HASEKİYYE - TDV İslâm Ansiklopedisi

HASEKİYYE

خاصكيّة
HASEKİYYE
Müellif: SEYYİD MUHAMMED es-SEYYİD
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.10.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hasekiyye
SEYYİD MUHAMMED es-SEYYİD, "HASEKİYYE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hasekiyye (20.10.2020).
Kopyalama metni
Memlükler’de tâcirü’l-memâlik tarafından küçük yaşlarda satın alınan, kendilerine eclâb veya cülbân denilen memlükler bir süre eğitilip yetiştirildikten sonra çeşitli görevlere dağıtılırdı. Bunların en kabiliyetlileri sultan sarayında hizmet için ayrılır ve kendilerine hasekiyye denirdi. İbn İyâs, el-Melikü’z-Zâhir Baybars’ın (1260-1277) 4000 memlükünün bulunduğunu, bunların sipehsâlâriyye, mefâride, dahil ve hariç hasekiyyeleri adlı dört gruba ayrıldığını belirtmektedir. Hasekiyyeden Memlük kaynaklarında bazan havâs ve havâşî diye de bahsedilmektedir. Memlük olmayan kişiler de hasekiyyenin içinde yer alabilirdi. Meselâ Sultan Berkuk’un kayınpederi Ahmed b. Ali b. Ebû Bekir b. Eyyûb önceleri devletin başmühendisi iken daha sonra haseki olmuştur. Hadım Şâhin el-Hasenî de hasekiyyedendi.

Memlük devrinin başlangıcında sultanın yirmi dört hasekiyyesi varken bu sayı el-Melikü’n-Nâsır Muhammed b. Kalavun zamanında (1299-1309, 1310-1341) 400’e ulaşmış, el-Melikü’l-Müeyyed Şeyh el-Mahmûdî (1412-1421) bu sayıyı seksene indirmiştir. Barsbay devrinde ise (1422-1438) bunların sayısı 1200’dü. XVI. yüzyılın başında 800 olan hasekiyye mevcudu Kansu Gavri döneminin sonunda (1516) yeniden 1200’e yükselmiştir.

Hasekiyyeler arasında çeşitli dereceler vardı. Emirlik derecesinde olanlarla “el-hasekiyyetü’l-kibâr” denilen hasekiler siyasî hayatta etkin rol oynarlardı. Bunların altında tablhâne ve aşerât emîrleri vardı. Hasekiyye emîrleri genellikle Emîr İnal el-Hasekî, Emîr Yeşbek el-Hasekî, Emîr Devletbay el-Hasekî örneklerinde görüldüğü gibi adlarının sonuna getirilen “el-hasekî” unvanıyla anılırlardı. Görevlerinin saray içinde ve dışında bulunmasına göre iki kısma ayrılan hasekiyyelerden iç hizmette olanların görevleri sürekliydi. Merkezdeki hasekiyyeler gece gündüz saraydan ayrılmazlar ve istedikleri zaman sultanın huzuruna çıkabilirlerdi. Bunlar taşradaki memlük ve emîrlere göre daha imtiyazlıydılar.

Hasekiyye emîrlerinin bazıları devâdâriyye, sükāt-ı hâs, hâzindâriyye, re’s-i nevbet-i cemdâniyye, silâhdâriyye ve başmakdâriyye gibi devlet dairelerinde görev alırlardı. Bu görevlerde bulunan emîrler sarayda ve eyvân-ı muazzamda kendilerine ayrılan yerlerde dururlardı. Bunların da kendilerine mahsus hasekiyyesi vardı. Hasekiyye emîrleri, saray ve eyvandaki hizmetlerin dışında mahmil-i şerifin Haremeyn’e götürülmesi ve saraya ait nakil hizmetleri, mühimmatın hazırlanması, devletin muhtelif nâiblikleri, yeni nâiblere görevlerinin tebliği, valilere hil‘at ve tayin beratlarının ulaştırılması, âsi emîr ve valileri tevkif ve hapsetme, yabancı devletler ve diğer İslâm ülke hükümdarları nezdinde temsilcilik ve ulaklık gibi işleri de yürütürlerdi. Nitekim Barsbay’ın Tağrîberdî el-Hicâzî el-Hasekî’yi elçi olarak II. Murad’a gönderdiği bilinmektedir.

Sultan üzerinde büyük nüfuzları bulunan merkezdeki hasekiyye emîrleri bu nüfuzlarını kullanarak, çok defa da aralarında ittifak ederek sultana isteklerini yaptırırlar, hatta nâib-i saltanatı bile değiştirtebilirlerdi. Sultan Barsbay, 830 (1427) yılında kendisine karşı suikast düzenleyen hasekiyyeden bir kısmını öldürtmüş, bazılarını da sürgüne göndermiş veya hapsettirmiştir. Hasekiyye emîrleri, saray ile taşradaki Memlük emîrleri arasında çıkan anlaşmazlıklarda sultanın emriyle ara buluculuk yaparlar, memlük ileri gelenleri de sultanla aralarındaki bazı meseleleri çözmek için hasekiyyeleri devreye sokarlardı. Memlük emîrleri arasında bir fitne çıktığı zaman taraflar hasekiyye emîrlerinin yardımıyla saltanatı ele geçirmeye çalışırlardı. Bilâdüşşâmiyye (Suriye-Filistin) valileri hasekiyyeden tayin edilirdi. Hasekiyye, iktisadî buhran zamanlarında sultanın emriyle fakir halkı aralarında paylaşarak yedirip giydirirlerdi.

Hasekiyyenin maaşı memâlîk-i sultâniyyenin aldığı ücretten fazla olur, hatta bazan yüksek rütbeli hasekiyye emîrleri vezir ve nâib-i saltanatın maaşı kadar ücret alabilirlerdi. Makrîzî el-Ḫıṭaṭ’ında, hasekiyyenin mukaddem emîrlerinin maaşlarının senede 100.000 dinar olduğunu, aynı rütbedeki diğer hariciye mukaddem emîrlerinin her birine 85.000, hasekiyye tablhâne emîrlerine 40.000, aşerât emîrlerine 10.000 dinar dağıtıldığını, harciyenin tablhânelerinin otuzar bin, aşerâtlarının ise yedişer bin dinar aldığını belirtmektedir. Hasekiyyenin maaşlarının yanı sıra derecelerine göre bahşiş ve aidatları da vardı. Sultan tarafından bunlara ramazan ayında şeker ve helva, kurban bayramında ise hayvanları için “alîk” adıyla hububat veya otluk tevzi ettirilirdi. Ayrıca kendilerine yılda iki defa at verilirdi. Bazı hasekiyye mukaddem emîrleri için bu miktar yılda 100 ata kadar varabilirdi. Bunlardan başka hasekiyyelere değerli kumaşlardan giyecekler veya bunlara karşılık olarak para verilirdi. 842 (1438-39) yılında Memlük sultanı hasekiyyeye 1500 dirhem “kısmet nafakātı” dağıttırmıştı. Sultanın hasekiyye emîrleri, genellikle aile ve köleleriyle birlikte Kal‘atülcebel’de kendilerine tahsis edilen ve “el-büyûtü’l-kerîme” adıyla anılan evlerde ikamet ederlerdi.

Hasekiyye emîrleri, derecelerine göre üzerlerine sırmalı atlastan kabâ (cübbe veya kaftan), başlarına “zant” denilen süslü bir serpuş giyip bunun etrafına tülbent sararlar, bu tülbendin bir tarafını boğazlarının altından dolaştırırlardı; bellerine de altın, gümüş veya mücevherli kemerler takarlardı. Suç işleyen hasekiler sultan tarafından hapis veya sürgünle cezalandırılırdı. Hasekiler varlıklarını Memlük Sultanlığı’nın sonuna kadar sürdürmüştür.

Hasekiyye tabiri, Mısır’da Osmanlı idaresi döneminde tamamen farklı bir anlamda kullanılmış, sultana ait vakıflara hasekiyye vakıfları, vakfın gelir kaynağını oluşturan köylere de hasekiyye köyleri denmiştir. Hasekiyye vakıfları Haremeyn’in yoksul halkının deşîşe*lerine, ulemâya ve talebelere, fakir ve muhtaçlara sadaka olarak ayrılmıştır. Bu vakıflar, XVII. yüzyılın sonlarından itibaren Mısır’ın diğer müesseseleri gibi Memlük beylerinin eline geçmiş ve bu durum XIX. yüzyıla kadar sürmüştür.

BİBLİYOGRAFYA
BA, MD, nr. 24, s. 32; nr. 33, s. 71; nr. 34, s. 86; nr. 39, s. 301; nr. 61, s. 49; MD Zeyli, nr. 6, s. 74; BA, KK, nr. 70, s. 168; Makrîzî, es-Sülûk, I/1, s. 644-645, 650-651; I/3, s. 686, 708-709; II/1, s. 33, 37; II/3, s. 560, 566-567, 587, 722, 729, 736, 905; IV/1, s. 179-180; IV/2, s. 783, 799, 995, 1007; IV/3, s. 1056, 1068, 1070, 1081, 1103, 1112, 1114, 1125, 1217; a.mlf., el-Ḫıṭaṭ, II, 99, 205-206, 209, 211, 214, 216-218; III, 133, 335, 353-354; İbn Hacer, İnbâʾü’l-ġumr (nşr. Hasan Habeşî), Kahire 1971, I, 15; Halîl b. Şâhin, Zübdetü keşfi’l-memâlik ve beyânü’ṭ-ṭuruḳ ve’l-mesâlik (nşr. P. Ravaisse), Paris 1894, s. 115-116, 148; İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire, VI, 329; VII, 179; XI, 58; Hatîb el-Cevherî, Nüzhetü’n-nüfûs ve’l-ebdân fî tevârîḫi’z-zamân (nşr. Hasan Habeşî), Kahire 1970-73, I, 35, 217, 236, 295, 405; II, 33-35, 72, 84, 136, 140; III, 72, 128, 311, 367, 435; İbn İyâs, Bedâʾiʿu’z-zühûr, I, 6, 133, 244, 337; III, 2-4; Cebertî, ʿAcâʾibü’l-âs̱âr, I, 54; Uzunçarşılı, Medhal, s. 347-348, 457-458; Seyyid el-Bâz el-Arînî, el-İḳṭâʿu’l-ḥarbî fî Mıṣr fî zemeni selâṭîni’l-Memâlîk, Kahire 1956, s. 153, 178; Saîd Abdülfettâh Âşûr, Mıṣr fî ʿaṣrı devleti’l-Memâlîki’l-Baḥriyye, Kahire 1959, s. 31, 104, 183; Abdülmün‘im Mâcid, Nüẓumü devleti selâṭîni’l-Memâlîk ve rüsûmihim fî Mıṣr, Kahire 1964-67, I, 144-145; II, 14-16, 18-19, 48, 77, 134, 165-166; Hasan el-Bâşâ, el-Fünûnü’l-İslâmiyye ve’l-veẓâʾif ʿale’l-âs̱âri’l-ʿArabiyye, Kahire 1965, I, 462-466; Hasan-ı Enverî, Iṣṭılâḥât-ı Dîvânî Devre-yi Ġaznevî ve Selcûḳī, Tahran 1373, s. 32-33; D. Ayalon, “Studies on the Structure of the Mamluk Army”, BSOAS, XV (1953), s. 213-216; a.mlf., “K̲h̲āṣṣakiyye”, EI2 (İng.), IV, 1100.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1997 yılında İstanbul'da basılan 16. cildinde, 373-374 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER