Kullanıcılarımızın Dikkatine: 16.01.2019 tarihli bilgilendirme

HABBÂB b. ERET

خبّاب بن الأرت
HABBÂB b. ERET
Müellif: M. YAŞAR KANDEMİR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1996
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.01.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/habbab-b-eret
M. YAŞAR KANDEMİR, "HABBÂB b. ERET", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/habbab-b-eret (22.01.2019).
Kopyalama metni
Künyesi Ebû Yahya ve Ebû Muhammed olarak da kaydedilir. Aslen Temîm kabilesinden olmakla beraber Câhiliye döneminde büyük bir ihtimalle Irak taraflarında esir alınıp Mekke’de satıldığı ve sonunda Ümmü Enmâr bint Sibâ‘ el-Huzâiyye adlı bir kadının kölesi olduğu için Huzâî nisbesiyle de anılır. Müslüman olduklarını ilk defa açıklayan Hz. Ebû Bekir, Bilâl-i Habeşî, Suheyb-i Rûmî ve Ammâr b. Yâsir’in yanında o da bulunuyordu. Habbâb bazı kaynaklarda altıncı, bazılarında yirminci müslüman olarak zikredilir. Utbe b. Gazvân’ın kölesi olan bir diğer Habbâb ile de karıştırılan ve demircilik yapan Habbâb b. Eret, okuma yazma bildiği için bazı müslümanlara yeni nâzil olan âyetleri öğretirdi. Bir defasında Tâhâ sûresinin ilk âyetlerini bir sayfaya yazıp Hz. Ömer’in kız kardeşi Fâtıma ile kocası Saîd b. Zeyd’e öğretirken henüz İslâmiyet’i kabul etmemiş olan Ömer içeriye girmiş, ancak dinlediği âyetlerin tesiriyle müslüman olmak istediğini bildirince Habbâb ona Resûl-i Ekrem’in gizlendiği yeri haber vermiş ve müslüman olması için daha önce Resûlullah’ın dua ettiğini söylemişti.

İslâmiyet’i kabul ettikleri için işkence gören kölelerden biri olan Habbâb’a bazan kızgın taşlar üzerinde işkence edilirdi. Nitekim hilâfeti zamanında Hz. Ömer’i ziyarete giden Habbâb’a halife, “Yanıma gel, bu meclise Ammâr’dan sonra senden daha lâyık kimse yoktur” diye iltifat etmiş, Habbâb da yıllar sonra bile izleri silinmeyen sırtındaki işkence kalıntılarını göstermişti (İbn Mâce, “Muḳaddime”, 11). Habbâb müşriklerin işkencesine dayanamayıp Resûl-i Ekrem’e, “Bize yardım dilemeyecek, Allah’a bizim için dua etmeyecek misin?” demiş, Resûlullah da geçmiş ümmetler içinde daha ağır işkencelere mâruz kaldıkları halde dinlerinden dönmeyen müminlerin bulunduğunu anlatmış, yakında kurtulacaklarını söyleyerek kendilerine sabır tavsiye etmişti (Buhârî, “İkrâh”, 1, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 29).

Habbâb yaptığı birkaç kılıcı Kur’an’da “ebter” diye nitelendirilen Âs b. Vâil’e satmış, fakat parasını alamamıştı. Âs ona dinini terketmedikçe borcunu ödemeyeceğini söyleyince Habbâb, “Senin ölüp tekrar dirildiğini görmedikçe bu işi yapmam” demiş, Âs’ın, “O halde kıyamet gününde gel, o gün benim malım da olacak, evlâdım da, o zaman öderim” diye alay etmesi üzerine kaynakların belirttiğine göre Meryem sûresinin 77-80. âyetleri nâzil olmuştur.

İlk muhacirlerden olan Habbâb, Medine’ye hicret edince Mikdâd b. Amr gibi bazı bekâr müslümanlarla birlikte Külsûm b. Hidm’in evine misafir oldu ve Külsûm’un Bedir Gazvesi’nden önce vefatına kadar onun evinde kaldı. Daha sonra diğer kimsesiz muhacirlerle birlikte Sa‘d b. Ubâde’nin evine geçti. Resûlullah, muhacirlerle ensar arasında kardeşlik bağı kurduğu zaman Habbâb’la Cebr b. Atîk’i kardeş yaptığını açıkladı. Habbâb’ı Hırâş b. Sımme’nin âzatlısı Temîm ile kardeş yaptığı da rivayet edilmektedir. Başta Bedir olmak üzere bütün gazvelere iştirak eden Habbâb Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra Kûfe’ye yerleşti. İslâm fetihleri sırasında Irak seferlerine katıldı. Sıffîn ve Nehrevan savaşlarında bulunduğu yolunda daha çok Şiî kaynaklarında yer alan rivayetleri (Nasr b. Müzâhim, s. 506; İbn Ebü’l-Hadîd, XVIII, 172) kabul etmek mümkün değildir. Zira Habbâb hayatının son yıllarında bu savaşların cereyan ettiği tarihlerde ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Resûlullah yasaklamamış olsaydı çektiği ıstırap yüzünden ölmeyi temenni edeceğini söylerdi. Fetih yıllarında yaşayan müslümanlarla birlikte Habbâb da rahata ve servete kavuştuğu için mükâfatlarının dünyada verilmiş olabileceği endişesiyle huzursuzluk duyar, yokluk içinde yaşayıp ölen arkadaşlarına imrenirdi. Kendisi için hazırladığı kefen bezine bakar, Hz. Hamza ve Mus‘ab b. Umeyr gibi sahâbîlere bir kefen bulamadıkları günleri hatırlayarak hüzünlenirdi (Buhârî, “Cenâʾiz”, 27, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 45, “Meġāzî”, 17, 26, “Merḍâ”, 19, Müslim, “Cenâʾiz”, 44, “Ẕikir”, 12).

Habbâb b. Eret 37 (657) yılında yetmiş üç veya altmış üç yaşlarında olduğu halde Kûfe’de vefat etti. Onun 19’da (640) Medine’de öldüğü ve cenaze namazını Hz. Ömer’in kıldırdığı rivayeti doğru değildir. O zamana kadar Kûfe’de cenazeler evlerin avlusuna defnedildiği halde Habbâb vasiyyeti üzerine şehir dışına gömüldü. Daha sonra da Kûfe’de vefat edenler Habbâb’ın yanına defnedilmiş ve mezarının bulunduğu yer kabristan haline gelmiştir. Hz. Ali Sıffîn Savaşı’ndan dönünce Habbâb’ın kabrine giderek cenaze namazını kılmıştır.

Habbâb’ın birkaç çocuğu olduğu rivayet edilmekle beraber oğlu Abdullah’tan başkasının adı bilinmemektedir. Abdullah, babasının vefat ettiği yılın sonlarına doğru bir yolculuk sırasında karısıyla birlikte Hâricîler’in eline geçti. Hâricîler ona Hulefâ-yi Râşidîn ve özellikle Hz. Ali hakkında ne düşündüğünü sordular. Abdullah’ın bu sahâbîleri övmesi üzerine kendisini ve hamile olan karısını öldürdüler (Taberî, V, 81-82).

Mükerrerleriyle birlikte 32 hadis rivayet eden Habbâb’ın rivayetleri Kütüb-i Sitte’de ve diğer hadis kitaplarında yer almaktadır. Bunlardan üçü Ṣaḥîhayn’de, ayrıca ikisi Ṣaḥîḥ-i Buḫârî’de, biri Ṣaḥîḥ-i Müslim’de, çoğu ise Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde bulunmaktadır (V, 108-112; VI, 395-396). Kendisinden oğlu Abdullah ile Ebû Vâil Şakīk b. Seleme, Ebû Ümâme Sudey b. Aclân el-Bâhilî, Mücâhid b. Cebr, Mesrûk b. Ecda‘, Alkame b. Kays, Kays b. Ebû Hâzim gibi tâbiîler rivayette bulunmuşlardır.

Mecîd Abdülhamîd, Habbâb’ın hayatına dair Ḫabbâb b. Eret ed-Dâʿiyetü’ṣ-ṣâbir adıyla bir risâle kaleme almıştır (Bağdat 1980, 31 sayfa).

BİBLİYOGRAFYA
Müsned, V, 108-112; VI, 395-396; Buhârî, “İkrâh”, 1, “Cenâʾiz”, 27, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 29, 45, “Meġāzî”, 17, 26, “Merḍâ”, 19, “Daʿavât”, 30, “Riḳāḳ”, 7, 16, “Temennî”, 6; Müslim, “Cenâʾiz”, 44, “Ẕikir”, 12; İbn Mâce, “Muḳaddime”, 11; Vâkıdî, el-Meġāzî, I, 100, 155; Nasr b. Müzâhim, Vaḳʿatü Ṣıffîn (nşr. Abdüsselâm M. Hârûn), Kahire 1401/1981, s. 325, 506, 530; İbn Hişâm, es-Sîre2, I, 271, 368-370, 383; II, 327; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, III, 164-167; İbn Habîb, el-Muḥabber, s. 73, 288; a.mlf., el-Münemmaḳ, s. 244; İbn Kuteybe, el-Maʿârif (Ukkâşe), s. 316-317; Belâzürî, Ensâb, I, 175-180, ayrıca bk. İndeks; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-FazI), V, 61-62, 81-82; Dûlâbî, el-Künâ ve’l-esmâʾ, Haydarâbâd 1322, s. 79; İbn Ebû Hâtim, el-Cerḥ ve’t-taʿdîl, III, 395; Makdisî, el-Bedʾ ve’t-târîḫ, V, 101; Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr (nşr. Hamdî Abdülmecîd es-Selefî), Kahire 1405/1985, IV, 54-81; Hâkim, el-Müstedrek, III, 381-383; Ebû Nuaym, Ḥilye, I, 143-147; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, I, 423-424; İbnü’l-Cevzî, Ṣıfatü’ṣ-ṣafve, I, 427-429; a.mlf., Telḳīḥu fühûmi ehli’l-es̱er (nşr. Ali Hasan), Kahire 1975, s. 127, 185, 391; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe, II, 114-117; İbn Ebü’l-Hadîd, Şerḥu Nehci’l-belâġa (nşr. M. Ebü’l-Fazl İbrâhim), Kahire 1387/1967, XVIII, 171-172; Mizzî, Tehẕîbü’l-Kemâl, VIII, 219-220; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, II, 37, 323-325; a.mlf., Târîḫu’l-İslâm: ʿAhdü’l-ḫulefâʾi’r-râşidîn, s. 562-564, 588; Fâsî, el-ʿİḳdü’s̱-s̱emîn, IV, 300-303; İbn Hacer, el-İṣâbe (Bicâvî), I, 373; II, 258-259; a.mlf., Tehẕîbü’t-Tehẕîb, II, 133-134; Mehmed Zihni, el-Hakāik, İstanbul 1310, II, 17-20; Wensinck, el-Muʿcem, VIII, 71; M. J. Kister, “K̲h̲abbāb b. al-Aratt”, EI2 (Fr.), IV, 929-930.
Bu madde ilk olarak 1996 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 14. cildinde, 340-341 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
Kullanıcılarımızın Dikkatine
Önceki web sitemizin yayımlanmasına son verdiğimiz 1 Ocak 2019 tarihinden bu yana bazı kullanıcılarımızın yeni sitemizdeki İletişim Formu aracılığıyla ilettikleri talep, şikâyet ve öneriler hakkında bilgilendirme mesajıdır.
Duyuruyu okumak için tıklayınız.