HÂNENDE

خواننده
Müellif:
HÂNENDE
Müellif: NURİ ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 08.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hanende
NURİ ÖZCAN, "HÂNENDE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hanende (08.12.2019).
Kopyalama metni
Farsça’da “okuyan, okuyucu” anlamına gelen hânende kelimesi, Türk mûsikisinde yakın zamanlara kadar gerek tek başına gerekse toplu olarak yapılan mûsiki icrasına sesleriyle katılan erkek ve kadın sanatçıları ifade etmektedir. Hânende karşılığında Arapça’da erkekler için mugannî, kadınlar için muganniye, Farsça’da ise kavvâl yanında daha çok gûyende kelimeleri kullanılmıştır. Nitekim Türk mûsikisi tarihinin en büyük isimlerinden Abdülkādir-i Merâgī, aynı zamanda iyi bir hânende olması sebebiyle Abdülkādir-i Gûyende olarak da anılmıştır. Osmanlı devrinde yazılan eserlerde genellikle hânende kelimesine yer verilmişse de el-Matla‘ (XVI. yüzyıl) gibi bazı Türkçe nazariyat kitaplarında gûyendeye de rastlanmaktadır. Türk mûsikisinde son zamanlara kadar kullanılan hânende kelimesi artık yerini “ses sanatkârı” ifadesine bırakmıştır.

XVIII. yüzyılın önemli mûsikişinaslarından Kantemiroğlu (Dimitrius Cantemir), mûsikinin nefesle ve sazla olmak üzere iki şekilde icra edildiğini, nefesle mûsiki icrasına hânendelik denildiğini söylemektedir (İlmü’l-mûsikî, I, 172). Ayrıca fasıl icrasını hânende faslı, sâzende faslı ve hânende ile sâzendelerin birlikte icra ettikleri fasıl olmak üzere üç kısma ayırmıştır. Buna göre hânende faslında sırasıyla gazel, beste, nakış, kâr ve yürük semâi formları icra edilir. Hânende ve sâzendelerin birlikte yaptıkları fasılda ise taksimden sonra bir veya iki peşrev çalınır; arkasından hânendeler tarafından gazel, beste, nakış, kâr ve yürük semâi formları okunur. Daha sonra çalınan saz semâisinin ardından bir hânendenin okuduğu gazelle fasıl sona erer (a.g.e., I, 186-187). Bu bilgiler, hânendenin fasıl içinde solo ve koro olarak mûsiki icrasına nasıl katıldığını göstermektedir.

Mûsiki faslının yönetimi de hânendelerin vazifeleri arasındadır. Defle usul vurmak suretiyle faslı yöneten kişiye “serhânende” (hânendebaşı, başhânende) denir. Serhânende bu göreviyle günümüz icralarında koro şefini andırmaktadır. Ancak serhânende, topluluğun yöneticisi durumunda olmakla birlikte diğer hânendelerle beraber eser icrasına sesiyle de katıldığından konumu koro şefliği anlayışından oldukça farklıdır. Zira icra esnasında uyum, şef aracılığı ile ve onun işaretlerine uymaya çalışarak değil hânende ve sâzendelerin doğrudan doğruya birbirlerini dinlemeleriyle sağlanırdı. Fasıl icrasında çok defa önceden bir program tesbit edilmiş olmadığından repertuvarı şartlara göre düzenleme görevi de başhânendeye aitti. Başhânendenin repertuvar bilgisi doğrultusunda sünûhata tâbi olarak devam eden icrada hânendeler eserleri kendilerine en uygun ses alanı içerisinde okurlar.

Hânendelikte güzel ses yanında iyi bir mûsiki bilgisinin de gerekli olduğunu belirtmek gerekir. Bu özellikleri taşıyan hânendelerin ilim sahibi mûsikişinaslar arasında daha da itibar göreceğini Abdülkādir-i Merâgī Câmiʿu’l-elḥân ve Maḳāṣıdü’l-elḥân adlı eserlerinde belirtmektedir.

Türk mûsikisi tarihinin hemen her döneminde usta hânendeler yetişmiştir. XIX ve XX. yüzyılların en meşhur hânendelerinden bazıları şu şekilde sıralanabilir: Hacı Ârif Bey, Hacı Fâik Bey, Medenî Aziz Efendi, Hacı Kirâmî Efendi, Enderunlu Hâfız Hüsnü Efendi, Hânende Arap İbrâhim, Arap Cemal, Hânende Karakaş, Hânende Nedim, Hâfız Osman, Domates Ahmed, Üsküdarlı Edhem, Celâl Tokses, Hâfız Sâmi, Hâfız Kemal, Hâfız Burhan, Halit Lemi Atlı, Zeki Çağlarman, Münir Nurettin Selçuk.

BİBLİYOGRAFYA
Abdülkādir-i Merâgī, Maḳāṣıdü’l-elḥân (nşr. Takī Bîniş), Tahran 1977, s. 117-118; a.mlf., Câmiʿu’l-elḥân (nşr. Takī Bîniş), Tahran 1366 hş./1987, s. 191-192; Seydî, el-Matla‘, TSMK, III. Ahmed, nr. 3459, vr. 6a, 7a, 13b, 19b, 29b, 32a; Kantemiroğlu, İlmü’l-mûsikî, I, 172, 186-187; Kâzım Uz, Musiki Istılâhatı (nşr. Gültekin Oransay), Ankara 1964, s. 29; Dihhudâ, Luġatnâme, XII, 826-827; XXI, 505; XXIII, 612; Cem Behar, Zaman, Mekân, Müzik, İstanbul 1993, s. 89-92, 122.
Bu madde ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 16. cildinde, 27 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.