HASAN PAŞA, Kethüdâ - TDV İslâm Ansiklopedisi

HASAN PAŞA, Kethüdâ

Müellif:
HASAN PAŞA, Kethüdâ
Müellif: FERİDUN EMECEN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.11.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hasan-pasa-kethuda
FERİDUN EMECEN, "HASAN PAŞA, Kethüdâ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hasan-pasa-kethuda (24.11.2020).
Kopyalama metni
III. Ahmed devri vezirlerinden Kazıkçı Hasan Paşa’nın kölelerinden olup Çerkez asıllıdır. Daha sonra Aydın muhassılı Dizlikçi Mehmed Paşa’nın hazine kâtipliğini yaptı. 1770’te patlak veren Mora isyanı sırasında Muhsinzâde Mehmed Paşa’nın mütesellimi olarak Tripoliçe’de bulunuyordu. İlk askerî başarısını burada gösterdi ve şehri kuşatan âsilerin püskürtülmesinde önemli rol oynadı (Enverî, vr. 91a). Ardından Melek Mehmed Paşa’ya intisap ederek kethüdâsı oldu ve uzun yıllar onun yanında kaldı. Hatta bu son görevinden vezâretle paşa olduğu için kendisine “Kethüdâ” (kâhya) lakabı takıldı. 1787-1788 Osmanlı-Rus ve Avusturya mücadelesi sırasında Melek Mehmed Paşa’nın Vidin muhafızlığına getirilmesi hayatında yeni bir devrenin başlamasına yol açtı. Nitekim mücadelenin en yoğun olduğu bu bölgede gösterdiği üstün gayretler sonucu en yüksek idarî makama terfi ederek onun âmiri olma başarısını dahi yakaladı.

Melek Mehmed Paşa’nın Vidin seraskerliğine tayini üzerine önce vezâret pâyesiyle Vidin Kalesi muhafızı olan Hasan Paşa, Sadrazam ve Serdârıekrem Koca Yûsuf Paşa’nın ordu ile Vidin’e gelmesi sırasında 17 Şevval 1202’de (21 Temmuz 1788) Sivas eyaleti ilâvesiyle Vidin seraskerliğine getirildi. Bu görevinde Avusturya kuvvetlerine karşı büyük başarı kazandı. Mehâdiye ve Şebeş’te Avusturya ordularını üst üste yendi. Özellikle İmparator II. Joseph’in idaresindeki kuvvetleri mağlûp etmesi, Avusturyalılar’ın müttefikleri olan Ruslar’la birleşmelerini engellemiş, II. Joseph bu savaşlar sırasında hayatını güçlükle kurtarabilmişti. Ancak daha sonra Osmanlı orduları Ruslar karşısında birbiri ardına başarısızlığa uğradı. Özü’nün düşmesinden sonra I. Abdülhamid’in ölümü ile yerine geçen III. Selim’in idareyi bizzat kendi eline almak isteyip Koca Yûsuf Paşa’yı azletmesi, önceki askerî başarıları göz önüne alınan Hasan Paşa’ya sadrazamlık yolunu açtı. 13 Ramazan 1203’te (7 Haziran 1789) Yûsuf Paşa’dan mührü alan Osman Ağa, Rusçuk’ta ordugâha ulaştığında ağır bir rahatsızlık geçiren Hasan Paşa’ya mührü ve hil‘ati hasta yatağında verdiği için yeni sadrazam sonradan “cenaze” veya “meyyit” lakabıyla da anılacaktır. Beş ay yirmi altı gün süren sadâreti cephede geçen Hasan Paşa, gerek hastalığı gerekse büyük bir harekâtı tamamıyla planlayıp yürütecek kabiliyette bulunmaması yüzünden başarılı olamadı. İleriye sevkettiği Kemankeş Mustafa Paşa idaresindeki kuvvetler ağustos başında Fokşan’da (Foczani/Fokschany) yenildiği gibi kendisi de Fokşan mağlûbiyetinin intikamını almak, Bender ve Akkirman’ı kurtarmak amacıyla giriştiği harekât sırasında (TSMA, nr. E. 1329/29, 32, 34) Rimnik (Rymnik) nehri yakınlarında Martineşti’de (Martinestji) bozguna uğradı. Geri çekilen kuvvetler Boza (Buza) suyunu geçerken büyük zayiat verdiğinden bu savaş Boza bozgunu olarak anıldı. Bender, Akkirman düştü, ardından Avusturyalılar 8 Ekim’de Belgrad’ı aldılar. Bunun üzerine Hasan Paşa azledilerek (5 Rebîülevvel 1204/23 Kasım 1789) yerine, İsmâil Kalesi kuşatması sırasında Ruslar’ı mağlûp eden efsanevî şöhrete sahip Cezayirli Gazi Hasan Paşa getirildi.

Sadrazamlıktan azledilmesinin ardından 19 Aralık’ta malları müsadere edilmeksizin Tırhala sancağı ile Rusçuk muhafazasına gönderilen Hasan Paşa’nın ancak iki ay sonra vezâreti kaldırılarak mallarına el konuldu (BA, A.RSK, nr. 1589, s. 54) ve Bozcaada’ya sürgüne gönderildi. Eski efendisi Melek Mehmed Paşa’nın sadrazam olması üzerine iki buçuk yıl süren mâzuliyeti sona erdi. Haziran 1792’de vezir rütbesiyle Silistre valisi oldu, kırk gün sonra Hanya’ya nakledildi. Nisan 1795’te Mora’ya, ardından Kandiye ve Eylül 1796’da Hanya’ya, Ağustos 1797’de yeniden Mora muhassıllığına getirildi. Bu sırada Fransa’nın Mısır’ı işgali üzerine savaşın Mora’ya sıçramasından korkulduğu için bu görevden alınıp vezâreti kaldırılarak önce Yenişehir’de (Tırhala), hemen ardından da 10 Muharrem 1213’te (24 Haziran 1798) dilediği yerde oturmak şartıyla emekliye sevkedildi (BA, MAD, nr. 7584, s. 20). On sekiz ay sonra yeniden vezâret pâyesiyle Bender muhafızı oldu, 1802’de tekrar emekli edilip Yenişehir’e gönderildiyse de kısa bir müddet sonra yine Bender’e yollandı. Bu son görevi sırasında Ruslar âni bir saldırı ile Bender’i kuşatıp teslim aldıkları gibi kendisini de esir olarak Rusya’ya götürdüler. Kurtulduktan sonra Yenişehir’e dönen Hasan Paşa’nın özellikle yaşlılık dönemine rastlayan hayli maceralı hayatı burada 1225 (1810) yılı dolaylarında sona erdi.

Kaynaklarda tedbirli, gözü pek, savaşçı bir kişiliğe sahip olarak tanıtılan Hasan Paşa’nın emir altında iyi bir asker ve kumandan olmakla birlikte karar mercii olarak büyük askerî harekâtı yürütecek ve idare edebilecek yeteneği bulunmadığı belirtilir. Ayrıca bazı hayratı olduğu, Hotin’de bir cami yaptırdığı da bilinmektedir.

BİBLİYOGRAFYA
BA, HH, nr. 1204, 2002, 7917; BA, Ali Emîrî, III. Selim, nr. 24210; BA, MAD, nr. 7584, s. 12, 20; BA, A.RSK, nr. 1589, s. 54; TSMA, nr. E. 1329/23, 24, 26-28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 38, 39, 54, 56, 58; nr. 8210; Enverî, Târih, İÜ Ktp., TY, nr. 5994, vr. 91b-92a; Hadîkatü’l-vüzerâ, s. 40-41; Edîb, Târih (“Teşrifâtî Naim Efendi Tarihi” adıyla nşr. A. Berker, TV, III/15 [1949] içinde), s. 231; Sefernâme-i Serdâr-ı Ekrem Yûsuf Paşa, İÜ Ktp., TY, nr. 3254, vr. 19a-b, 24a-b, 36b-37b, 38a-b, 57b vd.; Abdullah Lebîbâ, Târîh-i Lebîbâ, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2158, vr. 98a-b, 111a-b, 121a-b; Vâsıf, Târih, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3383, vr. 14b-15a; Nûrî, Târih, İÜ Ktp., TY, nr. 5996, vr. 145b, 262b; Cevdet, Târih, IV, 33, 62-87, 306-307; V, 4-6, 273; VI, 330; VIII, 95-96; Sicill-i Osmânî, II, 164; Danişmend, Kronoloji, IV, 66, 68-69, 488; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, IV/1, s. 395, 530-531, 534, 549, 553, 557; IV/2, s. 444-446; E. Kuran, “Kaḥyā (Ketk̲h̲udā) or D̲j̲enāze Ḥasan Pas̲h̲a”, EI2 (İng.), IV, 455-456.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1997 yılında İstanbul'da basılan 16. cildinde, 337-338 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER