HÂLİD (Benî Hâlid)

بنو خالد
Müellif:
HÂLİD (Benî Hâlid)
Müellif: ZEKERİYA KURŞUN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/halid-beni-halid
ZEKERİYA KURŞUN, "HÂLİD (Benî Hâlid)", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/halid-beni-halid (21.09.2019).
Kopyalama metni
Kabilenin nesebi hakkında çeşitli rivayetler bulunmakta, kökeni Kahtânîler’e yahut Adnânîler’e dayandırılmaktadır. Bu görüşlerden birinciyi savunanlar, ailenin Kahtânîler’in Hâlidü’l-Hicâz veya Benî Mehdî kollarının birinden, ikinciyi savunanlar ise Adnânîler’in Benî Mahzûm kolundan geldiğini söylemektedirler. Arap yarımadasının tarihini yazan Eyüp Sabri Paşa ikinci rivayeti tercih etmiştir. Buna göre Adnânîler’e mensup olan Benî Hâlid’in kökeni Kureyş’in büyük kollarından Benî Mahzûm’a, dolayısıyla Hâlid Mugīre b. Abdullah b. Amr b. Mahzûm b. Yahyâ b. Mürre b. Kâ‘b’a kadar uzanır. Kabilenin biri sahâbeden Hâlid b. Velîd’e, diğeri onun kardeşiyle amcazadelerine dayanan iki önemli kolu vardır ve bunlar uzun yıllardan beri Basra körfezinin Lahsâ (Ahsâ) diye bilinen bölgesinde yaşamaktadır. Lahsâ bölgesi, IX. yüzyılın başlarına kadar Hâlid b. Velîd’in amcazadelerinin idaresi altında kalmış, bu tarihten sonra idare, soyu Hâlid b. Velîd’e dayanan ve Âl-i Urey‘ir diye şöhret bulan sülâleye intikal etmiştir.

Benî Hâlid, XVI. yüzyıla kadar körfezde fazla önemi olmayan bir güç iken bu yüzyılın başlarında Lahsâ’yı ele geçirmek isteyen Mekke şerifinin kuvvetlerine karşı verdiği mücadele ile ön plana çıktı. Yüzyılın ortalarına doğru bölgede Osmanlı idaresi kurulduktan (1547) sonra da Lahsâ, Basra beylerbeyiliğinin yanında ayrı bir beylerbeyilik olarak teşkilâtlandırıldı ve ailenin nüfuzlu kolu Âl-i Hamîd’in etkisini yok etmek yerine ondan istifade yoluna gidilerek çöl taraflarının yönetimi bu aileden Sa‘dûn’a verildi (3 Numaralı Mühimme Defteri, s. 505-506). Ancak eskisine nazaran nüfuzunu ve gücünü kaybetmiş olan aile fırsat buldukça Osmanlı idaresine karşı ayaklanmaktan geri kalmadı. Meselâ Lahsâ hâkimi Mustafa Paşa’nın 1559’da Bahreyn’e yaptığı seferin başarısız geçtiğini ileri süren Sa‘dûn’un isyanı bunlardan birisidir. Bölgenin merkeze olan uzaklığı yüzünden buradaki mahallî güçler nisbeten bağımsız hareket ediyorlardı. Benî Hâlid’e mensup bazı emîrler de bu durumdan cesaret alarak nüfuz alanlarını genişletmeye çalıştılar. Bu arada aileden Berrâk b. Urey‘ir 1670’te, Basra’daki Efrâsiyâb Emirliği’nin de teşvikiyle Lahsâ’nın merkezi Hüfûf’u işgal ederek memurları işten çıkarıp Osmanlı idaresinin kesintiye uğramasına sebep oldu. Daha sonra Osmanlı Devleti tarafından önce Habeş eyaletine, arkasından da Bağdat valiliğine bağlanan Lahsâ’nın Benî Hâlid şeyhleri vasıtasıyla yönetilmesine göz yumulmuş ve bu durum Vehhâbî istilâsına kadar sürmüştür. Böylece bölgede Osmanlılar’ın bir temsilcisi sayılan Benî Hâlid’in güçlü emîri Berrâk çevreye yaptığı akınlarla hâkimiyet alanını genişletti; hatta kendisine Küveyt’te Kût denilen yazlık bir idare merkezi kurdu (sonraları bu Hintçe kelimeden Arapça ism-i tasgīri olan Küveyt türetilmiştir). Dir‘iye’ye ve Necid’in diğer bazı bölgelerine de seferler düzenleyen Berrâk’ın ölümünden (1680) sonra yerine oğlu Muhammed geçti. Yeni emîr de babası gibi ölümüne (1691) kadar Necid’deki Yemâme ve Südeyr üzerine birçok sefer düzenledi. Muhammed’den sonra Lahsâ’nın idaresi ve Benî Hâlid’in emirliği Sa‘dûn b. Muhammed Âl-i Gureyr’e intikal etti. Onun zamanında bölgede kabilenin gücü iyice artmış ve etkinliği kuzeyde Küveyt’ten güneydeki Katar’a kadar yayılmıştır. Bu dönemde Benî Hâlid’in ayrıca bütün Necid’i ele geçirme planları yaptığı görülür. Bu kabileye mensup Sultân b. Hamîd el-Kaysî 1684’te, Dir‘iye’yi elinde tutan Şerîf İdrîs b. Vatbân’ı öldürterek kendisini emîr ilân etmiş, Sultân’ın kardeşlerinin buradaki idaresi Sa‘dûn’un da desteğiyle yirmi yıl kadar sürmüştür. Daha sonra Sa‘dûn, ölümünden (1723) kısa bir zaman öncesine kadar bölgeye, özellikle Akrabâ ve Ammâriye üzerine sefere çıkmıştır.

Sa‘dûn’un bir savaşta ölmesinden sonra aile içi çekişmeler başladı; bu durum, aynı aileden Ali b. Muhammed ve arkasından kardeşi Süleyman b. Muhammed el-Hamîdî’nin kontrolü ele geçirmesine kadar devam etti. Süleyman’ın zamanında Necid’de ortaya çıkan Muhammed b. Abdülvehhâb, daha sonra Vehhâbîlik diye anılacak olan hareketin temellerini attı. Muhammed ilk önce faaliyetlerine Uyeyne’de başladı. Süleyman, onun fikirlerini zararlı bularak oradan çıkarılmasını Uyeyne Emîri Osman b. Ahmed Âl-i Muammer’den istedi; Osman da Muhammed’in fikirlerini benimsemiş olmasına rağmen Süleyman’ın emrini yerine getirmek zorunda kaldı. Bunun üzerine Muhammed, Âl-i Suûd’un merkezi olan Dir‘iye’ye iltica etti (1744). Bu yüzden de Suûd ailesiyle Benî Hâlid arasında düşmanlık ve uzun yıllar süren mücadeleler meydana gelmiştir.

Süleyman el-Hamîdî 1752’de aile içi çekişmeler sonucu Lahsâ’dan çıkarıldı ve aynı yıl iltica ettiği Necid’deki Harc’da öldü. Arkasından Benî Hâlid ile sürtüşme halinde bulunan Dir‘iye Emîri Muhammed b. Suûd duruma müdahale etti ve ailenin sevilmeyen bazı fertlerinin Lahsâ’ya girmelerini sağladı. Bu karışıklık, Sa‘dûn b. Urey‘ir’in 1779’da idareyi ele geçirmesine kadar devam etti (bu tarihten sonra Benî Hâlid’in liderliği daima Âl-i Urey‘ir’de kalmıştır). Sa‘dûn b. Urey‘ir de kendinden öncekiler gibi Necid’de gittikçe güçlenen Suûdîler’e karşı çeşitli seferler düzenledi, fakat pek başarılı olamadı. Öte yandan Müntefik şeyhi Süveynî’nin desteğini de alan bir kısım isyancılar Lahsâ’da Sa‘dûn’un idaresine karşı ayaklandılar; Sa‘dûn da eski düşmanı Dir‘iye Emîri Abdülazîz b. Muhammed b. Suûd’a iltica etmek zorunda kaldı ve kısa bir süre içinde orada öldü. Bundan sonra Lahsâ’nın idaresi isyancı liderleri Duveyhis ve Muhammed b. Urey‘ir ile dayısı Abdülmuhsin’in eline geçti. Bu durum, 1789’da Suûd ailesinin desteğini alan Zeyd b. Urey‘ir ve Berrâk b. Abdülmuhsin’in yönetime gelmelerine kadar sürdü. Bu arada iyice güçlenen Abdülazîz b. Suûd, 1792’den sonra Lahsâ ve dolayısıyla Benî Hâlid üzerindeki baskılarını arttırdı ve nihayet 1795’te bölgeye hâkim olarak oraya kendine bağlı Necîm kabilesinden birini emîr tayin etti. Benî Hâlid’in şeyhleri ve adamları daha sonraki dönemlerde zaman zaman Bağdat vilâyetinden Vehhâbîler üzerine yapılan seferlere iştirak ettiler ve Lahsâ’yı ele geçirmek için teşebbüslerde bulundular; ancak bir başarı kazanamadılar.

Vehhâbîler’in emiri Abdülazîz’in Hicaz, Asîr, Lahsâ ve Bahreyn ile birlikte hemen hemen bütün Necid’i kontrol altına alması Osmanlı idaresini harekete geçirdi. Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrâhim Paşa’nın 1818’de Vehhâbîler’i mağlûp edip Dir‘iye’ye girmesi bu sırada Bağdat Valisi Dâvud Paşa’nın yanında mülteci durumunda olan Benî Hâlid ailesinin Lahsâ’yı yeniden kontrol altına alması için bir fırsat yarattı. Çünkü Dâvud Paşa, İbrâhim Paşa’nın Dir‘iye üzerine hareketini duyar duymaz derhal ona yardım için Benî Hâlid şeyhlerinden Mâcid el-Urey‘ir ile kardeşi Muhammed’i Lahsâ’ya göndermiş ve Müntefik askerlerinin Necid tarafına hareketi için de emir vererek durumu Bâbıâli’ye bildirmişti. Mâcid ve Muhammed kardeşler, İbrâhim Paşa’nın kumandanı Muhammed el-Kâşif’in bölgeye varmasından önce Hüfûf ve Katîf üzerine bir sefer düzenlediler. O yörede müttefikleri olan aşiret ve kabileleri toplayarak Lahsâ’ya girip bütün camilerde Osmanlı padişahı adına hutbe okuttular. Bu durumda İbrâhim Paşa’nın Lahsâ’ya gitmesine gerek kalmadı ve Mâcid Vehhâbîler ile yapılan Aklâ Muharebesi’nde ölünceye kadar (1830) Lahsâ’yı yönetimi altında tuttu. Bu tarihten sonra Lahsâ bölgesi -Mısır’ın 1838’de kısa bir süre kontrolüne almasının dışında- Osmanlı Devleti’nin 1872’de orada tekrar idareyi tesis etmesine kadar Suûd ailesinin denetiminde kaldı. Midhat Paşa’nın Lahsâ seferiyle bölgeye gönderilen ve idareyi tesis eden askerî birliklerin geri çekilmesinin ardından Benî Hâlid şeyhlerinden Bâzi‘ b. Urey‘ir Necid mutasarrıfı olarak tayin edildiyse de bundan faydalanmaya kalkan Vehhâbîler tekrar Lahsâ’ya saldırdılar ve Türk birlikleri de 1874-1875’te geri gelip onları püskürtmek zorunda kaldılar (BA, İrâde-Meclis-i Mahsûs, nr. 2052). Bu tarihten sonra Lahsâ Bâbıâli’den gönderilen idareciler tarafından doğrudan yönetilmeye başlanmış ve Benî Hâlid’in etkinliği sona ermiştir.

1902’de Riyad’ı ele geçirerek Necid’de melikliğini ilân eden bugünkü Suudi Arabistan’ın kurucusu Abdülazîz b. Abdurrahman b. Faysal, kendisine müttefik bulabilmek için Benî Hâlid dahil çeşitli kabilelerden siyasî evlilikler yapmış ve bunları akrabalıklarla kurduğu ittifakı içine almıştır. Benî Hâlid’e mensup bir kısım aileler bugün hâlâ Arabistan’da yaşamaktadır.

BİBLİYOGRAFYA
BA, HH, nr. 3841; BA, MD, nr. 3; BA, İrâde-Meclis-i Mahsûs, nr. 2052; 3 Numaralı Mühimme Defteri (966-968/1558-1560), Ankara 1993, s. 496-506; Bağdad Vilâyeti Salnâmesi (1300), s. 212; : Mir’ât-ı Cezîretü’l-Arab, III, 319-320; Cevdet, Târih, XI, 15; S. H. Longrigg, Four Centuries of Modern Iraq, Oxford 1925, s. 38, 113, 213-215, 303; Süleyman Şefîk, Hicaz Seyahatnâmesi, İÜ Ktp., TY, nr. 4199, s. 286, 293; İbrâhim b. Sâlih b. Îsâ, Târîḫu baʿżi’l-ḥavâdis̱i’l-vâḳıʿa fî Necd, Riyad 1966, s. 48, 67-68, 110, 116-119, 125-126, 157; Abdülazîz Süleyman Nevvâr, Dâvûd Bâşâ: Vâlî Baġdâd, Kahire 1967, s. 229-230; Hüseyin Halef eş-Şeyh Haz‘al, Târîḫu’l-Cezîreti’l-ʿArabiyye fî ʿaṣri’ş-Şeyḫ Muḥammed b. ʿAbdilvehhâb, Beyrut 1968, s. 141-142, 254-262, 294, 312-316, 351-357; Kehhâle, Muʿcemü ḳabâʾili’l-ʿArab, Beyrut 1388/1968, I, 329; Saudi Arabia (ed. Richard F. Nyrop), Washington 1985, s. 20-21, 78; Persian Gulf States (ed. Richard F. Nyrop), Washington 1988, s. 35-36; Abdülkerîm Abdullah el-Münîf el-Vehbî, Benû Ḫâlid ve ʿalâḳatühüm bi-Necd, Riyad 1989; Zekeriya Kurşun, Necid ve Ahsa’da Osmanlı Hakimiyeti (doçentlik takdim tezi, 1995), MÜ Fen-Ed.Fak., s. 10, 130; Kemal S. Salibi, “Middle Eastern Parallels: Syria-Iraq-Arabia in Ottoman Times”, MES, I/1 (1979), s. 77, 79; R. Di Meglio, “Khālid”, EI2 (İng.), IV, 925.
Bu madde ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 15. cildinde, 280-281 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.