HADIM ALİ PAŞA - TDV İslâm Ansiklopedisi

HADIM ALİ PAŞA

Müellif:
HADIM ALİ PAŞA
Müellif: FERİDUN EMECEN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 01.10.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hadim-ali-pasa--beylerbeyi
FERİDUN EMECEN, "HADIM ALİ PAŞA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hadim-ali-pasa--beylerbeyi (01.10.2020).
Kopyalama metni
Muhtemelen Arnavut asıllı olup Harem Dairesi Akağalar Koğuşu’nda yetişmiştir. Ali Paşa’nın Rumeli kethüdâlığından sancak beyi olduğu, Âlî Mustafa Efendi’ye ve ondan naklen Peçuylu İbrâhim’in eserinde geçen kayda dayandırılmakla birlikte (Târih, I, 36) bu bilgilerin onunla ilgisi şüphelidir. Hadım olması sarayda Harem’de bulunduğunu göstermekteyse de saraydan ne zaman çıktığı ve hangi sancaklarda görev yaptığı belli değildir. Bilinen ilk görevi Diyarbekir beylerbeyiliğidir. Bu vazifesi sırasında, Erzurum beylerbeyi olup Gürcistan tarafına yaptığı seferde şehid düşen Mûsâ Paşa’ya yardımda bulunmak üzere Erzurum serhaddine giderek Atabeyler memleketine akınlarda bulundu. 5 Şevval 951’de (20 Aralık 1544) Anadolu beylerbeyiliğine nakledildi (TSMA, nr. E. 12321, s. 18/38-39). Anadolu beylerbeyi olarak 1548 İran seferine katıldı. Muş dolaylarındaki yağmalama hareketlerine engel olamadığı gerekçesiyle azledilerek Şubat 1549’da Bosna sancak beyliğine gönderildi (Tevârîh-i Âl-i Osmân, vr. 189a, 194a). 11 Cemâziyelevvel 958’de (17 Mayıs 1551) Kasım Paşa’nın yerine 800.000 akçelik haslarla Budin beylerbeyi oldu (BA, A.RSK, nr. 1452, s. 28).

Özellikle 1552’de giriştiği faaliyetlerle dikkati çeken Ali Paşa, bir sınır beylerbeyiliği olan Budin’in güvenliğini sağlamak için civardaki önemli kaleleri zapta giriştiği gibi yapılan saldırıları da başarıyla püskürttü. Önce, 1552 Şubatında Segedin’i kuşatan Toth Mihaly idaresindeki Alman ve Macar kuvvetlerini kale önlerinde bozguna uğrattı (TSMK, nr. K 888, vr. 108a-b, 115b). Ardından Veszprém üzerine yürüyerek burayı ele geçirdi (Nisan 1552). Bu arada ikinci vezir Ahmed Paşa Tımışvar’ın zaptı için harekete geçmiş ve kaleyi kuşatma altına almıştı. Hadım Ali Paşa da stratejik öneme sahip Dregely Kalesi’ne yürüdü ve Szondy György tarafından savunulan kaleyi zaptetti. 1552 Temmuzundaki bu harekât sırasında Yahyâpaşazâde Arslan Bey ile birlikte hay, Gyarmat, Seçen (Széczèny), Hollókö ve Bujak kalelerini de ele geçirdi. Böylece Osmanlılar’la Habsburg İmparatorluğu arasındaki sınır, Slovakya’nın güneyini içine alacak şekilde Osmanlılar’ın lehine genişledi. Ardından 9 Ağustos’ta Gündersdorf baronu Teufel ve Pallavicini idaresindeki Macar ve Alman kuvvetlerini Palast ovasında yenilgiye uğratıp bu iki kumandanı esir aldı. Teufel diğer 4000 esirle beraber İstanbul’a gönderildi (TSMK, nr. K 888, vr. 415a-b). Buradaki mücadele, bazı Osmanlı tarihlerinde Mohaç’tan sonra Macarlar’a karşı kazanılan en büyük zafer olarak nitelendirilir. Bazı eserlerde savaşın Filek (Fülek) civarında cereyan ettiği ve Filek’in de ele geçirildiği belirtilirse de bu bilginin doğruluğu şüpheli olup burası 1554 Ocağında Seçen Beyi Hamza tarafından alınmıştır.

Ali Paşa, bu zaferin ardından Solnok’a (Solnık) hareket ederek kaleyi kuşatma hazırlıkları yapmakta iken o sırada Tımışvar’ı alıp Solnok’a doğru yürüyen Ahmed Paşa’nın kuvvetleriyle birleşti. Müdafiler tarafından terkedilen Solnok alındıktan sonra Budin’e 137 km. mesafedeki büyük bir askerî öneme sahip Eğri (Eger, Erlau) kuşatıldı. Ancak kırk gün süren kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı. Ahmed Paşa bu başarısızlıktan, kalenin kolayca alınabileceğini söyleyip kendisini buraya sevkeden Hadım Ali Paşa’yı sorumlu tuttu. Bir müddet sonra gözden düşen Ali Paşa azledilerek yerine Toygun Paşa tayin edildi (Şubat 1553). Anadolu’ya nakledilen Ali Paşa ise Karaman beylerbeyi oldu ve Kanûnî Sultan Süleyman’ın 1554’teki Nahcıvan seferine beylerbeyilik kuvvetleriyle katıldı. 10 Rebîülâhir 963’te (22 Şubat 1556) Toygun Paşa’nın yerine 1 milyon akçelik haslarla yeniden Budin beylerbeyiliğine getirildi (BA, MD, nr. 2, s. 25/216).

Bu ikinci görevi sırasında Ali Paşa, Budin’e bağlı sancakları doğrudan kendisine bağlamaya ve sancak beylerinin hareketlerini tam olarak kontrol altına almaya çalıştı. Nitekim İstanbul’a gönderdiği bir arzda onların kendisine danışmadan hareket ettiklerini, bunun ise sınır güvenliği açısından tehlikeli gelişmelere yol açacağını bildirmişti (BA, MD, nr. 2, s. 74/684). Muhtemelen sancak beyleriyle olan bu anlaşmazlıkların da tesiri sonucu ikinci beylerbeyiliği dönemi ilki gibi parlak geçmedi ve giriştiği askerî faaliyetlerde pek başarılı olamadı. Bölgenin emniyetini tehdit eden ve haydut yatağı olan Sziget’i (Sigetvar/Szigetvár) kuşattı. Bu arada Tamas Nadasdy tarafından sıkıştırılan Babofça Kalesi’ni kurtarmaya gitti, kale önlerindeki mücadelede onu geri çekilmeye zorladı. Fakat kendisi de Rinya ırmağı civarında imparatorluk kuvvetleri karşısında geri çekilmek zorunda kaldı (25 Temmuz); ardından Sziget’e gelip kuşatmayı kaldırdı ve Budin’e döndü (31 Temmuz). Bir müddet sonra Budin beylerbeyiliğinden alınıp 600.000 akçelik haslarla 13 Şubat 1557’de ikinci defa Bosna’ya nakledildi (BA, A.RSK, nr. 1457, s. 1). Ancak bu görevinde fazla kalamadı. 27 Receb 965’te (15 Mayıs 1558) Bosna sancak beyi olarak Malkoç Bey’in bulunması, hakkında rastlanabilen en son kaydın Receb 965 (Mayıs 1558) tarihini taşıması, voyvodası ve akrabası Kasım’ın Şevval 967 (Temmuz 1560) tarihli kayıtta ondan “müteveffa” diye bahsetmesi (BA, KK, nr. 216/A, s. 153, 164) Ali Paşa’nın Mayıs 1558’den hemen sonra vefat ettiğini düşündürmektedir. Avusturya elçisi Busbeke’in, Budin’de uğradığı başarısızlıklar sebebiyle kahrından öldüğünü yazması bir karışıklık sonucu olsa gerektir. Zira 1558 Nisanı sonlarında görevi başında vefat eden beylerbeyi, Bosna sancak beyi iken Ali Paşa’nın yerine Budin’e tayin edilen Mehmed Paşa’dır (BA, KK, nr. 216/A, s. 134).

İstanbul’da kendisini gören Busbeke’in kısa boylu, geniş ve kalkık omuzlu, çatık kaşlı, son derece kuvvetli ve cesur bir adam olarak tarif ettiği Ali Paşa’nın Diyarbakır’da bir cami ile medresesi ve hamamı, Çatalca’da yine bir cami ve medresesinin bulunduğu, Bosna’nın bazı köylerinde muhtemelen aslî vatanı olan Arnavut Belgradı’nda (Berat), İstanbul’da Balat’ta ve Edirne’de de bazı hayratının olduğu bilinmektedir (6 Şevval 958/7 Ekim 1551 tarihli vakfiyesi için bk. TSMA, nr. E. 7740).

BİBLİYOGRAFYA
TSMK, nr. K 888, vr. 108a-b, 110b-114a-b, 115b, 117b, 123a, 143a-b, 301b, 381b-382a, 415a-b, 478b; TSMA, nr. E. 12321, s. 18/38-39, 214/521, 216/522; TSMA, nr. E. 7740; BA, MD, nr. 1, s. 5/14, 53/273, 212/1233; nr. 2, s. 25/216, 57/520, 60/549-550, 74/684, 147-151/1416-1417, 153/1420, 155/1424; nr. 3, hk. 1293; BA, KK, nr. 209, s. 49, 74, 83; nr. 210, s. 141, 228, 300; nr. 216/A, s. 21, 80, 134, 148, 153, 164; BA, A.RSK, nr. 1452, s. 28; nr. 1457, s. 1; Tevârîh-i Âl-i Osmân, TSMK, Revan Köşkü, nr. 1099, vr. 180a-b, 181b, 189a, 194a; Celâlzâde, Tabakātü’l-memâlik, vr. 418a-b, 423b, 424a; O. G. de Busbeck, Türk Mektupları (trc. H. Cahit Yalçın), İstanbul 1939, s. 155-159; Âlî, Künhü’l-ahbâr, İSAM Ktp., nr. 11.128, s. 239; Peçuylu İbrâhim, Târih, I, 36, 287-289, 290-291, 295, 310; Solakzâde, Târih, s. 517; Hammer (Atâ Bey), VI, 24, 25, 28-30, 32, 34-36, 71-72, 74; S. Tákats, Rajzok a török világbol, Budapest 1915, I, 114, 313, 425; a.e.: Macaristan Türk Âleminden Çizgiler (seçerek trc. Sadrettin Karatay), Ankara 1958, s. 223, 331; Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi Kılavuzu, İstanbul 1937, I, 37; Danişmend, Kronoloji, II, 260, 264, 270-272, 275, 277, 279, 305-306; Metin Sözen, Diyarbakır’da Türk Mimarisi, İstanbul 1971, s. 76-80; M. Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlılar’ın Kafkas-Elleri’ni Fethi: 1451-1590, Ankara 1976, s. 174; Forgách Ferenc, Emlékirat Magyarország állapotáról Ferdinánd, Janos, Miksa Királysága és II. János erdelyi Fejedelemsége alatt, Budapest 1982, s. 41 vd.; V. Kopčan, Turecké nebezpečenstvo a Slovensko, Bratislava 1986, s. 47-49, 53-54; I. Szánto, “Ali budai pasa hadjárata 1552 nyarán a Hont-Nógrád megyei várak ellen”, Történelmi Szemle, I, Budapest 1977, s. 31-52; Tayyib Gökbilgin, “Ali Paşa, Hadım”, İA, I, 332-333.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1997 yılında İstanbul'da basılan 15. cildinde, 4-5 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER