FETRET DEVRİ

Müellif:
FETRET DEVRİ
Müellif: FAHAMEDDİN BAŞAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1995
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 25.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/fetret-devri
FAHAMEDDİN BAŞAR, "FETRET DEVRİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/fetret-devri (25.08.2019).
Kopyalama metni

Osmanlı Devleti’ni parçalanmanın eşiğine getiren Fetret devri Osmanlı tarihinin en önemli dönüm noktalarından birini teşkil eder. Yıldırım Bayezid tarafından büyük güçlüklerle kurulan merkezî devletin dağılıp ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıya gelindiği bu iç mücadele ve karışıklık dönemi Rumeli topraklarındaki sağlam yerleşme sayesinde atlatılabilmiş, bu dönemde ortaya çıkan meseleler yarım yüzyıl kadar sürmüş, Osmanlı devlet teşkilâtı, saltanat anlayışı ve verâset usulüne tesir edecek önemli gelişmelerin başlıca dayanağını oluşturmuştur.

Yıldırım Bayezid’in Ankara Savaşı’nın ardından ölümü ile geride Süleyman, Îsâ, Mûsâ, Mehmed, Mustafa ve Kasım adlı oğulları kalmıştı. Osmanlı Devletini parçalamak isteyen Timur, Ankara Savaşı’nı kazandıktan sonra Anadolu beylerine ait toprakları Osmanlılar’dan alıp eski sahiplerine iade etmiş, geri kalan yerleri de Bayezid’in oğulları arasında paylaştırmıştı. Ankara Savaşı’nın kaybedildiğini gören büyük şehzade Emîr Süleyman, yanında bulunan Veziriâzam Çandarlı Ali Paşa, Subaşı Eyne Bey ve yeniçeri ağası Hasan Ağa ile beraber önce Bursa’ya geldi. Buradan devlet hazinesini, arşivleri, ailesini, küçük kardeşi Şehzade Kasım’ı ve kız kardeşi Fatma Sultan’ı alarak Gemlik’ten bir gemiyle Güzelcehisar’a (Anadoluhisarı) gitti. Bir müddet burada kaldıktan sonra Bizans İmparatoru Manuel ile anlaşarak Gelibolu’ya geçti ve orada imparatorla Gelibolu Antlaşması’nı imzaladı (Şubat 1403). Buna göre Süleyman Çelebi Kartal, Pendik ve Gebze ile bazı adaları ve Misivri’ye kadar Karadeniz sahillerini, Rumeli’de Selânik ve Tesalya’yı Bizanslılar’a terkediyordu. Bunun yanında Bizans’ın o zamana kadar Osmanlılar’a vermekte olduğu vergi de kaldırıldı. Antlaşmadan sonra küçük kardeşi Kasım (bazı kaynaklarda Orhan) Çelebi ile kız kardeşi Fatma Sultan’ı İstanbul’da bırakan Süleyman Çelebi Gelibolu’dan Edirne’ye geçerek hükümdarlığını ilân etti. Durumunu güçlendirmek isteyen Emîr Süleyman bazı ticarî imtiyazlar vermek suretiyle Venedik ve Cenevizliler’le de anlaştı (Haziran 1403). Anlaşmaya göre bu İtalyan cumhuriyetleri Timur’un Rumeli’ye geçmesine engel olacaklardı.

Süleyman Çelebi’nin Edirne’de hükümdarlığını ilân ettiği esnada Anadolu’da Îsâ Çelebi ile Mûsâ Çelebi Bursa’ya hâkim olmak için mücadeleye girişmişlerdi. Ankara Savaşı’ndan sonra Balıkesir taraflarına giden Îsâ Çelebi Timur’un İzmir’de bulunduğu bir sırada Bursa’yı ele geçirdi. Anadolu’da bir süre dolaşan Timur Semerkant’a dönerken Mûsâ Çelebi’yi serbest bırakarak Bursa’ya gönderdi. Böylece kardeşler arasındaki ilk anlaşmazlık Bursa’nın ele geçirilmesi yüzünden başladı. Mûsâ Çelebi Îsâ’yı mağlûp ederek Bursa’ya hâkim oldu. Ancak Timur’un Anadolu’yu terketmesinden sonra güçlenen Îsâ Çelebi tekrar Bursa üzerine gelerek Mûsâ Çelebi’yi yendi ve şehri ele geçirdi. Mûsâ Çelebi de önce Kütahya’ya, daha sonra Karamanoğlu Mehmed Bey’in yanına gitti.

Mehmed Çelebi ise savaştan sonra Amasya ve Sivas yöresine giderek buralara hâkim olmuştu. Böylece Ankara Savaşı’nın ardından Süleyman Çelebi Edirne’de, Îsâ Çelebi Balıkesir ve Bursa’da, Mûsâ Çelebi Îsâ’yı mağlûp ettikten sonra kısa bir süre Bursa’da, Mehmed Çelebi de Amasya’da Timur’a tâbi olarak hükümdar oldular. Bütün şehzadelerin amacı ilk pâyitaht olan Bursa’yı ele geçirmekti. Amasya ve Sivas bölgesine hâkim olan Mehmed Çelebi bir müddet burada sessizce oturduktan sonra kardeşi Îsâ Çelebi’ye başvurarak Anadolu’yu kendi aralarında paylaşmayı teklif etti. Îsâ Çelebi bu teklifi kabul etmeyince iki kardeş Ulubat’ta karşı karşıya geldi. Yapılan savaşta Mehmed Çelebi ağabeyi Îsâ’yı yenilgiye uğrattı. Îsâ Çelebi önce Yalova’ya, oradan da İstanbul’a kaçtı. Savaşın ardından Bursa’ya giren Mehmed Çelebi burada hükümdarlığını ilân etti (1404).

Bu arada Bizans İmparatoru Manuel’in yanına giden Îsâ Çelebi Süleyman Çelebi’nin isteği üzerine Edirne’ye gönderildi. Emîr Süleyman, kendisine rakip gördüğü Mehmed Çelebi’ye karşı Îsâ Bey’i destekleyerek onu Bursa’yı almak üzere kuvvetli bir ordunun başında tekrar Anadolu’ya gönderdi. Ancak Mehmed Çelebi’ye sadık kalan Bursa halkının karşı koyması üzerine başarılı olamayan Îsâ Çelebi Kastamonu’da bulunan İsfendiyar Bey’in yanına giderek Aydınoğlu Cüneyd, Saruhanoğlu ve Menteşeoğlu ile birleşip Mehmed Çelebi’ye karşı tekrar savaşmak istedi. Bu son teşebbüsünde de başarıya ulaşamayarak Karaman-ili’ne çekilen Îsâ Çelebi bir ara tekrar Osmanlı topraklarına girdiyse de Eskişehir’de Çelebi Mehmed’in adamları tarafından yakalanarak boğuldu (1405-1406). Cesedi Bursa’ya getirilip babasının türbesinin yanına defnedildi. Bundan sonra, Îsâ Bey ile iş birliği yapmış olan Aydınoğlu, Menteşeoğlu ve Germiyanoğlu beyleri Mehmed Çelebi’nin hâkimiyetini tanımak zorunda kaldılar.

Böylece Anadolu’nun büyük bir kısmına hâkim olan Mehmed Çelebi Emîr Süleyman ile mücadeleye hazırlanmaya başladı. Edirne’de bulunan Emîr Süleyman da Mehmed Çelebi’nin Anadolu’daki faaliyetlerini yakından takip ediyordu. Îsâ Çelebi’nin yenilgisini duyunca Çandarlı Ali Paşa ile birlikte kuvvetli bir ordunun başında Anadolu’ya geçti ve Bursa’yı aldı. Çelebi Mehmed karşı koyamayarak Amasya’ya çekildi. Süleyman Çelebi Ankara’ya ilerledi ve burasını da ele geçirdi. Bununla beraber Mehmed Çelebi mücadeleden vazgeçmedi. Nitekim ertesi yıl Yenişehir ovasında Emîr Süleyman ile karşılaşıp mağlûp olarak yine Amasya’ya dönmüşse de onu Rumeli’ye çekilmeye zorlamak için çareler aramaya başlamıştır. Bu düşünce ile, Karamanoğlu Mehmed Bey’in yanında bulunan Mûsâ Çelebi’yi kendisine tâbi kalması şartıyla Rumeli’ye göndermeye karar verdi. Ona bir miktar kuvvet vererek Eflak üzerinden Rumeli’ye geçmesini sağladı (1409).

Emîr Süleyman’ın Anadolu’da bulunduğu sırada Eflak’a geçen Mûsâ Çelebi buradan Tuna’ya doğru ilerlemeye başladı. Rumeli beyleri ve tımarlı sipahilerinin kendisine katılmasıyla güçlenen Mûsâ Çelebi Eflak ve Sırp kuvvetleri tarafından da destekleniyordu. Mûsâ Çelebi’nin Rumeli’ye geçtiğini haber alan Süleyman Çelebi telâşa düşerek Gelibolu üzerinden Edirne’ye gitti. Bu suretle Anadolu’da serbest kalan Mehmed Çelebi Ankara, Bursa ve çevresini tekrar ele geçirdi.

Emîr Süleyman, Eflak ve Sırp kuvvetleri tarafından desteklenen Mûsâ Çelebi’ye karşı Bizans imparatorundan da yardım alarak onunla karşılaştı (15 Haziran 1410). İki taraf arasında İstanbul yakınlarında meydana gelen savaşta Sırp kuvvetlerinin son anda Emîr Süleyman tarafına geçmesi üzerine Mûsâ Çelebi mağlûp oldu ve Eflak’a kaçtı. Daha sonra da kendisine ihanet eden Sırp kuvvetlerini 11 Temmuz 1410’da mağlûp etti ve oradan Edirne civarına gelerek Emîr Süleyman ile yeniden savaşa girdi. Bu savaşta başarılı olamadıysa da ertesi yıl Edirne’ye girmeye muvaffak oldu. Emîr Süleyman ise İstanbul’a kaçmak üzere yola çıktı. Düğüncü köyüne geldiği sırada kendisini takip eden Mûsâ Çelebi’nin adamları tarafından yakalanarak boğuldu (18 Mayıs 1410). Cenazesi Bursa’ya gönderilerek büyük babası I. Murad’ın yanına defnedildi. Bunun üzerine Edirne’ye giren Mûsâ Çelebi, kardeşi Mehmed’le olan anlaşmasına uymayarak burada adına para bastırdı ve hükümdarlığını ilân etti (17 Şubat 1411).

Anadolu’da Îsâ Çelebi’nin ve Rumeli’de Süleyman Çelebi’nin ortadan kalkması ile mücadele sahnesinde sadece Mehmed Çelebi ile Mûsâ Çelebi kaldı. Mûsâ Çelebi kardeşinin Anadolu’da güçlü bir durumda olduğunu bildiği için onunla mücadeleye girişmedi ve ilk iş olarak Süleyman Çelebi’nin adamlarını görevden aldı. Emîr Kör Şah Melik’i vezirliğe, Mihaloğlu Mehmed Bey’i beylerbeyiliğe, ünlü fakih Şeyh Bedreddin Mahmud’u da kazaskerliğe getirdi. Öte yandan Mûsâ Çelebi, kendisine karşı Emîr Süleyman’a yardım etmiş olan Sırp Krallığı üzerine yürüyerek Novoberda’yı aldığı gibi Vidin’de isyan eden Bulgar prensini de etkisiz hale getirdi. Daha sonra Emîr Süleyman’ı destekleyen Bizans imparatoruyla mücadeleye girişti. Ayrıca Timur olayına da Bizans imparatorunun sebep olduğunu düşünüyordu. Kardeşi Süleyman’ın Bizanslılar’a bırakmış olduğu Karadeniz kıyısındaki şehirleri ve Tesalya’yı geri aldıktan sonra İstanbul’u dahi abluka altına almaya başladı (1411). Bu arada Çandarlı İbrâhim Paşa’yı, Manuel’in Bayezid zamanında vermeyi kabul ettiği, fakat Ankara Savaşı’ndan sonra göndermediği vergileri istemek üzere İstanbul’a gönderdi. Ancak Mehmed Çelebi tarafına geçmek isteyen İbrâhim Paşa İstanbul’da kalarak Manuel ile iş birliği yaptı. Manuel İbrâhim Paşa’nın da teşvikiyle Çelebi Mehmed’le temasa geçmiş, Emîr Süleyman’ın rehine olarak yanına bırakmış olduğu Orhan Çelebi’yi de Rumeli’ye göndererek Mûsâ Çelebi’nin İstanbul kuşatmasını kaldırmasını sağlamıştır. Şehzade Orhan’ın Selânik ve Tesalya’da saltanat mücadelesine başlaması üzerine Mûsâ Çelebi İstanbul kuşatmasını kısmen kaldırıp Selânik’e gitti ve yapılan savaşta yeğenini bozguna uğrattı. Bunun üzerine Orhan Çelebi Selânik Kalesi’ne kaçtı, Mûsâ Çelebi de kaleyi kuşatma harekâtına başladı. Bundan sonra da İstanbul üzerindeki baskısını daha da arttırdı.

Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat mücadelelerinden daima faydalanmayı düşünen İmparator Manuel, şehirde çok az kuvvet olduğu için Mûsâ Çelebi’nin İstanbul’u ele geçirmesinden korkuyordu. Bu amaçla, Bursa’da bulunan Mehmed Çelebi’yi Rumeli’ye geçirmek üzere şehre davet etti. Çelebi Mehmed, Gebze Kadısı Fazlullah’ın İstanbul’a giderek imparatorla anlaşmasından sonra İstanbul üzerinden Rumeli’ye geçti ve Çatalca civarında bulunan İnceğiz’de Mûsâ Çelebi ile savaşa girişti (Ekim 1412). Ancak Mûsâ Çelebi emrindeki 7000 yeniçeriyle Mehmed Çelebi kuvvetlerini mağlûp etti. Mehmed Çelebi çok az bir kuvvetle İstanbul’a kaçıp Bizans gemileriyle Anadolu’ya geçti.

Mûsâ Çelebi bu başarılarına rağmen çevresine ve devlet adamlarına çok sert davranıyordu. Bu sebeple Rumeli beyleri kendisinden yüz çevirmişlerdi. Mûsâ Çelebi’nin başarısında büyük katkıları olan bu beyler kendilerini emniyette görmeyerek Sırplarla Mûsâ Çelebi aleyhinde anlaştılar. Öte yandan Çelebi Mehmed, Mûsâ’nın başka taraftaki meşguliyetinden faydalanarak tekrar Rumeli’ye geçip onunla savaştıysa da yine başarılı olamadı. Bu ikinci yenilgiden sonra Rumeli beylerinin Mûsâ aleyhine faaliyete geçtiğini öğrenince bu beylere gizlice haber gönderip onları kendi tarafına çekmeye çalıştı. Bir süre sonra akıncı kuvvetleri kumandanı Gazi Evrenos Bey’le birlikte hazırlıklarını tamamladı ve Dulkadıroğlu Nâsırüddin Bey’den de yardımcı kuvvetler alarak yine Bizans gemileriyle Rumeli’ye geçti. Beraberinde bir miktar Rum askeri de vardı. Evrenos Bey ise Sırplar’ı Çelebi Mehmed’in saflarına çekmeyi başardı. Mûsâ Çelebi’nin yanında Beylerbeyi Mihaloğlu Mehmed Bey ile Timurtaş Paşaoğlu Umur Bey’den başka büyük emîrlerden hiç kimse kalmamıştı. Evrenos Bey’in tavsiyeleriyle hareket eden Mehmed Çelebi önce Kara Halil kumandasındaki öncü kuvvetlerini bozguna uğrattı, daha sonra da Edirne’ye geldi.

Emrindeki beylerin kendisini terketmekte olduğunu gören Mûsâ Çelebi önce Zağra’ya, oradan da Filibe civarındaki Değirmendere’ye çekildi. Nihayet Çelebi Mehmed ile Mûsâ Çelebi kuvvetleri Sofya’nın güneyinde, Samakov kasabası yakınlarındaki Çamurlu sahrasında karşı karşıya geldiler. Yanında bulunan az sayıdaki yeniçerilerle savaşa giren Mûsâ Çelebi büyük bir cesaretle çarpışmasına rağmen kuvvetleri dağıldı ve kendisi de yaralı olarak Eflak’a doğru kaçmak istedi. Ancak onu takip eden Bayezid Paşa, Mihaloğlu Yahşi Bey ve Burak Bey gibi emîrler tarafından yakalanarak Mehmed Çelebi’nin yanına götürüldü ve boğduruldu (5 Temmuz 1413). Naaşı Bursa’ya getirilip babasının türbesine defnedildi. Çelebi Mehmed, hayatta kalan son kardeşi Mûsâ Çelebi’nin de ortadan kalkmasından sonra Edirne’de kendisini Osmanlı Devleti’nin yegâne hükümdarı olarak ilân etti.


BİBLİYOGRAFYA

Ducas, Bizans Tarihi (trc. Vl. Mirmiroğlu), İstanbul 1956, s. 47-48, 56-58, 95.

, s. 80-86.

Şükrullah Çelebi, Behcetü’t-tevârîḫ (Osmanlı Tarihleri içinde, Osmanlılar’la ilgili kısım, nşr. Nihal Atsız), İstanbul 1949, s. 58-59.

, s. 37-41.

Bihiştî Ahmed Sinan Çelebi, Tevârîh-i Âl-i Osmân, Londra British Museum, Add., Gr., Mr., 7869’dan çekilmiş olan ve İÜ Ed. Fak. Tarih Seminer Kitaplığı, nr. K.A. 281’de bulunan fotokopi, vr. 50a, 51a, 55a, 66a, 68b, 69b, 71a, 71b, 73a, 77b.

Neşrî, Cihannümâ (Unat), Ankara 1987, II, 426-427, 430-433, 444, 462, 470, 482-485, 487-489, 491-495, 500, 505-507, 514.

, I, 169, 218, 220-224, 226, 228-229, 235, 245-248, 253-255, 257-258, 273, 276.

Tevârîh-i Âl-i Osmân (nşr. F. Giese), Breslau 1922, s. 47, 51.

, s. 91.

Lebeau, Histoire du Bas-Empire (Fransızca trc. M. De Saint-Martin – M. Broscet), Paris 1836, XXI, 55, 66-73.

N. Iorga, Geschichte des Osmanischen Reiches, Gotha 1908, I, 325, 360.

, I, 328 vd.

a.mlf., “Mehmed I”, , VII, 496-500.

Âlî, “Emir Süleyman Han Sikkeleri”, , XIV/6 (83), s. 353-357.

, s. 27 vd.

a.mlf., “Süleyman Çelebî”, , XI, 179-182.

P. Wittek, “Ankara Bozgunundan İstanbul’un Zaptına” (trc. Halil İnalcık), , VII/27 (1943), s. 571-585.

G. T. Dennis, “1403 Tarihli Bizans-Türk Antlaşması” (trc. Melek Delilbaşı), , XXIX/1-4 (1971-78), s. 157-161.

Mükrimin Halil Yinanç, “Bâyezid I”, , II, 385-386.

M. C. Şehâbeddin Tekindağ, “Mûsâ Çelebî”, a.e., VIII, 661-666.

Halil İnalcık, “Türkler (Osmanlılar)”, a.e., XII/2, s. 294.

Bu madde ilk olarak 1995 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 12. cildinde, 480-482 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.