HAFS b. SÜLEYMAN

حفص بن سليمان
Müellif:
HAFS b. SÜLEYMAN
Müellif: TAYYAR ALTIKULAÇ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.07.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hafs-b-suleyman
TAYYAR ALTIKULAÇ, "HAFS b. SÜLEYMAN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hafs-b-suleyman (21.07.2019).
Kopyalama metni
90 (709) yılında doğdu. Gādirî nisbesiyle de anıldığına bakılırsa doğum yerinin Kûfe’ye bağlı (Kerbelâ yakınlarında) Gādiriye köyü (Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân, IV, 183) olduğu söylenebilir. Kumaş ticareti yaptığı için “Bezzâz” lakabıyla meşhur olup İbn Ebû Dâvûd ve Hufays diye de tanınır. Üvey babası Âsım b. Behdele’nin evinde yaşadığından onun terbiyesinde yetişmiştir. Kur’ân-ı Kerîm kıraatini Âsım’dan öğrendi ve Kur’an’ı ona defalarca okudu. Âsım, Ebû Abdurrahman es-Sülemî’den öğrendiği okuyuş tarzını Hafs’a, Zir b. Hubeyş’ten öğrendiğini de diğer râvisi Ebû Bekir b. Ayyâş’a okuttuğunu söylediğine göre (Zehebî, Maʿrifetü’l-ḳurrâʾ, I, 289) Hafs’ın kıraat ilmindeki senedi Âsım b. Behdele - Ebû Abdurrahman es-Sülemî - Ali b. Ebû Tâlib - Hz. Peygamber olarak ortaya çıkmaktadır. Hafs’ın hayatını anlatırken Ukaylî’nin zikrettiği bir rivayete göre Şebâbe b. Sevvâr, Ebû Bekir b. Ayyâş’a Ebû Ömer’i (Hafs) Âsım’ın yanında görüp görmediğini sormuş, Ebû Bekir de Âsım’dan okuyan herkesi tanıdığını, ancak Hafs’ı hiç görmediğini söylemiştir (eḍ-Ḍuʿafâʾ, I, 271). Hafs’ın Âsım’dan hiçbir şey okumadığını ifade eden bu bilginin, aksini ortaya koyan pek çok rivayet karşısında doğruluğunu kabul etmeye imkân bulunmamakta, bu rivayette geçen Ebû Ömer’in başka bir kişi olabileceği akla gelmektedir.

Bir ara Bağdat’a giden Hafs burada bir süre Âsım’ın kıraatini okuttu. Daha sonra Mekke’ye geçip burada da Âsım’ın kıraatini öğretti. Alkame b. Mersed, Kesîr b. Zâzân, Ebû İshak es-Sebîî, Ebû İshak eş-Şeybânî, Simâk b. Harb, Âsım b. Behdele, Abdülmelik b. Umeyr gibi kişilerden hadis rivayet etti. Kendisinden de Hüseyin b. Muhammed el-Mervezî, Hamza b. Kāsım el-Ahvel, Amr b. Sabbâh, Ubeyd b. Sabbâh, Süleyman b. Dâvûd ez-Zehrânî ve daha pek çok kişi arz ve semâ yoluyla kıraat öğrenirken Ubeyd b. Sabbâh, Muhammed b. Bekâr b. Reyyân, Ali b. Hucr el-Mervezî, Muhammed b. Harb el-Havlânî, Hişâm b. Ammâr ed-Dımaşkī ve diğerleri hadis rivayetinde bulundular. Hafs’ın rivayetleri Tirmizî ve İbn Mâce’nin sünenlerinde yer almış, Nesâî ise Müsnedü ʿAlî adlı eserinde mütâbaat* yoluyla ondan nakilde bulunmuştur (Mizzî, VII, 16).

Hafs Kur’an kıraatinde hüccet sayılmış, özellikle Âsım b. Behdele’nin kıraatini rivayetteki güvenilirliği ve hıfzının sağlamlığı üzerinde kaynaklarda ittifak edilmiştir. Yahyâ b. Maîn’in belirttiğine göre Eyyûb b. Mütevekkil, Hafs’ın kıraatinin Âsım’ın diğer râvisi Ebû Bekir b. Ayyâş’tan daha sağlam, ancak Ebû Bekir’in Hafs’tan daha güvenilir olduğunu söylemiş (Hatîb, VIII, 186), Muhammed b. Yezîd er-Rifâî de, Kûfe’de Âsım kıraatini en iyi bilenin Hafs olduğunu, Ebû Bekir’in ondan sonra geldiğini belirtmiştir (Dânî, I, 49). Hatîb el-Bağdâdî, eski âlimlerin Hafs’ı Ebû Bekir’den hıfz bakımından üstün saydıklarını ve Âsım’dan öğrendiklerini iyi zabt ettiği hususunda ona güvendiklerini kaydetmiştir (Târîḫu Baġdâd, VIII, 186). Ebû Hâtim er-Râzî ise Ebû Bekir b. Ayyâş’ın kıraatte Hafs’tan daha ileride olduğu görüşündedir (İbn Ebû Hâtim, III, 174).

Hadis rivayetiyle ilgili olarak Vekî‘ b. Cerrâh’tan nakledilen Hafs’ın sika olduğu yolundaki görüş (Dânî, I, 49; Zehebî, Mîzânü’l-iʿtidâl, I, 559) istisna edilecek olursa onunla ilgili değerlendirmelerin hemen hepsi olumsuzdur. Ahmed b. Hanbel’in Hafs hakkında “metrûkü’l-hadîs” ifadesini kullandığı nakledilirken (el-ʿİlel, I, 401) “sâlih” terimini kullandığı (Hatîb, VIII, 187) ve “mâ bihî be’sün” (zararı yok, hadisi alınabilir) dediği de (Zehebî, Târîḫu’l-İslâm, s. 87) rivayet edilmiştir. Buhârî ve Müslim, âlimlerin onun rivayet ettiği hadisleri almadıklarına dikkat çekmiş, Nesâî bu bilgiye, “Sika değildir, hadisi yazılmaz” ifadesini eklemiştir. Ebû Zür‘a er-Râzî, Dârekutnî ve İbnü’l-Bâziş de Hafs’ı zayıf saymışlardır. Zekeriyyâ b. Yahyâ es-Sâcî ile İbn Hibbân’ın değerlendirmelerinde ise konuyu açıklayıcı unsurlar mevcuttur. Sâcî onun Simâk b. Harb, Alkame b. Mersed, Kays b. Müslim ve Âsım’dan uydurma hadisler rivayet ettiğini ileri sürmüş; İbn Hibbân da hadislerin senedlerini birbirine karıştırdığını, mürsel hadisleri merfû diye rivayet ettiğini, bazı kimselerden ödünç kitaplar alıp bunları istinsah ederek semâ olmaksızın rivayet ettiğini söylemiştir. Onun şahsiyetiyle ilgili en ağır itham Yahyâ b. Maîn’le Abdurrahman b. Yûsuf b. Hırâş’a ait olup bunlardan birincisinin, Hafs’ın kıraatteki üstünlüğünü kabul etmekle birlikte onun hakkında “kezzâb” dediği nakledilmiş (Mizzî, VII, 15), ikincisinin de aynı terimi kullandığı, ayrıca hadis uydurduğunu eklediği rivayet edilmiştir (Hatîb, VIII, 188). Hafs hakkında ileri sürülen görüşleri değerlendiren Zehebî onun kıraat ilminde hüccet, hadiste zayıf olduğunu, çünkü bunlardan birincisini çok iyi bildiğini, diğerinde ise yetersiz kaldığını, ancak şahsiyeti ve ahlâkı itibariyle doğru sözlü bir kimse olarak tanındığını söylemiştir (Mîzânü’l-iʿtidâl, I, 558).

Hafs, Âsım b. Behdele’nin kıraati için İbn Mücâhid’in Kitâbü’s-Sebʿa’sında tercih ettiği kişilerden biri olurken daha sonra kırâat-i seb‘a imamlarının râvi sayısını iki ile sınırlayan kıraat kitaplarında da Âsım’ın iki râvisinden biri olmuştur. Günümüzde müslümanların büyük çoğunluğunun okuduğu kıraat Âsım’ın Hafs rivayeti olup diğer râvi Ebû Bekir b. Ayyâş’la aralarında 520 yerde farklı okuyuşlar bulunduğu belirtilmiştir (İbnü’l-Cezerî, I, 254). Hafs ile Ebû Bekir arasındaki okuyuş farklılıklarını bir araya getiren müstakil eserlere örnek olarak Ebû Bekir Abdullah b. Mansûr el-Bâkıllânî’nin Risâle fî ẕikri’l-iḫtilâf beyne ṣâḥibey ʿÂṣım Ebî Bekr ve Ḥafṣ adlı eseri zikredilebilir (Süleymaniye Ktp., Hamidiye, nr. 1457, vr. 19b-42a; TSMK, III. Ahmed, nr. 1177, vr. 225a-261b). Hafs, Rûm sûresinin 54. âyetinde geçen “za‘f” (ضعف) kelimesini “zu‘f” (ضعف) şeklinde okuması dışında hocasına muhalefet etmediğini söylemiş, ancak Âsım’ın Hafs rivayetine göre basılan mushaflarda bu kelime Âsım’ın tercihine göre okunmuştur.

İbnü’l-Cezerî’nin kabul ettiği görüşe göre Hafs b. Süleyman 180 (796) yılında vefat etmiştir. Bu tarih 190 (806) olarak da kaydedilmiş, ayrıca 180-190 yılları arasında bazı tarihler ileri sürülmüştür. 131’de (748) meydana gelen veba salgınından biraz önce öldüğüne dair Ebû Tâhir b. Ebû Hâşim’in kaydettiği rivayeti değerlendiren İbnü’l-Cezerî, bu yanlışlığın, o tarihlerde vefat eden Hafs b. Süleyman el-Minkārî ile Hafs b. Süleyman el-Esedî’yi birbirine karıştırmanın sonucu olabileceğini söylemiş, benzer bir rivayet Ahmed b. Hanbel’den de nakledilmiştir (el-ʿİlel, II, 145).

Kaynaklarda Hafs’ın herhangi bir eserinden söz edilmemekle birlikte onun Âsım’dan rivayet ettiği kıraate dair yazıldığı bilinen eserlerin bir kısmının nüshaları el-Fihrisü’ş-şâmil’de gösterilmiştir (bk. bibl.).

BİBLİYOGRAFYA
Ahmed b. Hanbel, el-ʿİlel (Koçyiğit), I, 401; II, 42, 145-146; Ukaylî, eḍ-Ḍuʿafâʾ, I, 270-271; İbn Mücâhid, Kitâbü’s-Sebʿa (nşr. Şevkī Dayf), Kahire 1972, s. 95-96; İbn Ebû Hâtim, el-Cerḥ ve’t-taʿdîl, III, 173-174; , I, 255; İbn Adî, el-Kâmil, II, 788-791; Dânî, Câmiʿu’l-beyân fi’l-ḳırâʾâti’s-sebʿ (haz. Kemal Atik, doktora tezi, 1982), Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi, I, 49-50; Hatîb, Târîḫu Baġdâd, VIII, 186-188; İbnü’l-Bâziş, el-İḳnâʿ, I, 55-148; İbnü’l-Cevzî, eḍ-Ḍuʿafâʾ, I, 221-222; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân, IV, 183; a.mlf., Muʿcemü’l-üdebâʾ, X, 215-216; İbnü’l-Esîr, el-Lübâb, II, 372; Mizzî, Tehẕîbü’l-Kemâl, VII, 10-16; Zehebî, Maʿrifetü’l-ḳurrâʾ (Altıkulaç), I, 287-290; a.mlf., Mîzânü’l-iʿtidâl, I, 558-559; a.mlf., Târîḫu’l-İslâm: sene 171-180, s. 85-88; İbnü’l-Cezerî, Ġāyetü’n-Nihâye, I, 254-255; İbn Hacer, Tehẕîbü’t-Tehẕîb, II, 400-402; el-Fihrisü’ş-şâmil: maḫṭûṭâtü’l-ḳırâʾât, Amman 1407/1987, I, 276, 419; II, 486, 506, 509, 528, 531, 532, 536, 565, 579, 580, 627, 629, 637, 646, 659, 665, 666, 667, 674, 677, 679, 695, 698; Ed., “Ḥafṣ b. Sulaymān”, EI2 (İng.), III, 63.
Bu madde ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 15. cildinde, 118-119 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.