Kemal’in Hatıraları, İstanbul 1960.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, İstanbul 1963.

Ömer Faruk Akün, “Osmanlı Tarihi Karşısında Yahya Kemal’in Şiiri”, , V/2 (1976), s. 13-34.

Mehmet Kaplan, “Yahya Kemal Şiirlerini Ne Zaman Kaç Yılda Yazdı?”, a.e., IX/1 (1980), s. 24-26.

“Eski Şiirin Rüzgârıyla”, , III, 99-100.

Bu madde ilk olarak 1995 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 11. cildinde, 393-394 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.