HANEFÎ MEHMED EFENDİ

Müellif:
HANEFÎ MEHMED EFENDİ
Müellif: MEHMET İPŞİRLİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.07.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hanefi-mehmed-efendi
MEHMET İPŞİRLİ, "HANEFÎ MEHMED EFENDİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hanefi-mehmed-efendi (19.07.2019).
Kopyalama metni
Nahcıvan’da doğdu. Bir süre burada tahsil gördükten sonra İstanbul’a gitti. İstanbul’da çeşitli hocalardan ders aldı; ardından mülâzim olarak 40 akçe ile öğretim hayatına başladı. 1034’te (1625) Tekirdağ’da (Rodosçuk) Rüstem Paşa Medresesi’ne hâriç elli derecesiyle tayin edildi. Ertesi yıl Osman Paşa Medresesi’ne, iki sene sonra da Kadırga Limanı’nda Mehmed Paşa Medresesi’ne, 1039’da (1630) İsmihan Sultan Medresesi’ne, 1041’de (1631) Sahn-ı Semân medreselerinden birine, bunun ardından da Edirne’de Beyazıt Medresesi’ne ve Selimiye Medresesi’ne müderris oldu.

1043 (1634) yılında kadılık mesleğine geçen Mehmed Efendi’ye Medine kadılığı verildi; 1048’de (1638) mâzul oldu. Daha sonra Mısır (1051-1053) ve Edirne (1056-1057) kadılığı yaptı. 1058’de (1648) Anadolu kazaskerliğine getirildiyse de aynı yıl görevinden azledildi. 17 Ramazan 1061’de (3 Eylül 1651) şeyhülislâm, Rumeli ve Anadolu kazaskerleri, İstanbul kadısı tayinleriyle ilgili olarak padişah huzurunda sancak-ı şerif önünde yapılan toplantıda Sadrazam Siyavuş Paşa’nın desteğiyle şeyhülislâmlığa getirildi. Huzura kabul edilip meşihat hattını aldığı halde aynı gün Ebûsaid Mehmed Efendi taraftarlarının ağır basması ile şeyhülislâmlıktan alınarak Rumeli kazaskerliğine nakledildi. Kendisinden meşihat hattı geri istenince evde olduğunu söyleyerek onu iade etmediği ve hâtıra olarak sakladığı belirtilir (Naîmâ, V, 123-124). Bir yıl sonra Ankara kazası kendisine arpalık olarak verildi.

Hanefî Mehmed Efendi, 25 Ramazan 1066’da (17 Temmuz 1656) Hocazâde Mesud Efendi’den boşalan şeyhülislâmlık makamına getirildi. Ancak ihtiyarlığı ve bilhassa sağırlık derecesinde kulağının ağır işitmesi sebebiyle dört buçuk ay kadar bu makamda kalabildi, 21 Kasım’da azledildi (a.g.e., VI, 247). Ardından arpalıkları Ankara’dan Dimetoka ve Dağardı kazalarına, Muharrem 1068’de de (Ekim 1657) Gümülcine ve Yenice kazalarına çevrildi.

XVII. yüzyıl ortalarında saltanat ve divan idaresinin ocak ağalarının ve Vâlide Kösem Sultan’ın nüfuzuna girdiği, ulemânın siyasete bulaştığı dönemde kazasker ve şeyhülislâm olarak görev yapan Hanefî Mehmed Efendi Sultan İbrâhim’in hal‘i ve öldürülmesi, Kösem Sultan’ın katli, IV. Mehmed’in cülûsu hadiselerine şahit olmuş ve bu konularla ilgili fetvalar vermiştir. Sultan İbrâhim’in hal‘i sırasında, Şeyhülislâm Abdürrahim Efendi ve Karaçelebizâde ile birlikte Vâlide Kösem Sultan’a durumun vehametini ve hal‘in gerekli olduğunu sert bir üslûpla anlatmış, Vâlide Sultan’ın İbrâhim’in hal‘inden sonra yedi yaşındaki bir çocuk olan Şehzade Mehmed’in saltanatının şer‘an nasıl mümkün olacağını sorması üzerine de Hanefî mezhebinde akılsız büyüğün saltanatının değil akıllı çocuğun saltanatının câiz olduğunu, sadrazamın vekil olarak iş yapabileceğini, bu konuda verilmiş fetvaların bulunduğunu belirterek şehzadenin tahta çıkmasını sağlamıştır. Daha sonra Vâlide Kösem Sultan’ın öldürülmesinin ardından ortalığın yatıştırılması için Hocazâde Mesud Efendi ile birlikte gayret göstermiştir.

Hanefî Mehmed Efendi 3 Muharrem 1069’da (1 Ekim 1658) vefat ederek Eyüp’te Lala Mustafa Paşa Türbesi’nin arkasına gömüldü.

BİBLİYOGRAFYA
Müneccimbaşı, Sahâifü’l-ahbâr, III, 701; Naîmâ, Târih, IV, 9, 288; V, 123-124; VI, 247; Uşşâkīzâde, Zeyl-i Şekāik (nşr. H. J. Kissling), Wiesbaden 1965, s. 314-315; Şeyhî, Vekāyiu’l-fuzalâ, I, 264-265; Devhatü’l-meşâyih, s. 66-67; İlmiyye Salnâmesi, s. 471; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/1, s. 237, 257-258, 302; III/2, s. 475; Danişmend, Kronoloji2, V, 127.
Bu madde ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 15. cildinde, 554 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.