HALEP MEVLEVÎHÂNESİ

Müellif:
HALEP MEVLEVÎHÂNESİ
Müellif: SEZAYİ KÜÇÜK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.01.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/halep-mevlevihanesi
SEZAYİ KÜÇÜK, "HALEP MEVLEVÎHÂNESİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/halep-mevlevihanesi (24.01.2020).
Kopyalama metni
Sâkıb Dede ve diğer kaynaklar Halep Mevlevîhânesi’nin inşa edilmesini anlatırken Mirza Fûlâd ve Mirza Ulvân isminde iki kişiden bahseder. Safevî Hükümdarı Şah İsmâil’in ileri gelen iki adamı olan Mirza Fûlâd ve Mirza Ulvân savaş esnasında Şah İsmâil’in yanından kaçmış, Halep’e yerleşip zengin olmuş, Şîa inancından vazgeçtiklerini göstermek için bir mevlevîhâne inşa ettirmiştir. Mevlevîhânenin inşası tamamlandıktan sonra Konya’da makam şeyhi bulunan Hünkâr Hüsrev Çelebi’den buraya bir şeyh tayin edilmesini istemişler, Divane Mehmed Çelebi’nin torunu Kilisli Fakrî Ahmed Dede mevlevîhânenin ilk postnişini olarak 937 (1530) yılında vazifeye başlamıştır. On üç yıla yakın meşihat makamında kalan Fakrî Ahmed Dede (ö. 950/1543), Mes̱nevî sohbetleriyle halkın ve Halepli sûfîlerin dikkatini çekmiş, birçok kişinin Mevlevîliğe intisabına vesile olmuştur.

Fakrî Ahmed Dede’den sonraki postnişinlere dair iki ayrı liste bulunmaktadır. Bunlardan birincisi mevlevîhânenin son şeyhi Sâdeddin Dede’nin Konya’daki Mevlevî Âsitânesi’nden, her postnişinin bulunmuş olduğu mevlevîhâneyle ilgili bilgileri göndermesine dair emirnâme üzerine Konya’ya yolladığı 18 Aralık 1911 tarihli liste (Konya Mevlana Müzesi Arşivi, Dosya nr. 51/7), ikincisi ise Kâmil el-Bâlî el-Gazzî’nin (ö. 1933) naklettiği ve bizzat tekke sicilinden 1922’de Sâdeddin Dede zamanında yazdığını ifade ettiği listedir (Nehrü’ẕ-ẕeheb, II, 236). Aralarında bazı farklar bulunan bu iki listeye göre Halep Mevlevîhânesi’nde Fakrî Ahmed Dede’den sonra vazife yapan şeyhler sırasıyla şöyledir: Hasan Dede (ö. 1065/1654), Hüseyin Dede, Şâtır Mehmed Dede, Şekîb Ömer Dede, Sâfî Mûsâ Dede, Mûsâ Dede’nin oğlu Mehmed Şemseddin Dede, Hasan Dede, Mustafa Dede, Mehmed Ali Dede, Abdülganî Dede, Vâcid Dede, Âmil Çelebi (ö. 1920), Mehmed Sâdeddin Dede, Ahmed Remzi Dede (Akyürek, ö. 1944), Mehmed Sâdeddin Dede (tekrar).

Sâdeddin Dede, Cumhuriyet’in ilânından sonra Atatürk’ün isteğiyle Konya makam çelebisi Abdülhalim Çelebi’nin oğlu Muhammed Bâkır Çelebi’yi (ö. 1943) o zamanın Halep Mevlevîhânesi’ne tayinine kadar muhtemelen bu görevde kalmıştır. 1925’te Türkiye’de tekkelerin kapatılması ve Abdülhalim Çelebi’nin aynı yıl vefatının ardından Muhammed Bâkır Çelebi çelebilik makamını Halep’te tesis etti ve Suriye’deki Fransız hükümeti tarafından bu müessese tasdik edildi. Böylece Halep Mevlevîhânesi, Mevlevîliğin merkezi (âsitâne) haline geldi. Mevlevîhâne, bu yıllarda bütün olumsuzluklara rağmen Muhammed Bâkır Çelebi’nin önderliğinde Türkiye’den gelen Mevlevî dedeleri ile fonksiyonunu icra etmeye devam etti, tekkede Mevlevîliğe intisap edenler çile çıkardı ve mukabele âyinleri icra edildi. 1943 yılında Muhammed Bâkır Çelebi’nin İstanbul’da vefatı ve bir yıl sonra Fransız hükümetinin Suriye’ye bağımsızlığını vermesi üzerine çelebilik makamı ve bu makamın imtiyazları kaldırıldı. Halep Mevlevîhânesi’nin ve Suriye’deki diğer mevlevîhânelerin vakıflarına ve bütün mal varlığına el konuldu, tamamı Vakıflar Umum Müdürlüğü’ne bağlandı. Muhammed Bâkır Çelebi’nin ardından yerine geçmesi gereken oğlu Celâleddin Çelebi’nin çelebiliği kabul edilmediğinden Halep’te bulunmadığı zaman Muhammed Bâkır Çelebi’ye vekâlet eden, vefatından sonra da bir yıl kadar çelebilik makamında bulunan kardeşi Şemsülvâhid Çelebi çelebilik makamının son temsilcisi oldu. Mevlevîhâne, Suriye Evkaf Müdürlüğü tarafından zaptedilince muhiplerden bir Arap dergâha şeyh vekili tayin edildi. 1950’li yıllardan itibaren de Halep Mevlevîhânesi dahil Suriye’deki bütün tekke şeyhlerine vefatlarıyla birlikte kesilmesi şartıyla maaş bağlandı, şeyh ölünce yerine başka biri getirilmedi, böylece tekkeler zamanla tasfiye edilerek evkafa mal edildi. Daha sonraki yıllarda semâhânesi mescide dönüştürülen tekke bugün Monlahâne Camii olarak bilinmektedir.

Halep Mevlevîhânesi, kuruluşundan itibaren geçen zaman içinde Mevlevîliğin bölgedeki en önemli Mevlevî dergâhlarından biri oldu. Özellikle son dönemlerde çelebilerin genellikle Halep, Kütahya ve Manisa mevlevîhânelerine gönderilmesi bu dergâhların tarikat içerisindeki önemlerine işaret kabul edilebilir. Arap dünyasında Osmanlı kültürünü temsil eden merkezlerden biri olan Halep Mevlevîhânesi, çoğu zaman önemli mevlevîhânelere şeyh tayin edilecek Mevlevî dedeleri ve bilhassa son zamanlarda Konya’da âsitânede postnişin olacak çelebiler için bir yetişme yeri haline geldi. Halep Mevlevîhânesi’nde bir süre görev yaptıktan sonra Yenikapı Mevlevîhânesi’ne tayin edilen Sâfî Mûsâ Dede, Üsküdar Mevlevîhânesi’ne postnişin olan Ahmed Remzi Dede ve son devrin çelebilerinden Âmil Çelebi buna birer örnektir. Bunların dışında üzerinde durulması gereken bir diğer postnişin Abdülganî Dede’dir. 1219’da (1804) babası Mehmed Ali Dede’nin vefatı üzerine postnişin tayin edilen Abdülganî Dede uzun yıllar bu makamda irşad faaliyetlerini sürdürdü. 1250 (1834-35) yılında İstanbul’a giderek devlet ricâlinden ve zenginlerden topladığı paralarla yeni semâhâne diye adlandırılan semâhâneyi inşa ettirdi. Vefatından önce kütüphanesinde mevcut 1000 cilde yakın kitabı mevlevîhânenin kütüphanesine bağışladı. Abdülganî Dede’nin kütüphanesi mevlevîhâne kapanınca Halep Vakıflar Müdürlüğü Kütüphanesi’ne nakledildi. Halen Esed Kütüphanesi’nde bulunan Abdülganî Dede’ye ait eserler şunlardır: ed-Dürrü’l-berzaḫ fî esrâri maṭbaḫ, Sülûkü mesleki’l-Mevleviyye ve mensûkü menâsiki’s-semâʿiyyeti’ṣ-ṣûfiyye, ʿUlûmü fetḥi’l-mevâhibi’l-lâhûtiyye fî keşfi esrâri meʿârifi’l-berzaḫiyye, ed-Dürrü’l-behiyye fi’r-red ʿale’l-münkirîn, Cilâʾü’l-ʿarûs ve ṭayyibü’n-nüfûsi ṭarîḳatü’l-Mevleviyye, Menâḳıbü Celâleddîn er-Rûmî, el-Kevâkibü’d-dervîşiyye Şerḥu Risâleti’l-ʿuḳūdi’l-lüʾlüʾiyye fî reddi ʿalâ ṭarîḳati’s-sâdâti’l-Mevleviyye li ʿAbdülġanî en-Nâblusî.

Halep Mevlevîhânesi kuruluşundan itibaren zengin vakıflara sahip olmuştur. Dergâhın bânileri, çevresindeki arsaları satın alarak buraya bağışlamış ve mevlevîhânenin ilk vakıf gelirlerini temin etmiştir. Ancak Sâdeddin Dede kuruluş dönemine ait vakıfnâmenin mevcut olmadığını, mevcut diğer vakıfnâme sûretlerinin de Konya’ya gönderildiğini 18 Ekim 1911 tarihli yazıyla bildirmektedir. Bugün Konya Mevlânâ Müzesi Arşivi’nde kayıtlı bulunan üç vakıfnâme sûreti mevlevîhânenin vakıflarına dair eldeki tek bilgidir. Halep Mevlevîhânesi kütüphanesinin ne zaman tesis edildiği bilinmemektedir. Son postnişini Sâdeddin Dede, 2 Ocak 1912 tarihinde Konya’ya gönderdiği ve halen Konya Mevlânâ Müzesi Arşivi’nde bulunan bu listede hadis, tefsir, fıkıh ve tasavvuf gibi ilimlere dair 811 kitap ve 187 küçük risâlenin kaydı vardır. Mevlevîhâne kütüphanesinde bulunan yazmaların sayısı 1908 yılı salnâmesine göre 1228’dir. Ancak 1956 yılında Sâmî ed-Dehhân’ın sayımında bu rakam 1100 olarak tesbit edilmiştir. Buradaki yazmalar 1920 yılında kayıpları önlemek maksadıyla Hüsreviyye Medresesi Kütüphanesi’ne, 1926’da Şerefiyye Medresesi’ndeki Vakıflar Müdürlüğü Kütüphanesi’ne; son olarak da Halep’teki diğer yazmalarla birlikte 1992 yılında Şam’daki Esed Kütüphanesi’ne nakledilmiştir. Bu kütüphanede yer alan yazmaların dijital kopyaları Halep’teki Vakıflar Müdürlüğü Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Mimari. Mevleviyye tarikatının en büyük, en güzel ve vaktiyle en fazla gelire sahip olan tekkelerinden olan Halep Mevlevîhânesi, doğu ve kuzeyden Kuvayk nehri, batıdan Kavânisa mahallesi ile çevrili bulunan Ayneyn semtinde yer alır. Tekkenin alt katında şeyh ve dervişlere ait halvethâneler, üst katta şeyhin ailesi ve misafirleri için hazırlanmış odalar bulunur. Güneye bakan kısmında namaz için kullanılan mermer döşeli bir alan ve dışarıdan gelip geçenlerin su içebileceği bir sebil, batıya bakan kısmında ise 1902’de Halep mutasarrıfı tarafından yaptırılan ve dervişler için mutfak olarak kullanılmış eski bir imaretin takip ettiği revaklar yer almaktadır. Semâhâne de yine aynı tarafta bulunmaktadır. Güneydoğu kısmında, içinde şeyhlerin kabirlerinin bulunduğu geniş bir mezarlık, mezarlığın batı tarafında da Abdülganî Dede’nin 1834 yılında yaptırdığı büyük bir meydan vardır. Musallâ, semâhâne ve bazıları kadınların oturup semâ âyinini seyredebilmeleri için kapalı olan yüksek eyvanlar bu meydanda bulunur. Meydanın güneyinden doğusuna doğru kütüphanenin bulunduğu bir oda ile Abdülganî Dede ile Nâib Efendi’nin türbesi yer almaktadır. Tekkenin geri kalan dairevî kısmı ise iki bahçeden ibarettir.

Cümle kapısı geometrik şekillerle süslenmiş, renkli ahşaptan olup üzerinde Osmanlı Türkçesi’yle bir kitâbe bulunur. Kapının iki yanında hafif yüksek taş sofalar vardır. Bu kapı hemen hemen kare şeklindedir ve sarı taşlarla giydirilmiş dört büyük sütunun ortasında yer alır. Gayet büyük olan kubbe dört büyük kemer üzerinde yükselir ve içinde daire şeklinde sekiz pencerenin yer aldığı bir kuşak ile çevrilidir. Giriş kapısının üzerinde çokgen şekilli iki ahşap direk üzerinde taşınan yine ahşaptan büyük bir üst eşik bulunur.

Kahverengi taşlar giydirilmiş, kemerli ve görkemli mihrap, bâriz yarım dairelerle yükselir ve üzerinde kitâbe nakşedilmiş bir levhanın yer aldığı geometrik şekiller ihtiva eden dikdörtgen biçiminde bir taç ile son bulur. Mihrabın sağında kahverengi ve şekerrengi ahşaptan minber vardır. Minberin merdiven tırabzanları süslü ahşaptandır. Minberin üzerinde dört küçük ahşap sütun ile taşınan bir tavan üzerinde uzatılmış çokgen bir kubbe yer alır.

Nisbeten kısa olan minare, caminin ana giriş kapısının üzerindedir. Minarenin alt kısımları çokgen şekillidir. Sekizgen şerefenin altında, üzerinde süslü taş kabartmalar bulunan bir korniş vardır. Şerefenin tavanı, sekiz adet taş sütun üzerinde taşınan yarım daire şeklinde küçük bir kubbedir. Minare, üzerinde sekizgen şekilli kabartmalı taş pervazlar bulunan kemerlerle sona erer.

BİBLİYOGRAFYA :

BA, BEO, Sadâret-Mektubî, Meclis-i Vâlâ, 7 B 1274/1858-59, Sıra nr. 2506, Dosya nr. 95, Gömlek nr. 97; BA, BEO, Âmedî Kalemi, nr. 1274/1858-59, 5282/85/54; Konya Mevlana Müzesi Arşivi, Dosya nr. 50/27, 51/3-10, 65/3, 68/38-41, 90/10; Sâkıb Dede, Sefîne, I, 24; II, 178-179, 180-181, 224-226; Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘, I, 230; Sahih Ahmed Dede, Mecmûatü’t-tevârîhi’l-Mevleviyye, Mevlânâ Müzesi Ktp., nr. 5446, s. 175-176, 182; Ali Enver, Semâhâne-i Edeb, İstanbul 1309, s. 110, 246; İsmet, Tekmiletü’ş-Şekāik, III, 336; Salnâme-i Vilâyet-i Haleb, Halep 1326; Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî (haz. Orhan Hülâgü v.dğr.), İstanbul 1998, III, 176; IV/2, s. 110; İhtifalci Mehmed Ziyâ, Yenikapı Mevlevîhânesi, İstanbul 1329, s. 137-141; Osmanlı Müellifleri, I, 103; İbnülemin, Son Asır Türk Şairleri, VIII, 1408; Sadettin Nüzhet Ergun, Türk Şairleri, İstanbul 1936, I, 324-329; M. Es‘ad Tales, el-Âs̱ârü’l-İslâmiyye ve’t-târîḫiyye fî Ḥaleb, Dımaşk 1375/1956, s. 256-257; A. Süheyl Ünver, “Osmanlı İmparatorluğu Mevlevîhâneleri ve Son Şeyhleri”, Mevlâna Güldestesi, Konya 1964, s. 38; Danişmend, Kronoloji2, II, 11-14; M. Hayreddin el-Esedî, Aḥyâʾü Ḥaleb ve esvâḳuhâ (nşr. Abdülfettâh Revvâs Kal‘acî), Dımaşk 1981, s. 285; Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik, İstanbul 1983, s. 152-153, 334, 335, 341-342, 363; Abdülfettâh Revvâs Kal‘acî, Ḥaleb el-ḳadîme ve’l-ḥadîs̱e, Beyrut 1409/1989, s. 251; Kâmil el-Gazzî, Nehrü’ẕ-ẕeheb fî târîḫi Ḥaleb (nşr. Şevkī Şaas – Mahmûd Fâhûrî), Halep 1412/1992, II, 234-237, 262; Mustafa Çıpan, “Mevlevî Şeyhlerinden Dîvâne Mehmed Çelebi”, 7. Millî Mevlânâ Kongresi (Tebliğler), Konya 1994, s. 101-102; Tâhirülmevlevî, Çilehâne Mektupları (haz. Cemal Kurnaz – Gülgün Erişen), Ankara 1995; Sezai Küçük, Mevlevîliğin Son Yüzyılı, İstanbul 2003, s. 190-208, 314-315; a.mlf., “Halep Mevlevîhânesi”, İLAM Araştırma Dergisi, III/2, İstanbul 1999, s. 73-107; Dirâsetü neḳāʾişi’l-ʿahdi’l-ʿOs̱mânî fî muḥâfaẓati Ḥaleb: el-Mebânî ve şevâhidü’l-ḳubûr (nşr. Necvâ Osman), Halep 2010, I, 262-311; Mehmet Önder, “Son Çelebiler”, Resimli Tarih Mecmuası, VI/61, İstanbul 1955, s. 3010; Abdullah Satıoğlu, “Kayseri Mevlevî Şeyhi Ahmet Remzi Dede”, Erciyes, sy. 68, Kayseri 1983, s. 19-20; Ali Rıza Karabulut, “Mevlevî Ahmet Remzi Dede (Akyürek)”, a.e., sy. 68 (1983), s. 25; K. Kreiser, “Evliyâ Çelebi ve Başka Kaynaklara Göre Arap Âleminin Doğusundaki Büyük Şehirlerde Mevlevihaneler” (trc. Semih Tezcan), Osm.Ar., sy. 14 (1994), s. 104, 107; Celaleddin Çelebi, “Abdülhalim Çelebi”, DİA, I, 212.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-1. cildinde, 516-518 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.