HAMMÂD er-RÂVİYE - TDV İslâm Ansiklopedisi

HAMMÂD er-RÂVİYE

حمّاد الراوية
Müellif:
HAMMÂD er-RÂVİYE
Müellif: ZÜLFİKAR TÜCCAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.11.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hammad-er-raviye
ZÜLFİKAR TÜCCAR, "HAMMÂD er-RÂVİYE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hammad-er-raviye (24.11.2020).
Kopyalama metni
75 (694) yılında Kûfe’de doğdu ve orada yetişti. Aslen İranlı olup Miknef b. Zeyd el-Hayl et-Tâî’nin (veya Benî Şeybân yahut Bekir b. Vâil) âzatlısıdır. Babası Sâbûr (Meysere veya Hürmüz), İran’ın Deylem beldesinden Kûfe’ye getirilmiş esirlerden olduğu için Deylemî nisbesiyle anılır. Ezberinde Câhiliye devrine ve İslâmî döneme ait çok sayıda şiir bulunduğundan kendisine “Râviye” (büyük râvi) denmiştir. Rivayete göre Halife II. Velîd Hammâd’a Râviye unvanını nasıl aldığını sormuş, Hammâd da birçok şairin şiirlerini ezberlediğini, aynı zamanda kendisine okunacak bütün şiirlerin kimlere ait olduğunu bileceğini söylemiş ve alfabenin her harfi için kıtalar hariç Câhiliye devrine ait 100 uzun kaside okuyabileceğini ifade etmiştir. Bunun üzerine Velîd şiir okumasını istemiş, dinlemekten yorulunca da onu dinlemek üzere bir başkasını görevlendirmiştir. Hammâd’ın bu sırada 2900 kaside okuduğu ve halifenin kendisine 100.000 dirhem verdiği kaydedilmektedir (Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, VI, 71).

Gençlik yıllarında, müstehcen şiirleri ve uygunsuz davranışlarıyla dikkat çeken Hammâd Acred ve Hammâd b. Zibrikān’la arkadaşlık eden Hammâd er-Râviye şairlerle birlikte içkili eğlence toplantılarında şiir okuyarak vakit geçirirdi. Lâubali yaşayışları sebebiyle bu üç Hammâd zındıklıkla itham edilmişti. Ayrıca onun hırsızlık yapan bir grubun içinde yer aldığı, bir evden çaldığı eşya arasında ensar şairlerinin şiirlerini ihtiva eden bir defter bulduğu, bu şiirlerin hepsini ezberlediği ve daha sonra kendini tamamen şiire verdiği belirtilmektedir. Hızla gelişmekte olan, hatta Basra ve Kûfe ekolleri arasında rekabet konusu haline gelen gramer çalışmalarıyla hiç ilgilenmeyen Hammâd, Basra ekolü kurucularından Ebû Amr b. Alâ tarafından çok itibar görmüştür. Yûnus b. Habîb’in, Hammâd’ın gramer, aruz ve fasih dil hakkında fazla bilgisi olmadığını söylemesine karşılık rakibi olan Mufaddal ed-Dabbî onun bu konularda geniş bilgi sahibi olduğunu belirtmiştir.

Hammâd er-Râviye Tırımmâh, Kümeyt el-Esedî, Ömer b. Ebû Rebîa, Küseyyir, Ferezdak, Cerîr b. Atıyye, Zürrumme gibi şairlerle görüştü ve çölde seyahatler yaparak Suriye’ye gitti. Böylece ahbâr, ensâb, eyyâmü’l-Arab ve tarih gibi konularda kendini yetiştirerek Emevî halifelerinin, özellikle de II. Yezîd ile II. Velîd’in ve diğer devlet adamlarının maddî ve mânevî desteklerine mazhar oldu. Ancak Yezîd’e bağlılığı sebebiyle Hammâd’a sempatiyle bakmayan kardeşi Hişâm b. Abdülmelik halife olunca Hammâd ortalarda görünmedi ve münzevi bir hayat geçirmek için Irak’a gitti. Ancak Irak Valisi Yûsuf b. Ömer es-Sekafî (veya Hâlid b. Abdullah el-Kasrî) vasıtasıyla Halife Hişâm’dan aldığı davet üzerine yeniden saraya dönerek rahat bir hayata kavuştu. Bu dönemde çeşitli meclislerde Câhiliye devri ahbâr, eyyâm ve ensâbıyla ilgili bilgiler veren Hammâd’ın Emevîler’in çöküşünden çok etkilendiği, daha sonra Abbâsî Halifesi Mansûr’un yanına gittiği, fakat beklediği ilgiyi göremeyince 155 (772) veya 156’da (773) tekrar Kûfe’ye döndüğü bilinmektedir. Hammâd’ın vefatıyla ilgili olarak kaynaklarda 155-158 (772-775) yılları arasında çeşitli tarihler verildiği gibi, Abbâsî Halifesi Mehdî-Billâh’ın (775-785) halifeliğinin ilk yıllarına yetiştiği ve muhtemelen 160 (776-77) tarihinde veya biraz sonra öldüğü de nakledilmektedir. Ölümü üzerine Muhammed b. Künâse’nin bir mersiye söylediği kaydedilir.

Talebeleri arasında, aynı zamanda râvisi olan Heysem b. Adî, büyük râvilerden Halef el-Ahmer ve el-Aṣmaʿiyyât’ındaki İmruülkays’a ait şiirleri kendisine borçlu olan Asmaî gibi simaların bulunduğu Hammâd’ın eski Arap şiirini ve Muʿallaḳāt’ı ilk derleyen râvi olduğu belirtilmektedir. Ancak Muʿallaḳāt’ı ilk defa Hammâd’ın mı yoksa ondan önce bir başkasının mı derlediği, bu şiirlere bu adı kimin verdiği, sayısını kimin tesbit ettiği belli değildir. Bu hususta bilinen odur ki Hammâd Muʿallaḳāt’ı diğer eski Arap şiirleri arasında ve onlardan ayırmadan rivayet ettiği için derlenmesinde en azından onun rivayetlerinden de faydalanılmıştır.

Hammâd’ın şiir derlemesi yazıdan çok hâfızaya dayanıyordu. Zira hicretten sonra en az bir buçuk asırlık bir devrede ancak hâfızaya yardımcı olarak kullanılabilen Arap yazısı, günümüzde mevcut sisteminin esaslarını II. (VIII.) yüzyılın ortalarında kazanabildiğinden dil ve edebiyata dair eserlerin yazıyla tesbitinin III. (IX.) yüzyılın başından itibaren yaygınlaştığı kabul edilir. Bu sebeple önceleri bir sanatkârın şiirleri râvinin hâfızası sayesinde derlenip korunuyor ve nesilden nesile intikali sağlanıyordu. Sadece bir şairin manzumelerini nakleden râvilerden başka bir kabilenin şairlerine ait bütün şiirleri ezberleyen râviler de yetişmiş ve bunları, hâfızalarındaki şiirlerin sayısı hakkında menkıbeler nakledilen râviyeler takip etmiştir. Hammâd da bunların ilklerinden ve en önemlilerinden biridir. Ancak Hammâd er-Râviye hakkında Mufaddal ed-Dabbî tarafından ileri sürülmüş çok ağır ithamlar da vardır. Mufaddal’a göre Hammâd şiirleri düzeltilemeyecek kadar bozmuştur. Kendisine bununla, Hammâd’ın rivayette yaptığı hataları mı yoksa dil ve gramer yanlışlıklarını mı kastettiği sorulunca da onun Arap şiirlerini, şairlerin üslûplarını, kullandıkları mazmunları bilen bir kimse olduğundan herhangi bir şairin tarzına benzer şiirler söyleyerek bu şairin şiirlerine karıştırdığını ve bunların kendisinden nakledilerek her tarafa yayıldığını, böylece eski şairlerin şiirlerinin karışıp bozulduğunu ifade etmiştir (Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, VI, 89). Her ne kadar Hammâd gibi râvilerin rivayet ettikleri şiirlerde bazı tasarruflarda bulundukları, hatta bizzat nazmettikleri bazı parçaları eski şairlere, onların şiirlerini de kendilerine isnat ettikleri kabul edilebilirse de bunların ayrı üslûp sahibi birtakım şairler icat ederek onlar adına şaheserler nazmedebilecekleri düşünülemez (Çetin, s. 56-57). Ayrıca gerek Mufaddal’ın gerekse başkalarının Hammâd aleyhinde söylediklerinin tamamen doğru olamayacağını gösteren sebepler de vardır. Meselâ aralarında hemşerilik bağı bulunan Hammâd ile Mufaddal siyasî bir rekabete girişmişler ve bu rekabet daha sonra husumet derecesine varmıştır. Mufaddal’ın öğrencilerinin Hammâd aleyhinde naklettikleri rivayetlerin de körüklediği bu rekabetin bir başka sebebi Hammâd’la Mufaddal arasındaki bilgi ve kabiliyet farkıdır. Mufaddal’ın başta gelen özelliği güvenilir bir râvi olmasıydı. Buna karşılık Hammâd Arap dili ve bu dilin inceliklerinin yanı sıra şiir, edebî sanatlar ve şairler gibi konularda ondan çok daha üstündü. Ayrıca Emevî sempatizanı olması sebebiyle Hammâd’ın bu hânedan mensupları tarafından ilgi ve destek görerek saraya davet edilmesi, Abbâsîler’e meyyal olan Mufaddal’ın kıskançlık duygusunu kamçılamıştır.

Basra ve Kûfe şehirleriyle Basra ve Kûfe dil mektepleri arasındaki rekabetin de Hammâd aleyhinde söylenenlerde payı vardır. Bu şehirlere ve bu mekteplere mensup olan âlim ve râviler birbirlerini övüp destekliyor, rakip şehir ve mektepten olanları da yeriyordu. Nitekim Kûfeliler aleyhindeki sözleriyle tanınan râvilerden Basralı Riyâşî kendilerinin Arapça’yı saf Araplar’dan, Kûfeliler’in ise yerleşik Araplar’dan öğrendiklerini, dolayısıyla onların dilinin fasih olmadığını belirtmekte (İbnü’n-Nedîm, s. 58), Ebû Hâtim es-Sicistânî de Kûfeliler arasında Kur’an’ı ve Arap dilini iyi bilen kimselerin bulunmadığını ileri sürerek Ali b. Hamza el-Kisâî, Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ gibi Kûfeli âlimlerden kıraat ilmine dair bir şey rivayet etmediğini söylemektedir (Ebü’t-Tayyib el-Lugavî, s. 90). Yine Basralı olan Ebû Ubeyde’nin, Halef el-Ahmer’den, “Hammâd’a kendi uydurduğum şiirleri verir, ondan otantik şiirler alırdım; o da bunları ahmaklığından kabul ederdi” şeklinde naklettiği sözü de bu nevi rekabet ve taassubun tesiriyle uydurulmuş bir rivayet gibi kabul etmek gerekir. Bu rekabet Hammâd ile talebesi Basralı Asmaî arasında da kendini göstermiş, ancak husumet noktasına varmamıştır. Nitekim Asmaî, İmruülkays’ın divanı ile el-Aṣmaʿiyyât adlı eserinde derlediği şiirlerin büyük bir kısmını Hammâd’dan rivayet etmiştir. Ebû Amr eş-Şeybânî de iki dost olan Ebû Amr b. Alâ ile Hammâd’ın birbirlerinin lehine konuştuklarını ifade etmektedir (Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, VI, 73). Basralı olan Ebû Amr’ın Hammâd hakkındaki bu değerlendirmesi de ayrı bir önem taşımaktadır.

Abdülhakîm Mustafa İbrâhim, Hammâd’la ilgili olarak Mevḳıfü’n-naḳdi’l-ʿArabî min Ḥammâd er-Râviye adıyla bir çalışma yapmıştır (baskı yeri yok, 1981).

BİBLİYOGRAFYA
Cumahî, Fuḥûlü’ş-şuʿarâʾ, I, 48-49; Ebü’t-Tayib el-Lugavî, Merâtibü’n-naḥviyyîn (nşr. M. Ebü’l-Fazl), Kahire 1375/1955, s. 72-73, 90; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, el-Eġānî, VI, 69-95; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Flügel), s. 58, 91-92; Şerîf el-Murtazâ, Emâli’l-Murtażâ, [baskı yeri yok] 1373/1954 (Dâru ihyâi’l-kütübi’l-Arabiyye), I, 131; Kemâleddin el-Enbârî, Nüzhetü’l-elibbâʾ (nşr. M. Ebü’l-Fazl), Kahire 1386/1967, s. 35-39; Yâkūt, Muʿcemü’l-üdebâʾ, X, 258-266; İbn Hallikân, Vefeyât, II, 206-210; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, VII, 157-158; Abdülkādir el-Bağdâdî, Ḫizânetü’l-edeb, III, 181; Ahmed Zekî Safvet, Cemheretü resâʾili’l-ʿArab, Kahire 1356/1937, II, 397-400; Brockelmann, GAL, I, 11, 62; Suppl., I, 34, 98; C. Zeydân, Âdâb (Dayf), II, 105-106; Ziriklî, el-Aʿlâm, II, 271-272; Blachère, Târîḫu’l-edeb, s. 121-135; Nâsıruddin el-Esed, Meṣâdirü’ş-şiʿri’l-Câhilî, Kahire 1962, s. 169-171, 368-372, 437-451, 507-509; Sezgin, GAS, I, 366-368; Nihad M. Çetin, Eski Arap Şiiri, İstanbul 1973, s. 52-53, 56-57; Nisar Ahmed Faruqi, Early Muslims Historiography, Delhi 1979, s. 44-48; Tâhâ Hüseyin, Min Târîḫi’l-edebi’l-ʿArabî, Beyrut 1981, I, 177-181; Ömer Ferruh, Târîḫu’l-edeb, II, 81-82; Muhammed Bâkır Ulvân, “Meni’lleẕî cemeʿa’l-Muʿallaḳāt?”, Ḥavliyyâtü’l-Câmiʿati’t-Tûnisiyye, sy. 8, Tunus 1971, s. 21-27; J. W. Fück, “Ḥammād al-Rāwiya”, EI2 (İng.), III, 136.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1997 yılında İstanbul'da basılan 15. cildinde, 486-488 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER