MUSTAFA EFENDİ, Bâlîzâde

MUSTAFA EFENDİ, Bâlîzâde
Müellif: EYYÜP SAİD KAYA, MEHMET İPŞİRLİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 18.07.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mustafa-efendi-balizade
EYYÜP SAİD KAYA, MEHMET İPŞİRLİ, "MUSTAFA EFENDİ, Bâlîzâde", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mustafa-efendi-balizade (18.07.2019).
Kopyalama metni
Aslen Kastamonulu olup İstanbul’da doğdu (Ḥâşiye ʿalâ Şerḥi’l-Miftâḥ, vr. 155a). Bâlî Efendi adında bir mahalle imamının oğludur. Eserlerinde künyesini Mustafa b. Bâlî b. Süleyman el-İstanbûlî şeklinde verir. İlk tahsilini tamamladıktan sonra Şeyhülislâm Hocazâde Mehmed Efendi’ye intisap ederek ondan mülâzim oldu. Ardından müderrisliğe geçti ve Cemâziyelâhir 1025’te (Haziran-Temmuz 1016) Sitti Hatun, Muharrem 1029’da (Aralık 1619) Mesih Paşa, Safer 1030’da (Ocak 1621) İbrâhim Paşa-yı Atîk, Şâban 1030’da (Temmuz 1621) Osman Paşa, Şâban 1032’de (Haziran 1623) Ayşe Sultan medreselerine, Cemâziyelevvel 1033’te (Mart 1624) Sahn-ı Semân medreselerinden birine, Cemâziyelâhir 1035’te (Mart 1626) Edirne Sultan Bayezid Medresesi’ne müderris oldu. Rebîülevvel 1037’de (Kasım 1627) azledildi ve yeni bir görev için üç yıl kadar bekledi. Zilkade 1040’ta (Haziran 1631) Hâkāniyye-i Vefâ Medresesi’ne gönderildi.

Bundan sonra kadılığa geçti. Rebîülevvel 1042’de (Eylül-Ekim 1632) Muharrem 1043’ten (Temmuz 1633) başlamak üzere (tevkit) Medine kadısı oldu ve iki yıl burada görevde kaldı. Resmî hizmet süresini tamamlayınca İstanbul’a döndü (Muharrem 1045 / Temmuz 1635). Dört yıl herhangi bir vazife alamadı. Muharrem 1049’da (Mayıs 1639) Üsküdar kadılığına getirildi. Bu görevi iki yıl sürdü, Rebîülevvel 1051’de (Haziran 1641) mâzul olup Mudurnu kazası arpalık olarak tahsis edildi. Rebîülevvel 1057’de (Nisan 1647) Bursa kadılığı pâyesiyle Galata kadılığına getirildi. Beş ay sonra azledildi. Rebîülevvel 1058’de (Nisan 1648) Çivizâde Şeyh Mehmed Efendi’nin yerine Rumeli kazaskeri olduysa da üç ay içinde emekliye ayrıldı, kendisine tahsis edilen arpalıklarıyla geçindi. Ramazan 1062’de (Ağustos 1652) Hocazâde Mesud Efendi’nin yerine Anadolu kazaskerliğine getirildi. Muharrem 1063’te (Aralık 1652) görevden ayrıldı (Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi, s. 117, 145) ve kendisine çeşitli arpalıklar tahsis edildi.

Mustafa Efendi, 3 Safer 1067’de (21 Kasım 1656) Hanefî Mehmed Efendi’nin yerine şeyhülislâm oldu (Vecîhî Hasan, s. 146; Naîmâ, VI, 230). Kaynaklarda karakteri ve idarî tasarrufları hakkında umumiyetle rakiplerinden aktarılan ağır ithamlara yer verilmekle birlikte (Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi, s. 291-292) altı ay gibi kısa bir süre sonra (9 Şâban 1067 / 23 Mayıs 1657) şeyhülislâmlıktan alınmasının ardında köklü ıslahata girişen Vezîriâzam Köprülü Mehmed Paşa’nın icraatına ayak uyduramamasının yattığı anlaşılmaktadır. Bunda Köprülü Mehmed Paşa’nın himaye ettiği Bolevî Mustafa Efendi’yi bu göreve getirmek istemesinin de rolü vardır. Azlinden sonra kendisine Filibe kazası arpalık verilip bizzat oraya gitmesi emredilmişti. Galata kadılığına tayin edilerek on gün kadar bu görevde kalan oğlunun da onunla beraber gitmesi ferman olundu (a.g.e., s. 303). Zilhicce 1067’de (Eylül 1657) kendisine Filibe kazası yerine Yanbolu ile (a.g.e., s. 333) Nevâhî kazaları tahsis edildi. Muharrem 1069’da (Ekim 1658) arpalıkları Gümülcine ve Vize kazalarına çevrildi. Receb 1072’de (Mart 1662) arpalık olarak yeniden Ayıntab kazası verildi. 1073 Cemâziyelevvelinde (Aralık 1662) vefat etti. Sütlüce’de medfun olup mezarı kaybolmuştur. Mustafa Efendi’nin rakibi olan Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi’nin onun hakkında yazdıkları sonraki tarihçileri de etkilemiş, aradaki bu çekişmeyi göz ardı eden Naîmâ, azil bahsinde ilmiye tarikının usul ve merasimine riayet etmeyip lâubalimeşrep olması, ulemâda bulunması gereken vakar ve metanetten yoksun olması, görevlerin tevcihinde çok yanlış davranması gibi konuları öne çıkarmıştır (Târih, VI, 260-261).

Eserleri. Kendinden emin üslûbu ve sert ifadeleriyle dikkat çeken Bâlîzâde meşhur Hanefî fakihlerine yönelttiği tenkitleriyle tanınmakta ve bu açıdan eserleri Hanefî literatürünü anlamak için önemli ipuçları taşımaktadır. 1. Ḥâşiye ʿalâ Şerḥi’l-Miftâḥ. Seyyid Şerîf el-Cürcânî’nin Sekkâkî’ye ait Miftâḥu’l-ʿulûm üzerine yazdığı el-Miṣbâḥ adlı şerhin hâşiyesi olup başta Kemalpaşazâde olmak üzere Teftâzânî, İmâdüddin el-Kâşî, Molla Hüsrev gibi el-Miftâh’a şerh ve hâşiye yazmış âlimlere yönelik eleştirilerle doludur (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 2218; Bağdatlı Vehbi Efendi, nr. 1776). 2. el-Ferâʾid fî ḥalli’l-mesâʾil ve’l-fevâʾid (ve’l-ḳavâʿid). Ebü’l-Berekât en-Nesefî’nin Kenzü’d-deḳāʾiḳ adlı eserinin şerhi mahiyetinde bir çalışma olup Bâlîzâde eserinde İbn Nüceym, Osman b. Ali ez-Zeylaî, Bedreddin el-Aynî, İbn Gānim el-Makdisî gibi Kenzü’d-deḳāʾiḳ şârihleriyle Velvâlicî, Kâsânî, Sadrüşşerîa, Molla Hüsrev, Kemalpaşazâde, İbnü’l-Hümâm gibi birçok Hanefî fakihini gerek mezhebin temel eserlerinden gerekse Hanefî fıkıh usulünden hareketle eleştirmektedir (Süleymaniye Ktp., Hasan Hüsnü Paşa, nr. 515; Ayasofya, nr. 1238, 1239). Çok geniş bir literatürden faydalandığı görülen Bâlîzâde eserini önce Sultan İbrâhim’e ithaf etmiş (Süleymaniye Ktp., Hasan Hüsnü Paşa, nr. 515, vr. zahriye b), fakat muhtemelen şeyhülislâmlığa tayininden evvel yaptığı değişiklikle kitabının yeni nüshalarında IV. Mehmed’i ithaf makamı olarak kaydetmiştir (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 1238, vr. 2a). 3. es-Seyfü’l-meslûl fî şerʿi’r-Resûl. Bâlîzâde’nin nevâzil türündeki üç eserinden ilkidir (TSMK, Medine, nr. 376). 4. el-Aḥkâmü’ṣ-ṣamediyye fi’ş-şerîʿati’l-Muḥammediyye. Hanefî mezhebinde “müftâ bih” olarak nitelendirilen görüşleri bir araya getirmek amacıyla hazırlanan nevâzil türü bir eserdir (Murad Molla Ktp., nr. 526). 5. Mîzânü’l-ʿamel (Fetâvâ). Zengin bir literatürden faydalanılarak kaleme alınan bu eser de fıkıh bablarına göre tasnif edilmiş, mukaddimesinde bazı fıkıh usulü konularına ve son bölümünde delillerin teâruzu hakkında ispat hukukuna dair tartışmalara yer verilmiştir (Süleymaniye Ktp., Yenicami, nr. 675). Gedizli Mehmed Efendi, Bâlîzâde’nin fetvalarını yeniden düzenlediği Mecmûʿa-i Fetâvâ-yı Bâlîzâde adlı kitabını muhtemelen Bâlîzâde’nin bu üç nevâzil eserinden hareketle hazırlamıştır. 6. Ḥâşiyetü Bâlîzâde ʿalâ Ḥâşiyeti Saʿdî Çelebî. Ekmeleddin el-Bâbertî’nin el-Hidâye üzerine kaleme aldığı el-ʿİnâye adlı şerhe Sâdî Çelebi’nin yazdığı hâşiyenin reddiyesi mahiyetindedir (Murad Molla Ktp., nr. 609). 7. Ḥâşiye ʿalâ Ḥâşiyeti’s-Saʿdî ʿale’l-Beyżâvî. Bu eserde de hemen her meselede Sâdî Çelebi’nin görüşleri tenkit edilmektedir (Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 302). 8. Risâle fîmâ revâhu Ebû Eyyûb el-Enṣârî. Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin rivayet ettiği hadisleri bir araya getirmek amacıyla kaleme alınan eser Risâletü Bâlîzâde fî ḥaḳḳı ḥażreti Ḫâlid raḍıyallāhu ʿanh (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Arabî, nr. 2447) ve el-Eḥâdîs̱ü’l-merviyye ʿan Ḫâlid b. Zeyd (Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 801) gibi adlarla kaydedilmiştir. Bâlîzâde, erken dönem hadis kaynaklarını kullanmakla beraber onun eserini daha çok İbn Kesîr ve Süyûtî gibi geç dönem müelliflerinin çalışmalarından istifade ederek hazırladığı görülmektedir. 9. Şerḥu Ḳaṣîdeti’l-Münferice (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3772, vr. 175b-180a). Bâlîzâde’nin şeyhülislâmlığı sırasında verdiği ve kendi el yazısıyla kaydettiği fetvalarından bir kısmı günümüze ulaşmıştır (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 844, vr. 96b-108b). Kütüphane kayıtlarında kendisine izâfe edilen Ḥâşiye ʿalâ Muḫtaṣari’l-Meʿânî (Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 471), Ḥâşiye ʿale’l-Muṭavvel ile (Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 1763) İlm-i Firâset Risâlesi (Süleymaniye Ktp., İzmirli İsmail Hakkı, nr. 1926) başka müelliflere aittir.

BİBLİYOGRAFYA
Bâlîzâde, Ḥâşiye ʿalâ Şerḥi’l-Miftâḥ, Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 2218, vr. 155a; Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1515; Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi, Ravzatü’l-ebrâr Zeyli (haz. Nevzat Kaya), Ankara 2003, s. 117, 145, 180, 291-292, 300, 303, 333; Vecîhî Hasan, Târih (haz. Ziya Akkaya, doktora tezi, 1957), AÜ DTCF, nr. 9, s. 146; Abdurrahman Abdi Paşa Vekāyi‘nâme’si (haz. Fahri Çetin Derin, doktora tezi, 1993), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 37, 84, 91; Naîmâ, Târih, VI, 230, 241, 260-261; Şeyhî, Vekāyiu’l-fuzalâ, I, 297-298; Devhatü’l-meşâyih, s. 67-68; İlmiyye Salnâmesi, s. 472-474 (fetvalarına iki örnek); Osmanlı Müellifleri, I, 258; Îżâḥu’l-meknûn, II, 612; Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 230; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/2, s. 475-476; Ziriklî, el-Aʿlâm, VIII, 136; Kehhâle, Muʿcemü’l-müʾellifîn, XII, 254.

Mehmet İpşirli - Eyyüp Said Kaya
Bu madde ilk olarak 2006 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 31. cildinde, 294-295 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.